GENEL - 07 Şubat 2021 Pazar 12:17

Burdur’un son ayakkabı sayacısı: “Eskiden çekiç sesleri eksik olmazdı burada”

A
A
A
Burdur’un son ayakkabı sayacısı: “Eskiden çekiç sesleri eksik olmazdı burada”

Burdur’da yarım asırdır ayakkabı sayacılığı yapan 62 yaşındaki Hüseyin Dereli, çırak bulamamaktan şikayetçi.

Burdur’da yarım asırdır ayakkabı sayacılığı yapan 62 yaşındaki Hüseyin Dereli, çırak bulamamaktan şikayetçi. Burdur’un son ayakkabı sayacıları arasında olan Hüseyin Dereli, çırak olmadığı ve fabrikalaşma arttığı için sayacılık mesleğinin yok olmak üzere olduğunu söyledi.


Burdur’da ayakkabıcılar arastasında mesleğini yapan Hüseyin Dereli, 1969 yılında Isparta’da sayacılık mesleğine başladı. Askerlik görevini yerine getirdikten sonra Burdur’a gelen ve mesleğine Burdur’da devam eden Hüseyin Dereli, 52 yıldır mesleğini ilk gün ki heyecanla yapmaya devam ediyor. Burdur ayakkabıcılar arastasında tek başına ayakkabıların üst bölümünü hazırlayarak model oluşturan Hüseyin Dereli, hazırladığı sayaları, arastada bulunan son 2 imalatçı ile beraber ayakkabıya dönüştürüyor. Hüseyin Dereli, sayacılık mesleğinin yanı sıra halk oyunlarında kullanılan ve pisi pisi denilen ayakkabılar da üretiyor.



“İmalatçılar Fabrika ile rekabet edemiyor”


Fabrikalaşma ile beraber sayacılık mesleğinin yok olmak üzere olduğunu belirten Hüseyin Dereli, arastadaki imalatçılar ile beraber çok az ayakkabı ürettiklerini söyledi. Dereli, “Eskiden çok muazzam imalat vardı. Burada 50 kişi imalatçıydı. Şimdi iki kişi kaldı onlarda çok az bir miktarda ayakkabı üretiyor. Genellikle hazıra döndü yani. Konya’da adam fabrikasını kurmuş 2 bin, 3 bin çift ayakkabı yapıyor. İmalatçılar onlarla rekabet edemiyor tabi. Taban almaya kalksan 400 çiftten az taban alamıyorsun artık. 400 çifti de burada yapacak imalatçı kalmadı. Kendi yağımızda kavurulup geçiniyoruz işte” diye konuştu.



“Eskiden her yerde imalatçı vardı; tak tak diye çekiç seslerini duyardınız”


Çırak olmadığı için ayakkabı sayacılarının ve imalatçılarının azaldığını ifade eden Dereli, “Eskiden yoldan geçerken arastaya girmeden önce karşıdan çekiç seslerini duyardınız. Her yerde imalatçı vardı. Hatta her dükkanda da 4-5 tane çırak vardı. 8 yıl eğitimin ardından çocuk 14, 15 yaşında oluyor. Ondan sonra da çıraklığa gelmediler. Ya kahveci garsonu ya lokantaya ya da oraya buraya gittiler. Hiçbir arkadaşın yanında şimdi çırak yok” dedi.



“Yetiştirme yurtlarından zanaatkarlar çıkardı”


Eskiden Burdur’da ki imalatçıların çoğunun yetiştirme yurdunda sayacılık mesleğini öğrendiğini dile getiren Dereli, “Buradaki imalatçıların yüzde 90’ı yurttan gelmeydi. Yetiştirme yurdunda yetişip muazzam sanatkarlar oluyorlardı. Bizim saya bölümü Burdur’da yoktu. Isparta’ya gidip geliyorduk. Çok güzel ustalar vardı. Çoğu bıraktı, çoğu da rahmetli oldu” diyerek Burdur’da yetiştirme yurdunda sayacılık öğrenen ustaların kalmadığını söyledi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.