GÜNDEM - 04 Mart 2026 Çarşamba 12:39

Nilüfer Belediyesi ve YASAV’dan kız öğrenciler için yurt protokolü

A
A
A
Nilüfer Belediyesi ve YASAV’dan kız öğrenciler için yurt protokolü

Nilüfer Belediyesi ile Yarına Şans Ver Derneği (YASAV) arasında, Yüzüncüyıl Mahallesi’nde hayata geçirilecek 144 kapasiteli yükseköğrenim kız yurdu için iş birliği protokolü imzalandı.


Nilüfer Belediyesi, Yüzüncüyıl Mahallesi’nde yapılması planlanan 144 öğrenci kapasiteli yükseköğrenim kız yurdunun yapımına destek veren Yarına Şans Ver Derneği (YASAV) ile bir protokol imzaladı.


Nilüfer Belediyesi Halk Evi Başkanlık Makamı’nda düzenlenen imza törenine; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir, Belediye Başkan Yardımcıları Bukle Erman ve Mahmut Demiröz, YASAV Başkanı Emire Cantürk Eren ile YASAV Yönetim Kurulu Üyeleri katıldı.


"Kız çocuklarının barınma sorununu dayanışmayla çözeceğiz"


Törende konuşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, dayanışma kültürünün ilçe için taşıdığı değere dikkat çekti. Herkesin kendini rahat ve mutlu hissettiği bir kent için çalıştıklarını belirten Başkan Şadi Özdemir, şunları söyledi:


"Her zaman dayanışmanın sesi Nilüfer diyoruz. Nilüfer bir kadın kentidir ve böyle bir kentin belediye başkanı olarak sizlerle ortak proje üretmekten büyük mutluluk duyuyorum. Kız çocuklarımızın sağlıklı bir şekilde eğitime erişebilmesi için öncelikle güvenli ve hijyenik ortamlarda barınma sorunlarının çözülmesi gerekiyor. Hayata geçirmek istediğimiz kız yurduna verdiğiniz destekten ötürü YASAV’a teşekkür ediyorum."


Nilüfer’de kadınlara, çocuklara, gençlere, dezavantajlı gruplara ve tarıma yönelik hassasiyetlerin altını çizen Başkan Şadi Özdemir, ilçede yapımı devam eden üç yeni kreş projesinin de yine bu dayanışma ruhuyla ilerlediğini sözlerine ekledi.


"Her kız çocuğu yarının kendisidir"


YASAV Başkanı Emire Cantürk Eren ise dernek olarak kız çocuklarının eğitim, sosyal yaşam, spor ve sanat alanlarında eşit fırsatlarla yer almalarını önemsediklerini belirtti. Eren, "YASAV Turna Kızları projemizle kız çocuklarımızın potansiyellerini keşfetmelerini ve özgüvenlerini artırmalarını hedefliyoruz. Bu imza ile kızlarımıza destek olmak adına büyük bir adım atıyoruz. Çünkü biz biliyoruz ki, her kız çocuğu yarına şans değil; yarının kendisidir" dedi.


Konuşmaların ardından, Yüzüncuyıl Mahallesi’nde inşa edilmesi planlanan yurt için protokol imzalandı.



Nilüfer Belediyesi ve YASAV’dan kız öğrenciler için yurt protokolü

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul "Ortadoğu’da yükselen savaş, ticari sözleşmeleri uygulanamaz hale getirebilir" Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Av. Dr. Umut Metin, "Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi. ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın hukuki etkilerini ve özellikle bu ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin durumu hakkında açıklamalarda bulunan Av. Dr. Umut Metin, yaşanan savaşın ticari sözleşmelere olan etkisi konusunda bilgiler verdi. EPTALEX hukuk şirketinin Yönetici Ortağı Umut Metin, EPTALEX olarak savaştan etkilenen Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Lübnan’da aktif şekilde faaliyet gösterdiklerini ifade ederek, hukuki hizmetlerde herhangi bir aksama olmaksızın çalışmaya devam ettiklerini söyledi. Metin, ancak yaşanan ve devam edeceği anlaşılan bu savaşın hukuki etkileri konusunda yoğun sorular aldıklarını belirterek, özellikle Dubai ve Abu Dabi gibi şehirlerde yatırımı bulunan Türk iş insanlarının yatırım güvenliği, ödeme taahhütleri ve alacak tahsilatları konusunda ciddi tereddütler yaşadıklarını gözlemlediklerinin altını çizdi. "Bir kısım ticari sözleşmeler, savaşın doğrudan olumsuz etkisi altında" Metin, "Savaşın ve şiddetin yaşandığı bir bölgede uygulanan sözleşmelerin, ister yerel ister uluslararası ticari sözleşmeler olsun, savaştan etkilenmediğini söylemek mümkün değildir. Nasıl ki, şiddet cana ve mala zarar verirse, aynı şekilde sözleşmelere ve ticari hayata da zarar verir. Savaş varken şirketlere, hiçbir şey olmamış gibi sözleşmeye aynen uy, sözüne sadık kal demek adil bir beklenti değildir. Hayat değişirken hukukun bu değişimi görmezden gelmesi düşünülemez" dedi. "Savaş hali, mücbir sebep olarak değerlendirilebilir" Türk Borçlar Hukuku’nda "mücbir sebep" tanımının olmadığına dikkat çeken Metin, "Bunun karşılığı, ’ifa imkânsızlığı’ veya ’ifa zorluğu’dur. Basit ifadeyle bu durum, sözleşme gereğinin yerine getirilememesi veya söze sadakatin aşırı derecede zorlaşmasıdır. Tarafların kontrolü dışında gerçekleşen, öngörülemeyen ya da öngörülse dahi bu ölçüde etkili olacağı tahmin edilemeyen ve alınan tüm önlemlere rağmen engellenemeyen olaylar mücbir sebep olarak yorumlanabilir. Sadece savaş değil, deprem gibi insan iradesiyle durdurulamayacak olaylar da mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir" dedi. "Savaşın etkilerinin hayatı ve ticareti durma noktasına getirdiği bir tabloda, taahhüdün geçici olarak askıya alınması ya da ifanın imkânsız hale gelmesi halinde sözleşmeden dönülmesi hukuken gündeme gelebilir" diyen Av. Dr. Umut Metin, "Savaş, her sözleşme için mücbir sebebe neden olmaz. Uluslararası ticari sözleşmeler, savaş ortamında normal zamanlardaki gibi yorumlanamaz. Savaş olsa bile taraflar yükümlülüklerini yerine getirebiliyorsa zaten mücbir sebep de, hukuken sorun da yoktur. Ancak taraflardan biri ya da her ikisi savaş nedeniyle yükümlülüğünü yerine getiremez hale gelmişse, bu durum gecikmeksizin karşı tarafa bildirilmelidir" ifadelerini kullandı. "E-posta yoluyla bildirim yeterlidir" Mücbir sebep bildirimi noter aracılığıyla yapılmak zorunda olmadığını aktaran Metin, "Ancak sözleşmede belirlenen bildirim usulüne dikkat edilmeli ve ona uyulmalıdır. Günümüzde çoğu ticari sözleşmede e-posta ile bildirim yeterli görülmektedir" dedi. "Savaş, sözleşmenin yerine getirilmesini engellemekte ise mücbir sebep ihtimali doğar" Burada belirleyici olanın savaşın varlığı değil, savaşın sözleşmedeki taahhüdün yerine getirilmesine engel teşkil eden etkisi olduğunu ifade eden Metin, sözlerine şöyle devam etti: "Eğer savaşın sözleşmeye olumsuz bir etkisi yoksa, yalnızca savaşın varlığına dayanarak yükümlülükten kaçınılamaz. Ancak savaş fiyatlarda beklenmedik ve aşırı artışlara yol açıyorsa, savaş bölgesinde faaliyet göstermeyen bir şirket dahi dolaylı etkiler nedeniyle mücbir sebep savunmasına başvurabilir." "Bir sözleşmede ’savaş mücbir sebep sayılmaz’ yazılı olsa bile, mücbir sebep gündeme gelebilir" Metin, "Sözleşmeler, kanunun üzerinde değildir. Savaş ortamında fiilen imkânsız hale gelen bir yükümlülük için tarafı mutlak biçimde sözleşmeye bağlı tutmak her zaman mümkün olmayabilir. Söze sadakat (ahde vefa) esastır. Ancak söze sadık kalmanın imkânsız olduğu hallerden biri de savaş halidir. İnsanların can güvenliğini öncelediği bir tabloda, ticari yükümlülüklerin savaş atmosferine göre yeniden değerlendirilmesi ve gerektiğinde askıya alınması mümkündür. Bu halde sözleşmede ne yazarsa yazsın, kanunun ne dediği ve olası bir davada mahkemenin durumu nasıl nitelendirdiği önem kazanmaktadır" dedi. Uluslararası ticari sözleşmelerin hemen hepsinde "Fesih" ve "Mücbir Sebep (Force Majeure)" başlıklı maddelerin yer aldığını söyleyen Metin, "Eğer sözleşmede belirli bir süre sonunda fesih hakkı tanınmışsa, taraflar mücbir sebebin süresini dikkate alarak hareket etmelidir" dedi. Körfez’de, özellikle Dubai’de gayrimenkul yatırımı bulunan Türkler için mücbir sebep ihtimali gündeme gelebileceğini söyleyen Metin, "Körfez ülkelerinde, özellikle Dubai gibi şehirlerde gayrimenkul yatırımı bulunan çok sayıda Türk bulunmaktadır. Bunların bir kısmı da Dubai’de yerleşiktir. Dubai’de ’Off plan’ olarak adlandırılan sistemde, henüz gayrimenkul inşaatı tamamlanmadan yani ’proje aşamasında’ yatırımcılar proje devam ederken ödeme planına bağlı taksit yükümlülüğü altına girerler. Savaş nedeniyle gelir akışında aksama yaşanması veya ödeme imkânının ciddi şekilde zorlaşması halinde, her somut olay kendi içinde değerlendirilmek kaydıyla, mücbir sebep ileri sürülmesi, ödemelerin ötelenmesi veya sözleşmeden dönülmesi ihtimalleri gündeme gelebilir. En azından, savaş süresi boyunca mücbir sebep durumunun Türk Yatırımcılar tarafından inşaat şirketlerine bildirilmesi, ileride doğabilecek hukuki ihtilaflarda yatırımcı açısından koruyucu bir adım olabilir. Bu noktada imza olunan gayrimenkul satış sözleşmesi hükümleri de, mücbir sebep koşulları da birlikte değerlendirilmelidir" diye konuştu.
Manisa Manisa’nın simgesi ’Beyazfil’ için çağrı Manisa şehir merkezinde uzun süredir atıl durumda bekleyen, halk arasında ’Beyazfil’ olarak bilinen eski SGK binasının geleceği yeniden gündeme geldi. Düşünce Rotası Derneği Genel Başkanı Fatih Köse, yapının tekrar halkın kullanımına kazandırılması için Manisa protokolüne çağrıda bulundu. Köse, Beyazfil’in yalnızca bir bina olmadığını, kentin Cumhuriyet dönemi mimari hafızasının önemli bir parçası olduğunu belirterek, "Bu yapı Manisa’nın ortak hafızasıdır. Yıllarca hem kamu hizmetine hem de sosyal yaşama ev sahipliği yaptı. Bugün etrafı çevrili, akıbeti belirsiz bir şekilde bekletilmesi kabul edilemez" dedi. Binanın özelleştirme sürecine de değinen Köse, satış sonrası yaşanan hukuki tartışmaları hatırlatarak, "Beyazfil’in devri ve sonrasında gündeme gelen projeler kamuoyunda ciddi soru işaretleri oluşturdu. Manisa halkı bu sürecin şeffaf yürütülmesini ve kamu yararının ön planda tutulmasını istemektedir" ifadelerini kullandı. Yapının geçmişte kentsel sit alanı ve kültür varlığı kapsamında değerlendirilmesinin önemine dikkat çeken Köse, açılan davalar ve mahkeme kararları sayesinde yıkım girişimlerinin önüne geçildiğini vurguladı. Binanın Cumhuriyet dönemi mimarisini temsil eden niteliklere sahip olduğuna dikkat çeken Köse, "Ayrıca bulunduğu alan itibarıyla kentsel sit kapsamında değerlendirilmiş, kültürel değer taşıdığı mahkeme kararlarıyla da ortaya konmuştur. Açılan davalarda verilen yürütmeyi durdurma kararları, yıkımın hukuken mümkün olmadığını göstermiştir. Bu da aslında yapının korunması gerektiğinin tescilidir." Düşünce Rotası Derneği olarak önerilerini de paylaşan Köse, Beyazfil’in ticari bir projeye dönüştürülmesi yerine kamu odaklı bir işleve kavuşturulması gerektiğini savunarak şunları söyledi: "Manisa’nın merkezinde böylesine sembolik bir yapıyı sadece ekonomik değer üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Burası kültür ve sanat merkezi, gençlik ve inovasyon merkezi, kent müzesi ya da çok amaçlı bir sosyal yaşam alanı olabilir." "Beyazfil yeniden ışıklarını yakmalı" Fatih Köse, açıklamasının sonunda, "Beyazfil, Manisa’nın merkezinde suskun bir anıt gibi bekliyor. Bu sessizliği hep birlikte bozabiliriz. Sivil toplum, yerel yönetimler ve devlet kurumları el ele verirse, Beyazfil yeniden ışıklarını yakar ve Manisa’nın kültürel kalbi olur."
Manisa Çuval parasıyla kurulan miras, kitap ve sanatla yaşayacak Manisa’da 1937 yılında temeli atılan ve üzüm üreticilerinin sattığı çuval başına alınan 5 kuruşluk bağışlarla tamamlanan 89 yıllık tarihi "Kitapsaray" binasının geleceğiyle ilgili yürütülen çalışmalarda yeni bir aşamaya gelindi. Yeni kütüphanenin hizmete girmesinin ardından bir süredir boş kalan binanın deprem dayanıklılık analizleri tamamlanırken, tarihi yapının aslına uygun restorasyonla gençlere ve çocuklara yönelik kitap, kültür ve sanat odaklı bir merkez olarak şehre yeniden kazandırılması hedefleniyor. Manisa’nın sembol yapılarından biri olan Kitapsaray binasının hikayesi, toplumsal bir dayanışma örneğine dayanıyor. 1936 yılında dönemin "İmarcı Valisi" Dr. Lütfi Kırdar başkanlığında kurulan Manisa Kitapsaray Kurumu, şehre modern bir kütüphane kazandırmak için kolları sıvadı. O dönemde Manisa Ticaret Borsası’nda satılan her üzüm çuvalından alınan 5 kuruşluk bağışlar ve hayırseverlerin katkılarıyla toplanan 20 bin lira ile binanın yapımı 1945 yılında tamamlandı. Yapı, Manisalıların kültüre verdiği değerin bir nişanesi olarak yükseldi. Savaş yıllarında ‘Askeri Hastane’ oldu İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu yıllarında kapılarını kütüphane olarak açmaya hazırlanan bina, cephe gerisindeki stratejik önemi nedeniyle 1940-1944 yılları arasında "Askeri Hastane" olarak kullanıldı. Savaşın etkilerinin azalmasıyla birlikte 23 Nisan 1945 tarihinde Vali Ali Rıza Çevik’in katıldığı törenle asıl kimliğine kavuşan Kitapsaray, on binlerce esere ev sahipliği yaparken kuşaklar boyu kitapseverlerin buluşma noktası oldu. Deprem analizi tamamlandı, onay bekleniyor Bir süredir boş durması nedeniyle bakımsızlık endişesiyle gündeme gelen tarihi yapı için yetkililerden edinilen bilgiye göre, deprem dayanıklılık analizi süreci tamamlandı. Yapılan incelemelerde binanın güçlendirilmesi gerektiği tespit edilirken; hazırlanan restorasyon projeleri ve maliyet çizelgeleri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunuldu. Bakanlık’tan gelecek cevaba istinaden, 2026 yılı sonuna doğru güçlendirme ve restorasyon çalışmalarının başlatılması planlanıyor. Kitap, kültür ve sanatla yeniden hayat bulacak Tapu kayıtlarında yer alan "Kütüphaneden gayri hiçbir surette kullanılmamak kaydıyla" şerhine sadık kalınarak planlanan proje kapsamında bina, restorasyonun ardından yine "Kitapsaray" ismiyle hizmet verecek. Özellikle gençlerin ve çocukların kitapla buluşacağı, kültür ve sanat faaliyetleriyle uğraşacağı bir merkez haline getirilecek olan yapı, tarihi dokusu korunarak modernize edilecek. Merkez, Manisa’nın kültürel mirasını yeni nesillere aktaran yaşayan bir mekan olacak.