SAĞLIK - 26 Nisan 2026 Pazar 09:18

Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı

A
A
A
Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı

Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından Antalya’da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi’nde kanser tedavisindeki son gelişmeler, immünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, mRNA aşıları, yapay zekanın sağlıkta kullanımı ve kanserden korunma yolları ele alındı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kemoterapinin kanser tedavisindeki yerini koruduğuna dikkat çekerek, "Kemoterapi gerçekten bir öcü değil, yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner" dedi. Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, ’kemoterapi süründürür’ algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" ifadelerini kullandı.


Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yaklaşık bin 500 katılımcının yer aldığı kongrede, 60 bilimsel oturumda, 11’i yurt dışından olmak üzere toplam 355 oturum başkanı ve konuşmacı yer aldı. Kongre kapsamında 8 uydu sempozyumu düzenlenirken, 8 oturumda 91 sözel bildiri ve 107 poster bildiri sunuldu.


Kongre dolayısıyla Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ve Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu basın toplantısı düzenledi.



"Ülkemizde her yıl 250 bin kişi kanser tanısı alıyor"


Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Türkiye’de her yıl yaklaşık 250 bin kişinin kanser tanısı aldığını, 25 bine yakın kişinin de aynı tanı nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtti. Kanser tanısının hasta ve yakınları için ağır bir süreç olduğunu vurgulayan Karadurmuş, onkoloji alanında ise önemli gelişmeler yaşandığını ifade etti. Karadurmuş, "Ülkemizde her yıl 250 bin insanımız kanser tanısı alıyor. Ne yazık ki 25 bine yakını da aynı tanı nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolayısıyla çok dinamik bir süreç. Erken dönemde bile kanser tanısını duymak hastamızın ve hasta yakınlarının dünyasını alt üst edebiliyor. Ama bir yandan sevindirici olan şu ki, onkoloji dünyasında, özellikle tıbbi onkoloji camiasında çok önemli dinamik gelişmeler var" dedi.


Tedavi seçeneklerinin artık yalnızca klasik yöntemlerle sınırlı olmadığını kaydeden Karadurmuş, kemoterapinin yanı sıra immünoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve antikor-ilaç konjugatlarıyla kanser tedavisinde daha uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını belirtti.



"Kemoterapi kanser savaşında çok önemli bir partnerimiz"


Kanser tedavisinde kemoterapinin önemini koruduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karadurmuş, yeni tedavi seçeneklerinin kemoterapiyi dışlamadığını, aksine birçok durumda tedavi başarısını artırmak için birlikte kullanıldığını söyledi. Karadurmuş, "Tedaviler artık kemoterapilerin hala ezeli ve ebedi dost olduğunu gösterirken, immünoterapiler, akıllı hedefleyici ilaç dediğimiz haplar ve antikor-ilaç konjugatları dediğimiz kemoterapi ile akıllı ilaçların kombinasyonuna kadar yansıyan çok önemli gelişmeleri ve uzamış sağ kalımları beraberinde getirdi" ifadelerini kullandı.


Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nin bin 359 üyesiyle hastalara hizmet verdiğini belirten Karadurmuş, tıbbi onkologların tanıdan tedavi sürecine, yan etkilerin yönetiminden beslenmeye, yaşam kalitesinden hastalığın son evresine kadar hastaların yanında olduğunu dile getirdi. Kongrenin 22-26 Nisan tarihleri arasında düzenlendiğini kaydeden Karadurmuş, "3 ana salon, toplamda 6 salonda, 60 büyük oturum, 315 ulusal ve 11 uluslararası konuşmacıyla kongremizi gerçekleştiriyoruz. Kongremizde 91 sözel bildiri sunuluyor. Bunların arasında kanser hastalarının tedavisinde ufuk açacak, çığır açacak projeler de yer alıyor" diye konuştu.



"İmmünoterapiler uyuyan lenfositleri uyandırıyor"


Kanser tedavisindeki en önemli gelişmelerden birinin immünoterapi olduğunu belirten Karadurmuş, bu tedavilerin halk arasında çoğu zaman "akıllı ilaç" olarak bilindiğini, ancak immünoterapilerin serum şeklinde uygulandığını ifade etti. Karadurmuş, immünoterapilerin bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçirdiğini belirterek, "Hastalarımızın aklında hep ’akıllı ilaç mı hocam’ sorusu oluyor. İmmünoterapiler aslında akıllı serumlar. Aynı kemoterapi gibi serum şeklinde veriliyor. Vücudumuzun savaşan lenfositlerinin kanserde uyuduğunu, yeterince yanıt veremediğini kabul ediyoruz. İşte bu uyuyan lenfositleri uyandıran, ’vücudunda düşman var, bu düşmana yeniden savaş aç ve vücudu kurtar’ denilen tedavilerdir" dedi.


İmmünoterapilerin Sağlık Bakanlığı, SGK geri ödeme sistemi ve Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nin katkılarıyla bugün 5 farklı ajanla 25 kanser türünde geri ödeme kapsamında olduğunu aktaran Karadurmuş, akciğer, meme, böbrek, cilt, kalın bağırsak, mide ve yemek borusu kanserlerinde bu tedavilerin kullanılabildiğini söyledi.



"İmmünoterapi önemli ama tek başına kesin çözüm değil"


İmmünoterapilerin yaşam kalitesi açısından hastalara konfor sağladığını belirten Karadurmuş, tedavi sürelerinin yaklaşık 45-50 dakika olduğunu, saç dökülmesine yol açmadığını, bulantı ve yorgunluk gibi etkilerin ise nadir görüldüğünü dile getirdi.


Buna rağmen kanserin direnç geliştirebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Karadurmuş, "İmmünoterapi çok iyi ama net bir çözüm mü, hala henüz değil. Kanserle mücadelede başarılıyız ama yeni tedavi ajanlarına da ihtiyacımız var. Aslında bu yenilikçi gelişmeler bile geçmişin hakkını verdi. İmmünoterapiyle ya da akıllı haplarla direnç geliştiğinde, yanına kemoterapi eklediğinizde bu direnci yenebiliyorsunuz. Bu da kemoterapinin kanser tedavisi tarihinde neden kalıcı bir yeri olacağının kanıtı oldu. Kemoterapi gerçekten bir öcü değil. Yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner. Kanser savaşında bizim çok önemli bir partnerimiz. Bunu göstermiş olduk" dedi.



"Kanserde 5 yıllık yaşam süresi ikiye katlanıyor"


Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmelerin baş döndürücü olduğunu belirtti. Hedefe yönelik tedavilerle başlayan başarının immünoterapilerle daha da ileri taşındığını kaydeden Şendur, araştırmaların devam ettiğini ve her zaman daha iyisinin mümkün olduğunu söyledi. Şendur, "Kanserde son yıllardaki gelişmeler baş döndürücü. Özellikle hedefli tedavilerle başlayan, kemoterapiden sonraki başarı immünoterapilerle tartışıldı. Ama araştırma devam ediyor. Çünkü her zaman bir adım ötesi için çaba sarf ediyoruz. Daha iyisi hep mümkün. Son zamanlarda yapılan çalışmalar gösterdi ki kanserde 5 yıllık yaşam net olarak ikiye katlanıyor. Son 30 yıla baktığınız zaman hem dünyada hem ülkemizde gerçekten bir farkındalık oluştu. Artık hastalarımız başarılı tedavilerle, kişiye özel tedavilerle daha uzun yaşıyor" diye konuştu.



"mRNA aşıları immünoterapilerle birlikte umut verici sonuçlar veriyor"


Kanser tedavisinde mRNA aşılarının da önemli bir araştırma alanı haline geldiğini aktaran Şendur, bu tedavilerin özellikle immünoterapilerle birlikte kullanımında olumlu sonuçların görüldüğünü belirtti. İlk çalışmaların cilt kanseriyle başladığını, bugün akciğer kanseri ve böbrek tümörleri dahil birçok kanser türünde umut verici sonuçların gündeme geldiğini kaydetti. Şendur, "mRNA aşıları gerek tek başına gerekse immünoterapilerle kombine kullanıldığında ilk çalışma sonuçlarının pozitif olduğunu söyleyebilirim. İlk etapta cilt kanseriyle başlayan bu yarış, bugün akciğer kanseri, böbrek tümörü ve birçok kanserde gerçekten de çığır açacak gibi görünüyor" dedi.


Henüz bu tedavilerin yaygın kullanıma girmediğini belirten Şendur, "Yakın zamanda, 2-4 yıl sonra kemoterapisiz bir hasta grubunu mRNA aşılarıyla ya tek başına ya da immünoterapilerle tedavi edeceğimizi göreceğiz. Onun için onkoloji hekimleriyle, onkoloji uzmanlarınızla hep irtibatta kalın" ifadelerini kullandı.



"Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz"


Kemoterapinin tedavi planlamasında hala önemli bir yere sahip olduğunu belirten Şendur, bu yöntemin yeni nesil tedavilerle birlikte farklı şekillerde kullanılabildiğini söyledi. Antikor-ilaç konjugatlarının, kemoterapinin daha hedefli ve daha az sistemik yan etkiyle uygulanmasına imkan sağladığını belirten Şendur, "Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz. Onu farklı şekillerde entegre ederek, antikor-ilaç konjugatlarıyla, teknolojiyle beraber yeni nesil hedefli tedavilerle birleştirerek kullanacağız" dedi.


İmmünoterapinin her hasta için uygun olmadığının altını çizen Şendur, "İmmünoterapi tabii ki her hasta için uygun değil. Ama immünoterapinin mantığına baktığımız zaman kişinin kendi savunma sistemini hazırlayarak kanser mücadelesinde rol oynamasını ön planda tuttuğunu görüyoruz. Kemoterapi ile beraber kullanıldığında kemoterapinin etkisini artırıyor. Tek başına kullanıldığında ise bir grup hastada gerçekten çok büyük etki ediyor" ifadelerini kullandı.



"Doğru tedavi, doğru zamanda, doğru ellerde verilmeli"


Yenilikçi tedavilerle ileri evre kanserlerde dahi uzun sağ kalımın mümkün hale geldiğini belirten Şendur, cilt kanserinde bazı hastalarda şifanın mümkün olduğunu, akciğer kanserinde ise çok uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını söyledi. Şendur, "Bugün cilt kanserinde evre 4 olsa bile şifa mümkün. Akciğer kanserinde şifa demesek de çok uzun sağ kalım mümkün. Özellikle PD-L1 değeri yüzde 50 ve üzerindeki hastaların dörtte biri artık 8 yılı geçen sağ kalıma sahip. Metastatik melanomda 10 yıllık sağ kalım yüzde 50. İleri evrede bir kanser tanısı alındığında üzülüyoruz ama yenilikçi tedavilerle, doğru ellerde çok uzun sağ kalım ve hatta şifa da mümkün diyebiliriz" diye konuştu.


Pankreas kanserinde immünoterapinin yalnızca seçilmiş hasta gruplarında kullanılabildiğini belirten Şendur, "Pankreas kanserinde bugün için seçilmiş hastada immünoterapiyi kullanabiliyoruz ama büyük çoğunluğunda immünoterapi etki etmiyor. O yüzden mutlaka tıbbi onkolojinin uzmanlığında, multidisipliner ekip olarak hastalara en doğru tedaviyi vermek için çaba sarf ediyoruz" dedi.


Gen testlerinin de tedavilere entegre edildiğini kaydeden Şendur, tümör agnostik tedavilerin son dönemin önemli başarılarından biri olduğunu ifade ederek, "Bir gen haritasındaki, bir yolaktaki anormallik hangi tümörde olursa olsun ona yönelik verdiğimiz ilaç tüm tümörlerde etkili olabiliyor. Bu da son zamanlardaki en büyük başarılarımızdan biri" dedi.



"Yapay zeka sağlıkta kullanılmalı ama tedavi kararının yerine geçmemeli"


Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise kanser hastalarının sağlık süreçlerinde yapay zekayı kullanırken dikkatli olması gerektiğini söyledi. Yapay zekanın tanı ve tedavi süreçlerinde destekleyici olarak kullanılabildiğini belirten Karabulut, hastaların yalnızca yapay zeka ya da internet kaynaklı bilgilerle tedavi kararı vermemesi gerektiğini vurguladı. Karabulut, "Sağlığınızı yönetmek için yapay zekayı kullanmamanızı tavsiye ederim. Bizim işimiz, gücümüz kanser hastaları. Onlarla beraber yol haritası çiziyoruz, sevinçlerimizi yaşıyoruz, üzüntülerimizi yaşıyoruz. Onların faydasına olabilecek herhangi bir şey varsa, akademik unvana sahip bizler en ufak tereddüt etmeden mutlaka yaparız" dedi.


Bitkisel tedaviler ve alternatif yöntemler konusunda hekimlerin tüm seçenekleri bilimsel açıdan değerlendirdiğini belirten Karabulut, "Biz karşı çıkmıyoruz; güvenli değildir diyoruz. İkisi arasında çok büyük bir fark var. Bir şeyin güvenli olduğunu göstermek zorundasınız, etkin olduğunu göstermek kadar. Çünkü biz Hipokrat yemininden önce başka bir ilkeyi benimseriz: Önce zarar verme" ifadelerini kullandı.



"Her hasta kendi hikayesini yazıyor"


Yapay zekanın radyoloji gibi teşhise dair alanlarda hekim hatalarını azaltmak, gözden kaçabilecek küçük ayrıntıları yakalamak için kullanılabildiğini belirten Karabulut, buna rağmen en gelişmiş yapay zeka sistemlerinde bile hatalar olabileceğini söyledi. Karabulut, "Yapay zekayı biz destekliyoruz, kendi günlük pratiğimize alıyoruz. Ama her hasta kendi hikayesini yazıyor. Yapay zeka bir modelleme ile size fikir verebilir ama hastanın hikayesinin sonuç kısmını veremez. Kulaktan dolma bilgilerle gelmeyin. Şundan duydum, bundan duydum bilgileri ya da televizyonlarda bir takım paralar verilerek çıkılan programlarda yapılan, bilgiye ve bilime uygun olmayan yayınlar hastaları yanlış yönlendirebiliyor. Ne yaparsak yapalım, yapay zeka dahil olmak üzere her hasta kendi hikayesini yazıyor" ifadelerini kullandı.



"Yapay zeka hata yapabiliyor, hastanın vakti olmayabilir"


Yapay zekanın yanlış bilgi verebildiğini pratikte de gördüklerini belirten Karabulut, bazı hastaların tetkiklerini yapay zekaya yorumlatıp korkuyla hekime başvurduğunu söyledi. Karabulut, "Birkaç veriyi giriyoruz, yapay zeka yanlış bilgi veriyor. ’Bu böyle değil’ dediğimizde ’özür dilerim, veri tabanımı güncelliyorum’ diyor. Ama hastanın veri tabanını güncelleyecek vakti olmayabiliyor" diye konuştu.


Yapay zekanın tanı, tedavi algoritmalarının belirlenmesi ve erken teşhis alanlarında kullanılabileceğini belirten Karabulut, beyin tümörü, akciğer nodülleri ve mamografilerde önemli gelişmeler olduğunu ancak hasta yönetiminin doğrudan yapay zekaya bırakılmaması gerektiğini ifade etti.



"Hala günlük pratiğimizde majör tedavimiz kemoterapi"


Kemoterapinin günümüzde hala kanser tedavisinin ana unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, immünoterapi, biyolojik ajanlar ve ağızdan kullanılan akıllı ilaçlara rağmen kemoterapinin önemini koruduğunu söyledi. Karabulut, "Hala günlük pratiğimizde bizim majör tedavimiz kemoterapi. Biz günlük hayatımızda immünoterapilere, biyolojik ajan dediğimiz damardan uygulanan akıllı serumlara ya da ağızdan kullanılan haplara geçtiğimiz dönemi çok canlı yaşadık. Eskiden sadece ’ömrünü biraz uzatabilir miyim’ diye başlayan hikaye, hastalığı kronikleştirme hevesine kadar gelmişti. Şimdi birçok tedavide hayal etmeden öteye geçtik" dedi.


Kemoterapinin toplumda yanlış algılandığını belirten Karabulut, "Biz hala kemoterapiyi günlük hayatımızda çok yoğun kullanıyoruz. Kemoterapiyi bir kenara da atmayalım. Geçmişinden ders almayan önünü göremez" ifadelerini kullandı.



"Kanser eşittir ölüm değil, kemoterapi de süründürmez"


Kemoterapi alan hastaların yaşam kalitesinin geçmişe göre çok daha iyi yönetilebildiğini söyleyen Karabulut, yeni ilaçlar, yan etki yönetimi, palyatif bakım, bulantı kontrol yöntemleri, saç dökülmesini azaltmaya yönelik sistemler ve nöropatiyi önlemeye dönük yaklaşımlarla tedavi sürecinin daha konforlu hale geldiğini ifade etti. Karabulut, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, ’kemoterapi süründürür’ algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" dedi.


Hastaların evcil hayvanları ya da sosyal yaşamları konusunda da hekimleriyle görüşerek doğru bilgi alması gerektiğini belirten Karabulut, "Birçok kanser türünün kemoterapisinde, hastaların hayatlarında izolasyon gerektirmeden, immün sistemlerini çökertmeden tedavi yapabiliyoruz. Bu mesajları doğru verirsek hastalarımız karşımıza ’bize gareziniz mi var’ diye gelmezler" ifadelerini kullandı.



"Kanserlerin üçte biri yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir"


Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu ise kanserden korunma yollarına dikkat çekti. Bilimsel çalışmaların kanserlerin yaklaşık üçte birinin yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini gösterdiğini belirten İmamoğlu, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, obeziteden kaçınma, sigara ve alkolden uzak durma ile güneş ışınlarından korunmanın önemine değindi. İmamoğlu, "Kanseri önleyebilir miyiz? Evet, kanseri büyük oranda önleyebiliriz. Yapılmış bilimsel çalışmalar, kanserlerin üçte birinin sadece yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini göstermiştir. Sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyerek birçok kanseri önleyebiliyoruz" dedi.


Beslenmede Akdeniz tipi diyetin önemine dikkat çeken İmamoğlu, "Beslenmede Akdeniz tipi beslenmenin kanserden korunmada çok önemli bir diyet şekli olduğunu çalışmalar göstermiştir. Obezitenin de kanser riskini oldukça artırdığını, neredeyse sigara kadar risk oluşturduğunu biliyoruz. Özellikle meme kanseri, kadınlarda rahim kanseri ve kolon kanserinde obezite riski artırıyor" diye konuştu.


Kanserden korunmada yaşam tarzı kadar erken tanı ve tarama testlerinin de önemli olduğunu belirten İmamoğlu, meme kanseri, rahim ağzı kanseri ve kolon kanserinde tarama programlarının hayat kurtardığını ifade etti.



Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Beşiktaş ile Fatih Karagümrük, 18. randevuda Beşiktaş, Trendyol Süper Lig’in 31. haftasında yarın sahasında karşılaşacağı Fatih Karagümrük ile 18. kez rakip olacak. Trendyol Süper Lig’in 31. haftasında Beşiktaş ile Fatih Karagümrük, yarın saat 20.00’de Tüpraş Stadyumu’nda karşı karşıya gelecek. Ligde siyah-beyazlılar 16 galibiyet, 7 beraberlik ve 7 mağlubiyetle topladığı 55 puanla 4. sırada bulunuyor. Kırmızı-siyahlılar ise 5 galibiyet, 5 beraberlik ve 20 mağlubiyetle aldığı 20 puanla son sırada yer alıyor. Ligde 18. randevu Beşiktaş ile Fatih Karagümrük, Süper Lig’de 17 kez karşı karşıya geldi. Bu maçlarda siyah-beyazlılar 12, kırmızı-siyahlılar ise 2 kez sahadan galibiyetle ayrıldı. İki takım arasındaki 3 müsabaka ise beraberlikle sonuçlandı. Kartal, söz konusu maçlarda 37 kez rakip fileleri havalandırırken, kalesinde de 12 gole engel olamadı. Sezonun ilk yarısında Fatih Karagümrük’ün ev sahipliğinde oynanan mücadeleyi Beşiktaş 2-0 kazandı. Son 7 maçta rakibine mağlup olmuyor Siyah-beyazlılar, Fatih Karagümrük ile oynadıkları son 7 lig müsabakasında mağlubiyet yaşamadı. Söz konusu süreçte 6 kez galip gelen Kartal, 1 kez de rakibiyle puanları paylaştı. Beşiktaş, bu maçlarda 13 kez rakip fileleri sarsarken kalesinde 2 gol gördü. Beşiktaş’ın rakibine karşı 2020-2021 sezonunda yaşadığı son mağlubiyette de takımın başında Sergen yalçın bulunuyordu. Devis Vasquez, ilk kez forma giyecek Beşiktaş’ın Kolombiyalı kalecisi Devis Vasquez, Fatih Karagümrük karşısında siyah-beyazlı formayla ilk resmi maçına çıkacak. Ara transfer döneminde İtalya Serie A ekiplerinden Roma’dan kiralık olarak kadroya dahil olan Vasquez’in, sarı kart cezalısı Ersin Destanoğlu’nun yerine Fatih Karagümrük müsabakasında 11’de sahaya çıkması bekleniyor. Kartal’da 3 eksik Beşiktaş’ta Fatih Karagümrük mücadelesinde Amir Murillo ve Ersin Destanoğlu, sarı kart cezalısı olduğu için forma giyemeyecek. Siyah-beyazlılarda ayak bileğinde bağ yırtığı olan orta saha oyuncusu Kartal Kayra Yılmaz da İstanbul ekibine karşı kadroda yer almayacak. 3 oyuncu sınırda Siyah-beyazlılarda savunma oyuncusu Emmanuel Agbadou, sol bek Rıdvan Yılmaz ve orta saha oyuncusu Salih Uçan, sarı kart ceza sınırında bulunuyor. Batuhan Kolak düdük çalacak Beşiktaş - Fatih Karagümrük maçını hakem Batuhan Kolak yönetecek. Kolak’ın yardımcılıklarını Bilal Gölen ile Mehmet Salih Mazlum yapacak. Karşılaşmanın 4. hakemi Ayberk Demirbaş olacak.
Eskişehir Eskişehir’de gençler doğa ve tarih gezisinin ardından mangalda buluştu Eskişehir’de Diyanet Gençlik Ailesi tarafından düzenlenen etkinlikte, Osmangazi Üniversitesi öğrencileri doğa ve tarih gezisi yaptıktan sonra Regülatör Piknik Alanı’nda bir araya gelerek mangal yaptı. Eskişehir’in tarihi ve turistik bölgelerinden Odunpazarı ilçesinde yer alan Regülatör Piknik Alanı, bir gençlik buluşmasına ev sahipliği yaptı. Diyanet Gençlik Ailesi organizasyonuyla bir araya gelen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) öğrencileri, şehrin tarihi ve doğal güzelliklerini kapsayan gezinin ardından piknik alanında mangal yaptı. Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından gelen öğrencilerin katıldığı etkinlikte birlik ve beraberlik mesajları verildi. "Burada sevgi, muhabbet ve kardeşlik var" Etkinlik hakkında konuşan Eskişehir İl Müftü Yardımcısı Ahmet Sacit Ekerim, Diyanet Gençlik Ailesi olarak faaliyetler yürüttüklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: "Diyanet Gençlik Ailesi olarak belli zamanlarda muhtelif etkinliklerde bulunuyoruz. Bugün de bir doğa ve tarih gezisi düşünmüştük. Burada sevgi var, muhabbet var, kardeşlik var. Türkiye’nin dört bir yerinden, hatta Nijer’den bile öğrencilerimiz var. Her biri Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şanlı al bayrağı karşısında görüyorsunuz, dağlara kazımışlar. Ve onun gölgesi altında, sevgi, muhabbet ve güzellik altında bu güzel havayı solumaya devam ediyoruz." "Keyifli bir gün geçiriyoruz" Sınıf arkadaşlarıyla birlikte organizasyona katılan ESOGÜ öğrencisi Yasin Aydın, günü piknik yaparak değerlendirdiklerini söyleyerek, "Bugün buraya piknik yapmaya geldik. Osmangazi Üniversitesi’nde öğrenci olarak arkadaşlarımla birlikte, sınıf arkadaşlarımla birlikte buraya piknik yapmaya geldik. Burada ateşimizi yakıp, mangalımızı yapıp, ardından akşama doğru tekrardan okulumuza, yurtlarımıza, evlerimize geri dönmeyi planlıyoruz. Öyle günlük güzel bir plan yaptık" dedi. "Dışarıda yemektense piknik daha mantıklı" Aynı alanda arkadaşlarıyla vakit geçiren vatandaşlardan Mustafa Emir Nergis ise alanın ferahlığına dikkat çekerek şunları söyledi: "Bugün buraya piknik yapmak için geldik. Güzel, gayet güzel, ferah. Herkes eğleniyor. Çok kalabalık değil, orta derecedir şu anda. Bugün menüde biraz tavuğumuz, biraz da sucuğumuz var. Malzeme maliyetleri güzel. Yaklaşık üç kişi için bin 500 lira para ödedik. Ama haftada bir kere yapıyoruz zaten. Bir yerde yemektense buraya gelip piknik yapmak daha mantıklı."
Gaziantep Eşine yardım için gitti kendi işinin patronu oldu Gaziantep’te 4 çocuk annesi kadın, aşçı olan eşine destek amaçlı başladığı restoranda kendi işinin patronu oldu. Fatma Kalkan’ın eşi Abdullah Kalkan 7 yıl önce aşçı olarak çalıştığı iş yerinden ayrılarak kendi iş yerini açmaya karar verdi. Şehitkamil ilçesindeki KÜSGET Sanayi Sitesi’nde Gaziantep’in yöresel yemeklerini yapıp sattığı restoranı tek başına çalıştırmakta zorlanan eşine destek amacıyla iş yerinde çalışmaya başlayan 35 yaşındaki Fatma Kalkan, ilk önce temizlik ve yemek işlerini yaptı. Daha sonra eşine yemek yapımında yardım etmeye başlayan Kalkan, erkek egemen bir sektör olarak bilinen yemek sektöründe gösterdiği başarıyla adından söz ettirmeye başladı. Firik pilavı, yuvalama, içli köfte, malhıtalı köfte ve dolma gibi yöresel yemekleri de mevcut olan menüye ekleyen Kalkan’ın yaptığı yemekler büyük bir ilgi görünce restorandaki tüm yemekleri kendisi yapmaya başladı. Kadınlara ilham kaynağı oluyor Temizlik ve yemek yapmak için eşinin yanında çalışmaya başladığı restoranın patronu olmanın büyük mutluluğunu ve gururunu yaşayan Kalkan, kadınların istedikten sonra başaramayacakları hiçbir işin olmadığını söyledi. "Tezgahımızda kendi kültürümü yansıtmak istedim" Aşçı olan eşine destek olmak amacıyla adım attığı sektörde yükselişinin diğer kadınlara örnek olmasını dileyen Kalkan, "Eşim aşçıydı, aşçılığı bıraktıktan sonra ’kendi iş yerimizi açalım’ dedik. Eşim kendi işini kurduktan sonra ‘bana destek olur musun?’ dedi. Ben de eşime ‘sana her türlü destek olurum’ dedim. Bu şekilde başladık. Gaziantep’imizi daha iyi temsil etmek için bize ait yöresel yemeklerimizi yapmaya başladım. Normalde toplu yemek yapıyorduk. Sonra yöresel yemek satışı yapıp satan restoran olarak devam etmeye başladık. Gaziantep’imizi tanıtmak istedim. Ben Baraklı’yım ve tezgahımızda da kendi kültürümü yansıtmak istedim" dedi. "Ev hanımlığından geliyorum" Çocukluğundan beri yemek yapmayı sevdiğini belirten Kalkan, "İlk yola çıktığımızda çok zorluklarla karşılaştık. Ben ev hanımlığından geliyorum. Çok küçük yaşta evlendim, hep yemeğin içerisindeydim. Dolayısıyla eşin de aşçı olunca daha çok yemeğin içerisinde oluyorsun. 4 çocuk annesiyim. İlk iş yerimi açtığımızda küçük kızım 9 aylıktı. Kızımı da kendimle iş yerime getiriyordum. O dönem daha çok stok olarak çalışıyordum. İçli köftemi, yuvalamamı, mantımı ve mercimekli köftemi stok halinde yapıyor ve satıyordum" şeklinde konuştu. "Yapamazsın diyenler çok oldu" Yakınlarının ve çevresindekilerin "Kadınsın, yapamazsın, çok zorlanırsın" demesine rağmen yılmadan azim ve kararlılıkla yoluna devam ettiğini belirten Kalkan, "Ben bir kadınım diye bana çok zorbalık yapan da oldu. ‘Yapamazsın’ diyenler çok oldu. Çevremden o desteği pek fazla göremedim. Annem ve babam bana çok destek oldu. ‘Ben bu işe başladım ve bu işi devam ettireceğim’ dedim. Azim, hırs ve kararlılıkla işimi devam ettirdim. Bu yolda batmak da var, yükselme de var’ dedim. Rabbim yardımcı oldu. Allah’a şükür iyi yerlere geldiğimizi düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Yemeklerin hepsini ben yapıyorum" Eşine destek olmak amaçlı çıktığı bu yolda patron olduğunu belirten Kalkan, "Ben hep kendi ayaklarım üzerinde durmaya çalıştım. İş yerimin bütün kontrolünü elime aldım. Buradaki bütün her şey benim kontrolümdedir. Dışarıdan asla kesinlikle bir ürün almıyorum. Yemeklerin hepsini ben yapıyorum ve yemeklerde kullandığım salça, baharat ve zeytinyağını da ben yapıyorum. Hem ev hanımı olarak hem de çalışan bir bayan olarak yoluma devam etmek istiyorum. Çünkü benim geçmişim ev hanımlığından geliyor. 7 senedir çalışma hayatının içerisindeyim. Eğitimimi sonradan tamamladım" dedi. "Güçlü bir kadın olmak için bu yola girdim" Temizlik ve yemek yapmak için eşinin yanında çalışmaya başladığı işini şimdilerde ise patron olarak sürdürdüğünü söyleyen Kalkan, "Kendi ayakları üzerinde durmak isteyen her kadın bunu başarır. Ev hanımlığını da yaşadım. Kendi ayaklarım üzerinde de durdum. Gerçekten bir kadının kendi parasını harcaması gibisi yoktur. Kendi ayakları üzerinde duran bir kadın olmak, güçlü bir kadın olmak kadar güzel bir şey yoktur. Birisinden bir şeyler istemek çok zor. Ama kendi ayaklarının üzerinde durursan, kendi paranı kazanırsan daha güçlü olursun. Kendi ayakları üzerinde durmayı başaran kadınlar daha güçlü olur diye düşünüyorum ve daha değer görür" diye konuştu.