KÜLTÜR SANAT - 27 Mayıs 2023 Cumartesi 12:07

Hasankeyf Müzesi 3 bin eserle ziyaretçilerini ağırlıyor

A
A
A
Hasankeyf Müzesi 3 bin eserle ziyaretçilerini ağırlıyor

Tarihi Hasankeyf ilçesinde Veysel Eroğlu Barajı ile kültürel varlıkları kurtarma çalışmalarıyla baraj gölü sahasında yapılan arkeolojik kazılarda çıkarılan 3 bini aşkın tarihi eserin sergilendiği Hasankeyf Müzesi ziyaretçilerini ağırlıyor.

Tarihi Hasankeyf ilçesinde Veysel Eroğlu Barajı ile kültürel varlıkları kurtarma çalışmalarıyla baraj gölü sahasında yapılan arkeolojik kazılarda çıkarılan 3 bini aşkın tarihi eserin sergilendiği Hasankeyf Müzesi ziyaretçilerini ağırlıyor.


4 bin metrekaresi kapalı alan olmak üzere toplam 73 bin metrekare alan üzerinde kurulan Hasankeyf Müzesi’nde, Hasankeyf kazıları dışında Batman’ın farkı bölgelerindeki kazılar ile Mardin, Diyarbakır ve Siirt illerindeki arkeolojik kazılarda çıkarılan paleolitik, mezolitik, neolitik, kalkolitik, Tunç Çağı, Demir Çağı, Ortaçağ, Roma, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait 3 bini aşkın eser sergilenerek kültürel miras gelecek nesillere aktarılıyor.


Teşhir salonlarında tarihsel sıralamalarında göre eserler sergilenirken, Dicle Nehri kıyısı boyunca mağaralardaki yaşamın da bal mumu heykelleriyle canlandırıldığı müze, ziyaretçilerini tarihsel bir yolculuğa çıkartıyor. Müze içerisinde ayrıca Kültürel Park alanına taşınan 7 eserin maketlerini de içinde barındırıyor.


Açık ve kapalı alanlarıyla bölgenin en büyük iki katlı müzesi olma özelliğine sahip olan Hasankeyf Müzesi’ne yapımı tamamlanan köprü ve teknelerle ulaşılabiliyor.



"Müzenin tamamlanmasıyla bölge kültürel bir yarım adaya dönüştü"


Hasankeyf Kaymakamı Şenol Öztürk, İHA muhabirine yaptığı açıklamada baraj gölü sahasında yapılan Mardin, Diyarbakır ve Siirt illerindeki kazılarda çıkartılan 3 bine yakın eserin burada sergilendiğini söyledi.


Müzenin arkeolojik müze olmasının yanı sıra aynı zamanda etnografik müze özelliğine de sahip olduğunu belirten Öztürk, “Yaklaşık üç bine yakın eserimiz mevcut aynı zamanda etrografik bir müze. Canlandırmaları muhteşem yapıldığı, el emeğinin muhteşem olduğu, sanatın muhteşem bir şekilde içerisinde yer aldığı, eski Hasankeyf’i canlandırılan alanların da bulunduğu muazzam bir interaktif müze, gencinden çocuğuna, yaşlısına kadar herkesin içeride sıkılmadan dolaşabileceği bir müze oluşturuldu” dedi.


Pandemi dolayısıyla ziyaretçi sayısında düşüş yaşandığını vurgulayan Kaymakam Öztürk, 2023 yılında bu açığı kapatmayı hedeflediklerini anlattı. Bu yıl yüz bin turist ağırlamayı hedeflediklerini belirten Öztürk, şunları söyledi:


“Bu yıl bu sayıyı ikiye katlamak istiyoruz, yaşayan bir müze haline getirmek istiyoruz burayı. İçerisinde oturma alanları, yeme içme alanları da yakında aktif olacak. Ondan sonra çok daha aktif bir hale gelecek. Müzeden çıkıyorsunuz, dışarıda açık hava müzemiz mevcut. Ayrıca orada yine kültür atölyeleri yapılıyor ve inşası 2023 yılında. Gezinti alanları. Oradan hemen aşağıya iniyorsunuz. Karşınızda bir limanla karşılaşıyorsunuz. Müzenin tamamlanmasıyla bölge kültürel bir yarım adaya dönüştü."



Müze Limanı’ndan tarihi kaleye su üstünde yolculuk


Kaymakam Öztürk, müzeyi ziyaret eden turistlerin daha sonra Müze Limanı’na inerek teknelerle baraj gölünde yapacakları gezintinin ardından yarımada haline gelen Arkeopark’ın ardından da kaleyi ziyaret edebileceğini söyledi.


Barajın su tutmasıyla birlikte Hasankeyf Kalesi’ndeki asıl tarihin gün yüzüne çıktığını vurgulayan Öztürk, “Limanda tekneler hazır, teknelere biniyorsunuz. Bir saatlik bir turla karşı tarafta kaleye varıyorsunuz. Kale hala Hasankeyf’in lokomotifi, ben hep söylüyorum. Olmazsa olmazımız Hasankeyf Kalesi’dir. Hasankeyf’in sular altında kalmadığının kanıtı Hasankeyf Kalesi’dir. Hasankeyf Kalesi’nde bugün küçük sarayımız var, büyük sarayımız var. Ulu Cami’miz var. Gezinti alanlarımız var, yamaç külliyemiz var. Şimdi oraya köprü inşa ettik. Yamaç Külliyesi’yle Şaap Vadisi arasında bağlantıyı sağlıyoruz. 2023 yılı sonunda orayı da gene açıyoruz, böylece ören yeri tamamlanmış hale geliyor” ifadelerini kullandı.


Turistlerin ilçede daha fazla zaman geçirmesi için çalışmaların hızla yürütüldüğünü vurgulayan Öztürk, “Turistlerin kalma saatlerini, konaklama saatlerini, zamanlarını ne kadar geniş tutarsanız şehriniz de katma değeri o kadar fazla alıyor. Hasankeyf geçmişten farklı olarak bir uğrak noktası değil. Gelip geçme noktası değil. Artık konaklama, uzun süre kalma ve faaliyetlerin de bol olduğu bir yer haline gelecek. Ve her geçen gün daha iyi noktaya gelecek. Yani önümüzde zamanlarda belki akşamları da etkinlikler düzenlenecek. Burada kalan, konaklayan insanların daha konforlu, daha eğlenceli vakit geçirmeleri sağlanacak” diye konuştu.



"Işıklandırmayla ilçe ışıl ışıl olacak"


Kaymakam Öztürk, ilçedeki 2 bini aşkın mağarayı da tescilleyerek turizme kazandırmayı hedeflediklerini söyledi. Özellikle göle bakan mağaraları konaklama alanlarına dönüştürerek turistlerin konaklama sürelerini uzun tutmalarını sağlamayı düşündüklerini anlatan Öztürk, “Hepsini tespit, tescil ve restorasyon çalışmalarını bitirip orada insanların belki uzun vadede konaklama öncesinde yeme içme, oturma, kafeterya gibi hizmetlere sunmak. Mağaralarımızı geçmişte nasıl kullanmışsak bugün de yeni turizm anlayışı uygun bir şekilde ziyaretlere açmak istiyoruz. Bunu tüm yasal prosedürleri tamamlayarak yapacağız inşallah. Bu bizim önemli projelerimizden bir tanesi. Hasankeyf gerçekten Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin bir cazibe merkezi olacak” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.