GÜNDEM - 05 Temmuz 2025 Cumartesi 12:21

2010 yılına kadar insanların yaşadığı tarihi kalede restorasyon çalışmaları sürüyor

A
A
A
2010 yılına kadar insanların yaşadığı tarihi kalede restorasyon çalışmaları sürüyor

Çorum’da bin 100 yıl önce yapılan ve 2010 yılına kadar içerisinde vatandaşların yaşadığı Çorum Kalesi’nde restorasyon çalışmaları devam ediyor. Uzun yıllar Çorum Kalesi’nde yaşayan vatandaş, Osmanlı döneminden itibaren yerleşim alanına dönen kaledeki günlerini özlediklerini ifade etti.


Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Sultan Kılıç Arslan tarafından 11’inci yüzyılda inşa ettirildiği tahmin edilen Çorum Kalesi’nde 2023 yılında başlayan restorasyon çalışmaları sürüyor. Osmanlı döneminden beri yerleşime açılan ve 2010 yılına kadar vatandaşların yaşadığı kale, yapılacak restorasyon çalışmalarıyla turizme kazandırılacak. Bin 100 yıllık tarihi ile dikkat çeken kalede restorasyon çalışmaları büyük ölçüde tamamlandı. Çorum Belediyesi tarafından restore edilen kale, Cumhuriyet döneminde vatandaşların yaşadığı bir kale olmasıyla da dikkat çekiyor. Kale içerisinde bulunan bir cami, 3 tescilli bina ve 39 metruk yapı olmak üzere 42 hane 2010 yılında kamulaştırıldı. Ankara 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğünün izniyle kale içindeki 4 parseldeki yapıların geçen yıl aralık ayında yıkılmasının ardından, kalan yapıların da yıkımına izin verildi. 10 yıldır boş kaldığı için metruk hale gelen evler restorasyon çalışmaları çerçevesinde yıkıldı.



Yıllarca tarihi kalede yaşadı


Çorum Kalesi’nde 1973-2010 yılları arasında yaşayan İbrahim Bayatlı, kalenin tarihi öneminin yanı sıra, yakın tarihe kadar içerisinde insanların yaşamış olması sebebiyle şehir için ayrı bir öneme sahip olduğunu ifade etti. Kalede yaşadıkları dönemi anlatan Bayatlı, kalede yaşayan anneannesinin çekilmiş bir fotoğrafını hala sakladığını ifade etti.



"Kalenin içindeki bu yerleşim, mahalle olmaktan çok büyük bir aile gibiydi"


2010 yılında kamulaştırmanın yapılmasıyla kaledeki evlerinden ayrıldıklarını ifade eden İbrahim Bayatlı, kalede yaşadıkları dönemi anlatarak, "Ben kaleye 1973 yılında geldim. Belediye devralana kadar, 2010 yılına kadar kaldım. Bu kalenin yapımıyla ilgili Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde, ’Bu Çorum Kalesi bir defa yapılmıştır. Depremle yıkılmıştır, tekrar yapılmıştır, yine yıkılmıştır’ ifadelerine yer veriliyor. Kalenin iki kitabe taşı olduğunu ve bu nedenle de üç defa yıkılıp yeniden yapıldığını, bunların da depremlerle ilgili olduğunu söylüyor. Daha sonra Osmanlı topraklarına geçince, kalenin içi yerleşim alanı haline gelmiş. Burada 44 hanelik bir mahalle oluşmuş. Küçük bir mescidimiz vardı. Kalenin içindeki bu yerleşim, mahalle olmaktan çok büyük bir aile, adeta bir aşiret gibi. Kale içerisine yabancı biri giremezdi. Biri girdiğinde çocuklar hemen kalkar, ‘sen burada ne arıyorsun’ diyerek onu kovarlardı. Kalenin içindeki yapılar genelde taş ve kerpiç ağırlıklıydı, ahşap kullanılırdı. Betonarme yapı yoktu. Büyük evler vardı, bunlardan biri de bizim evimizdi. Taş duvarları 80 santim kalınlığındaydı, üzerine kerpiçle devam ederdi. Altta bodrumu vardı. Hatta bu bodrumda dört kez düğün yaptık. Ev oldukça yüksekti, oradan bakınca saat kulesi rahatlıkla görünürdü. Diğer evler ise genellikle küçük, taş ve ahşap ağırlıklı, kerpiçten yapılmış evlerdi. Ramazan topu kalede atılırdı" dedi.


Kamulaştırma dönemine kadar insanların kalede yaşadığını ifade eden Bayatlı, "Bir şeye ihtiyacın varsa önce bakkala değil, komşuya giderdin. Komşunun da sana ihtiyacı olduğunda senin kapını çalardı. Evde pişen bir yemeğin kokusu komşuya gittiyse, bir tabak da ona gönderilirdi. Çünkü kapılar kilitli olmazdı. Hangi çocuk, hangi kapının önünde acıktıysa, o eve çalmadan girer, karnını doyurur, çıkardı. Böyle karşılıklı, gönülden komşuluk ilişkileri yaşanırdı. Kaledeki yaşam, Kültür Varlıkları’na devredildi. Onlar da kaleyi belediyeye devretti. Belediye ise restorasyon çalışmaları yapacağı için 2010 yılı itibarıyla içerideki vatandaşların topraklarını satın alarak tahliye işlemlerini başlattı" diye konuştu.



2010 yılına kadar insanların yaşadığı tarihi kalede restorasyon çalışmaları sürüyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir 21 aylık İkra’nın acılı ailesi adli süreci başlattı Eskişehir’de yaşayan Umut ve Burcu Öter çifti, geçtiğimiz yıl diş çıkarmasından dolayı götürdükleri Eskişehir Şehir Hastanesi’nde hayatını kaybeden 21 aylık kızları İkra Beliz Öter için adli süreç başlattı. Öter çifti, geçtiğimiz yıl kızlarını diş çıkarma döneminde Seyitgazi ilçesinde bulunan aile sağlık merkezine götürdü. Burada kendilerine bebeklerinin bir probleminin olmadığı söylenen Öter çifti, evlerine döndüklerinde İkra Beliz Öter’in kustuğunu gördü. Bunun üzerine çocuklarını Eskişehir Şehir Hastanesi’ne 18 Şubat 2025 tarihinde götüren ailenin bebekleri burada muayene edilip, tedavi altına alındı. Bir gece boyunca hastanede kalan bebek, 19 Şubat 2025 günü sabah, erken saatlerinde fenalaştı. Hemşirenin ‘Mavi kod’ uyarısıyla İkra Beliz Öter’e, müdahale edilmeye başlandı. Doktorların yaklaşık 50 dakikalık müdahalesinden sonra bebeğin hayatını kaybettiğini Burcu Öter’e bildirildi. Acılı anneye, minik İkra’nın bütün organlar iflas ettiği ve çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybettiği bildirildi. Muhtemel ihmale karşı dava açan Öter çifti, hastanede kendileriyle yeterince ilgilenmediğini belirtti. Sorumlu var ise cezalandırılmasını isteyen aile, adli sürecin peşini bırakmayacaklarının altını çizdi. "Doktor, ’Kanda şüpheli bir durum görüyorum’ dedi" Konuyla alakalı konuşan anne Burcu Öter, "Kızım, İkra Beliz Öter 21 aylıktı. Basit bir ateş şikayetiyle, diş çıkartma dönemindeydi. Seyitgazi Sağlık Ocağı’na götürüldü. Ateşinin 37 derece olduğu ve hiçbir şeyinin olmadığı söylendi, eve gönderildi. İlk kusmasında Şehir Hastanesi’ne getirdim. Röntgeni çektirdik. Bana ’Burnu tıkalı çocuğunuzun, temizleyelim’ dediler. Öksürük vesaire hiçbir şeyi yoktu. ‘Boşuna getirmişsin, bu çocuğun bir şeyi yok, yapabileceğim bir şey de yok’ denince eve geldik. Çocuğum akşama doğru tekrar kustu. Kustuktan sonra morarma, böyle bembeyaz oldu, su gibi terlemeye başladı. Sonra ben hemen ambulans aradım. Hastanede doktor ‘Tamam, ben size bir serum yaptırayım’ dedi. Bizi sarı alana gönderdi. Serum takılması gerekiyormuş. Oradaki hemşireler, ‘Bizim sistemde serum gözükmüyor’ dedi. Çocuğum tekrar kustu, yine morardı. Tekrar ben hekimin yanına gittim ve ‘Doktor hanım çocuğun kusması durmuyor, tekrar morardı’ dedim. Görevli sağlık çalışanı, ‘serum yapılmadı mı?’ dedi. ‘Yazmamışsınız’ dedim, hemşireler sarı alana bizi geri gönderdi. O sıra benim çocuğum konuşuyor, gayet iyi. Kan testleri çıktı ama idrarı veremedik, çünkü hala çocuk idrar yapmıyordu. Doktor, ‘Kanda şüpheli bir durum görüyorum. İdrar çıkmadan ben çocuk doktoru arayamam’ dedi. O sıra zarfında çok güzel uyuyor diye çocuğumun resmini çektim" dedi. "’Bütün organlar iflas etmiş’ denildi" Çocuğunun ölümü anlatan acılı anne Burcu Öter şöyle devam etti: "Sabah işte 06.00 sıralarında tekrar kan alındı. Çocuğumun göz bebekleri birden büyüdü. ‘İkra’ diye seslendim, dişleri kitlendi, hemen ağzını açtım. Doktor, ‘Atak geçirmiş, nöbet geçiriyor’ dedi. ‘Mavi kod’ diye bağırmaya başladılar orada. Beni apar topar dışarı attılar. Bir yarım saat boyunca orada müdahale edildi ama hiçbir bilgi verilmedi. Sonra yoğun bakıma indirdiler benim çocuğumu. 50 dakika sonra bizi içeri aldılar, ‘Bize geldiğinde karaciğer enzimleri zaten yüksekti. Bütün organlar iflas etmiş, çoklu organ yetmezliğine gitmiş çocuğun’ dedi. Sonrası zaten bende yok. Bir gecede ne olduysa oldu." "Yine kızım oldu korkuyorum hastaneye götüremiyorum" Adaletin yerini bulması gerektiğini belirten anne Öter, "Hasta kayıt dosyaları yok şu an. İstanbul’dan gelecek sonucu bekliyoruz. Hala çıkmadı, hala bir sonuç yok. Duysun herkes duysun sesimizi. Sadece bir İkra değil, bir Ali, bir Veli değil. Bizim toprağa koyduklarımız bir isimden ibaret değil. Biz anneler onları ne şartlarda büyütüyoruz, ne şartlarda doğuruyoruz. Benim şu an tekrar bir kızım oldu. Ben onda da korkuyorum. Hastaneye götüremiyorum. En ufak bir kusması yani içtiği sütü kusuyor diyerekten korkuyorum ben artık. Başkalarının canı yanmasın yani ne yapılması gerekiyorsa yapılsın, Sağlık Bakanlığı duysun bizim sesimizi" dedi. "Sonuna kadar hakkımızı arayacağız" Adaletin yerini bulmasını isteyen baba Umut Öter ise, "Gidebildiğimiz yere kadar gideceğiz yani. Çocuğumuzun hakkını arayacağız yani. Zaten çocuğumuz sağlam gitti hastaneye, bir şeyi yok dediler. Ondan sonra sabah kalkıp vefat etti dediler. Yani çocuğumuzun fotoğrafları filan her şey var yani gülerken oynarken. Yani sonuna kadar hakkımızı arayacağız. Ben yani başka da bir şey söylemek istemiyorum Allah razı olsun" ifadelerini kullandı.
Kocaeli Bakan Göktaş: "Kadın emeği artık gizli kalmıyor" Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Başiskele Belediyesi tarafından hayata geçirilen projelerin toplu açılış törenine katıldı. Bakan Göktaş, kadın emeğinin üretime ve ekonomiye kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Anadolu kadını, tarih boyunca tarlada, atölyede, okulda, hastanede, evinde bitmez tükenmez bir emek ortaya koymuş; aile ekonomisinin gizli kahramanı olmuştur. Artık bu emek gizli kalmıyor. Kadınlar, böylesi desteklerle üretimin öznesi haline geliyor. Emeklerinin karşılığını alıyor" dedi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Başiskele Belediyesi tarafından ilçede hayata geçirilen yatırımların açılış programı kapsamında Kocaeli’ye geldi. Başiskele Körfez Mahallesi Mahmut Çavuş Caddesi’nde düzenlenen törende BAŞ-MEK Kadın El Emeği Mağazası ve Gün Evi, BAŞ-MEK Yeşilyurt Kurs Merkezi ile BAŞ-MEK Çini ve Seramik Atölyesi hizmete alındı. Programa Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, Başiskele Belediye Başkanı Yasin Özlü, siyasi parti temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. "Bin 366 yeni kadın kooperatifinin kurulmasına destek olduk’ Programda konuşan Bakan Göktaş, "Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, kadınların üretimde, istihdamda ve girişimcilikte daha fazla yer alması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Kadınların emeğini görünür kılan, bu tür projelerin ülkemizin kalkınmasının temel dinamiklerinden biri olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda, kadın kooperatiflerinin kapasitelerini artırmak ve üretimlerini çeşitlendirmek için çalışmalar yürütüyoruz. 1.366 yeni kadın kooperatifinin kurulmasına destek olduk. Böylece hem kadınlar gelir elde ettiler hem de bulundukları bölgelerde sosyal dayanışmayı ve toplum refahını büyüttüler. Bunun yanı sıra pazarlama olanaklarını geliştirmek üzere çok yönlü destek mekanizmalarını hayata geçirdik" ifadelerini kullandı. "Faaliyetlerini artırmaları için özel sektörle iş birlikleri kurduk Yapılan çalışmalara da değinen Bakan Göktaş, "Kadın kooperatiflerimizin kurumsal yapısını; eğitim, danışmanlık, yerel iş birlikleri, pazarlama desteği ve deneyim paylaşımı toplantılarıyla güçlendirdik. Kadınların e-ticaret alanındaki faaliyetlerini artırmaları için özel sektörle iş birlikleri kurduk. Ürettikleri yöresel ürünlerin bu topraklara ait olduğunu kanıtlayan coğrafi işaret belgelerini almalarına destek olduk. Bugün açılışını yaptığımız BAŞ-MEK Kadın El Emeği Mağazası, bu anlamda, kadınlarımızın el emeğini ekonomik değere dönüştüren önemli bir adımdır" diye konuştu. "Aile ekonomisinin gizli kahramanı olmuştur" Kadınların emeklerinin karşılığını da aldığını ifade eden Bakan Göktaş, "Anadolu kadını, tarih boyunca tarlada, atölyede, okulda, hastanede, evinde bitmez tükenmez bir emek ortaya koymuş; aile ekonomisinin gizli kahramanı olmuştur. Artık bu emek gizli kalmıyor. Kadınlar, böylesi desteklerle üretimin öznesi haline geliyor. Emeklerinin karşılığını alıyor. Türkiye’nin dört bir yanında, yerel kalkınmaya katkı sunan kadınlarla gurur duyuyoruz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi ‘bir toplum kadınlarıyla güçlüdür.’ Kadınların desteklenmesi bir ülkenin geleceğinin desteklenmesi demektir. Bugün Başiskele’de açılışını yaptığımız bu mekanlar da işte bu büyük anlayışın güçlü bir yansımasıdır" dedi.
Ankara MİT’in istihbari çalışmaları sonucu Şam’da DEAŞ’a bağlı hücre çökertildi: 3 DEAŞ’lı yakalandı Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) istihbarat çalışmaları sonucu, Suriye’nin başkenti Şam’da sabotaj eylemleri düzenlemeye hazırlandığı tespit edilen terör örgütü DEAŞ’a bağlı hücre çökertildi, 3 terörist yakalandı. MİT’in istihbari çalışmaları sonucu Suriye’nin başkenti Şam’da DEAŞ’a ait bir hücre tespit edildi. MİT elde ettiği istihbaratı Suriye İç Güvenlik Servisi Komutanlığı ve Suriye Genel İstihbarat Servisi ile paylaştı. Ekipler, hücre üyeleri ve faaliyetleri takibe alarak tam konumlarını tespit etti. Hücreye gerçekleştirilen operasyon sonucu DEAŞ üyesi Ömer Haşim, Muhammed Hamed ve Hüseyin Halef gözaltına alındı. Öte yandan, operasyona eş zamanlı olarak bomba imha uzmanları, uzaktan patlatılmak üzere hazırlanmış ve önemli bir noktaya bırakılmış bir bombalı araca müdahale etti. Araçta büyük bir tahribata yol açacak yüksek miktarda C4 ve TNT bulundu. Gözaltına alınan 3 şahıs, sorgu işlemlerinin tamamlanması ve hücreye destek verenlerle hücrenin muhtemel uzantılarını ortaya çıkarmak üzere Suriye Genel İstihbarat Servisi Terörle Mücadele İdaresi’ne sevk edildi. Geçtiğimiz hafta DEAŞ tarafından paylaşılan ses kaydında örgüt unsurlarının eylem yapmaya hazır olmaları söylendiği belirtilirken Şam’da gerçekleşen bu operasyon ile örgüt tarafından verilen talimat sonrasında yapılması planan eylemin engellendiği ifade edildi.