EKONOMİ - 08 Eylül 2024 Pazar 18:12

Alaca’nın patentli ürünü mor soğanda hasat dönemi başladı

A
A
A
Alaca’nın patentli ürünü mor soğanda hasat dönemi başladı

Çorum’un Alaca ilçesinde üretilen coğrafi işaret tescilli ’Alaca mor soğanında hasat dönemi başladı.


Parlak, sert dış kabuğu, keskin aroması, kokusu ve koyu rengiyle öne çıkan Alaca mor soğanında üreticilerin yaklaşık 6 ay süren bekleyişin ardından söküm ve kuruma bekleyişinin ardından patoslama yapılan Alaca mor soğanın hasat dönemi devam ediyor.


Günün erken saatlerinden itibaren tarlalara giden üretici çiftçiler, mevsimlik tarım işçilerinden ücret karşılığı aldıkları hizmet ile beraber mor soğanları öbek öbek yığın yapılmasıyla “Alaca moru” olarak bilinen soğanlar, kova ve yaba yardımıyla patos makinesinde pür ve püsküllünden ayrılarak, boyutlarına göre takoz, orta ve kıska olarak üç çeşit şeklinde sınıflandırılıp paketleme işlemi yapılıyor.


İlçenin en önemli tarımsal ürünü olarak gösterilen mor soğan, iç tüketimin yanı sıra yurt dışından yoğun talep görüyor. Alaca Ziraat Odasından alınan bilgilere göre, 2024 yılında resmi kayıtlara göre Alaca’da 28 bin 447 dekar alanda soğan üretimi yapıldığı ve kaliteli ürün elde edilmesi için iklim şartlarının yanı sıra sulama ve gübreleme işlemlerinin doğru yapılmasının gerektiğine dikkat çekilirken, bu yıl verimin dekar başına ortalama 2 ile 2.5 ton mahsul elde edileceği tahmin ediliyor.


İlçeye bağlı Boğaziçi köyünde soğan üreticisi Enver Gündugan ve Sincan köyünde Duran Uyar, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, bu sene kuraklık nedeniyle rekoltede ve verimde önemli ölçüde kayıp yaşandığını, mor soğanın Alaca ile özdeşleştiğine en iyi mor soğanın Alaca’da yetiştiğini işaret etti.


Gündugan ve Uyar, “Alaca morunu Türkiye’de birçok bölgeye gönderiyoruz. Özellikle doğu bölgelerimizde tüketimi yoğun, ayrıca birçok yabancı ülkelere ihraç ediyoruz. Soğanlarımızı tarlada paketleme yaptıktan sonra depolara kaldıracağız. Daha sonra Türkiye’nin çeşitli bölgelerine göndereceğiz" dedi.


Duran Uyar, “Bu yıl kuraklık nedeniyle verim düşük, bilindiği üzere maliyetler yüksek normalde dekardan 4 ile 5 ton ürün aldığımız yerde bu yıl 400 ile 2 ton verim oldu, geçen yıllarda 4 ila 5 ton verim alınıyordu, Yani bu yıl verimde yüzde 50-60 kayıp var” şeklinde konuştu.


Ürünün azalmasına karşılık üretim maliyetlerinin yükseldiğini dile getiren Uyar, "Şu anda bizden çıkış kilogram fiyatı 10 TL ancak bu durumda bu fiyatta bizleri kurtarmıyor" ifadelerini kullandı.


Enver Günduğan ise, soğanın ekiminden sofraya gelene kadarki süreçte yoğun emek isteyen bir ürün olduğunu belirtti. Günduğan devamlı içerisinde olarak kök hastalığı, güneş yanığı orta çürüklük hastalıkları olduğunu bunlarla baş etmek için kontrol edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.



Alaca’nın patentli ürünü mor soğanda hasat dönemi başladı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.