POLİTİKA - 20 Ekim 2025 Pazartesi 11:04

AYM’ye 13 yılda 702 bin bireysel başvuru yapıldı

A
A
A
AYM’ye 13 yılda 702 bin bireysel başvuru yapıldı

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, 13 yılda 702 bin başvur yapıldığını bunlardan 600 bin 14’ünün karara bağlandığını söyledi.


Anayasa Mahkemesi ile Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi iş birliğinde yürütülen "Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi" kapsamında "Adli ve İdari Yargıda Bireysel Başvuru İhlal Kararları ve İhlalin Sonuçlarının Ortadan Kaldırılması" konulu bölge toplantılarının 7’ncisi Diyarbakır’da başladı. Bir otelde düzenlenen toplantıya Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Muhsin Şentürk, Avrupa Konseyi İnsan Hakları, Adalet ve Hukuki İşbirliği Standartlarının Uygulanması Dairesi Başkanı Lilja Grétarsdttır, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolın, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çelenk, Diyarbakır Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Erhan Çavuşoğlu, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Kenan Şenlik, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Ali İrfan yılmaz ve davetliler katıldı.


Programda konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, kadim bir kültür ve zengin bir tarih şehri olan Diyarbakır’da olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Daha önce İstanbul, Gaziantep, Bursa, Erzurum, İzmir ve Trabzon’da yapılan bölge toplantılarının 7’ncisini Diyarbakır’da gerçekleştirdiklerini ifade eden AYM Başkanı Özkaya, ‘’Bu toplantılarımızın üç temel amacının bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki, yargısal diyaloğun daha yaygın ve daha etkin hale getirilmesi suretiyle Anayasa Mahkemesi ile tüm hakim ve savcılarımız ve mahkemelerimiz arasında etkin ve verimli bir iş birliği gerçekleştirmek, İkincisi, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurularda verdiği ihlal kararlarının subjektif sonuçlarının başvurucular açısından süratle somutlaşması için yapılması. Gerekenler konusunda ortaya çıkan sorunları değerlendirmek ve böylece hak ihlallerinin bir an önce giderilmesini sağlamak. Üçüncüsü de bireysel başvurulara konu olaylarda mahkememizce sık karşılaşılan ihlal alanlarını ve bu alanlarda bir anlamda yoğunlaşan, bir anlamda da sıkça tekrar eden sorunları ve mahkememizce verilen ihlal kararlarında yer alan gerekçelerin objektif etkilerini ele alarak adaletin en süratli şekilde ve en üst seviyede gerçekleşmesini temin etmeye çalışmaktır. Bireysel başvuru, herkesin Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurmak suretiyle kullanabileceği bir hak arama yoludur. 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana fiilen kullanılmaktadır. Söz konusu tarihten bugüne kadar, bireysel başvuru sistemi kapsamında, mahkememize, 702 bin 53 başvuru yapılmıştır. Bunların 600 bin 14’ü karara bağlanmıştır. 600 bin 14 kararın önemli bir kısmını, 531 bin 134’ünü kabul edilebilirlik kriterlerinden birini veya birkaçını taşımaması nedeniyle başvurular hakkında verilen kabul edilemezlik kararları oluşturmaktadır. Belirtilen durumla birlikte 23 Eylül 2012 tarihinden bugüne kadar Mahkememiz tarafından toplam 81 bin 841 ihlal kararı verilmiştir. Bunların 56 bin 443’ü makul sürede yargılanma hakkına ilişkindir ve başvuruculara bir miktar manevi tazminat verilmesi ile sonuçlanan ihlal kararlarıdır. Adil yargılanma hakkı, mülkiyet hakkı, ifade özgürlüğü gibi 19 değişik hak grubundan dosya bazlı verilmiş ihlal kararı sayısı 23 bin 914, hak bazlı verilen ihlal kararı sayısı ise 25 bin 398’dir. Mahkememiz kayıtlarına göre bu kararlardan bugün itibarıyla icra süreci henüz tamamlanmamış olanların sayısı 84’tür. Sözünü ettiğimiz sayılara baktığımızda, yıllar itibarıyla yapılan 702 bin 53 başvurunun yaklaşık yüzde 76’lık kısmının, yani 531 bin 134’ünün, kiminin süresinde yapılmaması, kiminin diğer kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması ve kiminin de böyle isimlendirilmese de nitelik itibarıyla tamamen temyiz incelemesi yapılması istemi niteliğinde olması nedeniyle kabul edilemezlikle sonuçlanan başvurular olduğunu, makul süre dahil yüzde 24, makul süre düşüldükten sonra kalanların ise yaklaşık yüzde 16 civarındakilerin de bir hak ihlali var mı yok mu incelemesini gerekli kılan nitelikteki başvurular olduğunu görüyoruz. Öte yandan 13 yılda verilen ihlal kararlarının toplam başvuruya oranının da makul süre hariç yaklaşık yüzde 3,4 olduğu görülmektedir’’ dedi.



‘’AYM bireysel başvuru incelemelerinde süper temyiz mercii olarak görev yapmıyor’’


AYM’nin ireysel başvuru incelemelerinde bir süper temyiz mercii olarak görev yapmadığını vurgulayan Özkaya, ‘’Önüne gelen başvurularda anayasadan kaynaklanan bir yetkiyle anayasal bir görevin yerine getirilmesi bağlamında, yalnızca, bir hakkın anayasal anlamda ihlal edilip edilmediğine baktığı sonucu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla buradan da hem bireysel başvurunun bir temyiz yolu olduğu algısının gerçeğe uygun düşmediği hem de Anayasa Mahkemesi ile diğer yüksek mahkemelerimiz olan Yargıtay ve Danıştay arasındaki bireysel başvuruya ilişkin ilişkinin, hiyerarşik bir yönü bulunmayan, anayasal iş bölümüne dayalı bir ilişki olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi de hemen her vesileyle, ilgili her kararında hak ihlallerini giderme görevinin öncelikle genel anlamda kamu gücü kullanan tüm organlara ve özelde de olağan yargılamayı yapan mahkemelere ait olduğunu vurguluyor ve böylece Anayasa Mahkemesi ile diğer mahkemeler arasındaki ilişkinin ‘ikincillik’ ilkesi esası üzerine kurulduğu tespitini yapıyor. Anayasa Mahkemesi olarak bireysel başvuruda geldiğimiz nokta itibarıyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları yanında, insan hakları hukukuna ilişkin tüm evrensel ilke, standart ve kararlardan da yararlanarak temel hak ve özgürlüklerin korunmasına ve geliştirilmesine yönelik standartları büyük ölçüde belirlemiş, dolayısıyla da zengin bir insan hakları içtihat bankası oluşturmuş bulunmaktayız. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruya ilişkin iş yükü giderek artmaktadır. Mahkememiz artan iş yükünün altından kalkabilmek için gerekli tedbirleri baştan itibaren almıştır ve almaya devam etmektedir.


Bağımsız ve tarafsız bir yargının varlığı da öncelikle o faaliyeti yürütecek olan bağımsız ve tarafsız hakim ve savcıların varlığıyla mümkündür. Zira devletin ve toplumun bekası açısından mutlak bir gereklilik ve zorunluluk olan hakkın ayakta tutulmasında ve adaletin sağlanmasında en önemli sorumluluk yargısal faaliyetlerin baş aktörleri olan hakim ve savcılara aittir’’ diye konuştu.



’’Adil, dürüst ve tarafsız karar verdiğimiz sürece kendimizi ve toplumu yüceltiriz’’


Hukuk devletinin olmazsa olmaz şartı olan bağımsız ve tarafsız bir yargının varlığının temel hak ve özgürlüklerin olduğu kadar kamusal düzenin korunmasının da güvencesi olduğunu bildiren Özkaya, şöyle devam etti:


’’Utmayalım ki adil, dürüst ve tarafsız karar verdiğimiz sürece hem kendimizi hem de toplumumuzu yüceltiriz. Sonuç olarak nara değil nura heves edelim. Unutmayalım ki nuru tercih edenin her işi ahsan olur, narı tercih edenin her işi hüsran olur. Son iki yıldır Gazze’de yaşananlar, insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak kayda geçmiştir. Bu süreçte sivil yerleşimlerin hedef alınması; çocukların, kadınların ve yaşlıların yaşam hakkının hiçe sayılması sadece bir coğrafyanın değil tüm insanlığın vicdanını derinden yaralamıştır. Şu veya bu sebeple maruz kaldığı açlık nedeniyle doğum ağırlığından daha hafif bir ağırlıkta ölen bebeklerin durumu, çok az sayıda kişinin gündeminde yer bulabilmiştir. Bu trajedi, adaletin ve insan haklarının evrensel niteliğinin ne denli hayati olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Yaşananlara baktığımızda insan onuruna saygının, hukukun üstünlüğünün ve temel hakların korunmasının her zaman öncelik verilen ve uygulanan temel ilkeler olması gerektiği gözükmektedir. İnsanlık, tüm bu yaşananlara karşı ortak bir vicdanla hareket etmelidir. İnsanlığın ortak geleceğinin, adil ve sürekli nitelikli bir barışın ancak yeryüzünde ahlaki değerlere ve adalete dönülmesiyle, adaletin ve ahlakın hâkim kılınmasıyla mümkün olabileceği unutulmamalıdır.’’



‘’İnsan haklarının korunması ortak bir sorumluluktur’’


Daha sonra konuşan Avrupa Konseyi İnsan Hakları, Adalet ve Hukuki İşbirliği Standartlarının Uygulanması Dairesi Başkanı Lilja Grétarsdttır ise Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesini Eylül 2021’de büyük bir heyecanla başlattıklarını söyledi. Lilja Grétarsdttır, ‘’O dönemde düzenlenen ilk uluslararası konferans Türk yargı organlarını, Avrupa Konseyini, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonunu ve diğer birçok paydaşı bir araya getirdi. İşte o toplantı, bugün ilham verici bir iş birliği yolculuğuna dönüşen sürecin başlangıcı oldu. O tarihten bu yana, Anayasa Mahkemesi ile iş birliğimiz karşılıklı güven, profesyonellik ve temel hakların korunmasına yönelik ortak kararlılıkla giderek güçlendi. Avrupa Birliği eş finansmanıyla yürütülen bu proje, Avrupa Birliği ile Avrupa Konseyi arasındaki güçlü ve kalıcı iş birliğinin, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının korunmasına yönelik ortak iradenin açık bir göstergesidir. Proje, Anayasa Mahkemesinin ve ulusal paydaşların sahiplenmesi ve özverili çalışmaları sayesinde, kısa sürede somut sonuçlar ortaya koyarak kararlılıkla ilerlemektedir. Bugün Diyarbakır’da düzenlenen bu toplantı, bu sürecin önemli başarılarından biridir. Bu toplantılar, yargının tüm kademelerinden hakimlerin deneyimlerini paylaşmaları, karşılaşılan zorlukları tespit etmeleri ve Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili bir şekilde icrasını sağlamaya yönelik en iyi yolları ele almaları için değerli bir platform haline gelmiştir. Katılımcılar, bu toplantıların her defasında ilham verici, yapıcı ve samimi bir etkileşim ortamında geçtiğini ifade etmektedirler. Bu bölgesel toplantıların üç temel amacı bulunmaktadır birincisi, bölgeye özgü insan hakları ve uygulama sorunlarını tespit etmek, ikincisi bu sorunlara iş birliği ve ortak sorumluluk anlayışıyla çözüm üretmek, üçüncüsü ise Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı niteliğini hem sübjektif hem de objektif etkileriyle daha derinlemesine anlamak. Bilindiği üzere, Anayasa Mahkemesi bir karar verdiğinde, bu karar bağlayıcıdır. Bu proje kapsamında, Anayasa Mahkemesi kararlarının her iki boyutunun da tam anlamıyla hayata geçirilmesini sağlamak için tam bir iş birliği içerisinde çalışıyoruz. Avrupa Konseyi olarak, ülke genelinde yargı organları, yürütme makamları ve barolarla birlikte çalıştığımız, kapsayıcı ve kurumlar arası bir yaklaşımı desteklemekteyiz. Bugün tarihi, çeşitliliği ve güçlü yapısıyla öne çıkan Diyarbakır’da bir araya gelmemiz açık bir mesaj vermektedir insan haklarının korunması ortak bir sorumluluktur ve Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili biçimde icrası bu misyonun merkezinde yer almaktadır’’ şeklinde konuştu.



’’Türkiye, Avrupa Konseyinin en köklü üyelerinden biridir’’


Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolın de Avrupa Konseyi Görünürlük Haftası çerçevesinde Diyarbakır’da düzenlenen "Adli ve İdari Yargıda Bireysel Başvuru İhlal Kararları ve İhlalin Sonuçlarının Ortadan Kaldırılması" konulu bölgesel toplantıya katıldıklarını söyledi. Massolın, konuşmasına şöyle devam etti:


‘’20-25 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Görünürlük Haftası, Avrupa Konseyinin Türkiye’deki kurumlarla insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanlarında yürüttüğü yakın iş birliğini yansıtmakta, Diyarbakır, Ankara ve Aydın’da düzenlenmesi planlanan çeşitli etkinlikleri kapsamaktadır. Bugün açılışını yaptığımız ve görünürlük haftasının ilk etkinliği olan bölgesel toplantı, iş birliğimizin en anlamlı alanlarından biri olan ve temel hakları güvence altına alan Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili şekilde uygulanması konusuna odaklanmaktadır. Bu etkinlik, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisinin önemli girişimlerinden biri olan, ‘Anayasa Mahkemesi Kararlarının Etkili şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi’ Avrupa Birliği- Avrupa Konseyi ortak projesi kapsamında düzenlenmektedir. Avrupa Konseyi olarak, bu ve benzeri projelerle, insan hakları ve anayasal standartların uygulamada tam olarak hayata geçirilmesi için yargı kurumlarının çabalarına katkı sağlamaktayız. Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi, Türk makamları ve sivil toplumla iş birliği içinde, yargı reformu, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, eğitim, göç, kara para aklama ile mücadele, dijital vatandaşlık ve Romanların topluma dahil edilmesi gibi alanlarda çeşitli projeler yürütmektedir. Bu toplantı, bölgedeki yargı mensuplarını bir araya getirerek, ihlal kararlarının objektif ve sübjektif etkileri, yeniden yargılama ve soruşturma süreçlerindeki güçlükler ve adil yargılanma, mülkiyet, özgürlük ve güvenlik, yaşam ile özel ve aile hayatına saygı gibi temel hakların uygulanması konularında görüş alışverişi yapma fırsatı sunmaktadır. Türkiye, Avrupa Konseyinin en köklü üyelerinden biridir ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Sosyal Şartı ve diğer temel sözleşmelere taraftır. Avrupa Konseyi, ulusal içtihadın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile uyumlu hale getirilmesinde kilit bir rol oynayan Anayasa Mahkemesi ile yürüttüğü sağlam iş birliğine büyük önem vermektedir.’’


Toplantı, 20-21 Ekim tarihlerinde devam edecek.



AYM’ye 13 yılda 702 bin bireysel başvuru yapıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sakarya BBP Genel Başkanı Destici: "İşledikleri açık bir savaş suçudur ve mutlaka Trump da Netanyahu da yargılanmalıdır" Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Donald Trump’ı sert sözlerle eleştirerek, "İşledikleri açık bir savaş suçudur ve mutlaka hem Gazze’ki soykırım için hem de bu saldırılar için yargılanmalıdır. Yargılanmaz ve ceza almazsa bundan sonra dünyanın huzurunu, barışını Birleşmiş Milletlerde koruyamaz" dedi. Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin düzenlediği iftar programına katıldı. Erenler ilçesinde bulunan bir düğün salonunda yapılan iftar sonrasında açıklamalarda bulunan Destici, İsrail-İran arasındaki savaş hakkında açıklamalarda bulundu. Destici, "İran nefsi müdafaa yaparak kendisini ve ülkesini, milletini savunmaktadır. Biz Amerikan saldırganlığını da İsrail saldırganlığını da kınıyor ve lanetliyoruz. Bombalarla tam 168 kız çocuğunu parça parça ederek öldürdüler. 8 tane Amerika’da ya da İsrail’de olsaydı acaba İslam dünyasına karşı, Türkiye’ye karşı nasıl bir tavır içinde olurlardı. İşledikleri açık bir savaş suçudur ve mutlaka Trump da Netanyahu da hem Gazze’ki soykırım için hem de bu saldırılar için mutlaka yargılanmalıdır. Bunlar yargılanmaz ve ceza almazsa bundan sonra dünyanın huzurunu, barışını Birleşmiş Milletlerde koruyamaz. Onun için Birleşmiş Milletlerde korkup sinmeyecek, genel sekreter cesaretli değilse bırakacak, dünya barışını savunacak, kim haksızlık yapıyorsa onun karşısında duracak ama bugün maalesef böyle şeyler yok" dedi. "Bölgede ABD’yi de İsrail’i de istemiyoruz" Destici, "Biz kardeş İran halkına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz ama uyarılarımız da var. Azerbaycan’ın Nahçıvan bölgesinde 4 dron saldırısı gerçekleştirilmiştir ve haklı olarak Azerbaycan buna tepki göstermiştir. İran, şayet bu dronları kendisi atmadıysa bunu ispatını yapmalıdır. Azerbaycan’da düşen dronların menşeini açıklamalıdır. Biz elbette Azerbaycan’ın yanındayız, tarafımız net ama İran’da bir Müslüman ülkedir, oradakiler de kardeşlerimizdir. Türkiye şu ana kadar sağ duyu sahibi olarak ABD ve İsrail saldırılarını kınamıştır ama ortamı germekten uzak durmuştur ve meselenin barışçıl yollardan anlaşmayla ateşkes edilerek sağlanması için büyük bir gayret göstermektedir. Cumhurbaşkanımız ve Dışişleri Bakanımız, her gün onlarca devlet adamlarıyla görüşmektedir. Türkiye’nin gayesi bölgenin istikrarıdır ve Türkiye bölgede savaş istememektedir. Biz esasen bölgede ABD’yi de İsrail’i de istemiyoruz. İsrail gitmeden de bu bölgenin huzura ermesi mümkün değildir" diye konuştu.
Kayseri MHP Genel Başkan Yardımcısı Özdemir: "İran’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğinin altını çiziyoruz" Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, MHP Kocasinan İlçe Başkanlığı tarafından düzenlenen iftar programına katıldı. Özdemir, "Komşumuz İran’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğinin altını çiziyoruz" dedi. Kentte bulunan bir düğün salonunda düzenlenen iftar programına MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir, MHP Kayseri Milletvekili Baki Ersoy, MHP Kayseri İl Başkanı Enes Ertuğrul Kalın, Ülkü Ocakları Kayseri İl Başkanı Halit Yağmur ve partililer katıldı. İftarın açılmasının ardından bir konuşma yapan MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, "Amerika Birleşik Devletleri’nin yine İsrail ile beraber sınır komşumuz olan İran’a yönelik kabul edilemez ve hukuk dışı eylemleri münasebetiyle bugün sadece Ortadoğu dünyası, Ortadoğu bölgesi değil bütün İslam dünyası, bütün İslam alemi ne yazık ki buruk bir Ramazan’ı daha geçirmek durumunda kalıyor. Bu eylemlerin böyle devam devam ederse, Ortadoğu’yu sadece bölgesel anlamda kalmayıp, bütün dünyayı birbirine tetikleyen diğer eylemler ve gelişmeler sebebiyle yeni bir savaş dalgasının içerisine almasının kaçınılmaz olduğunu ifade etmek isteriz. Buna ne derseniz deyin, isterseniz ‘küresel bir savaş’ deyin, isterseniz 3. Dünya Savaşı’ deyin, fakat ne yazık ki insanlık bu şer odaklarının eliyle gerçekleşen hukuk dışı ve hukuk tanımaz eylemler münasebetiyle böylesi bir iklime sürüklenmeye başlamıştır. Hatta savaş şartları artık hasıl olmaya koyulmuştur. Bakınız bugün sadece Ortadoğu’da 8 ülke arasında askeri çatışmalar vuku bulmuştur. Kuzeyimizdeki Ukrayna’yı hemen Asya’da Pakistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan’ı da dahil ettiğimizde ve diğer iç gerginlikleri de hesaba kattığımızda bütün dünya ne yazık ki bu savaş ikliminin içerisine girmiştir. Türkiye’nin yakın coğrafyasında yaşanan çatışma ve savaş sayısının bu kadar yoğun olduğu bir dönemde, hamdolsun Milliyetçi Hareket Partisi’nin kutlu liderimiz Devlet Bahçeli’nin izinde biz Türkiye’nin bu ateş deryasının bünyemize sıçramasından uzak tutulduk. Aynı zamanda uzak kalmakla beraber de kendi gücümüzü geçmişe göre aradan geçen yıllar boyunca da giderek, pekiştirerek daha da yüksek bir noktaya taşımış olduk. Şimdi yeni bir dönemin daha içerisindeyiz. Hazırlığını yaptığımız ne varsa bu dönem milletimizi huzur içerisinde, güvenlik içerisinde, barış iklimi içerisinde ve esenlik içerisinde tutabilmektir" dedi. "Bir ülke ne kadar ayrışırsa, o ülkeye dışarıdan yapılan müdahalelerle rahat sonuç alınabilir" Milli birlik ve beraberliğin önemine değinen Özdemir, "Güvenlik olmazsa, milli birlik beraberlik olmazsa, küresel emperyalist hesaplarla beraber siyonist hesaplar sizi kuşatırsa ve sizde bu kuşatma karşısında gereken irade ve kudretini gösteremezseniz, neye yarar sizin zenginliğiniz, neye yarar sizin varlığınız? Bütün çaba ve gayretlerin sadece İslam alemini etnik ve mezhep temelli ayrımcılığa tabi tutmak bunun ardından da yine İslam ülkelerini etnik ve mezhep temelli ayrıştırıp, buralarda siyasi otoritenin ve siyasi iradenin gücünü zayıflatıp, çökmüş devletler oluşturmak suretiyle İsrail’e alan açmak ve İsrail’in sözde Arz-ı Mev’ud hedefleri için topraklarını genişletme çabasına hizmet etme anlayışında bulunan küresel çabaların var olduğu malumdur. Bu çaba ve gayretlerin ana eksende şekillendiği konu başlıkları mutlak suretle ayrılma ve ayrışmadır. Çünkü bir millet ve bir devlet kendi bünyesinde ne kadar ayrılır ve ayrışırsa o ülkeye dışarıdan yapılacak müdahalelerden daha rahat sonuç alınabilir, daha rahat yol alınabilir anlayışı hakimdir. Bakın bunun son örneğini bizler İran’da gördük. Öncelikle İran’da geride bıraktığımız yer yaz aylarında süren 12 günlük savaşta öncelikle İran’ın bazı askeri kapasitelerini yok edilmek istendi. Peşi sıra hemen İran’da bir ekonomik kriz tetiklenmeye çalışıldı. Çok yüksek devalüasyon oranlarına ulaşıldı. Hemen ardından toplumu da dışarıdan kışkırtmak suretiyle İranlıları kendi devletleriyle savaşır hale getirip orada bir iç savaşı çıkarmanın yolları arandı. Hemen peşi sıra dışarıdan geçmiş yıllarda, geçmiş dönemlerde İran’da hükümette bulunan bir isim oldu, piyasaya sürüldü ve rejim değişikliği noktasında da yine hem siyonist hem de emperyalist hesaplara hız verildiği bütün dünya kamuoyuna açıkça yansıtıldı. Bunun akabinde ise sözde müzakereler ve diplomatik temaslar İran’la yürütüldü. İran’ın kabul edemeyeceği egemenlik alanına giren bazı şartlarda öne sürülmek suretiyle işte bugünlerde gördüğümüz gibi dışarıdan komşumuza yönelik bir askeri müdahalenin yolları da açılmış oldu. Türkiye açısından yaşanan bu gelişmeleri kabul etmemiz mümkün değildir" ifadelerini kullandı. "Komşumuz İran’ın toprak bütünlüğü korunmalı" İran’ın toprak bütünlüğünün korunması gerektiğinin altını çizen Özdemir, "İran’ın uzun yıllardan bu yana komşumuz olduğu ve kader birlikteliği yaptığımız bir devlet olduğu gerçeğinden hareketle toprak bütünlüğünün mutlaka korunması gerektiğinin bizler Milliyetçi Halk Partisi olarak altını çiziyoruz. Kimse farklı tezgahlar ve kurgularla bilhassa İran’da bulunan İranlı Türk kökenli kardeşlerimizi kışkırtmak suretiyle yol alabileceklerini zannetmesinler. Çünkü bölgede yaşanan ve yaşanması istenen senaryoların ne olduğunu Milliyetçi Hareket Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi’nin çok değerli kadroları ve Genel Başkanımızın izinde de bu anlayışa sahip olan tüm Türk evlatları evvelden itibaren bu çabaları sevmiş, anlamış ve tavrını da ona göre koymuştur" şeklinde konuştu. "Terörsüz Türkiye, Türkiye’yi milli birlik ve beraberlik noktasında daha da güçlendirme çabasıdır" Terörsüz Türkiye’nin, milli birlik ve beraberlik noktasında daha da güçlendirme çabası olduğunu belirten Özdemir, "İşte bu şartlar altında Türkiye’nin mutlak suretle Suriye’de de iç huzur ve barış iklimine kavuşmuşken, bölgede terör örgütleri eliyle mesafe almaya kalkışıp, İsrail’in amaçlarına hizmet edecek eylemlerin önüne geçebilmek maksadıyla yine Sayın Genel Başkanımız 22 Ekim 2024 tarihinde bir çağrı yapmış ve bu çağrıyla beraber artık ülkemizde ve bölgemizde ‘Terörsüz Türkiye’ ve terörsüz bölge hedefi de buna dayalı çalışmalar ve çabalarla hız kazanmış ve yol almıştır. İşte o günlerde bizim bu kutlu milli birlik ve beraberliğimizi tesis eden milli birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmek hedefleyen, bu çağrı ve anlayışımıza sözde eleştiri getirenlerin bugünlerde ne derece de büyük bir utanç yaşadıklarını da eminim hep birlikte görüyoruz. ‘Terörsüz Türkiye’, Türkiye’yi milli birlik ve beraberlik noktasında daha da güçlendirme çabasıdır. ‘Terörsüz Türkiye’ emperyalist ve siyonist hesapların vasat bulduğu ve kanlı senaryolara düştüğü böylesi bir eylemde hem kendi vatandaşımızı hem de ‘ben kaderimi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile beraber görüyorum’ diyen, bütün Orta Doğu insanlarını huzur, refah ve barış iklimi içerisinde yaşatma hedefidir. Biz bu gayreti sergilerken, hasım ve düşman odakların yine aynı dönemde bir yandan ‘Terörsüz Türkiye’ hedefimizi bir yandan da Türkiye’yi hedef aldığını hep birlikte görüyoruz. Ne yapsalar beyhude" diye konuştu.
Ankara CHP Genel Başkanı Özel: "Trump’ın kurduğu düzen, yeni dünya düzeni olamaz" Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, "Trump’ın kurduğu yeni düzen, yeni dünya düzeni olamaz. Bu düzene sonuna kadar itiraz ediyoruz" dedi. Ankara’da Gölbaşı Belediyesi’nin ev sahipliğinde iftar programı düzenlendi. Programa, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı katıldı. Özel, Gölbaşı’na her geldiğinde daha iyiye gittiğini söyleyerek, "Ankara’nın parlayan bir yıldızına dönüşmüş olan bu güzel ilçemizde eşsiz sevgi çiçeği de yetişiyor. Yanı başımızda Müslüman kardeşlerimiz, komşumuz İran’da siyonist bir İsrail ve emperyalist Amerika’nın hesap kitap yapmadan, kimseye danışmadan, uyarmadan giriştikleri saldırılar sonucunda kan akıyor. Böyle bir günde Gölbaşı’nın eşsiz sevgi çiçeğinin yetiştiği bu topraklardan mübarek Ramazan gününde bir kez daha savaşın durmasını dileyelim, barış dileyelim. Tüm dünyadaki çocuklar için huzur dileyelim. 160 kız öğrencinin katledildiği o saldırıyı bir kez daha kınayalım. En kısa sürede barışın sağlanmasını dileyelim" diye konuştu. "Filistin’in olmadığı yere İsrail’i oturttular" Trump’ın Gazze merakı olduğunu söyleyen Özel, "‘Gazze’yi gördüm. Orada Filistinlilerin ne işi var?’ diyor. ‘Onları etraftaki beş Müslüman ülkeye süpürelim, oraya oteller, casinolar, kumarhaneler dikelim. Sahil de güzel, denizinde de petrol var. Gazze’yi istiyorum’ diyor. Şimdi bu Trump kalkmış bir heyet kurmuş, dünyanın aklı başında liderleri uzak durmuş. Maalesef bizimkiler o heyete, Gazze Barış Masası’na güya adı barış, Gazze’yi yağmalama masasına oturdular. Dedik ki ‘Niye oturdunuz? Filistin yok.’ Dediler ki ‘İsrail de yok. İki taraf olmayacak, biz böyle yapacağız.’ Tam toplantıya iki gün kala İsrail’i, Netanyahu’yu kabul ettiler ve Filistin’in olmadığı yere İsrail’i oturttular. Böyle olunca o kumarhanelerin, otellerin dikileceği planlarını ortaya çıkardılar ve bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığında yapıyorlar" ifadelerini kullandı. "Trump’ın kurduğu düzen, yeni dünya düzeni olamaz" İran’daki savaşta Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) rejim değiştirmeye çalıştırdığını aktaran Özel, "Biz, İran’ın daha demokratik olmasını, kadın haklarına saygılı bir rejimin oluşmasını, insan hakkı ihlallerinin olmamasını isteriz ama bunların hepsini İran’dan, İranlıların kararıyla ve kendi iç meseleleri olarak halletmelerini, ülkelerini demokratikleştirmelerini isteriz. İran’a füzelerle, İran’a katliam dalışlarıyla, vuruşlarıyla yapılan saldırıları, ülke Venezuela olsa da İran olsa da ülkenin yönetim kadrolarına yapılan suikastleri ya da evine girip oradan kaçırma şeklindeki işleri dünyanın hiçbir yerinde doğru bulmuyoruz. Trump’ın kurduğu yeni düzen, yeni dünya düzeni olamaz. Bu düzene sonuna kadar itiraz ediyoruz" açıklamasında bulundu. Özel, "Ordumuzun, deniz kuvvetlerinin, Kuzey Kıbrıs’a hızla intikali ve orada her türlü tedbiri almasını fevkalade önemseriz. Aklımız Kıbrıs’tadır, Filistin’dedir, İran’daki Müslümanların yanındadır" dedi. "Hem kamuya olan borçlarımızı ödedik" Gölbaşı Belediye Başkanı Yakup Odabaşı ise, "Hem kamuya hem de esnafa aynı zamanda bankalara çok ciddi bir borç vardı. Personeline maaşını kredi vererek ancak verebiliyordu. Bir çok esnaf belediye bizden alışveriş yapmasın diye adeta dua ediyordu, imtina ediyordu. Mazotunu alamayan, arabasına adeta parça bulamayan sıkıntılı bir belediye devraldık. Ama biz bundan yılmayacağımızı ortaya koymuştuk göreve talip olmakla beraber. Onun için hiç yılmadık ve dedik ki o günlerde inşallah 2025 sonunda bütçeye ulaşacağız. Rabbim bizi mahcup etmedi geldiğimiz bugün itibariyle. Hem kamuya olan borçlarımızı ödedik. Hem piyasaya esnafa olan borçlarımızı ödedik. Gölbaşı’na mal satmaktan kaçınan insanlar esnaf bugün Gölbaşı Belediyesi’ne mal satmak, Gölbaşı Belediyesi’ne hizmet vermek için birbiriyle yaraşıyor" diye konuştu.