POLİTİKA - 13 Nisan 2025 Pazar 12:29

ADF’de ırkçılıkla yüzleşme çağrısı: "İslamofobi, yalnızca Müslümanların değil, insanlığın sorunu"

A
A
A
ADF’de ırkçılıkla yüzleşme çağrısı: "İslamofobi, yalnızca Müslümanların değil, insanlığın sorunu"

Antalya Diplomasi Forumu’nda düzenlenen "21. Yüzyılda Ayrımcılık ve Irkçılıkla Yüzleşmek" oturumunda, demokrasilerde derinleşen temsiliyet sorunu ve yapısal ırkçılık tartışmaya açıldı. İİT Temsilcisi Mehmet Paçacı, İslamofobinin yalnızca dini bir önyargı değil, küresel bir insan hakları sorunu olduğunu vurguladı. Paçacı, "Müslüman zıttı ırkçılık sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın sorunudur" ifadelerini kullanırken, Leeds Üniversitesi’nden Prof. Dr. Salman Sayyid ise "Hiç kimse kendine ırkçıyım demiyor ama pek çok kişi gururla ‘İslamofobikim’ diyebiliyor" dedi.


Antalya Diplomasi Forumu’nun son gününde gerçekleşen "21. Yüzyılda Ayrımcılık ve Irkçılıkla Yüzleşmek" başlıklı oturumda, günümüz toplumlarında giderek yapısallaşan ayrımcılık ve ırkçılık sorunu farklı perspektiflerden ele alındı. Avrupa’dan Güney Asya’ya, ABD’den Orta Doğu’ya uzanan bir çerçevede Müslüman zıttı nefret, yapısal eşitsizlik, temsiliyet sorunu ve ifade özgürlüğüyle ırkçılık arasındaki gerilim masaya yatırıldı. AGİT, İİT ve Avrupa Komisyonu temsilcilerinin yanı sıra akademisyenler de oturumda kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.



"Müslümanların yarısı her gün ayrımcılığa ya da tacize uğruyor"


Evren Dağdelen Akgün, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Müslümanlara Karşı Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılıkla Mücadele Özel Temsilcisi olarak yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın raporlarına işaret etti. Akgün, "13 AB ülkesinde yapılan araştırmalara göre, Müslümanların yarısı her gün ayrımcılığa ya da tacize uğruyor. Bu durum yalnızca bireyleri değil, toplumu ve demokrasiyi aşındırıyor" dedi.


Müslüman zıttı nefretin semptomları değil, nedenleriyle yüzleşilmesi gerektiğini vurgulayan Akgün, "Bu nefret gerçek bir olgu. Adı ne olursa olsun, bu bir ırkçılıktır. Ceza hukukunun konusu olmalı. Cezasızlık, söylemleri meşrulaştırıyor ve ayrımcılığı derinleştiriyor" uyarısında bulundu. Akademik verilerin ırkçılığın demokratik kurumlara sızdığını gösterdiğini ifade eden Akgün, "Bu süreç hedef alınan toplulukların demokratik sürece katılımını da engelliyor. Bu da sistemin meşruiyetini sorgulatıyor" dedi.



"İslamofobi bir güvenlik kisvesiyle yeniden üretildi"


İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) İslamofobi ile Mücadele Özel Temsilcisi Mehmet Paçacı, modern ırkçılığın kültürel kimlik ya da güvenlik kaygıları üzerinden yeniden inşa edildiğini söyledi. "Batı toplumlarında Müslümanlara yönelik önyargılar yalnızca dışlamaya değil, toplumlar arası bölünmeye de neden oluyor" diyen Paçacı, bu nefretin sistematik ve küresel bir yapıya dönüştüğüne dikkat çekti.


Paçacı, yalnızca 2024 yılında ABD’de Müslüman zıttı önyargıya dair 9 bin şikâyet alındığını, Avrupa’da ise bir yıl içinde vakaların %43 artarak 6 bini geçtiğini belirtti. Avustralya ve Uzak Doğu’da da son iki yılda vakaların ikiye katlandığını vurgulayan Paçacı, özellikle kadınların çevrimiçi ve fiziksel saldırılarda orantısız şekilde hedef alındığını belirtti. "Bu rakamlar yalnızca istatistik değil; inançları nedeniyle korku içinde yaşayan insanların, ailelerin gerçek hikâyeleridir" diyen Paçacı, İslamofobinin bir insan hakları meselesi olduğunu, toplumsal barış ve çoğulculuğun da bu nefretin hedefinde olduğunu ifade etti.



"Demokrasi bir etiket değil, her gün yeniden kazanılır"


Avrupa Komisyonu’nun Müslüman Zıttı Nefretle Mücadele Koordinatörü Marion Lalisse, ayrımcılığın yalnızca bireyler arasında değil, yapısal düzeyde üretildiğini söyledi. "Demokrasiye sahip olmak, bir kez elde edilen bir etiket değildir. Her gün yeniden mücadeleyle korunur" diyen Lalisse, Avrupa’nın pek çok yerinde Müslümanlara, Romanlara, siyahilere ve Asyalılara yönelik ayrımcılığın devam ettiğini vurguladı.


Lalisse, medya kuruluşlarının bazılarının Müslümanları yalnızca terör ya da göç kapsamında sunarak sosyal gerginlikleri artırdığını söyledi. Lalisse, şu ifadelere yer verdi: "Müslümanlar hakkında konuşmak değil, Müslümanları konuşmanın içine dâhil etmek gerekiyor."


Irkçılıkla mücadelede yasal önlemlerin yanında "çeşitlilik sözleşmeleri" ve "şehir ödülleri" gibi yumuşak araçların da etkili olduğunu belirten Lalisse, AB içinde ırkçılıkla mücadele eden ECCAR gibi yerel organizasyonların desteklenmesinin önemini vurguladı.



"Hiç kimse ırkçıyım demiyor ama ırkçılık sürüyor"


Leeds Üniversitesi’nden Prof. Dr. Salman Sayyid, İslamofobinin yalnızca Batı’ya özgü olmadığını ve giderek küreselleşen siyasal bir strateji haline geldiğini söyledi. Sayyid, "Bugün kimse kendine ırkçıyım demiyor ama pek çok kişi gururla ‘İslamofobikim’ diyebiliyor. Bu, liberalizmin en büyük çelişkilerinden biri" dedi.


İslamofobinin yalnızca Müslümanları değil, tüm vatandaş-devlet ilişkilerini dönüştüren bir mekanizma haline geldiğini belirten Sayyid, "Fransız bilim insanlarının bile vize engeline takıldığı bir düzende, İslamofobi artık yalnızca bir tepki değil, bir yönetim biçimi" ifadesini kullandı.



"Temsilsizlik yalnızca sayı değil, yaşam hakkı sorunu"


Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şener Aktürk ise temsil krizine dikkat çekti. Aktürk, Avrupa’da Müslüman nüfusun oranla parlamentolarda yalnızca üçte biri kadar temsil edildiğini ve başörtüsü takan, Camiide kampanya yürüten vekillerin sistematik biçimde dışlandığını söyledi. Aktürk, "Sadece seçilme değil, günlük dini yaşamın kamusal alanda görünürlüğü de engelleniyor" dedi.


Aktürk, minare yasağından sünnet sınırlamalarına kadar birçok düzenlemenin özellikle Müslüman ve Yahudi inançlarını hedef aldığını belirterek, "Bu sadece azınlıkları değil, çoğunlukları da etkileyen bir temsiliyet krizidir. Suriye örneğinde olduğu gibi, çoğunluğun temsilsizliği dahi yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor" şeklinde konuştu.


Aktürk ayrıca, "yerli" ve "göçmen kökenli" gibi ayrımların tarihi fikrinden kopuk olduğunu belirterek, "Cezayir 1830’dan 1962’ye kadar Fransa’nın bir parçasıydı. Bu durumda o topraklardan gelen Müslümanlar nasıl hâlâ ‘göçmen’ sayılabilir?" diye sordu. Avrupa’nın Yahudi ve Müslüman halklarla birlikte şekillendiğini vurgulayan Aktürk, kıtanın çok kültürlü tarihine sahip çıkılması gerektiğini söyledi.



ADF’de ırkçılıkla yüzleşme çağrısı: "İslamofobi, yalnızca Müslümanların değil, insanlığın sorunu"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Köse: "Enflasyon rakamları sokaktaki gerçeği yansıtmıyor" Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, Türkiye’de artan hayat pahalılığı, temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışları ve alım gücündeki düşüşün özellikle asgari ücretli ve emeklileri derinden etkilediğini belirterek, "Ekonomide rakamlar konuşuluyor ama vatandaşın mutfağındaki yangın büyümeye devam ediyor" dedi. Son dönemde açıklanan enflasyon verilerinin vatandaşın günlük yaşamındaki fiyat artışlarını tam olarak yansıtmadığını savunan Köse, özellikle gıda, kira, ulaşım ve enerji maliyetlerindeki yükselişin toplumun geniş kesimlerini zor durumda bıraktığını söyledi. "Asgari ücret daha cebe girmeden eriyor" Asgari ücretlinin her geçen gün daha fazla geçim sıkıntısı yaşadığını ifade eden Köse, "Bugün bir asgari ücretli maaşını aldığı gün kira, faturalar ve temel ihtiyaçlar arasında sıkışıyor. Market fiyatları sürekli artıyor. Et, süt, peynir gibi temel gıda ürünleri artık birçok aile için lüks hale geldi. Asgari ücret daha vatandaşın cebine girmeden eriyor" diye konuştu. Emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntılara da dikkat çeken Köse, özellikle düşük maaş alan emeklilerin yaşam mücadelesi verdiğini belirtti. Köse, "Yıllarca çalışmış insanlar bugün pazara çıkarken iki kez düşünüyor. Emekli vatandaşlarımız bırakın sosyal yaşamı, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Bu tablo toplumda ciddi bir umutsuzluk oluşturuyor" ifadelerini kullandı. "Fiyat artışları kontrol altına alınmalı" En büyük problemin kontrolsüz fiyat artışları olduğunu vurgulayan Köse, denetim mekanizmalarının daha etkin çalışması gerektiğini söyledi. Köse, "Aynı ürünün bir hafta içinde farklı fiyatlara satıldığı bir ortam oluştu. Vatandaş artık market market dolaşıp en ucuz ürünü arıyor. Enflasyonla mücadele sadece maaş artışıyla olmaz. Öncelikle fiyat istikrarı sağlanmalı" dedi. Köse, özellikle kira fiyatlarının büyükşehirler ve sanayi kentlerinde ciddi sorun haline geldiğini belirterek, "Bugün emeklinin de çalışanın da en büyük korkusu kira. Maaş artıyor ama kira artışı çok daha hızlı yükseliyor. Barınma sorunu artık ekonomik değil sosyal bir krize dönüşüyor" diye konuştu. "Üretici de tüketici de mutsuz" Tarım ve üretim maliyetlerindeki yükselişin zincirleme şekilde fiyatlara yansıdığını belirten Köse, çiftçinin de vatandaşın da memnun olmadığını söyledi. Köse, "Mazot, gübre, yem ve elektrik maliyetleri arttıkça üretici fiyat yükseltmek zorunda kalıyor. Bu durum doğrudan market rafına yansıyor. Üretici kazanamıyor, tüketici alamıyor. Ekonomideki en büyük kırılma burada yaşanıyor" dedi. Çözüm önerilerini de sıralayan Köse, ekonomik rahatlama için kalıcı ve yapısal adımlar atılması gerektiğini belirtti. Köse şu önerilerde bulundu: "Öncelikle temel gıda ve kira konusunda denetimler artırılmalı. Emekli maaşları gerçek yaşam maliyetine göre yeniden düzenlenmeli. Asgari ücret yılda tek zamla bırakılmamalı. Yerli üretici desteklenmeli, tarım maliyetleri düşürülmeli. Gençlerin ve dar gelirlinin barınma sorununa yönelik sosyal konut projeleri artırılmalı. Ekonomide güven ortamı güçlendirilmeden vatandaşın refah hissetmesi mümkün değil." Toplumdaki ekonomik kaygının her geçen gün arttığını ifade eden Köse, "Vatandaş artık geleceği değil, yarını düşünüyor. İnsanların yeniden umutlu olabilmesi için sadece rakamların değil, yaşam şartlarının düzelmesi gerekiyor" dedi.
Adana Mısırın potansiyeli geleceğe taşınıyor Sunar Mısır, stratejik bir hammadde olan mısırı katma değerli ürünlere dönüştürerek gıda başta olmak üzere tekstil, ambalaj, kağıt ve kimya gibi birçok sektöre yönelik özel çözümler sunuyor. Mısırın kullanım alanlarını geliştirmeye yönelik Ar-Ge çalışmalarının önemine dikkat çeken Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, "İşimizin çok büyük bir bölümünü oluşturan mısır, bugün yüzlerce üründe hammadde olarak kullanılan, çok geniş endüstriyel etki alanına sahip, stratejik bir üründür. Sunar Yatırım olarak mısırı yalnızca üretip işlenen bir ürün değil, yeni ürünlere entegre edilen ve sanayiye katma değer katan bir ekosistem olarak görüyoruz. Nişasta bazlı çözümlerden biyobozunur ürünlere, sürdürülebilir üretim süreçlerinden farklı sektörlere yönelik inovatif uygulamalara uzanan çalışmalarımızla, mısırın potansiyelini sürekli genişletiyoruz. Bu yaklaşım hem ülkemizin üretim gücünü hem de küresel pazarlardaki rekabetçiliğimizi ileri taşıyor" dedi. "Yüzlerce üründe ham madde olarak kullanılıyor" Çomu, şöyle devam etti: "Tarımın en stratejik ürünlerinden biri haline gelen ve birçok sektör için stratejik hammadde olarak tanımlanan mısır, sadece bir gıda hammaddesi olmanın ötesinde, yüzlerce farklı ürünün üretiminde önemli rol oynayan çok yönlü bir kaynak olarak öne çıkıyor. Sunar Yatırım bünyesinde yer alan Sunar Mısır, bu güçlü hammaddenin potansiyelini açığa çıkarmak amacıyla Ar-Ge yatırımlarını sürekli artırarak, mısırın üretiminden işlenmesine ve farklı sektörlerde inovatif ürünlere dönüşümüne kadar geniş bir değer zincirini yönetiyor. Mısır, bugün birçok ürünün temel hammaddesi olarak gıda, tekstil, ambalaj, kağıt, kimya ve daha birçok sektörde kritik bir rol oynuyor. Şirketin Ar-Ge yaklaşımı, yalnızca ürün geliştirme değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik, verimlilik ve yeni pazar oluşturma ekseninde şekilleniyor." Mısır nişastasından biyoplastik poşet üretimine uzanan Ar-Ge gücü Sunar Yatırım Ar-Ge Merkezinin 2018 yılında T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanmasının ardından; nişasta bazlı ürünler, biyoteknoloji, proses optimizasyonu ve sürdürülebilir çözümler alanlarında yoğun çalışmalar yürüttüğünü anlatan Çomu, " Gıda sektörünün yanı sıra kozmetik, kimya ve ilaç gibi farklı sektörlere yönelik geliştirilen ürünler, mısırın çok yönlü kullanım potansiyelini ortaya koyuyor. Bugün nişasta ve nişasta bazlı ürünler gıda sektörü ile beraber ambalaj, kağıt, kimya ve tekstil endüstrilerinde de yoğun biçimde kullanılıyor. Market poşetleri, çöp torbaları, endüstriyel ambalajlar, tarım (malç filmleri) ve pipet gibi ürünler üretiliyor. Bu alanda geliştirdiği çözümlerle hem mevcut pazarlarda derinleşiyor hem de yeni kullanım alanları geliştiriyor" diye konuştu. 2025 yılında Ar-Ge yatırımı 2 katına çıkartıldı Ürünlerini 100’den fazla ülkeye ihraç ettiklerinin altını çizen Çomu, şunları kaydetti: " Sunar Mısır, Ar-Ge gücünü, teknoloji ve insan kaynağı yatırımlarıyla artırıyor. 2025 yılında Ar-Ge ekibine yeni araştırmacılar dahil edilirken, yüksek lisans yapan çalışan sayısında yüzde 60 artış sağlandı. Kimya ve gıda mühendisliğinin yanı sıra biyoteknoloji alanındaki uzmanların da ekibe katılması ile multidisipliner yapı güçlendirildi. Aynı dönemde Ar-Ge harcamaları iki katına çıkarılırken, bütçenin önemli bir bölümü ekipman yatırımları ve çalışan yetkinliklerinin geliştirilmesine ayrıldı. Kimyasal analiz, tekstür ve biyoteknoloji alanlarında yapılan yatırımlar, merkezin teknik kapasitesini ileri seviyeye taşıdı." Ar-Ge vizyonu sürdürülebilirlik odağında şekilleniyor Sunar Mısır’ın Ar-Ge stratejisinde sürdürülebilirlik merkezinin rol oynadığını belirten Çocum " Biyobozunur ürünler, enerji verimliliği sağlayan prosesler ve karbon ayak izini azaltmaya yönelik çalışmalar, öncelikli araştırma alanları arasında yer alıyor. 2026 hedefleri doğrultusunda; sürdürülebilir ve sağlıklı ürünlere odaklanarak yeni ürünlerin pazara sürülmesi, ithal ikame çözümler geliştirilmesi ve uluslararası pazarlarda rekabet gücünün artırılması planlanıyor. Aynı zamanda enerji tasarrufu ve çevresel etkiyi azaltan üretim süreçleriyle daha sürdürülebilir bir sanayi yapısına katkı sağlanması hedefleniyor" şeklinde konuştu.
Bursa "Şampiyon Melekler"in adı Nilüfer’de yaşayacak Nilüfer Belediyesi, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden KKTC’li "Şampiyon Melekler"in adını Beşevler Cimnastik Salonu’nda ölümsüzleştirdi. Duygu dolu anlara sahne olan törende, şampiyonların anısının Nilüferli çocukların umutlarında ve başarılarında yaşayacağı vurgulandı. 6 Şubat 2023 depremlerinde Adıyaman’daki İsias Otel enkazında hayatını kaybeden Gazimağusa Türk Maarif Koleji Voleybol Takımının anısı, Nilüfer’de sporla yaşamaya devam edecek. Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen anlamlı bir törenle, Beşevler Cimnastik Salonu’nun adı "Beşevler Şampiyon Melekler Cimnastik Salonu" olarak değiştirildi. Duygu dolu anların yaşandığı isim verme törenine; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir, CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, Gazimağusa Belediye Başkanı Süleyman Uluçay, Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya, Nilüfer Belediyespor Kulübü Başkanı Muharrem Or, RUMELİSİAD Başkanı Murat Evke, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, meclis üyeleri ve çok sayıda davetli katıldı. "Yarım kalan hayalleri bizim için sorumluluktur" Törenin açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, 6 Şubat’ın acısının ilk günkü gibi taze olduğunu vurguladı. Başkan Şadi Özdemir, "Adıyaman’da yıkılan binalardan biri olan İsias Otel’in altında çoğu çocuk 35 canımızı yitirdik. Onlar birer şampiyon ve melekti. Nilüfer bir spor kentidir. Bizim en büyük gururumuz, ahlaklı ve sporu yaşam biçimi haline getirmiş gençler yetiştirmektir. Tıpkı Şampiyon Melekler gibi. Onların yarım kalan hayalleri artık bizim için bir sorumluluk. O güzel çocukların adını, yine çocukların sporla büyüyeceği bu salonda yaşatmak istedik. Onların hayalleri buraya gelen her çocuğun hayalinde büyüyecek" dedi. Başkan Şadi Özdemir ayrıca, bu fikrin oluşmasına vesile olan RUMELİSİAD’a teşekkürlerini iletti. "Çocuklarımızın umutlarında olacaklar" CHP Bursa Milletvekili Hasan Öztürk de, Kıbrıs Türkleriyle olan kardeşlik bağına dikkat çekti. Salonun, Nilüfer’in yanı sıra farklı şehirlerden ve uluslararası turnuvalardan gelen sporcuların da Şampiyon Melekler’in hikâyesinin öğreneceği bir mekan olması dileğinde bulunan Öztürk, "Onlar her zaman kalplerimizde ve çocuklarımızın umutlarında olacak" diye konuştu. Deprem haberini alır almaz Adıyaman’a gittiklerini ve oradaki dayanışmayı asla unutamadıklarını belirten Gazimağusa Belediye Başkanı Süleyman Uluçay ise, zor günlerde her zaman Türkiye’nin desteğini gördüklerini söyleyerek, Nilüfer Belediyesi’ne gösterdiği bu vefa örneği için teşekkür etti. Sürecin mimarlarından RUMELİSİAD Başkanı Murat Evke de, Kıbrıs’ta düzenlenen bir ekonomi zirvesinde paylaştıkları bu düşüncenin bugün hayata geçmesinden duydukları gururu dile getirdi. "Şampiyonlar asla ölmez" Törende Şampiyon Meleklerin aileleri adına konuşan Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği Başkanı Ruşen Yücesoylu Karakaya, duygu yüklü bir konuşma yaptı. Çocuklarının voleybola ve ülkelerini temsil etmeye tutkuyla bağlı olduğunu belirten Karakaya, "Spor salonları sadece müsabaka yeri değil; dostluğun, dayanışmanın, emeğin ve hayallerin büyüdüğü alanlardır. Çocuklarımızın isimlerinin böyle bir yerde yaşayacak olması bize tarifsiz bir gurur veriyor. Bizler adalet mücadelemizi sürdürürken, onların adlarını sporda ve umut dolu projelerde yaşatmaya devam edeceğiz. Çünkü şampiyonlar asla ölmez" dedi. Konuşmaların ardından Şampiyon Melekler anısına hazırlanan özel bir video gösterimi gerçekleştirildi. Tören, katılımcıların salon girişinde hazırlanan anı duvarına kırmızı karanfiller bırakmasıyla sona erdi.