GENEL - 06 Haziran 2022 Pazartesi 10:33

Sosyolog Palabıyık: “Ülkemiz, dünyadaki gıda krizinden etkilenmemek için Hazret-i Yusuf’un uyguladığı yöntemi kullanabilir"

A
A
A
Sosyolog Palabıyık: “Ülkemiz, dünyadaki gıda krizinden etkilenmemek için Hazret-i Yusuf’un uyguladığı yöntemi kullanabilir"

Sosyolog Doç.

Sosyolog Doç. Dr. Adem Palabıyık, Türkiye’nin dünyadaki gıda krizinden etkilenmemek için Hazret-i Yusuf’un uyguladığı yöntemi uygulayabileceğini söyledi.


Doç. Dr. Adem Palabıyık, “Rusya ve Ukrayna savaşı ile birlikte bütün dünyada sadece petrol ve doğalgaz krizi değil, aynı zamanda buğday krizi de yaşandı. Elbette gıda krizleri kısa sürede çözülebilecek sorunlardan biri değildir çünkü ürünlerin yetişmesi için zaman aralığı gereklidir. Ülkemiz ise oldukça verimli topraklara sahiptir ve bazı yerlerde topraktan yılda 2-3 defa hasat elde edilir. Tam da bu süreçte ülkemiz, buğday üretimi için İslam geçmişinde de önemli bir yeri olan Hz. Yusuf’un Mısır’da uyguladığı tekniği kullanmalıdır. Hazret-i Yusuf, Mısır’da buğday kıtlığı yaşadığı süreçte ekilebilir bütün alanlara buğday ve bazı tahıl ürünlerinin ekilmesini istedi. Öncelikle elinde buğday olan tüccarların buğdaylarının karaborsaya düşmesini engelledi. Çünkü bunlar tohumluk buğdaylardı. Sonra üretimden elde edilecek buğdayların silolarda muhafazasını sağladı ve hem nem hem de yağmurdan korunması için silolara taş ördürdü. Özellikle ürünlerin az olduğu süreçte vergilerden muafiyetler ve çeşitli vergi kolaylıkları sağladı. Buna ek olarak buğday ekenlere de vergi muafiyeti gibi benzer kolaylıkları temin etti. Çiftçilere topraklarını sürmek için hayvan tahsis etti. Böylelikle çiftçiler ve köylüler ekilebilecek bütün toprakları ekti ve iklimin de etkisiyle yılda birkaç defa hasat elde edildi. Elde edilen hasatların ambarlarda korunması için bilimsel bir yöntem kullandı ve buğdayların çürümesini önlemeyi başardı. Her yıl bir silonun tüketilmesini sağladı ve böylece 7 silo için 7 yıl sürekli üretim ve buğday stoku yapıldı. Nil Nehrinin sularından devlet eliyle sulama imkânı sağlandı ve bu süreçte vergilendirmeye eklendi ama kıtlık sürecindeki vergilendirme düşük oranda devam etti. Buğdayların samanları ise hayvan sahiplerinin yem ihtiyacını karşıladı. Hz. Yusuf, kıtlık dönemlerinde de üretilen buğdayın ölçeği kadar köylülere buğdaylarını geri verecekti ve ekim süreci devam edecekti. Buradaki en değerli süreç ise Hz. Yusuf’un üreticiler ile sık sık bir araya gelmesiydi. Bu güveni artıran ve moral veren en önemli öğelerin başında geliyordu. Hz. Yusuf ise sürekli olarak buğdaylarını devlete verenlere kıtlık dönemlerinde buğday verme taahhüdünü yeniledi, buğdayda taban ve tavan fiyat belirledi. Ürünlerin ülke dışında çıkarılması bir süre izin vermedi ve sonrasında ihracatın yolunu açtı. Elbette Hz. Yusuf dönemi ile şimdiki dönem bir değil çünkü şimdi teknoloji oldukça ilerde ve bu sebeple buğday üretiminde daha etkili teknikler kullanılabilir ve doğalgaz depolama sistem gibi buğday ve tahıl stoku da yapılabilir. Biz Müslüman bir ülkeyiz, Hz. Yusuf’un uyguladığı yöntemin geliştirilmesi ile ülkemiz, yaşanabilecek gıda krizinde anahtar ülke konumuna gelebilir” ifadelerini kullandı.



“2022, ‘Hazret-i Yusuf ve Bereket Yılı’ ilan edilmeli ve üretime dair programlar yapılmalıdır”


Gıdada yaşanabilecek sorunların çözümüne dair başlatılacak sürecin toplumsal gevşemeyi de beraberinde getireceğini belirten Sosyolog Palabıyık, şöyle devam etti:


“Unutulmamadır ki Hz. Yusuf tek bir millete değil, bütün insanlığa gönderilen bir peygamberdir ve Hz. Yusuf’un üretim yöntemleri İslami açıdan doğrudur ve de uygulanabilirdir. Bilimsel yöntemlerle kıtlık sürecinin sona ermesini sağlamıştır. Böylece pazara yeteri kadar ürünün sürülmesi sağlanmış ve buğday fiyatlarında istikrar elde edilmiştir."


Hazreti Yusuf’un sömürü ve kâr düzeninin önüne geçerek, halkın emeği karşılığında elde ettiği ürünü almasını sağladığını kaydeden Palabıyık, "Bu süreç Allah rızası ile beslendiği için başarıya ulaşmıştır. Ülkemiz de önce tüm tedbirleri alarak buğday ve tahıl üretimi ile ilgili hususları güçlendirmeli ve gerisini de Rabbimize teslim etmelidir. Bunu pekiştirmek ve küçükten büyüğe süreci ulaştırmak için 2022’yi, ‘Hz. Yusuf ve Bereket Yılı’ ilan etmelidir. Çünkü Hz Yusuf’un vahiy ile çizdiği ve geçen zaman içerisinde bu sahadaki araştırmaların; ürün cinsi, mekân, iklim şartları ve ekonomik tercihler dikkate alınarak modern silolar şeklinde tezahür ettiğini ve aynı zamanda ticarete de konu olan stok durumundaki mahsulün günümüz gıda ve tohum sektörünün ticari esaslarının belirlenmesine de ışık tuttuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.