KÜLTÜR SANAT - 03 Haziran 2022 Cuma 17:11

Ahlat’ta ‘Minik Arkeologlar İş Başında’ projesi

A
A
A
Ahlat’ta ‘Minik Arkeologlar İş Başında’ projesi

Bitlis’in Ahlat ilçesinde “Minik Arkeologlar İş Başında” projesi çerçevesinde öğrenciler müze bahçesinde kendileri için oluşturulan alanda kazı yaptı.

Bitlis’in Ahlat ilçesinde “Minik Arkeologlar İş Başında” projesi çerçevesinde öğrenciler müze bahçesinde kendileri için oluşturulan alanda kazı yaptı.


Ahlat Doğa ve Kültürel Mirası Yaşatma Derneği (ADER) tarafından hazırlanan, Ahlat Kaymakamlığı ve Ahlat Müzesi’nin paydaş olduğu “Minik Arkeologlar İş Başında” projesi hayata geçirildi. Çocukları arkeoloji bilimiyle tanıştırmak, arkeoloji bilimini sevdirmek ve eser koruma bilincini oluşturmak ve öğretmek amacını taşıyan proje ile her gün 15 öğrenci uygulamalı olarak arkeologlardan eğitim alıyor. Bir hafta sürecek olan uygulama eğitimleri alan öğrenciler; bilimsel arkeolojik kazı tekniklerini, antik dönem sikke basma, kök boya uygulama tekniklerini, eser restorasyonu ve konservasyonunu deneyimleyerek öğreniyor.


Ahlat Müzesi bahçesinde eğitim için oluşturulan kazı alanını ziyaret ederek, öğrencilerle sohbet eden Ahlat Kaymakamı Fikret Dağ, projenin çocuklar açısından oldukça olumlu yansımalarını şimdiden gördüklerini söyledi. Kaymakam Fikret Dağ, “Minik Arkeologlar İş Başında projemize başladık. İnşallah çocuklarımız için hayırlı olur. Proje ile çocuklarımız için burada bir eğitim alanı oluşturduk. Arkeoloji bilimini ve tarihi eserlerin korunması sevgisini çocuklarımıza aşılıyoruz. Çocuklarımız kendileri için oluşturulan alanda, uzmanların denetiminde kazı yapıyorlar. Kazıları da arkeoloji bilimine uygun olarak kodluyorlar. Birde bugünün hatırasına kurşun pullarla hazırlanan sikke çocuklara hediye ediliyor. Böylelikle çocuklarımızın zihninde arkeoloji bilimini ve tarihi eserleri koruma içgüdüsünü yerleştiriyoruz. Projemiz ADER tarafından hazırlandı. kaymakamlık ve müze paydaş olarak projeye katılmaktayız. İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğümüze de projemize sağlamış oldukları finansal destekten dolayı çok teşekkür ediyoruz” dedi.


Ahlat Müze Müdürü Mikail Ercek ise ADER tarafından hazırlanan ve kaymakamlık ile müzenin paydaşlığında yürütülen "Minik Arkeologlar İş Başında" adlı proje bünyesinde uygulamalı eğitimlerin müze bahçesinde bulunan arkeolojik eğitim alanında başladığını belirterek, “Projeyle; öğrencilerimizi arkeoloji bilimiyle tanıştırmak, onlara arkeolojiyi sevdirmek, eser koruma bilincini kazandırmak, geçmişi hissetmelerini ve geçmişle gelecek arasında bağ kurmalarını sağlamak amaçlanmıştır. Öğrencilerimiz, arkeolojik eğitim alanında bir hafta boyunca teknik personellerimizin denetiminde bilimsel arkeolojik kazı tekniklerini, eserin restorasyon ve konservasyonunu, antik dönemde sikke basım ve kök boya uygulama tekniklerini deneyimleyerek öğrenecekler. Bu güzel projeyi öğrencilerimize kazandıran İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğüne, kaymakamlığımıza, ADER’e ve proje uygulamalarına başladığımızdan itibaren bizimle işbirliği içerisinde olan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüze çok teşekkür ederim” şeklinde konuştu.


ADER Başkanı Samet Adıyaman, projenin hayata geçmesinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, “Projemizde ilk olarak yaklaşık 40 öğrenciyle Göbeklitepe, Şanlıurfa ve Diyarbakır’daki müze ve tarihi yerler ziyaret edildi. Projemizin bu ayağında ise her gün farklı okullardan 15 öğrenciye uygulamalı eğitim veriliyor. Bu güzel projeye finansal destek veren başta İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğüne, kaymakamlığımıza, müze müdürlüğüne ve proje uygulamalarına başladığımızdan itibaren bizimle işbirliği içerisinde olan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüze çok teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.


Proje bünyesinde eğitim alan öğrenciler ise ilk defa kazı yaptıklarını belirterek, projenin hayata geçirilmesinden dolayı yetkililere teşekkür ettiler.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.