YEREL HABERLER - 08 Mart 2012 Perşembe 17:42

AYVALIK EMEK PARTİSİ’NDEN ‘KADINLAR GÜNÜ’ AÇIKLAMASI

A
A
A
AYVALIK EMEK PARTİSİ’NDEN ‘KADINLAR GÜNÜ’ AÇIKLAMASI

Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle bir basın açıklaması yapan Emek Partisi İlçe Başkanı Cemil Tosunoğlu ‘Son yıllarda kadına yönelik şiddetin çığ gibi artarak, Türkiye’yi kadın cinayetleri ülkesi haline getirdiğini’ söyledi.
Cemil Tosunoğlu yaptığı yazılı açıklamada, AK Parti Hükümetinin en ustalaştığı alanlardan birisi de emekçilerin ve halkın isteklerini yerine getirir gibi yaparken gerçekte isteklerin içini boşatarak eskisinden bile kötü hale getirme işi olduğunu belirterek, “İşçiler yıllardır, sendikalaşmada yüzde 10 barajının kaldırılmasını mı istiyor; hükümet, sendikalar yasa tasarısına ‘Bakın isteklerinizi dikkate alıp barajı yüzde 3’e indirdim’, diyor ama tasarıya eklediği bir maddeyle yüzde 3’ü yüzden 10’dan bile büyük bir baraja dönüştürüyor. Hastalar sağlık hizmetlerinin yetersizliğinden, hekimler ve sağlıkçılar çok ağır koşullarda çalışmaktan şikâyet edip çalışma koşullarının düzeltilmesini mi talep ediyor. Hükümet, bu isteklere bir yasal düzenlemeyle yabancı uyruklu hekim ve hemşire çalıştırmayı serbest bırakan bir yasal düzenleme yaparak yanıt veriyor. Mahkemelerin uzun sürmesinden mi yakınıyorsunuz; kişisel davalarda mahkeme harçlarını 30–40 liradan 600–700 liraya çıkarıp, vatandaşın mahkemede hak aramasını önleyip; ‘Bakın dava sayısını azalttık artık mahkemeler daha hızlı olacak’ diye övünüyor. Halk 12 Eylül’le hesaplaşılmasını istiyor; AKP Hükümeti, bir Anayasa değişikliği ile cuntacı iki generalin hiçbir ciddi sonucu olmayacak biçimde mahkemeye çıkarılmasını sağlayan bir düzenlemeyle talebin içini boşaltıyor. Ya da 28 Şubat’la hesaplaşma isteyenlerin talebine cevap veriyormuş gibi 28 Şubat tartışması açıp, bu tartışmayı kendisine az çok muhalefet eden basını sindirme ve basına yönelik baskıları, tutuklamaları meşru ve haklı gösterecek bir kampanyaya dönüştürüyor” ifadelerini kullandı.
“HÜKÜMET YASA TASARISININ İÇİNİ BOŞALTIYOR”
Tosunoğlu açıklamasında; “Emekçi haklarından, eğitim, sağlık, kamu hizmetlerine yönelik taleplere, özgürlüklere, hangi alana bakarsanız aynı şeyi görüyorsunuz; taleplerin içinin boşaltıldığını ve talepleri yenilemeyi caydıracak biçimde kirletildiğini! Bu talebin içini boşaltma oyununun en son örneğini ‘kadına karşı şiddet’ uygulamalarını önlemek amaçlı tasarıda görüyoruz. Son yıllarda kadına yönelik şiddetin çığ gibi artarak, Türkiye’yi bir ‘kadın cinayetleri ülkesine’ dönüştürdüğü herkesin bildiği bir şeydir. Herkesin bildiği bir diğer şey de son yıllarda kadın örgütlerinin ve çevrelerinin ‘kadına yönelik şiddete’ karşı çok ciddi bir mücadele verdiği, hükümeti bu alanda mutlaka bir şeyler yapmaya zorladığı gerçeğidir. Nitekim şu günlerde 8 Mart vesilesiyle her gün binlerce, on binlerce kadın, çeşitli etkinliklerle, kadına yönelik şiddeti lanetlemek ve 8 Mart’ta simgelenen özgürlükler için alanlardadır. Yıllardır süren mücadeleyi haklı gördüğünü söyleyen hükümet, 8 Mart’ta kadınların bu talebine yanıt vereceğini iddia ederek bir yasal düzenlemeye girişmiştir. Çeşitli kadın çevrelerince hükümetin bu girişimi ciddiye alınmıştır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin çeşitli kadın çevreleriyle de görüşerek bir tasarı hazırlamıştır. Ne var ki, kadın örgütlerinin müdahalesiyle tasarıya konan ve kadına yönelik şiddeti önlemede az çok etkili olacak ne varsa, hükümet tarafından tasarıdan çıkarılmış, çıkarttırılmıştır. Değişikliğe tasarının adından başlanmış; tasarın adı ‘Kadın ve Aile Bireylerinin Şiddetten Korunmasına Dair Kanun Tasarısı’ iken ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi’ olarak değiştirilmiş, böylece ‘Kadınların hayatının korunması yerine ailenin korunması tercih edilmiştir’ Ki, zaten bugün kadına yönelik şiddetin altındaki en önemli dayanak kadının aileye eşitlenmesidir. Ve yasa bu haliyle kadına ‘Dayağını ye otur; çünkü ailenin devamı en önemli görevindir’ demektedir. Yine, yasanın uygulanabilmesi için tasarıda ‘şiddeti önleme merkezleri’nin etkili bir hizmet verebilmeleri için 5 bin 557 kadro öngörülürken bu sayı da 362’ye indirilmiş, böylece merkezler sadece bürokratik işler yapacak birer ‘büroya’ dönüştürülmüştür. Ve şiddet gören kadının çevresindeki kişilerin de şikâyetçi olabilmesini içeren ‘ihbar hakkı’ metinden çıkarılarak, şiddet gören kadın yalnızlaştırılmak istenmiştir. Kadın çevreleri haklı olarak bu tasarının ‘kadınların taleplerini karşılamaktan uzak’, hükümetin ‘prestij malzemesi’ olarak kullanma amaçlı bir tasarıya dönüştürüldüğünü söylemekte; tasarının bu haliyle yasalaşmasını kabul etmeyeceklerini söylemektedirler. Kısacası kadına şiddeti önleme konusunda da tipik bir AKP Hükümeti manevrasıyla karşı karşıyayız. Bu tasarıyla kadınların onlarca yıllık mücadelesi yedeklenip AKP’nin hanesine yazılmak istendiği gibi, taleplerin içi de boşaltılmaktadır” denildi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Ataşehir’de Ramazan öncesi gıda denetimi gerçekleştirildi İstanbul’da Ramazan ayı öncesi vatandaşların güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlamak amacıyla Ataşehir’de kasaplara yönelik denetim gerçekleştirildi. Denetimlerde işletmelerin hijyen şartlarından gıdaların doğru saklanma şartlarına, personelin temizliğinden ruhsat uygunluğuna kadar pek çok kriter detaylı incelendi. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığı’na bağlı ekipler tarafından Ataşehir’de Ramazan öncesi gerçekleştirilen denetimlerde, et ve et ürünleri satan kuruluşlar mercek altına alındı. İlçe genelinde yapılan denetimlerde özellikle ürünlerin hijyen ve saklama şartları ile soğuk zincire uygunluğu başta olmak üzere birçok kriter titizlikle incelendi. İşletmelerin bulundurması zorunlu olan ruhsat ve belgeler detaylı olarak kontrol edilirken, kıyma makineleri ile hazırlık alanlarının temizliği de titizlikle denetlendi. Ayrıca beyaz et ve diğer ürünlerin son tüketim tarihleri tek tek incelenerek, personelin bone, maske ve eldiven kullanımına uyup uymadığı kontrol edildi. Bunun yanı sıra müşterilerin işletmenin denetleme bilgilerine ulaşabildiği QR kod uygulaması da güncel olarak incelendi. "Amacımız tüketicilerimize güvenilir gıda anlamında hizmet sunmak" İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar, denetimle ilgili şu açıklamada bulundu: "İstanbul’da hem gıda güvenliği hem de ürün fiyatları açısından Ticaret İl Müdürlüğümüzle beraber ortak bir denetim gerçekleştirdik. Yıl boyunca da bu denetimlerimiz devam edecek. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü olarak bizler tohumdan çatala kadar, çiftlikten sofraya kadar izlenebilirlik ve gıda güvenliğiyle alakalı çalışmalar yürütüyoruz. Bizim amacımız tüketicilerimize güvenilir gıda anlamında hizmet sunmak. Çünkü Bakanlığımızın da takdirleriyle bu alanda toleransımız sıfır. 7 gün 24 saat esasıyla görevimizi yerine getiriyoruz ve tüketicilerin güvenilir gıdaya erişmesi için yoğun bir gayret gösteriyoruz. Bizim sloganımız ’En iyi denetçi, bilinçli tüketicinin kendisidir.’ Dolayısıyla bütün tüketicilerimiz özellikle alışveriş yapmış oldukları yerlerde, almış oldukları ürünün etiket bilgilerine, son tüketim tarihine ve tavsiye edilen tüketim tarihlerine dikkatlice bakmalılar. Bu konuda hassas davranmalarını rica ediyoruz. Yine soğuk zincirde muhafaza edilmesi gereken ürünlerin zincirinin bozulmamış olmasına, ambalajlı ürünlerde de ambalajın bozulmamasına dikkat göstermelerini istiyoruz." "Bilinçli tüketicilerimizden istirhamımız bu karekod uygulamasını kullanmaları" Parıldar, gıda güvenliği için QR karekod uygulamasının önemini hatırlatarak, "Bildiğiniz gibi kafelerde, restoranlarda, tüketim yerlerinde ve satış yerlerinde karekod uygulaması mecburi hale geldi. Biraz önce bu işletmeyi de karekod uygulamasından kontrol ettik. Aynı şekilde tüketicilerimizin de Tarım Cebimde uygulamasından işletmenin en son hangi tarihte denetlendiğini kontrol edebilmeleri mümkün. Bilinçli tüketicilerimizden istirhamımız da bu karekod uygulamasını kullanmaları ve bizim işletmeyi en son ne zaman denetlediğimizi buradan takip etmeleri. Bilinçli ve iyi bir denetçi oldukları için bütün tüketicilerimize teşekkür ediyorum" dedi. "Amacımız tüketicilerimizin ekonomik menfaatini korumak ve mağduriyetlerini önlemek" İstanbul İl Ticaret Müdürü İsmail Menteşe ise, "Bugün burada et reyonlarına yönelik denetimler yaptık. Ticaret Bakanlığı olarak amacımız tüketicilerimizin ekonomik menfaatini korumak ve mağduriyetlerini önlemek. Biz de bulunduğumuz ilçeye yönelik yaptığımız denetimlerde ürünlerin taban fiyatlarını kontrol ettik. Bazı ürünlerde özellikle tüketiciyi aldatıcı ya da yanıltıcı durumlar tespit ediyoruz; bunlara da idari işlem uyguluyoruz. Buradaki esas nokta fiyatlamanın tarihi, bunun belirtilmesi mutlaka gerekli. Bu açıdan İstanbul’da 39 ilçemizde denetimler yapıyoruz. Yaklaşan Ramazan ayı öncesi az da olsa vatandaşımızın gönlünü kötüye kullanmak isteyen işletmelere karşı denetimlerimize artırarak devam ediyoruz. Bence bizim birinci yardımcımız tüketicilerimiz" ifadelerini kullandı. 2025 yılında 422 işletmeye toplam 24 milyon 849 bin 607 TL idari para cezası kesildi İstanbul genelinde "Tarladan Sofraya Gıda Güvenliği" yaklaşımı doğrultusunda gıda denetimleri aralıksız sürdürülüyor. İstanbul’da faaliyet gösteren 135 bin 862 gıda işletmesi, İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile 39 ilçe müdürlüğünde görev yapan 808 resmi kontrol görevlisi tarafından 7/24 esasına göre denetleniyor. 2025 yılında İstanbul genelinde toplam 229 bin 512 resmi kontrol gerçekleştirilirken, uygunsuzluk tespit edilen 10 bin 350 işletmeye toplam 621 milyon 326 bin 550 TL idari para cezası uygulandı. Ayrıca 95 işletme hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulurken, 290 işletme faaliyetten men edildi. Bu kapsamda İstanbul genelinde faaliyet gösteren 3 bin 478 kasaba yönelik 2025 yılı başından itibaren 6 bin 890 denetim gerçekleştirildi. Denetimlerde 483 işletmede uygunsuzluk tespit edilirken, 422 işletmeye toplam 24 milyon 849 bin 607 TL idari para cezası kesildi. Denetimler kapsamında alınan 243 numunenin 13’ünün mevzuata aykırı olduğu belirlendi. Öte yandan kasaplarda ’açıkta tavuk’ ve ’hazır kıyma’ satışının yasak olduğu, bu kurallara aykırı faaliyet gösteren işletmelere 264 bin 309 TL idari para cezası uygulandığı ve ürünlere el konulduğu bildirildi.
Samsun Samsun’da boğazı kesilerek öldürülen pazarcı cinayetinde kan donduran ifadeler ortaya çıktı Samsun’da yasak ilişki yaşadığı sevgilisini boğazını keserek öldürdükten sonra polise teslim olan kadın ile olay sırasında araçta bulunan oğlu ve olay yerine sonradan gelen eşinin ifadeleri ortaya çıktı. Cinayetin kadının oğlunun da araçta bulunduğu sırada işlendiği öğrenildi. Olay, 24 Ocak akşamı saat 22.00 sıralarında Canik ilçesi Düvecik Mahallesi’nde Samsun Şehir Hastanesi yolu üzerinde park halinde bulunan 55 ARH 593 plakalı hafif ticari araç içerisinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, evli ve 3 çocuk annesi Gamze S. (38), uzun süredir yasak ilişki yaşadığı evli sevgilisi 4 çocuk babası pazarcı Ferit M. (45) ile buluştu. Taraflar arasında çıkan tartışma cinayetle sonuçlandı. İddiaya göre Gamze S., yanında getirdiği bıçak ve satırla Ferit M.’nin boğazını kesip, ardından satırla boyun bölgesine defalarca vurdu. Olayın ardından Gamze S., cinayette kullandığı bıçak ve satırla birlikte polis merkezine giderek teslim oldu. Olay yerine gelen polis ekipleri, Ferit M.’yi araç içerisinde boğazı kesilmiş halde buldu. Gamze S.’nin ayrıntılı ifadesi ortaya çıktı Gamze S. ifadesinde, Ferit M. ile uzun süredir yasak ilişki yaşadığını, ayrılmak istemesi üzerine Ferit M.’nin kendisini tehdit etmeye başladığını söyledi. Gamze S., Ferit M.’nin daha önce kendisini kemerle dövdüğünü, biber gazı sıktığını ve aynı şiddeti çocuğuna da uygulayacağını söylediğini öne sürdü. Yaklaşık 10 gün önce Ferit M.’nin umreden döndükten sonra kendisini sürekli aradığını belirten Gamze S., 24 Ocak’ta annesinin evindeyken Ferit M.’nin evin yanında olduğuna dair mesaj attığını, annesinin evinden çıkarken daha önce satın aldığı bıçağı ve odun kesmede kullandığı satırı da yanına aldığını belirterek, "Araca binip şehir hastanesi yoluna gittik. Ferit burada beni tehdit edip ilişkiye girmek istedi. Oğlum Aydın 10 gün önce ilişkimizi öğrenmişti. Oğlum Ferit ile gittiğimizi gördü. Şehir hastanesi yoluna gittik. Burada beni tehdit etti, ilişkiye girmek istedi. İkna edip oğlum Aydın’ı da araca alıp, yeniden olay yerine geldik. Oğlum aracın önünde, ben arkada oturuyordum. Ferit alkolüydü. Elindeki bira şişesini havaya kaldırdı. Korkutmak amacıyla boğazına bıçağı dayadım, bu sırada boğazı kesildi. Ardından bıçakla birkaç darbe daha vurdum. Ferit M. araçtan düşünce ardından yaşadığım şiddet ve tehditlerin etkisiyle yerdeyken satırla birkaç kez daha vurdum. Olay sırasında bıçak ve satırı kendim kullandım. Oğlum ve eşim herhangi bir kesici alet kullanmadı" dedi. Telefonu oğluna verdiğini kabul etti Gamze S., Ferit M.’nin cep telefonunu olay sonrası araçtan aldığını, içerisinde kendisine ait özel görüntüler bulunduğu için oğluna telefonu yok etmesini söylediğini, telefonun daha sonra nereye atıldığını bilmediğini ifade etti. Daha önce Ferit M. hakkında tehdit ve darp nedeniyle iki kez şikâyetçi olduğunu ve tedbir kararı aldırdığını belirten Gamze S., son tedbir kararının olaydan kısa süre önce sona erdiğini söyledi.
Ankara AK Parti Sözcüsü Çelik: "CHP’li belediyeler, yasal bir boşluktan faydalanarak bu yapıları “çocuk oyun evi” ya da “etkinlik alanı” adı altında Millî Eğitim Bakanlığı ve Aile Bakanlığı denetiminin dışına çıkarmıştır" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "İnsani durum çerçevesinde Suriye hükümeti ile koordineli bir şekilde onların açtığı insani koridorlardan Aynularab’a 11 tır yardım gönderdik. Bu yardımlar kesintisiz bir şekilde devam edecek" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında partisinin Genel Merkez binasında gerçekleştirilen MKYK toplantısın devam ettiği sırada basın açıklamasında bulundu. Çelik, Konya Çumra Belediye Başkanı Mehmet Aydın, Yozgat Kadışehri Belediye Başkanı Davut Karadavut, Şırnak İdil Karalar Belde Belediye Başkanı Hasan Turgut ve Çorum Ortaköy Aştağul Belde Belediye Başkanı Şenol Öncül’ün MKYK toplantısında AK Parti’ye katıldığını ifade etti. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konularındaki çalışmaları kararlılıkla sürdürdüklerini dile getiren AK Parti Sözcüsü Çelik, "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge, iç içe ve birbiriyle ayrılmaz bütünlüğe sahip iki kavram. Zaman zaman bu ikisinin ayrı ayrı değerlendirilmeye çalışıldığını, aradaki bağın koparılmaya çalışıldığını görüyoruz. Aradaki bağı koparmaya çalışanların bu bağı kopardığı zaman yerine ne yerleştirmeye çalıştığına baktığımızda da terör örgütlerini meşrulaştırmaya, mazur göstermeye çalışan, terör örgütlerinin kazanımları dedikleri birtakım ifadeleri kazanım gibi sunma şeklinde yaklaşımların bu işlerin arkasında olduğunu görüyoruz. Bütün bu süreç terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge kavramlarının ne kadar zamanlı, doğru ve dünyanın içinden geçtiği bu dönemde ne kadar stratejik bir adım olduğunu bir kere daha gösteriyor. Onun için hem MKYK hem MYK hem de partimizin tüm organları açısından en hassasiyetle takip edilen konuların başında bu geliyor" ifadelerini kullandı. "Suriye’de DEAŞ ile mücadelenin kesintisiz bir şekilde sürmesi gerekiyor" Suriye’de DEAŞ ile mücadelenin kesintisiz bir şekilde sürmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, "Aynı şekilde hiçbir terör örgütünün de hiçbir şekilde var olmaması gerektiği temelindedir. Burada önceden beri uyarılarımızı net bir şekilde yapıyoruz. İki konuda net cümleler kurduk ve izahını da net bir şekilde yaptık. Birincisi terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci kapsamında PKK’nın bütün şube, uzantı ve illegal yapılanmalarıyla kendisini feshetmesi ve silah bırakması gerektiğiydi. Buna Suriye, Irak, İran yapılanmalarının ve Avrupa’daki illegal yapılanmasının dahil olduğunu ifade ettik. Aynı şekilde bunun devamı olarak da değişik yöntemlerinin olabileceğini ifade ettik. Suriye açısından bizim önemsediğimiz, hem kan dökülmemesi, hem Suriye’deki Kürt kardeşlerimizin haklarının garanti altına alınması ve terörün vesayetinden kurtulması hem de Suriye’nin birlik ve bütünlüğüne zarar veren terör ve asimetrik silahlı grupların ortadan kalkması, ancak bunun Suriye’nin bir parçası olarak gerçekleşmesidir. Bu bakımdan 10 Mart Mutabakatı’nın önemini özellikle vurguladık" diye konuştu. "Suriye’de 100 yıl içerisinde ilk defa çoğulculuğu benimseyen bir kararname ortaya çıkmış oldu" Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından yayımlanan ve Suriye’deki Kürtlerin haklarını garanti altına alan kararnamenin son derece sevindirici olduğunu ifade eden Çelik, "Kararnameyi tam olarak okuduğun zaman Suriye Kürtlerinin Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunu, dillerinin ve kültürlerinin garanti altına alındığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Bazıları bu kararnameyi küçümsemeye çalışıyor ama Esad rejiminin özellikle inkar politikası dikkate alındığında Kürt kardeşlerimizin orada nüfus cüzdanı bile yoktu. Şimdi bunun devlet düzeyinde bir kararname ile garanti altına alınmış olmasının ortaya koyduğu irade beyanını hem sevindirici hem de önemli buluyoruz. Ortadoğu’da kimlik kavgaları, mezhep kavgaları son derece acı sonuçlar doğuruyor. Belki de 100 yıl içerisinde ilk defa çoğulculuğu benimseyen böyle bir kararname ortaya çıkmış oldu. Önemli olan eylemlerdir ama Kürt kardeşlerimiz için hukuki bir zemin ortaya çıkmıştır. Bunun takibi gerekir. Bu konuda da biz hassasiyetlerimizi Suriye yönetimi ile paylaşıyoruz. Sayın Şara ve yönetimi de tek bir Suriye ilkesi etrafında bu konularda son derece hassas olduklarını ifade ediyorlar" dedi. "Gerçek kazanım Suriye’de Kürt kardeşlerimizin de, Türkmenlerin de, Arapların da bu terör örgütlerinden kurtulmasıdır" Suriye’de terör örgütleri ortadan kalktığı durumda Suriye Kürtlerinin, Türkmenlerinin, Araplarının ve diğer grupların en çok kazananlar olduğunu belirten Çelik, "Dolayısıyla Suriye’de son ortaya çıkan tabloyu bütün Kürtlerin, Türkmenlerin ve bütün Arapların kazanımı olarak görmek lazım. Eğer birileri herhangi bir yerde terör örgütünün kazanımı, herhangi bir etnik grubun kazanımı olarak görüyorsa burada son derece hastalıklı biz zihniyetin işlediğini ifade etmek lazım. Birileri çıkıp da SDG Kürtleri temsil ediyor gibi hastalıklı bir cümle kuruyorsa, bu hastalıklı cümlenin bir başkasının çıkıp DEAŞ Arapları temsil ediyor gibi hastalıklı bir cümleden farkı yoktur. Terör örgütleri konusunda ilkeli bir tutum ortaya koymak gerekir. Burada gerçek kazanım Suriye’de Kürt kardeşlerimizin de, Türkmenlerin de, Arapların da bu terör örgütlerinden kurtulmasıdır" ifadelerini kullandı. "Avrupa norm koyma kabiliyetini kaybetmiştir" Çelik, İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen toplantıda son derece ilginç mesajların verildiğini ve neoliberal siyasi düzeni savunanların belki de ilk defa bu düzenin bittiği ya da iflas ettiğini söylemeye başladıklarını kaydederek, "Uzun süre neoliberal ekonomik düzenin temsilcisi olan çevreler, bu düzenin sorunlarını bilmelerine rağmen bunu açıkça ifade edemiyorlardı. Bugün ise kamuya açık toplantılarda bu düzenin elitlerinin, neoliberal sistemin ikiyüzlülüğünü dile getirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Bu durum, Cumhurbaşkanımızın yıllar önce dile getirdiği tespitlerin bugün adeta teyit edilmesi anlamına gelen son derece çarpıcı ifadelerin duyulmasına yol açmaktadır. Biz her zaman şunu söyledik; bu düzen adına norm koyma yetkisini kendisinde görenlerin, önce bu normlar eksik olsa bile bu normlara sadakati gerekir. Avrupa için geçerli gördüğünüz bir insan hakları veya hukuk devleti normunu Afrika ya da Asya için geçerli görmezseniz, bu bir gün tsunami etkisiyle gelir sizi vurur ve bununla karşılaşmak durumunda kalırsınız demiştik. Avrupa’daki bazı ülkeler Grönland tartışmaları üzerinden seslerini yükseltiyorlar ama itiraz ettikleri şeylerin aynısını Afrika’daki pek çok ülkeye yaptılar. Bugün itiraz ettikleri birtakım uygulamaların ve söylemlerin benzerlerini hala bir ay evvel Afrika’da bir ülkede darbe teşebbüsüne girişerek yapmaya çalıştılar. Dolayısıyla Avrupa norm koyma kabiliyetini kaybetmiştir" değerlendirmesinde bulundu. İran’da meydana gelen gelişmeleri yakından ve endişe içerisinde takip ettiklerini dile getiren Çelik, İran’a yönelik herhangi bir dış müdahalenin karşısında olduklarını ve bu durumun son derece yanlış olacağını dile getirdi. "Gazze bir emlak değildir, emlak yaklaşımıyla değerlendirilecek bir toprak değildir" Kurulan Gazze Kurulu tarafından yapılacak olan çalışmaların yakından takip edileceğini aktaran Çelik, "Her zaman söylediğimiz gibi yanlış haberler ve aşırı söylemler kullanılıyor. Filistin’i Filistinliler yönetmelidir ve bu iradeyi gölgeleyecek tutumlar içerisine girilmemelidir. Kalıcı barışın tek yolu ateşkesin kalıcı hâle gelmesi ve ardından 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan, entegre ve toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin kurulmasıdır. Bu gerçekleşmeden kalıcı barış mümkün değildir. Ayrıca son derece acımasız ve yanlış cümleler kuruluyor. Gazze bir emlak değildir, emlak yaklaşımıyla değerlendirilecek bir toprak değildir. Gazze bir vatandır ve bunu yok sayan yaklaşımlar son derece vahşi ve barbar cümleler kurulması anlamına geliyor" dedi. Çelik, konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Aynularab’a 11 tır yardım gönderdik, bu yardımlar kesintisiz bir şekilde devam edecek" Bir gazetecinin Türkiye’nin Aynularab’a yaptığı insani yardımların sürüp sürmeyeceğini sorması üzerine Çelik, "İlk aşamada 11 tır gitti. Hangi ideoloji altında olursa olsun Suriye’de ve bölgede bütün terör örgütlerinin karşısındayız. Hiç kimse de terör örgütlerini oradaki kardeşlerimizle eşitlemesin. Şartlar ne olursa olsun, Suriyeli Kürtlerin, Türkmenlerin ve Arapların yanındayız. Orada insani bir durum var. Bu insani durum çerçevesinde Suriye hükümeti ile koordineli bir şekilde onların açtığı insani koridorlardan 11 tır yardım gönderdik. Bu yardımlar kesintisiz bir şekilde devam edecek. Oradaki Suriyeli Kürt kardeşlerimizi o olumsuz koşullarda asla yalnız bırakmayacağız" cevabını verdi. "Kürt sivillerin öldürülmesine göz yumduğumuz iddiası ahlak dışı bir yaklaşımdır" DEM Parti yöneticilerince AK Parti’nin Kürt sivillerin hedef alındığı iddialarına yeterince tepki göstermediğine yönelik ifadelerinin sorulması üzerine Çelik, "Kürt sivillerin öldürülmesine göz yumduğumuz iddiası ahlak dışı bir yaklaşımdır. SDG’nin ve PKK’nın yıllar boyunca ne kadar Kürt sivili öldürdüğü herkesin gözü önünde gerçekleşti. Bugün Suriye’de ister DEAŞ ister PKK ya da başka bir ad altında olsun, herhangi bir terör örgütü sivillere yönelik bir eylem yaptığında ilk karşı çıkan biz oluruz. Dolayısıyla, bunlar ideolojik oyunlardır ve siyasi bir cümle ifade etmemektedir. Doğrusunu söylemek gerekirse, bunca olay yaşanmışken insan daha makul ve siyasi değerlendirme anlamına gelebilecek cümleler bekliyor ama maalesef bu kadar olay olurken sadece ideolojik oyunlar. Adı SDG ya da PKK olan bir örgütten yana destekleyici bir tutum olarak, ‘Kürtlerin iyiliğini düşünüyorum’ denilmesi birbirine taban tabana zıt iki cümle. Bir kere daha görüyoruz ki bu cümleleri kuranların bize dönük söyledikleri cevap verilecek siyasi cümleler değil, sadece ideolojik propaganda cümleleridir" dedi. "Her türlü provokasyona karşı dikkatli olunması lazım" DEM Parti tarafından yapılan eylem çağrılarının ardından Diyarbakır ve Mersin’de meydana gelen güvenlik olayları bağlamında terörsüz Türkiye sürecindeki değerlendirmelerinin sorulması üzerine Çelik, "Bahsedilen provokasyonlar çerçevesinde hayatını kaybeden merhum için son derece üzüntülüyüz. Bu noktaya gelmemesi lazım, güvenlik güçleri gereken hassasiyeti gösteriyorlar. Her türlü provokasyona karşı dikkatli olunması lazım ama aynı zamanda siyasilerin de provokasyona ortam oluşturacak dilden ve üsluptan uzak durması son derece önemlidir" ifadelerine yer verdi. "Mesele İsrail’in kimin ülkeye girip girmeyeceğini yasaklaması değil" İsrail basınında yer alan Bilal Erdoğan dahil 29 Türk vatandaşının ülkeye girişinin yasaklanacağı yönündeki iddiaların sorulması üzerine Çelik, "Zaten Bilal Bey’in ve adı geçen kişilerin Filistin konusundaki hassasiyeti, her yıl yılbaşı sabahı yapılan mitinglerden birtakım siyonist ve soykırımcı çevrelerin duyduğu rahatsızlığı net bir şekilde ifade ediyorlar. Mesele İsrail’in kimin ülkeye girip girmeyeceğini yasaklaması meselesi değil. Hiç kimse girip de o siyonist katillerin elini sıkmak istemez. Şimdiye kadar da koşa koşa giden maalesef bir tek Yunanistan Başbakanı oldu. Esas mesele İsrail halkının düşünmesi gereken kendi ülkelerinin bu Siyonist katillerin isimlerinin altında alınıyor ve değerlendiriliyor olmasıdır" şeklinde konuştu. DEM Parti heyetinin Aynularab’a gerçekleştirdiği ziyaret sonrası siyasi parti liderleriyle görüşme kararı almaları doğrultusunda AK Parti ile bir görüşme talebinin olup olmadığı ve İmralı heyetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesine ilişkin takvimin sorulması üzerine Çelik, "Her iki konuda da bir takvim yok. Herhangi bir şey olmadı" cevabını verdi.
Bursa Orhangazi Zeytin Tarım Satış Kooperatifi’nde Hüseyin Sevdi dönemi başladı Marmarabirlik Orhangazi Zeytin Tarım Satış Kooperatifi Olağan Genel Kurulu’nda oyların çoğunluğunu alan Hüseyin Sevdi, kooperatifin yeni başkanı oldu. Marmarabirlik Orhangazi Zeytin Tarım Satış Kooperatifi’nin seçimli olağan genel kurul toplantısı, kooperatifin Çeltikçi Mahallesi’ndeki binasında gerçekleştirildi. Genel kurulda 894 üye oy kullanırken, geçerli oyların 638’ini alan Hüseyin Sevdi başkanlığa seçildi. Diğer aday Hasan Cevizlidere ise 252 oy aldı. Genel kurulda toplam 17 gündem maddesi görüşülerek karara bağlandı. Gündem maddeleri arasında yer alan yönetim kurulu üye sayısının artırılması teklifi de oylamaya sunuldu. Yapılan oylama sonucunda yönetim kurulu üye sayısının 4’ten 6’ya çıkarılması oy çokluğuyla kabul edildi. Gündem maddelerinin görüşülmesinin ardından seçimlere geçildi. Yaklaşık 3 saat süren oy verme işleminin ardından yapılan sayım sonucunda Hüseyin Sevdi, Marmarabirlik Orhangazi Zeytin Tarım Satış Kooperatifi’nin yeni başkanı oldu. Kooperatifin yeni yönetim kurulu şöyle: "Asil Üyeler: Hüseyin Sevdi, Soner Sümer, Şaban Ayrancı, Kazım Akoğlu, Ahmet Öztürk, Ahmet Çil Yedek Üyeler: Remzi Bayram, Serkan Özen, Fikret Öztürk, Gülek Açıkgöz, Mustafa Sıtkı Alemdaroğlu, Nurettin Kuzu" Kooperatif Temsilcileri ise şöyle: Asil: Remzi Bayram, Hüseyin Sevdi, Serkan Özen, Mustafa Bayer, Hasan Basri Tuna, Savaş Sakin, Emin Karasakal, Mehmet Bozbey, Barış Genç, Ertan Ergül, Şaban Bulut, Mahmut Varol, Recep Kaçar, Hüseyin Toker, Adnan Barış, Osman Gürel, Mehmet Demirhan, Turhan Kavas, İsmail Varol, Süleyman Çur, Remzi Şentürk, Ali Hikmet Ertürk, Hasan Sevci, Ahmet Yıldız"