ÇEVRE - 25 Ocak 2026 Pazar 11:28

Vatandaşlar zarar görmesin diye çatılarda temizlik mesaisi başladı

A
A
A
Vatandaşlar zarar görmesin diye çatılarda temizlik mesaisi başladı

Bitlis’te etkisini sürdüren yoğun kar yağışının ardından, muhtemel çatı çökmeleri ve buz sarkıtlarının yol açabileceği tehlikelere karşı önlem alındı.


Kar yağışının durmasıyla birlikte esnaflar bir araya gelerek, vatandaşların can ve mal güvenliğini korumak amacıyla çatılarda kar temizliği çalışmalarına hız verdi. Kent merkezinde yer yer 2 metreye yaklaşan kar birikintileri, belediyeye ait iş makineleriyle temizlenirken, çatılarda biriken karlar da muhtemel tehlikelere karşı kontrollü şekilde indiriliyor. Özellikle son günlerde artan buzlanma riski nedeniyle çatılarda biriken karların can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturması üzerine esnaf ve bina sakinleri harekete geçti. Kar küreyicileri, bellerine bağladıkları emniyet ipleriyle güvenlik önlemleri alarak çatı üstlerinde biriken karları temizlemeye başladı. Esnaflar, çatılardaki karların temizlenmesiyle hem yapıların zarar görmesinin önüne geçtiklerini hem de yaya ve araç trafiği açısından oluşabilecek riskleri ortadan kaldırdıklarını ifade etti. Çatılardan indirilen karlar ise belediyeye ait iş makineleri tarafından toplanarak kent merkezinden uzaklaştırılıyor.


Öte yandan Bitlis Belediyesi ekipleri, mahalle araları ve kaldırımlarda başlattığı kar temizleme çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Yetkililer, vatandaşları çatı altlarında dikkatli olmaları konusunda uyarırken, karla mücadele çalışmalarının hava şartlarına bağlı olarak devam edeceğini bildirdi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Doğu Karadeniz’de çığ gerçeği Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 2004-2026 yılları arasında Trabzon, Artvin, Giresun ve Gümüşhane’de yaylalarda, yerleşim alanlarında, turizm faaliyetleri sırasında ve çalışma sahalarında yaşanan çığ facialarında toplam 30 kişi hayatını kaybetti. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 2004-2026 yılları arasında meydana gelen çığ felaketleri, çok sayıda can kaybına yol açtı. Artvin’de farklı yıllarda meydana gelen dört ayrı çığ olayında 12 kişi yaşamını yitirdi. Şavşat ilçesine bağlı Köprüyaka Köyü’nde 2004 yılında evlerin üzerine düşen çığda 1’i çocuk 6 kişi hayatını kaybetti. Yusufeli ilçesi Olgunlar Mahallesi mevkisinde 2023 yılında tur kayağı yapan gruptan 2 kişi, Şavşat Karaköy’de 2024 yılında yol açma çalışması yapan İl Özel İdaresi personeli 1 operatör ile son olarak Ardanuç ilçesi Zekeriya köyü Aksu Yaylası’nda 31 Aralık 2025 günü hayvancılıkla uğraşan 3 çoban çığ altında kalarak yaşamını yitirdi. Çobanlardan ikisinin cansız bedenine ulaşılırken, 1 çoban ise hala karlar altında bulunuyor. Trabzon’da meydana gelen üç çığ olayında ise 7 kişi hayatını kaybetti. Sürmene ilçesinde 2005 yılında Birlik Köyü Muhtarı Muzaffer Küçük, Araklı Pınarbaşı Mahallesi’nde arıza giderirken çığ altında kaldı. Çaykara ilçesine bağlı Uzungöl’de 2009 yılında heliski faaliyeti sırasında Fransız uyruklu kayakçı Oliver Richard Romano yaşamını yitirdi. Çaykara Karaçam Mahallesi’ndeki Balkodu-2 HES inşaatında 2015 yılında meydana gelen çığda ise 5 işçi hayatını kaybetti. Gümüşhane’nin Torul ilçesi sınırlarındaki Zigana Dağı’nda ise bölgenin en büyük çığ felaketi yaşandı. 2009 yılında meydana gelen çığda, doğa yürüyüşüne çıkan 17 kişilik gruptan 10 kişi yaşamını yitirdi. Olay, Türkiye’nin en büyük çığ faciaları arasında yer aldı. Giresun’un Güce ilçesinde 19 Ocak 2026 yılında küçükbaş hayvancılıkla uğraşan Hacı Yiğit, arazide ilerlediği sırada meydana gelen çığda hayatını kaybetti. Karadeniz Bölgesi’nde 2004 ve 2026 yılları arasında yaşanan çığ felaketlerinde Artvin’de 12, Gümüşhane’de 10, Trabzon’da 7, Giresun’da 1 olmak üzere toplam 30 kişi yaşamını yitirdi. Prof. Dr. Coşkun Erüz: "Çığ doğal bir süreçtir" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Deniz Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, 35-40 derece arasındaki eğimli alanlarda çığ riskinin her zaman olduğunu belirterek "Dağlık alanlar çığın oluştuğu coğrafik alanlardır. Doğu Karadeniz çığın en yoğun gerçekleştiği bölge oluyor. Doğu Karadeniz 3 bin metreyi bulan yüksek dağlarla birlikte yüksek eğimli yamaçlara sahip bir coğrafya. Bir önceki yağan kar çöktüğünde yüzeyde oluşan sert ve kristal tabakanın üzerine ikinci kar yağdığında üsteki karın oluşturduğu baskıyla kar birbirine iyi tutunamazsa kayam eğilimi vardır. Genelde 35-40 derece arasındaki eğimli alanlarda çığ riski her zaman vardır. Orman olmayan, üzerinde farklı çıkıntıların olmadığı düz yamaçlar ya da kayalık ve benzeri yüzeyin fazla tutunma özelliği olmayan yamaçlarda çığ sık sık görülür. Son dönemlerde açıklık olan vadi içlerinde çığlar gerçekleşiyor. Orman üstü alanlarda bu risk daha yüksektir. 2009 yılında Allah rahmet eylesin 10 tane dağcı arkadaşımızı kaybettiğimiz Zigana’da yamaç üzerindeki rüzgar birikintisi koparak dağcıların üzerine aktı. Vadi boyunca gelişerek alt kotta iyice büyük bir yığıntı halinde maalesef dağcı arkadaşlarımızın vefat etmesine sebep olmuştu. Her yağan karın üst üste 50-60 cm üst üste biriktiğinde havaların ısınması ya da ani rüzgar şiddetinin değişmesi gibi durumlarda ortamlardaki basınç değişimiyle çığ oluşma riski var. Yamaçtan geçerken insan faktörü ve aracın oluşturduğu titreşimde yine bir şekilde o yamaçta birikmiş kütleleri harekete geçirebilir. Çok dikkatli olmak gerekiyor. Çığ doğal bir süreçtir. Ama oluşturduğu etkinin insani boyutunu önlemek için tedbir almamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.
İstanbul Ekran süresi arttıkça obezite riski büyüyor Pediatri Diyetisyeni Doç. Dr. Taygun Dayı, erken yaşta ve kontrolsüz dijital ekran kullanımının çocuklarda obezite başta olmak üzere ciddi yeme bozukluklarına neden olabileceği uyarısında bulundu. Çocuklara yemek yedirirken onları oyalamak amacıyla telefon, tablet ya da televizyon ekranlarının açılması, günümüzde pek çok aile için neredeyse sıradan bir alışkanlığa dönüşmüş durumda. Dijital ekranların günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmesiyle çocukların ekranla karşılaşma yaşı da giderek düşüyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Anabilim Dalı Pediatri Diyetisyeni Doç. Dr. Taygun Dayı, erken yaşta başlayan ve kontrolsüz şekilde sürdürülen dijital ekran maruziyetinin çocukların beslenme davranışları üzerinde uzun vadeli ve olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi. "Dijital ekranlar artık hayatın bir gerçeği ancak çocuklar için ne kadar, ne zaman ve nasıl kullanıldığı son derece belirleyici" diyen Doç. Dr. Dayı, özellikle erken yaşlarda yanlış ekran alışkanlıklarının obezite başta olmak üzere ciddi yeme bozukluklarına neden olabileceği uyarısında bulundu. Ekranla tanışma yaşı giderek düşüyor Çocukların, özellikle iki yaşa kadar dijital ekranlardan uzak tutulması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Taygun Dayı, bilimsel araştırmaların çocukların dijital ekranla ilk temasının çoğu zaman altıncı aydan itibaren, özellikle tamamlayıcı beslenmeye geçiş sürecinde başladığını ortaya koyduğunu söyledi. Bu dönemde ekranın sıklıkla çocuğu oyalamak ya da yemek yedirmek amacıyla kullanıldığına dikkat çeken Doç. Dr. Dayı, "Bu alışkanlıklar, çocuğun açlık-tokluk sinyallerini fark etmesini zorlaştırarak ilerleyen yaşlarda beslenme davranışlarını olumsuz etkileyebiliyor" dedi. Dört saat ve üzeri ekran kullanımı bağımlılık göstergesi Günde dört saat ve üzeri dijital ekran maruziyetinin "ekran bağımlılığı" olarak tanımlandığını belirten Doç. Dr. Taygun Dayı, bu durumun çocukların beslenme düzeni üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabileceğini söyledi. Doç. Dr. Dayı, "Ekran bağımlılığı; artan iştah, kontrolsüz besin tüketimi, yeme atakları ve gece uykularında azalma ile ilişkilidir" dedi. Uyku süresinin azalmasıyla uyanık kalınan zaman boyunca besin tüketme isteğinin arttığını ifade eden Doç. Dr. Dayı, bunun istemsiz vücut ağırlığı artışı, tekdüze beslenme ve düşük beslenme kalitesiyle sonuçlanabildiğini belirtti. Doç. Dr. Dayı, tüm bu etkenlerin ise çocukluk çağı obezitesi riskini önemli ölçüde artırdığını vurguladı. Dijital dünya yeme davranışlarını sessizce değiştiriyor Doç. Dr. Taygun Dayı, dijital ekran maruziyetinin yalnızca aşırı kilo alımıyla sınırlı kalmadığını, bazı çocuklarda ve özellikle ergenlerde yeme bozukluklarına da zemin hazırladığını ifade etti. Doç. Dr. Dayı, "Kontrolsüz beslenme davranışlarının ardından gelişen pişmanlık ve suçluluk duyguları; dijital içeriklerin oluşturduğu beden algısı baskısıyla birleştiğinde yeme bozuklukları görülebiliyor" dedi. Akran zorbalığına maruz kalma, kendini beğenmeme ve bozulmuş beden imgesi algısının, özellikle ergenlik döneminde anoreksiya nervoza gibi ciddi yeme bozukluklarını da tetikleyebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Dayı, dijital ekran maruziyetinin bu süreci hızlandırdığını belirtti.
Manisa Gazeteciliğin keskin kalemi Uğur Mumcu Manisa’da anıldı Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, usta gazeteci Uğur Mumcu’nun katledilişinin 33. yılında düzenlenen anma programlarına katıldı. Katledilişinin 33. yılında usta gazeteci Uğur Mumcu’yu anmak için Manisa’da bir dizi etkinlik düzenlendi. Programa, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu ve eşi Özge Dutlulu’nun yanı sıra Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Şehzadeler Belediye Başkanı Hakan Şimşek, Yunusemre Belediyesi Başkanvekili Ali Kuyumcu, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste, MASKİ Genel Müdürü Ali Kılıç, CHP İl Başkanvekili Erdem Nalbant, CHP Şehzadeler İlçe Başkanı Mert Özkösemen, Manisa Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Önder Aydın, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Merkezde ilk program olan pilav hayrına katılan Başkan Dutlulu, ardından ‘Demokrasi ve Aydınlanma Yürüyüşü’ ile tören programının yapılacağı Manisa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’na geçti. Anma programda ilk olarak, gazeteci ve belgesel yapımcısı Nebil Özgentürk’ün hazırladığı ‘Bir Keskin ve Ölümsüz Kalem: Uğur Mumcu’ belgeseli gösterildi. Konuşmaların ardından Tuğrul Keskin’in moderatörlüğünü yaptığı, Sedef Kabaş ve Ümit Zileli’nin konuşmacı olarak katıldığı ‘Uğur Mumcu Gazeteciliği’ söyleşi programı ile program son buldu. Programın sonunda Başkan Dutlulu, konuklara çiçek ve hediye takdiminde bulundu. CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, anma programında yaptığı konuşmada, "Uğur Mumcu tartışıldı ve anıldı. Bugün aradan 33 yıl geçmiş olmasına rağmen Türkiye’nin 900’ü aşkın ilçesinde aynı bizler gibi aynı hisler ile belki de aynı öfke ve hüzün ile Uğur Mumcu anılıyor. Bu duygular ile hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyor, başta Uğur Mumcu olmak üzere bu ülkede demokrasi ve aydınlık için canlarını veren herkesi anıyorum" dedi. Uğur Mumcu’nun aydın kimliğinin önemini vurgulayarak konuşmasına başlayan Başkan Dutlulu, aradan geçen 33 yıla rağmen salonların dolmasının çok kıymetli olduğunu söyledi. Dutlulu, "Türkiye’nin dört bir yanında bu ülkenin Atatürkçü, Cumhuriyetçi, özgürlükçü bir aydınını anıyoruz. Kendisi gibi düşünmeyenlerin de hakkını savunan bir demokrattan bahsediyoruz. Duruşuyla, söylemleriyle, hayata bakış açısıyla gerçekten bu ülkeye çok şey katmış ve ne yazık ki aramızdan erken alınmış bir gazeteci" dedi. "Sesimizi duyurabileceğimiz nokta kalmadı" Basın özgürlüğünün Türkiye’de geriye gittiğini ifade eden Başkan Dutlulu, "O yıllarda en azından bir muhalefet vardı. Bir muhalif basın vardı, sesi duyulabiliyordu. İnsanlar, yazarlar her televizyonda yer bulabiliyordu. Öyle bir noktaya geldik ki ne yazık ki iki televizyon kanalından başka ve sosyal medyadan başka sesimizi duyurabileceğimiz hiçbir nokta kalmadı" diye konuştu. "Uğur Mumcu’yu anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz" Büyükşehir Belediyesi olarak sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde Uğur Mumcu’nun adını ve fikirlerini yaşatmaya devam edeceklerini belirten Başkan Dutlulu, Akhisar’a kazandırdıkları Uğur Mumcu Kültür Merkezi örneğini verdi. Dutlulu konuşmasını, "Biz, Uğur Mumcu’yu anlatmaktan hiç vazgeçmeyeceğiz. Her zaman anlatacağız, her zaman fikirleri üzerinden konuşacağız. Onun söyledikleri, Kuvay-i Milliye ruhu çok önemli. İnşallah öyle seçimler geçiririz ki ülke öyle bir hale gelir ki, o köy enstitülerini tekrar açmaktan bahsederiz" sözleriyle tamamladı. Uğur Mumcu, Akhisar’da da anıldı Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Akhisar’da düzenlenen Keskin Bir Kalem Uğur Mumcu Anma Günü’ etkinliğine de katıldı. Akhisar Belediye Başkanı Ekrem Kayserili’nin de yer aldığı programda, gazeteci, belgesel yapımcısı Nebil Özgentürk’ün hazırladığı ‘Bir Keskin Kalem: Uğur Mumcu’ isimli belgesel gösterimi yapıldı. Ardından Musa Özuğurlu’nun konuşmacı, Tuğrul Keskin’in ise yönlendiricisi olduğu ‘Uğur Mumcu Gazeteciliği’ söyleşisi dinleyicilerle buluştu. Programda ayrıca, Muhlis Berberoğlu ile Erkut Özkan’ın bağlama dinletisi gerçekleştirildi. Başkan Dutlulu, Akhisar’da yaptığı konuşmada tüm demokrasi şehitlerini anarak, gazetecilik mesleğinin önemini anlattı.
Antalya Eğitim çalışanlarına özel hizmet tazminatı talebi Eğitim Bir Sen Antalya Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran, eğitim çalışanlarına, zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapmaları halinde illerin mahrumiyet durumlarına göre ilave özel hizmet tazminatı ödenmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’deki öğretmen atamalarının, ihtiyacı karşılayacak şekilde yapılması gerektiğini vurgulayan Memur Sen Antalya İl Başkanı ve Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Eyüp Bülent Miran, "Ücretli öğretmen istihdamının varlığının inkar edilemez hale getirdiği öğretmen açığı sorunu tarih olmalıdır" dedi. Norm kadro fazlası öğretmenlere rağmen öğretmen açığı sorununun devam ettiğini, ücretli öğretmen sayısının bunun en büyük kanıtı olduğunu vurgulayan Başkan Eyüp Bülent Miran, eğitimin niteliğinin artırılmasının ve okullar/bölgeler arasındaki nitelik farkının kapatılmasının yolunun, okullarda boş ders kalmamasından geçtiğini söyledi. Yalçın, ihtiyaç olmasına rağmen yeterli atama yapılmadığını, yeterli aday bulunduğu hâlde atama yapılarak öğretmen açığının giderilemediğini dile getirdi. Deneyimli öğretmenler büyükşehirlerde Sözleşmeli veya kadrolu öğretmenlerin ilk atamalarının neredeyse yüzde 90’ının ülkenin dezavantajlı bölgelerine yapılmasının, deneyimli öğretmenlerin büyükşehirlerde ve gelişmiş yerlerde yoğunlaşmasına sebebiyet verdiğine dikkati çeken Başkan Miran, "Bu durum, okullar arasında başarı farkına dönüşecek şekilde mesleki tecrübe ve bilgi birikiminin eğitim kurumları arasındaki dengeli ve adil dağılımını olumsuz etkilemektedir. Dezavantajlı bölgelerde tecrübeli öğretmenlerin çalışmasına yönelik teşviklerin sunulması, sosyal adaletin, fırsat ve imkan eşitliğinin bir gereğidir" diye konuştu. Miran sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Eğitim çalışanlarına, zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapmaları halinde illerin mahrumiyet durumlarına göre ilave özel hizmet tazminatı ödenmesi, hem bölgenin eğitim çalışanı açığının kapatılması hem de bölgenin zorluğuna göre eğitim çalışanlarının yaşadığı mağduriyeti gidermesi bakımından zaruret arz etmektedir" dedi. Miran, 18. Milli Eğitim Şurası’nda alınan ‘zorunlu hizmet bölgelerinde çalışanlara zorunlu bölge hizmet tazminatı ödenmelidir’ kararı ile, zorunlu hizmet bölgelerinde istihdam edilen öğretmenlere, yerleşim alanlarının sosyal, ekonomik, kültürel ve ulaşım imkanları dikkate alınarak hizmet tazminatı verilmesi amacıyla ilgili mevzuatlarda gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Bursa Grip vakalarında ciddi artış Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, özellikle okul ve kreş çağındaki çocuklar arasında hızla yayılan bu oldukça bulaşıcı solunum yolu enfeksiyonuna karşı aileleri uyardı. Gribin sıradan bir halsizlikle karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sevgican, "İnfluenza, basit bir soğuk algınlığı değildir. Daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilen bu hastalıkta, erken belirtilerin fark edilmesi, geç kalmadan hekime başvurulması ve korunma yollarının bilinmesi büyük önem taşır" dedi. Dr. Ufuk Sevgican, çocuklarda en sık görülen belirtilerinin yüksek ateş, halsizlik, bitkinlik ve iştahsızlık, baş, boğaz, kas ve eklem ağrıları, burun akıntısı, tıkanıklığı ile öksürük olduğunu belirtirken, küçük çocuklar ve bebeklerde ise; ishal ve huzursuzluk gibi sindirim sistemi belirtileri, emmede azalma, kusma, sürekli ağlama ve huzursuzluğun gribin habercisi olabileceğini kaydetti. Belirtilerin görülmesi durumunda mutlaka bir hekime başvurulması gerektiğini hatırlatan Sevgican, tedavinin temelinin "destekleyici bakım" olduğunu ifade ederek şunları söyledi; "Bol sıvı alımı ve yeterli istirahat iyileşmenin anahtarıdır. Ateş düşürücüler doktor önerisiyle ve doğru dozda kullanılmalıdır. Gerekli durumlarda antiviral ilaçlar reçete edilebilir. Grip virüs kaynaklı olduğu için antibiyotikler rutin olarak kullanılmaz; ancak bakteriyel bir enfeksiyon eklenirse tercih edilir. Çocuğun bulunduğu oda düzenli olarak havalandırılmalıdır. Uzmanlar, influenzadan korunmanın en etkili yolunun grip aşısı olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle risk grubundaki çocukların her yıl aşılanması önerilir. El hijyenine dikkat edilmeli, hasta kişilerle temas edilmemeli ve kalabalık ortamlarda maske kullanılmalıdır. Bağışıklığı güçlendirmek için sağlıklı, dengeli ve doğal beslenme ile yeterli uyku çok önemlidir. Salgın dönemlerinde kapalı ve kalabalık ortamlardan kaçınılmalı, yaşam alanları sık sık havalandırılmalıdır."