KÜLTÜR SANAT - 16 Mayıs 2026 Cumartesi 14:19

Milli mücadelenin 107. yılında tarih ve vakıf kültürü Denizli’de yeniden buluştu

A
A
A
Milli mücadelenin 107. yılında tarih ve vakıf kültürü Denizli’de yeniden buluştu

Denizli’de düzenlenen "Denizli Milli Mücadele Günü ve Vakıf Haftası" programında, hem milli mücadele ruhu hem de vakıf medeniyetinin dayanışma anlayışı ön plana çıktı. Gün boyu süren etkinliklerde binlerce kişiye ikram yapılırken, tarihçi-yazar Ahmet Şimşirgil gençlerle buluştu.



Denizli’de 15 Mayıs Milli Mücadele Günü ile Vakıf Haftası kapsamında anlamlı bir programa imza atıldı. Aydın Vakıflar Bölge Müdürlüğü öncülüğünde gerçekleştirilen etkinlikler, şehrin milli mücadele hafızasını yeniden canlandırırken, vakıf kültürünün toplumsal dayanışmadaki yerine de dikkat çekti. Program kapsamında ilk olarak Cuma namazının ardından Bayramyeri Camii’nde 2 bin kişilik lokma ikramı gerçekleştirildi. Ardından Ahmet Hulusi Efendi Camii ile Külliye Camii’nde toplam 3 bin kişilik yemek, ayran ve su dağıtıldı. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği etkinliklerde birlik ve beraberlik mesajları verildi. Külliye Camii’nde düzenlenen yemek programına, Aydın Vakıflar Bölge Müdürü Mücahid Vural, İl Kültür ve Turizm Müdürü Adem Özel, İl Müftüsü Abdullah Pamuklu, Ak Parti İl Başkanı Muhammet Subaşıoğlu, Evrensel Hafızlar Derneği Denizli Şube Başkanı Mehmet Tekin ile çok sayıda davetli, akademisyen ve öğrenci katıldı.



"15 Mayıs ruhunu yaşatmaya devam edeceğiz"


Programda konuşan Aydın Vakıflar Bölge Müdürü Mücahid Vural, Denizli’nin milli mücadelede üstlendiği tarihi role vurgu yaparak, önümüzdeki yıllarda da 15 Mayıs etkinliklerinin sürdürüleceğini söyledi. Vural, konuşmasında 15 Mayıs 1919’un yalnızca Denizli için değil, Anadolu’nun bağımsızlık mücadelesi açısından da kritik bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin Bayramyeri Meydanı’nda verdiği tarihi fetvanın halkı ayağa kaldırdığını ifade eden Vural, "Denizli, topu yokken imanını, cephanesi yokken yüreğini ortaya koyarak teslimiyeti reddetmiştir" dedi. Vakıf kültürünün dayanışma ve paylaşma anlayışını temsil ettiğini kaydeden Vural, geçmişten bugüne uzanan vakıf mirasının korunmasının önemine dikkat çekti. Vakıf eserlerinin yaşatılması ve genç nesillere bu bilincin aktarılması gerektiğini belirten Vural, milli mücadele kahramanlarını rahmet ve minnetle andı.



Ahmet Şimşirgil’den tarih ve birlik vurgusu


Söyleşide konuşan tarihçi-yazar Ahmet Şimşirgil ise Osmanlı’nın son döneminden Kurtuluş Savaşı yıllarına uzanan tarihi süreci anlattı. Birinci Dünya Savaşı’nın Osmanlı Devleti açısından ağır sonuçlar doğurduğunu belirten Şimşirgil, buna rağmen Türk milletinin birlik ve beraberlik ruhuyla yeniden ayağa kalktığını söyledi. Denizli’de başlayan direniş hareketinin milli mücadelede kritik bir rol oynadığını ifade eden Şimşirgil, Ahmet Hulusi Efendi’nin yayımladığı fetvanın Anadolu’daki ilk direniş çağrılarından biri olduğunu kaydetti. "Topumuz yoksa taşımız var" anlayışıyla halkın işgale karşı mücadele verdiğini söyleyen Şimşirgil, Denizli’de oluşan milis kuvvetlerinin Nazilli ve Aydın hattında önemli başarılar elde ettiğini dile getirdi.


Birlik ve beraberlik mesajı veren Şimşirgil, "Bu millet bir olduğu zaman hiçbir güç karşısında duramaz. Tarihte kaybettiğimiz her savaşın temelinde ayrılık vardır" dedi.



Tarihi fetva yeniden okundu


Programın sonunda Abdullah Pamuklu tarafından, Müftü Ahmet Hulusi Efendi’nin 107 yıl önce Bayramyeri Meydanı’nda okuduğu tarihi fetva yeniden seslendirildi. Söyleşinin ardından Ahmet Şimşirgil, 100 üniversite öğrencisine imzalı kitap hediye etti. Öğrencilerle sohbet eden Şimşirgil, gençlere tarih bilinci ve milli değerlerin önemine ilişkin tavsiyelerde bulundu.



Milli mücadelenin 107. yılında tarih ve vakıf kültürü Denizli’de yeniden buluştu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Cumalıkızık UNESCO Dünya Mirası Alanı Değerlendirme Toplantısı gerçekleştirildi Bursa’da Cumalıkızık’ın UNESCO Dünya Mirası kimliğinin korunması, sürdürülebilir yönetim anlayışının güçlendirilmesi ve geleceğe taşınmasına yönelik kapsamlı bir değerlendirme toplantısı Tayyare Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.