EKONOMİ - 27 Şubat 2026 Cuma 09:30

Türkiye son 20 yılda, Antalya’dan büyük tarım alanını kaybetti

A
A
A
Türkiye son 20 yılda, Antalya’dan büyük tarım alanını kaybetti

Türkiye İstatistik Kurumu’ndan alınan verilere göre; Türkiye’nin son 20 yılda kaybettiği tarım alanı, Antalya’nın yüzölçümünü aşarken; Antalya’da ise yüzölçümünün yüzde 3’ünü aşkın tarım toprağı kaybedildi. Tarım alanı kayıplarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, "Tarım toprağını kaybetmek, gelecek için üreteceğimiz gıdayı kaybetmek demektir. Toprak, üretemediğimiz bir varlık. O nedenle çok özen göstermemiz gerekiyor" dedi.


Türkiye genelinde ve özellikle tarımın başkenti olarak gösterilen Antalya’da, aşırı kentleşme ve sanayileşmenin etkisiyle yaşanan tarım toprağı kaybı, rakamlarla çarpıcı biçimde ortaya kondu. Türkiye İstatistik Kurumu’ndan alınan verilere göre; Türkiye, son 20 yılda tarım topraklarının yüzde 9,7’sini kaybetti. Bu kayıp yaklaşık 25 milyon 910 bin dekar, yani 3 milyon 628 bin futbol sahası büyüklüğünde alana karşılık geliyor. Antalya’da ise son 20 yılda tarım topraklarının yüzde 16,7’si yok oldu. Kent yüzölçümünün yüzde 3’ünü aşan bu kayıp, yaklaşık 90 bin futbol sahası büyüklüğüne ulaştı.



Türkiye’nin kaybı Antalya’yı aştı


Son 20 yılda Türkiye genelinde kaybedilen 25 milyon 910 bin dekarlık tarım alanının, yüzölçümü bakımından Antalya’dan daha büyük bir alana karşılık gelmesi dikkat çekerken; Antalya’da kaybedilen 643 bin dekarlık tarım alanının ise kent yüzölçümünün yaklaşık yüzde 3,1’ine denk geldiği hesaplandı. Tarım potansiyeli ve örtü altı üretimdeki liderliğiyle öne çıkan kentte kayıp oranının Türkiye ortalamasının üzerinde gerçekleşmesi, tabloyu daha çarpıcı hale getirdi.



Tarımın merkezi Antalya’da tablo ağırlaşıyor


2024 yılı itibarıyla Türkiye’nin toplam tarım alanlarının yüzde 14’ü Antalya’da yer alıyor, Antalya’nın en fazla tarım alanına sahip ilçeleri sıralamasında Korkuteli yüzde 31’lik payla ilk sırada yer aldı. Korkuteli’ni yüzde 14’lük payla Elmalı, yüzde 12’lik payla Manavgat ve yüzde 11’lik payla Serik takip etti.


Antalya’daki tarım alanlarının kullanım dağılımında tarla bitkileri üretimi yüzde 47,4 ile en büyük payı alırken, meyvecilik yüzde 25, nadas alanları yüzde 14, sebze üretimi yüzde 13,3 ve süs bitkileri üretimi yüzde 0,2 oranında gerçekleşti.


Son 30 yıllık veriler, Türkiye’nin tarım alanlarının yüzde 10,6’sını kaybettiğini, Antalya’daki kaybın ise yüzde 21’e ulaştığını ortaya koydu. Toprak kaybının Türkiye genelinde en hızlı yaşandığı dönemin 2005-2021 yılları arası olduğu belirtilirken, Antalya’da 1995-2010 ile 2020-2024 dönemleri öne çıktı.



Bazı ilçelerde gerileme


Antalya’da son 20 yılda en fazla tarım toprağı kaybı Akseki ve Gündoğmuş ilçelerinde yaşandı. Her iki ilçede tarım alanlarının yaklaşık yüzde 86’sının kaybedildiği belirlendi. Bu ilçeleri yüzde 72’lik kayıp ile İbradı takip etti. Merkez ilçelerde ise aynı dönemde tarım alanlarında yaklaşık yüzde 10 oranında azalma kaydedildi.


Yoğun tarım yapılan ilçelerde de dikkat çekici kayıplar yaşandı. Kumluca’da tarım alanlarının yüzde 44’ünün, Kaş’ta yüzde 43’ünün, Demre’de yüzde 42’sinin, Gazipaşa’da yüzde 35’inin, Kemer’de yüzde 32’sinin ve Alanya’da yüzde 25’inin kaybedildiği açıklandı. Elmalı’da yüzde 20, Manavgat’ta ise yüzde 12 oranında tarım alanı kaybı yaşandı.


Buna rağmen Korkuteli’nin son 20 yılda tarım alanlarını yüzde 8 artırdığı, Finike’de yüzde 4, Serik’te ise yüzde 0,6 oranında artış kaydedildiği görüldü.



"Toprak üretemediğimiz bir varlık"


Tarım alanı kayıplarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Antalya Tarım Konseyi ve Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, tarım topraklarının giderek artan baskı altında olduğunu söyledi. Çandır, "Aşırı kentleşmenin ve sanayileşmenin getirdiği yükle tarım toprakları sürekli tehdit altında. Son 20 yıla baktığımızda Türkiye genelinde tarım topraklarının yüzde 9,7’sini kaybetmiş durumdayız. Antalya gibi tarımsal üretimi ve ihracatıyla öne çıkan kentimizde durum daha acı. Antalya’da yüzde 16,7 civarında tarım toprağımızı kaybettik. Bu yaklaşık 90 bin futbol sahası demek. Tarım toprağını kaybetmek, geleceğe üreteceğimiz gıdayı kaybetmek demektir. Toprak, üretemediğimiz bir varlık. O nedenle çok özen göstermemiz gerekiyor" dedi.


Tarım ve gıdanın artık küresel ölçekte stratejik sektörler arasında yer aldığını vurgulayan Çandır, "Türkiye ekonomisinde en belirgin başlıklardan biri enflasyon. Bunun tetikleyicisi olarak tarım ve gıda ürünleri öne çıkıyor. Tarım topraklarını kaybedersek, çiftçileri üretimden uzaklaştırırsak, üretimde düşüş başlar. Bu da enflasyona, ardından gıdaya erişim sorununa ve dışa bağımlılığa neden olur. Bu coğrafya bize dört mevsimi sunan verimli bir coğrafya. Bunun hakkını vermemiz gerekir" ifadelerini kullandı.



Türkiye son 20 yılda, Antalya’dan büyük tarım alanını kaybetti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Uzmanından Ramazan’da ağız ve diş sağlığı önerileri: "Ara yüz temizliği, diş fırçalama çok önemli" - "İftar sonrasında tüketilen rafine şekerler ve yüksek şekerli karbonhidratlar diş sağlığı açısından birazcık tehlikeli" Ramazan Ayı’nda ağız ve diş sağlığına ilişkin tavsiyelerde bulunan Dt. Eda Tınaş, "Uzun süreli açlık ve susuzluk sebebiyle tükürük azaldığı için hastalarda ağız kuruluğu meydana gelmekte. Tükürük azalmasına bağlı olarak diş eti enfeksiyonları, çürük miktarının artması ve inflamasyon görülebilmekte. Ramazan Ayı’nda iftar sonrasında tüketilen rafine şekerler ve yüksek şekerli karbonhidratlar diş sağlığı açısından birazcık tehlikeli. Ara yüz temizliği, diş fırçalama çok çok etkili ve önemlidir" şeklinde konuştu. Ramazan Ayı’nda beslenme düzeninin değişmesi ve uzun açlığın ağız ve diş sağlığını etkileyebildiğini aktaran uzmanlar, tavsiyelerde bulundu. Dr. Cinik Diş Kliniği’nden Dt. Eda Tınaş, ağız kokusuna karşı iftar ve sahur sonrası ağız ve diş bakımlarının ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. "Tükürük azaldığı için hastalarda ağız kuruluğu meydana gelmekte" Vatandaşlara önerilerde bulunan Dt. Eda Tınaş, "Uzun süreli açlık ve susuzluk sebebiyle tükürük azaldığı için hastalarda ağız kuruluğu meydana gelmekte. Kuruluk sebepli ağız içi PH’ı değişmekte ve mekanik temizlik azalmakta. Bu sebeple hastalarımızda dil yüzeyinin temizliği çok çok önemlidir. Hastalarımızın tükürük azalmasına bağlı olarak diş eti enfeksiyonları, çürük miktarının artması ve inflamasyon görülebilmekte. Ağız kokusu aslında multifaktöriyel bir sebeptir. Keton cisimlerinin veya anaerop bakterilerin aktivitesinin artması sebebiyle ağız kuruluğu ve kokusu meydana gelmektedir. Bu noktada dil yüzeyinin temizlenmesi oldukça önemlidir. Ramazan Ayı’nda iftar sonrasında tüketilen rafine şekerler ve yüksek şekerli karbonhidratlar diş sağlığı açısından birazcık tehlikeli. Asitli yiyeceklerin tüketimi sonrasında hastalarımızdan minimum yarım saat sonra dişlerini fırçalamasını istiyoruz. Ağız bakımı iyi olmayan hastalarda periodontitis( diş eti hastalığı) veya gingivitis dediğimiz rahatsızlıklar ortaya çıkabilir. Ağız kuruluğu, tükürüğün azalması sebebiyle hastalarımız yeterli, etkin bir mekanik temizlik de yapamamakta. Bu noktada ara yüz temizliği, diş fırçalama çok çok etkili ve önemlidir" şeklinde konuştu. "Ara yüz temizliği ve diş ipi kullanımı, fırçalamak önemli" Ramazan Ayı’nda ağız ve diş tedavilerin ilişkin konuşan Dt. Tınaş, "Hastalarımızın konforu ve sistemik durumlar sebebiyle tedaviler iftar sonrasına belki ertelenebilir. Tabi ki acil olan durumlar için anında tedavi yapılabilir. Çürük oluşumu aslında zaman, konak direnci ve tükürük yapısı birçok faktöre bağlıdır. Hastalarımız çok fazla şekerli, asitli gıdalar tükettiği zaman tabi ki bu risk artmaktadır. Ara yüz temizliği ve diş ipi kullanımı, diş fırçalamak önemli. Kibarca dil yüzeyinin de temizlenmesi etkili, ortalama diş fırçalama süresi 2 dakika kadar olmalı, çok fazla bastırarak sert fırçalamak da yanlış. Çok fazla yumuşak, etkin temizlemekten uzak durmak da yanlış orta derece diyebileceğimiz şekilde, diş etine zarar vermeden diş etinden dişe doğru fırçalayabilir. 6 ay ya da yılda bir diş hekimi kontrolü mutlaka öneriyoruz. Diş kanması aslında hastanın periodontol olarak bir problemi olduğunu gösterir. Diş eti sağlığı aslında diş sağlığı kadar önemli bir durumdur. Düzenli diş hekimi kontrolü sayesinde bu durum kontrol altına alınabilir. İftardan sonra biraz daha protein ağırlıklı rafine şekerlerden uzak şekilde beslenebilirler" dedi.
Antalya ANTGİAD iftarında "İnsanın Fabrika Ayarları" konuşuldu Antalya Genç İş İnsanları Derneği (ANTGİAD), geleneksel iftar yemeğinde iş dünyasını, akademiyi ve sivil toplumu aynı sofrada buluşturdu. Ramazan ayının manevi atmosferinde gerçekleşen buluşmada insan, toplum ve değerler ekseninde güçlü mesajlar verildi. ANTGİAD tarafından düzenlenen geleneksel iftar yemeği, yoğun katılımla bir otelde gerçekleşti. Programın açılışında konuşan ANTGİAD Başkanı Ercan Yavaş, Ramazan ayının yalnızca bir ibadet dönemi değil, insanın kendisiyle yeniden bağ kurduğu, sakinleştiği ve iç muhasebe yaptığı özel bir zaman dilimi olduğuna vurgu yaptı. Yavaş, "İnsani duygularımız kaybolmuyor; sessizleşiyor, bastırılıyor ve görünmez hale geliyor. Çünkü çağımızda hız var ama derinlik yok, gürültü var ama anlam yok" dedi. "Toplum birbirine karşı etiketler oluşturuyor " Toplumsal kutuplaşmaya dikkat çeken Yavaş, bu tablonun kendiliğinden oluşmadığını vurgulayarak, "Bugün kutuplaşma; tahammülsüzlük ve empati yoksunluğu ile beslenen bir iklimdir. İnsanlar artık fikirleriyle değil, etiketleriyle tanımlanıyor. Toplum birbirini kucaklamak yerine, birbirine karşı zıt kutuplar oluşturuyor" dedi. Kutuplaşmanın kısa vadede bazı aktörlere alan açsa da uzun vadede toplumsal zarar ürettiğini belirten Yavaş, "Kutuplaşma sorunları çözmez, sadece erteler. Ve ertelenen her sorun, büyüyerek geri döner" ifadelerine yer verdi. "Dil bozulursa, düşünce de daralır" Dilin toplum üzerindeki belirleyici etkisine değinen Yavaş, kelimelerin anlam kaybının düşünce dünyasını da daralttığını ifade etti. Yavaş, "Toplumlar önce kelimelerle ayrışır. Eleştiri ‘tehdit’, farklılık ‘tehlike’ olarak görülmeye başlandığında, insanlar düşüncelerinden değil kelimelerden korkar hale gelir. Dili kim yönetiyorsa, zihni de o yönetir" dedi. "Sorun kaynak yetersizliği değil, paylaşım eksikliği" Dünyadaki çatışmaların temel nedenlerine de değinen Yavaş, kaynakların yeterli olmasına rağmen süregelen kavgaların insani eksikliklerden beslendiğini vurgulayarak, "Dünyada hepimize yetecek kadar hava, su ve gıda var. Sorun kaynak yetersizliği değil; insani yetersizliktir. Paylaşma eksik, vicdan eksik, anlam eksik" şeklinde konuştu. "Vicdan yoksa, en güçlü sistemler bile çöker" Vicdan kavramına da vurgu yapan Yavaş, şu değerlendirmeyi yaptı: "Vicdan; insanın içindeki en sessiz ama en güçlü pusuladır. Yasa yokken de doğruyu gösterir, kamera yokken bile yanlışı durdurur." Sevginin ise toplumları ayakta tutan en güçlü bağ olduğuna dikkat çeken Yavaş, Ramazan ayının bu anlamda önemli bir vicdan ve sevgi hatırlatması sunduğunu ifade etti. ATGİAD Başkanı Ercan Yavaş, konuşmasının finalinde "Fabrika ayarlarımıza dönersek iyi insan oluruz" dedi. "İnsan bozulmadı, sadece unuttu" Programa konuk olan Prof. Dr. Sinan Canan, "İnsanın Fabrika Ayarları" başlıklı konuşmasında insan doğasının temel özelliklerine, günümüz yaşam tarzının zihin ve duygu dünyası üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Canan, insanın doğuştan getirdiği biyolojik ve psikolojik donanımın günümüz yaşam biçimiyle çoğu zaman çeliştiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "İnsan doğası gereği merhametli, öğrenmeye açık ve anlam arayan bir varlıktır. Ancak içinde yaşadığımız sistem, bizi bu özelliklerden uzaklaştıracak biçimde çalışıyor. Hızlı, tepkisel ve yüzeysel bir hayata alışıyoruz. Sürekli tetikte olan bir beyin, derin düşünemez. Sürekli kıyas yapan bir zihin, şükredemez. Sürekli yarış halinde olan bir insan da merhametini kolayca kaybedebilir." "İnsan, özünde kötü değildir" İnsanın özünde kötü olmadığını, ancak çevresel şartların ve öğrenilmiş davranış kalıplarının bireyi dönüştürdüğünü belirten Canan, şu değerlendirmeyi yaptı: "Her insan dünyaya masum ve potansiyel dolu gelir. Kötülük doğuştan gelmez; öğrenilir." "Fabrika ayarlarına dönmek" ifadesinin bir nostalji çağrısı değil, bilinçli bir farkındalık süreci olduğunu dile getiren Canan, "Fabrika ayarlarına dönmek demek, insanın kendi doğasını yeniden tanıması demektir. Kendi zihninin nasıl çalıştığını bilmek, duygularını fark etmek ve reflekslerini sorgulamak demektir" dedi. ANTGİAD üyelerine özel imzalı kitap Program sonunda Prof. Dr. Sinan Canan, "İnsanın Fabrika Ayarları" adlı kitabını ANTGİAD üyeleri için imzalayarak armağan etti. Bu esnada üyelerle sohbet eden Canan, yoğun ilgi gördü.
Adana Dağlı: "Adana gençliğini Türkiye Yüzyılı’na hazırlıyoruz" AK Parti Adana İl Başkanı Tamer Dağlı, kentteki gençlik ve spor alanındaki yatırımlara değinerek, "4 milyar 260 milyon TL’yi aşkın dev yatırım hamlesi, Adana’mızın yarınlarına duyduğumuz inancın en somut göstergesidir" dedi. AK Parti Adana İl Başkanı Tamer Dağlı, Adana genelinde gençlik ve spor alanında hayata geçirilen yatırımlara ilişkin açıklamalarda bulundu. Adana’nın dört bir yanında tamamlanan, devam eden ve ihale aşamasında bulunan toplam 14 projenin şehrin gençlik ve spor altyapısını güçlendirdiğini belirten Dağlı, projelerin toplam yatırım bedelinin 4 milyar 260 milyon TL’yi aşkın olduğunu vurguladı. Tamamlanan projeler arasında Adana Olimpik Kapalı Yüzme Havuzu ikmal yapımı, Sarıçam Salonlu Gençlik Merkezi ve Pozantı Yarı Olimpik Yüzme Havuzu gibi önemli tesislerin yer aldığını ifade eden Dağlı, bu yatırımlar sayesinde gençlerin modern ve donanımlı alanlara kavuştuğunu söyledi. Devam eden projeler kapsamında Sarıçam’da öğrenci yurtları, ilçelerde sentetik saha dönüşümleri ve yeni spor alanlarının yapımı sürerken; ihale aşamasındaki gençlik merkezleri ve spor salonlarıyla birlikte Adana’nın spor altyapısının daha da güçleneceğini belirtti. Başkan Dağlı açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Gençliğe yapılan yatırım, Türkiye’nin geleceğine yapılan yatırımdır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken, güçlü şehirler ve donanımlı bir gençlik hedefiyle çalışıyoruz. Adana gençliğini Türkiye Yüzyılı’na hazırlıyoruz. 4 milyar 260 milyon TL’yi aşkın dev yatırım hamlesi, Adana’mızın yarınlarına duyduğumuz inancın en somut göstergesidir." Dağlı, yatırımların planlı ve disiplinli bir kamu yönetimi anlayışıyla yürütüldüğünü, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanıldığını belirtti.