GÜNDEM - 13 Temmuz 2024 Cumartesi 19:40

Çorum’da “Uyuşturucu ile Mücadelede Medyanın Rolü” paneli

A
A
A
Çorum’da “Uyuşturucu ile Mücadelede Medyanın Rolü” paneli

Çorum’da düzenlenen panelde “Uyuşturucu ile Mücadelede Medyanın Rolü” masaya yatırıldı.


Anadolu Basın Federasyonunun katkıları ve İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünün destekleriyle gerçekleştirilen panelde uyuşturucu ile mücadele okul, aile ve medyanın rölünün yanı sıra sosyal medyada gençleri bekleyen tehlikelere dikkat çekildi. Panelin açılış konuşmasını yapan Çorum Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, uyuşturucu ile mücadelenin vatan savunması kadar kıymetli, özel ve önemli olduğunu söyledi. Bağımlılıkla mücadelede herkesin rolünün olduğunu belirten Başkan Aşgın, “Özellikle gençlerimizin ve çocukların bağımlı olmaması, zihninin berrak, kalbinin temiz olması bununla birlikte milletimize hizmetkar olması da uyuşturucu ve benzeri alışkanlıklara dücar olmaması çok önemli. Bağımlılıkla mücadele de herkesin bir rolü var. Ailenin yapması gerekenler var. Okulda öğretmenlerin yapması gerekenler var. En önemlisi medyanın yapması gerekenler var. Çünkü medyanın kullandığı dil özendirici de olabilir, önleyici de olabilir. Bu anlamda medyaya büyük rol düşüyor. Bu alanda ilgili birimlerin verdiği mücadele önemli ancak daha da önemlisi caydırmak, özendirmemek, tehlikeye dikkat çekmek ve yavrularımızın korunması noktasında medyaya daha büyük görevler düşüyor” dedi.


Vali Zülkif Dağlı ise, uyuşturucu ile mücadelenin sadece emniyet ve asayiş sorunu olarak algılandığına dikkat çekerek, bunun aslında bir sağlık sorunu olduğunu söyledi. Uyuşturucu ile mücadelede tüm kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve medyanın ortak yapacağı çalışmalarla sonuç alınabileceğine dikkat çeken Vali Dağlı, “Bağımlılıkla mücadele konusunda önleyici çalışmalar daha önemli. Bağımlılık oluştuktan sonra bitirmek veya geri dönüş daha zor. Uyuşturucu ile mücadele hepimizin sorunu. Hep birlikte ele almak zorundayız. Basının dili çok önemli. Bağımlılıkla mücadele çalışmalar yapılırken eğiticilerin dili de çok önemli. Gençlerimiz bizim geleceğimiz ve onları iyi korumalıyız. Onlara iyi argümanlar üretmek zorundayız. Gençlerimiz ve çocuklarımızın boş zamanlarını iyi değerlendireceği çalışmalar yapmalıyız. Bu sayede kötü mecralara önlemiş oluruz. Aksi taktirde bu alanda boşluk yok. Bu anlamda önleyici çalışmaları önemsiyoruz” diye konuştu.


Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet, uyuşturucu ile mücadelenin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de gençleri tehdit eden ciddi bir konu olduğuna dikkat çekti. Emniyet ve jandarma teşkilatının son yıllarda uyuşturucu ile mücadele konusunda çok etkili bir çalışma yürüttüğünün altını çizen Acet, bununla ilgili önemli bir mesafe alındığını söyledi. Madde bağımlılığının sadece bağımlıyı ilgilendiren bir konu olmadığını anlatan Acet, bunun aileyi etkileyen bir mesele olduğuna işaret etti.


Akşam Gazetesi Ankara Temsilcisi Emin Pazarcı ise, uyuşturucu ile mücadelenin Türkiye’nin beka meselesi olduğunu açıkladı. Bir çocuk zararlı bir alışkanlığa başladığında ailelerin paniğe kapılmamalarını isteyen Pazarcı, “Çocukla mücadele etmeyecek. En büyük yanlış paniğe kapılmak, çocuğu suçlamak. Burada yapılması gereken öncelikle sorunu gözlemleyip, sebep ve sonuçlarını araştırarak kaynağına ineceksiniz. Uzmanla birlikte bunu önlemenin yollarını arayacaksınız. Aileler ’Bizim evimize uyuşturucu madde girmez, biz sokmayız’ demesin, herkesin evine girebiliyor” ifadelerini kullandı.


Uyuşturucu ile mücadelenin en önemli halkalarından birisini de aile bağlarının oluşturduğunu belirten Pazarcı, şunları kaydetti:


“Aile bağlarını güçlendireceksiniz. Madde bağımlılığını önleyici en önemli ilaç aile bağlılığı. Aile bağlılığı güçlü olan çocuklar çok zor madde bağımlısı oluyor. Ancak aile baları zayıf olana çocuklar ise maalesef madde bağımlısı oluyor. Uyuşturucu ile mücadele sadece gençlerin ve ailenin meselesi değil. Bu Türkiye’nin beka sorunu. En vahimi bir ülke Türkiye’ye yönelik sentetik madde üretiyor. Bedavadan. Çocuklar öyle alışıyorlar. Çok ucuz. Ve bunu Müslüman bir ülke yapıyor. Amaç ne? Bizim gençliğimizi kırmak. Böyle ciddi bir saldırı ve tehlike ile karşı karşıyayız. Güvenlik güçlerimiz etkin bir mücadele ediyor. Bağımlılıkla mücadele de en önemli rolü biz oynuyoruz. Ancak gençlerimiz ve çocuklarımızı buna başlatmamamız lazım. Çocuklarımızı bunlara yaklaştırmamamız lazım. Bu işin çaresi başlamamak, hiç bulaşmamak. İnşallah bundan sonra görevimizi daha düzgün ve layıkıyla yapabiliriz.”


TGRT Haber Ankara Temsilcisi Fatih Atik, uyuşturucu ile mücadelede okul ve aileye büyük görevler düştüğünü vurgulayarak, “En büyük zararı aileler görüyor. Uyuşturucu bağımlılığı yıldırım düşmesi gibi bir şey. Hepimiz yıldırım düştüğünü görüyoruz. Yıldırım düştüğü aile ve toplumu yakıyor. Anne, babalara çok büyük görevler düşüyor” dedi.


Her coğrafyanın kendine özgü problemleri olduğunu kaydeden Atik, “Uyuşturucu artık öyle bir noktaya geldi ki her dünyanın her ülkesinde var. Yaklaşık 500 milyon uyuşturucu bağımlısı olduğu söyleniyor. Konvansiyonel medya ile günümüz medyası arasında çok büyük fark var. Gençlerin önemli bir bölümünü de haber programlarını tv kanallarını izlemediğini düşünüyorum. Daha çok sosyal medya ile ilgileniyorlar. Odasında ya da yanınızda internet kullandığında ne yaptığını fark edemiyorsunuz. Dolaysıyla medyayı ayırmamız lazım. Günümüz televizyonları, gazeteler, dergiler bir tarafa sosyal medya bir tarafa. Sosyal medyayı devletin kendi aygıtları ile denetlemesi mümkün ama buda çok kolay değil. Burada devletin alacağı önlemler kadar ailelere de önemli görevler düşüyor. Ancak bu birazda değerler eğitimi ile ilgili. Çocuğu nasıl eğittiniz ile ilgili” şeklinde konuştu.


Günümüzde çocuk ve aile aynı evde yaşarken birbirinden uzak olduğunun altını çizen Atik, “Çocuklar dışarı çıktıklarında ya da odalarına geçtiklerinde tamamen yapayalnızız. Dolayısıyla devlete düşen görev kadar, medyaya düşen görev kadar aileye de büyük görev düşüyor. Çocuğa cep telefonu verip ne yaparsa yapsın diye bakmalıyız. Çocukları desteklememiz, takip etmeliyiz. Uyuşturucu ile mücadele ne okul engelleyebilir, ne güvenlik güçleri engelleyebilir. Onlar sadece sahaya dağılmasını engelleyebilir. Çocuklarımızı zararlı alışkanlıklardan korumak istiyorsak öncelikle çocuklarımızı izlemeliyiz” dedi.


Uyuşturucu ile mücadelede gazetecilerin dikkatli olduklarını anlatan Atik, şunları kaydetti:


“Gazeteci olarak ve meslek örgütleriyle ilgili yaptığımız çalışmaların başında şu geliyor; onları ötekileştirmemek. Bunlar da toplumun bir parçası. Bunları meczup gibi gösteren haberler, onları tamamen toplumdan kopartıyor. Biz buna dikkat etmeye çalışıyoruz. Onları uçurumun kenarından almak yerine ötekileştirmek toplumu daha iyi etmiyor. Bu anlamda medyaya önemli görev düşüyor. Daha bilinçli bir dil kullanmayı tercih ediyoruz. Onların onurunu kıracak haberleri yapmamaya çalışıyoruz. Kamu spotu gibi çekimlerde de onları flu hale getirerek, sıkıntılı görüntüleri kullanıyoruz. Ancak haber bültenlerinde kullanmıyoruz. Bunu bir özeleştiri olarak söylüyorum, medyada bu alanda uyarıcı yayınlar yapmıyoruz. Dizilerde sayın Cumhurbaşkanının hassasiyeti ve RTÜK nedeniyle alkol ve sigara kullanımı yasak. Ancak sosyal medyada yayınlanan dizilere baktığınızda inanılmaz teşvik edici unsurlar var."



"Medyanın rolü çok büyük, engellemek için medyanın kullandığı dile dikkat etmesi yeterli olmuyor”


Gazeteci Zafer Şahin de, ailelerin çocuklarıyla bağlarını kesmemeleri ve dijital platformlardan uzak tutmaları için uyarıda bulundu. Kendi dönemlerinde gençler ve çocukların günümüzdeki tehlikeye açık ve maruz kalmadığını anlatan Şahin, “Bu dönemde gerek geleneksel medya, gerekse sosyal medya üzerinden bağımlılığı teşvik edecek gençlere ve çocuklara çok fazla materyal sunuluyor. Dijital platformlar önemli. Sadece uyuşturucu değil, aile yapımızı hedef alan LGBT propagandasını artık her dizide görebiliyoruz. Bunu bilinçli yapıyorlar. Anne ve babalar çocuklarımızı özellikle bu dijital platformlardan mahrum bırakmak, uzak tutmak zorunda. Devletimiz uyuşturucu ve suçla mücadeleyi her zaman yapıyor. Evde kontrolü sağlamalıyız. Çocuklar bizim canımız, onlarla bağımızı kesmemeliyiz. Sadece çocuklar değil, anne ve babalar da telefon bağımlısı” dedi.


Panele İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Naim Çetinkaya, İl Emniyet Müdürü Arif Pehlivan, Kent Konseyi Başkanı İsmail Yağbat ve davetliler katıldı.



Çorum’da “Uyuşturucu ile Mücadelede Medyanın Rolü” paneli

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Demokrasilerde muhalefet en az iktidar kadar mesuliyet sahibidir" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Yolsuzluk gündemini perdelemek amacıyla tehdit ve tahrik dozu yüksek söylemlere sarılmak son derece ucuz ve bayat bir siyasettir. Demokrasilerde muhalefet en az iktidar kadar mesuliyet sahibidir. Söz konusu ülke ve milletin çıkarı olduğuna sorumlu davranmak zorundadır" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Kabine Toplantısı’nın ardından açıklamalarda bulundu. Tekirdağ Çorlu’da silahlı kavga olayına müdahale ettikleri sırada şüpheli şahsın silahla karşılık vermesi sonucu şehit olan polis memurları Erkan Tütüncüler ve Emrah Koç’a Allah’tan rahmet dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yine bugün öğleden sonra Mersin Tarsus’ta yaşanan menfur silahlı saldırıda vefat eden 6 insanımıza Allah’tan rahmet, tedavileri devam eden 8 yaralımıza acil şifalar temenni ediyorum" diye konuştu. "Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın aşılamadığı çok katmanlı bir belirsizlikle karşı karşıyayız" 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarla başlayan krizin sarsıntılarının birçok alanda hala devam ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Akaryakıt fiyatlarında dengenin halen sağlanamadığı, enflasyonun dünyanın pek çok ülkesinde tırmanışa geçtiği, tedarik zincirlerindeki kırılmaların henüz tamir edilemediği, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklığın aşılamadığı çok katmanlı bir belirsizlikle karşı karşıyayız. Dünyayı adeta bir tsunami gibi vuran bu şok dalgasının yol açtığı tahribatın boyutları tam olarak kestirilemiyor. Meselenin daha vahim yanı ise bu atmosferin küresel düzeyde bir tufeyli ekonomisi üretmesi, daha çok spekülasyona ve piyasa manipülasyonuna dayalı bir rant düzeni oluşturmasıdır" şeklinde konuştu. "Her savaşın kazananları ve kaybedenleri olur" Her savaşın kendi ekonomisini ürettiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sıcak paraya hükmeden bir avuç vahşi kapitalist Afrika’dan Asya’ya Amerika’dan Latin Amerika’ya milyarlarca insanın boğazındaki lokmayı adeta gasp ederek palazlanmakta servetlerine servet katmaktadır. Orta ve alt gelir grubunun sofrasındaki ekmek giderek küçülürken bunların hesap cüzdanları her gün kabarmaktadır. Şurası bir gerçek ki her savaş kendi ekonomisini üretir. Yani her savaşın kazananları ve kaybedenleri olur. Fakat İran Savaşı’yla bu iş tahammül sınırlarını aşmış, küresel ekonomik refah açısından tahripkar boyutlara ulaşmıştır. Dünyanın birçok bölgesinde çözülemeyen krizlerin, sona erdirilemeyen çatışmaların arkasında taraflarının uzlaşmaz tutumu kadar krizden menfaat devşiren tufeylilerin çok büyük rolü etkisi sabotaj girişimi vardır" ifadelerini kullandı. "Muhalefet, bölgemizi uçurumun kıyısına kadar getiren İran savaşı ve sonrası Türkiye’yi önceleyen bir üslup benimsemek yerine maalesef süreci siyasi çıkarları için istismar aracına dönüştürmeyi tercih etmiş, kriz fırsatçılarına tevessül etmiştir" Kriz sürecini Türkiye’de kullanmaya çalışanlar olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Ne yazık ki ülkemizde de selden kütük kapma telaşına düşenler olduğunu müşahede ediyoruz. Topluma moralsizlik, karamsarlık, ümitsizlik zerk ederek bu olağanüstü süreçten siyasi ve maddi olarak kazançlı çıkmaya çalışıyorlar. Bir defa şunu çok açık ve net ifade etmek durumundayım; Muhalefet bölgemizi uçurumun kıyısına kadar getiren İran Savaşı ve sonrası dönemde yapıcı eleştirilerde bulunmak Türkiye’yi önceleyen bir üslup benimsemek yerine maalesef süreci siyasi çıkarları için istismar aracına dönüştürmeyi tercih etmiş kriz fırsatçılarına tevessül etmiştir. Böyle bir dönemde dahi ‘iktidar yıpransın da gerekirse Türkiye kaybetsin’ mantığıyla hareket etmekten kendilerini kurtaramadılar. Üzülerek görüyoruz ki bu tavırlarını sürdürmekte ısrar ediyorlar." "Demokrasilerde muhalefet en az iktidar kadar mesuliyet sahibidir" Muhalefet demenin ülkeye ateşe atacak kadar gözü karartmak demek olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyerek siyaset kurumunun çözüm üretme kapasitesini güçlendirmek yerine hükümetin ak dediğine kara, doğru dediğine yanlış demekten öteye maalesef geçemiyorlar. Daha kötüsü bunun siyasi tarihimizde örneği çok az görülecek şekilde son derece çirkin, son derece yaralayıcı ve yıkıcı bir üslupla yapılmasıdır. Oysa muhalefet demek çarpıtmak, manipüle etmek, siyasi çıkarı için ülkeyi ateşe atacak kadar gözü karartmak demek değildir. Muhalefetin vazifesi kışkırtmak, tahrik etmek, ekonomik tetikçilik yaparak buradan nemalanmaya çalışmak da değildir. Hele hele yolsuzluk gündemini perdelemek amacıyla tehdit ve tahrik dozu yüksek söylemlere sarılmak son derece ucuz ve bayat bir siyasettir. Demokrasilerde muhalefet en az iktidar kadar mesuliyet sahibidir. Söz konusu ülke ve milletin çıkarı olduğuna sorumlu davranmak zorundadır" dedi. "Türkiye’deki istikrar ve güven ortamına gölge düşürmeye, ülkemizin çıkarlarına darbe vurmaya da hakkı yok" Türkiye’nin kıymetinin bilinmesi gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hatırlatmak isterim ki bölgemizin ateş çemberinden geçtiği, gelişmiş ülkeler dahil kimsenin önünü göremediği, küresel sistemde yeni bir denklemin kurulduğu bir dönemde muhalefet de en az bizim kadar duyarlı hareket etmek yerli ve milli bir duruş sergilemek durumundadır. Kürsülerde söylenen sözün, ekranlarda verilen mesajın sosyal medyada kesilen ahkamların kime yaradığı kime hizmet ettiği çok iyi hesaplanmalı ülkenin menfaatine olup olmadığının muhasebesi çok iyi yapılmalıdır. Her zaman söylediğimiz gibi başka Türkiye yok. 86 milyon olarak bizim bu cennet ülkeden başka vatanımız yok. ‘Muhalefet ediyorum’ bahanesinin arkasına saklanarak kimsenin buna zarar vermeye Türkiye’deki istikrar ve güven ortamına gölge düşürmeye, ülkemizin çıkarlarına darbe vurmaya da hakkı yok" dedi. "Her koyunun kendi bacağından asıldığı günler artık geride kalmıştır" Siyasi yelpazenin hangi kanadında olunursa olsun herkesin "önce milletim, önce memleketim" ilkesiyle hareket etmek mecburiyetinde olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Sevgili vatandaşlarım burada bir hakikatin altını tekrar önemle çizmek istiyorum; Dünyamız globalleşirken sorunlar, krizler, fırsatlar da küresel bir boyut kazanmakta kelebek etkisi denilen gerçeklikle herkes yüzleşmektedir. Mesafelerin anlamını yitirdiği bu yeni dünyada artık hiç kimse yeryüzünün bir başkan noktasında yaşananlara bigane kalma lüksüne sahip değildir. Tabiri caizse günümüzde Orta Doğu’daki bir ülke hapşırdığında Latin Amerika veya Asya’daki bir ülke kolayca nezle olabilmektedir. Hatırlayın 2008’deki Mortgage krizinin tüm dünyaya yayılması sadece birkaç hafta aldı. Rusya Ukrayna Savaşı’nın sebep olduğu gıda kıtlığı en çok Afrika ülkelerini vurdu. Kovid-19 salgınının kısa sürede nasıl küresel bir sağlık krizine daha sonra da ekonomik, siyasi ve sosyal krize evrildiğine hep beraber şahit olduk. Her koyunun kendi bacağından asıldığı günler artık geride kalmıştır. Küresel ekonomiyle bütünleşmiş her ülke gibi bizler de dışarıdaki olumlu, olumsuz her hadiseden bir şekilde etkileniyoruz. Özellikle bölgemizdeki ateşin alevi olmasa dahi maalesef dumanı bize de ulaşıyor, bize de sirayet ediyor." "Türkiye’yi savaşa çekme tuzaklarına karşı soğukkanlılığımızı ilk günden itibaren muhafaza ettik" Türkiye’yi savaşa çekme tuzaklarına karşı soğukkanlılığı koruduklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz gerek 23 yıldır ekonomiden yatırımlara, güvenlikten enerjiye, ticaretten turizme her alanda attığımız adımlar gerekse vakitlice aldığımız tedbirler sayesinde bunu diğer ülkelere nispetle askeri düzeyde tutuyoruz. Mesela gübreden enerji tedarikine savunma yeteneklerinden ulaştırmaya süratle hayata geçirdiğimiz önlemlerle en sıkıntılı günleri suhuletle atlattık. Türkiye’yi savaşa çekme tuzaklarına karşı soğukkanlılığımızı ilk günden itibaren muhafaza ettik. Ayrıca müzakere, diyalog ve diplomasiyi önceleyen barışçıl politikamızla gerilimin düşürülmesi, sükunetin tekrar sağlanması için gayret gösterdik. Bölgedeki Türk ve Kürt kardeşlerimizle diyaloğumuzu dağda artırarak istikrarsızlığı derinleştirecek oyunların bozulmasına katkı sağladık. Türkiye’nin bölgesel çatışma ve krizleri yönetmedeki becerisi bu süreçte bir kez daha görülmüştür" diye konuştu. "Her ne kadar savaş öncesi döneme dönüş biraz zaman alacak olsa da ülkemiz eskisinden çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecektir" Türkiye’nin bölgenin istikrar adası olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Etrafımızı kuşatan istikrarsızlığa rağmen Türkiye bölgesinin istikrar adası olarak temayüz etmiştir. Her ne kadar savaş öncesi döneme dönüş biraz zaman alacak olsa da ülkemiz eskisinden çok daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecektir. Değerli basın mensupları, bunun işaretlerini şimdiden görebiliyoruz. Uluslararası yatırımcıların ülkemize yönelik ilgisi günden güne artıyor. Avrupalı devletler Türkiye’yle daha farklı ilişkiler kurmanın yollarını arıyor. Yıllarca bizi yok sayanlar, bizi hafife alanlar, bize hasta adam muamelesi yapanlar Türkiye’nin başarıları karşısında hayranlıklarını gizleyemiyor. Türk savunma sanayisi tüm dünyanın gıpta ile takip ettiği bir seyir izliyor. En son ‘SAHA EXPO 2026’da’ buna bir kez daha bizzat şahitlik ettik. Beşincisi düzenlenen Saha 2026 savunma sanayi alanında Türkiye’nin sahip olduğu yeteneklerin ve vizyonun ortaya konulmasına vesile oldu. Dünyanın 120 ülkesinden bin 700’ü aşkın firmanın iştirak ettiği fuarda 200’den fazla yeni ürün tanıtıldı. 8 milyar dolarlık iş hacmine ulaşıldı. Bu rakamın 6 milyar dolarlık kısmını ihracata yönelik anlaşmalar oluşturdu" dedi. EFES 2026 tatbikatından bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "50 farklı ülkenin katılımıyla gerçekleştirdiğimiz EFES 2026 tatbikatımız dostlarımıza güven, hasımlarımıza korku veriyor. Sadece savunma sanayii ve askeri alanda adından söz ettiren değil, Türk dünyasıyla ilişkilerinde de tarih yazan bir Türkiye gerçeği var. Aile meclisimiz olarak gördüğümüz Türk Devletleri Teşkilatımız, merhum İsmail Gaspıralı’nın dilde, fikirde, işte birlik ideali doğrultusunda ticaretten enerjiye, kültürden eğitime birçok alanda iş birliğini güçlendiriyor. Türkiye dışında da Türk var dedikleri için tek parti döneminde tabutluk adı verilen işkencehanelere atılanların hayallerini bugün Türk dünyası vizyonuyla adım adım hayata biz geçiriyoruz. Merhum Turgut Özal’ın 34 yıl önce söylediği ’Türkiye’nin önünde hacet kapıları açılmıştır. 21’inci asır Türk ve Türkiye asrı olacaktır’ sözü elhamdülillah artık hızla kuvveden fiile çıkıyor" dedi. "Yarının Türkiye’si de bugünün Türkiye’sinden daha güçlü olacaktır" Kazakistan ziyaretinden bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Kazakistan’la farklı alanlarda 12 belgeye ilave olarak ebedi dostluk ve genişletilmiş stratejik ortaklık bildirisine imza attık. 10 milyar dolar ticaret hacmimizi 15 milyar dolara çıkarmayı hedefimizi bir kez daha teyit ettik. Hoca Ahmet Yesevi’nin şehri Türkistan’da Türk Devletleri Teşkilatı’nın gayri resmi zirvesini başarıyla gerçekleştirdik. Tabii zirvede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Erhürman’ın da bulunması bizim için çok anlamlıydı. Teşkilatın on üçüncü zirvesine sonbaharda biz ev sahipliği yapacağız. Dönem başkanlığımız sırasında Türk Devletleri Teşkilatı’nın hem içeriye dönük derinleşmesi hem de dışarıya dönük güçlenmesi için elimizden gelen her türlü çabayı göstereceğiz. Şunu bir defa tüm vatandaşlarımızın bilmesini isterim. Dünün önünü göremeyen Türkiye’sinden nasıl buralara geldiysek inşallah yarın çok daha iyi yerlere geleceğiz. Yıllık yalnızca 248 milyon dolar savunma ihracatı yapan ülkesinden bugün 10 milyar doları aşkın ihracat gerçekleştiren Türkiye’sine nasıl ulaştıysak inşallah çok yakında bu alanda dünyanın ilk 10 ülkesi arasına da gireceğiz. 2002’nin 236 milyar dolarlık ekonomisinden günümüzün 1,6 trilyon dolarlık ekonomisine nasıl geldiysek 2 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe de inşallah uzak olmayan bir tarihte erişeceğiz. Nasıl 2026’nın Türkiye’si 2002’nin Türkiye’sine göre daha gelişmiş, daha büyümüş ve kalkınmış durumdaysa yarının Türkiye’si de bugünün Türkiye’sinden daha güçlü, daha ileri, daha müreffeh ve muktedir olacaktır." "Türkiye’nin kalkınma yolculuğu daha da hızlanacaktır" Türkiye’nin terör prangasından kurtulmasının öneminden bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bilhassa yarım asırdır ülkemizin ayağına bağ olan terör prangasından kurtulmamızla birlikte Türkiye’nin önünde yepyeni bir yol açılacak terörle mücadeleye ayrılan kaynaklar artık eğitime sağlığa üretime ulaştırmaya harcanacak Türkiye’nin kalkınma yolculuğu daha da hızlanacaktır. Tüm çabamız tüm mücadelemiz işte böyle bir Türkiye’nin inşası içindir. Bundan geri dönüş taviz yavaşlama söz konusu değil ve olmayacaktır. Ne yapıyorsak Türkiye’nin ekonomisini büyütmek itibarını artırmak sözünün etkisini ve ağırlığını daha da güçlendirmek için yapıyoruz. Muhalefetin bizi çekmek istediği kısır tartışmalara ülkeye ve millete hiçbir faydası olmayan polemiklere prim vermeden iş üretiyor, hizmet üretiyoruz. İnşallah bu şekilde de yola devam edeceğiz" şeklinde konuştu. "Vatandaşlarından bize güvenmeye devam etmelerini rica ediyorum" Vatandaşlardan hükümete güvenmesini isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Cumhuriyet tarihinin en başarılı hükümeti olarak 23 yıldır olduğu gibi bundan sonra da eserlerimizle hizmetlerimizle konuşacağız. Türkiye’yi yeni başarılarla buluşturma mücadelemizin kesintiye uğramasına ve uğratılmasına müsaade etmeyeceğiz. Milletimizin bizim ne yapmaya çalıştığımızı gayet iyi bildiğine inanıyor. Vatandaşlarından bize güvenmeye devam etmelerini rica ediyorum. Aziz milletim bizim de çabalarımız sayesinde 11 Ekim’de varılan ateşkese rağmen İsrail Gazze’ye yönelik hukuk, ahlak ve insanlık dışı politikalarını ne yazık ki sürdürüyor. İnsani yardım girişlerinin engellenmesinden Gazzeli sivilleri hedef alan hava saldırılarına kadar her türlü barbarlığı sergiliyor" diye konuştu. "Türkiye’nin Gazze halkının yanında olduğunu bugün bir kez daha ifade ediyorum" İsrail’in yaptıklarından bahseden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsrail’in nasıl faşist bir zihniyet tarafından yönetildiğine bugün bir kez daha şahit olduk. Gazze’ye insani yardım götüren Küresel Sumud Filosu’na İsrail güçleri tarafından hem de uluslararası sularda bir saldırı düzenlendi. 40 farklı ülkenin vatandaşından oluşan Sumud Filosu’nun umut yolcularına yönelik bu korsanlığı ve haydutluğu en sert şekilde lanetliyorum. Türkiye’nin Gazze halkının ve Gazze’ye yardım eli uzatanların yanında olduğunu bugün bir kez daha ifade ediyorum. İsrail’in saldırıları uluslararası toplumun adalet arayışını ve Filistin halkıyla dayanışmasını asla engelleyemeyecektir. Filoda bulunan vatandaşlarımızın güvenli şekilde ülkemize dönmeleri için gerekli girişimlerde bulunuyoruz. İsrail’in hukuk ve kural tanımaz eylemlerine karşı uluslararası toplumu artık harekete geçmeye davet ediyoruz" ifadelerini kullandı. Vatandaşların Kurban Bayramı’nı da tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Önümüzdeki hafta inşallah mübarek Kurban Bayramı’nı idrak edeceğiz. Vatandaşlarımın gönül ve kültür coğrafyamızdaki tüm kardeşlerimizin, ayrıca İslam aleminin Kurban Bayramı’nı şimdiden tebrik ediyorum. Bu bayramda Cenab-ı Allah’a karşı şükrümüzü ifa etmekle kalmayacak, milletçe birbirimize daha sıkı sarılacak, muhabbet ve kardeşlik bağlarımızı daha da kuvvetlendireceğiz. Kurban Bayramı’nda mali durumu müsait olan kardeşlerimizin garip gurebayı ve ihtiyaç sahiplerini gözetmesini, kurban etlerinin dolaplarımızı değil, karşılıklı gönüllerimizi doldurmasını ve ruhlarımızı doyurmasını temenni ediyorum. Bildiğiniz üzere çalışanlarımızı hafta içindeki bir buçuk günü de idari izinli sayıp, dokuz günlük kesintisiz bir tatil yapma imkanı vermiştik. Bu bayramda seyahat edecek olan vatandaşlarımızın trafik kurallarına titizlikle uymasını, Kurban Bayramı’nı sevdiklerimize zehredecek kazalara sebebiyet verecek davranışlardan uzak durulmasını istirham ediyorum. Bu düşüncelerle sözlerime son verirken bir kez daha kabine toplantımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum."
Zonguldak Miting ve açılışların unutulmaz ismi Seyfi Usta’nın heykeli açıldı Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinde yıllarca miting, düğün, şenlik ve toplumsal etkinliklerin aranan ismi olan zurna sanatçısı Seyfullah Çetin’in heykeli açıldı. 1972 yılında Iğdır’dan Çaycuma’ya gelerek burada yaşam kuran ve "Seyfi Usta" adıyla tanınan sanatçı, 18 Mart 2024 tarihinde hayatını kaybetmişti. Çaycuma Belediyesi tarafından, Seyfi Usta’nın yaşadığı eve yakın bir noktada hizmete açılan Halk Lokantası’nın önüne yaptırılan heykelin açılışı bugün gerçekleştirildi. Çaycuma’nın kültürel yaşamına uzun yıllar renk katan Seyfi Usta; düğünlerden festivallere, 1 Mayıs kutlamalarından çeşitli toplumsal etkinliklere kadar birçok organizasyonda zurnasıyla yer aldı. Çaycuma,’nın hafızasında önemli bir yer edinen sanatçı, mütevazı kişiliği ve emek mücadelesine verdiği destekle de tanındı. Eğitim Sen Çaycuma Temsilcisi İsmet Akyol, yaptığı açıklamada Seyfi Usta’nın Çaycuma için önemli bir değer olduğunu belirterek, "Seyfi Usta’nın hatırası Çaycuma’da yaşamaya devam ediyor" dedi. Akyol, Bülent Kantarcı’nın 29 Mart 2024 tarihinde Eğitim Sen Çaycuma Temsilciliği’ni ziyaretinde, Seyfi Usta’nın isminin yaşatılması yönündeki taleplerini ilettiklerini ifade etti. Çaycuma Belediyesi tarafından yaptırılan heykelin, Seyfi Usta’nın kent yaşamındaki izini ve halk nezdindeki değerini gelecek kuşaklara taşıyacağı belirtildi.