ASAYİŞ - 29 Nisan 2024 Pazartesi 14:01

Tahir Elçi davasında savcıdan sanık 3 polis için beraat talebi

A
A
A
Tahir Elçi davasında savcıdan sanık 3 polis için beraat talebi

Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinde 9 yıl önce dönemin Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin hayatını kaybetmesine ilişkin davada savcı, tutuksuz yargılanan 3 polisin beraati yönünde talepte bulundu.


Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde 6 Mart’taki duruşmada dosyanın kapsamlı olduğu gerekçesiyle ek süre talep eden cumhuriyet savcısı, mütalaasını tamamladı.


Savcının 25 Nisan’da mahkemeye sunduğu mütalaasında, "Olay yerinde görevli polis memuru sanıklar S.T., F.T. ve M.S. ile adı geçen teröristler arasında gerçekleşen silahlı çatışma anında nereden geldiği yapılan tüm araştırmalara rağmen tespit edilemeyen kurşun ile maktulün hayatını kaybettiği kanaatine varılmıştır” ifadeleri yer aldı.


Mütalaada, şunlar kaydedildi:


"Sonuç olarak sanıklar S.T, F.T. ve M.S’nin maktule yönelik olarak atılı ’bilinçli taksirle ölüme neden olma’ suçunu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilememesi karşısında, amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden birisi olan ’şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2 maddesi ile garanti altına alınan masumiyet karinesi uyarınca, müsnet suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle sanıkların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2 (e) maddesi gereğince ayrı ayrı beraatine karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur."


Davada 12 Haziran’daki duruşmada karar verilmesi bekleniyor.


Sur ilçesinde 28 Kasım 2015’te Diyarbakır Barosunca, terör saldırılarında zarar gören tarihi Dört Ayaklı Minare’ye dikkati çekmek amacıyla basın açıklaması yapılmış, açıklamanın ardından teröristlerin saldırısı sonucu polis memurları Ahmet Çiftaslan ve Cengiz Erdur şehit olmuş, çıkan çatışmada dönemin Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi hayatını kaybetmişti.


Olaya ilişkin hazırlanan iddianamede, saldırının ardından kaçan terör örgütü PKK mensubu Mahsum Gürkan’ın bölgede gerçekleştirilen operasyonda etkisiz hale getirildiği belirtilerek, hakkında yakalama kararı çıkarılan terörist Uğur Yakışır’ın "devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak", 2 polis memurunu "kasten öldürmek" suçlarından 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet ile Tahir Elçi’yi "olası kastla öldürmek"ten 20 yıldan 25 yıla, polis memuru S.T’yi "öldürmeye teşebbüs"ten 20 yıla, "mala zarar vermek" ve "ruhsatsız silah bulundurma, taşıma veya satın alma"dan da 1 yıl 4 aydan 5 yıla kadar hapsi isteniyor.


Mahkeme heyetince, hakkında yakalama kararı çıkarılan terörist Uğur Yakışır’ın dosyasının ayrılmasına karar verilmişti.


Polis memurları S.T, F.T. ve M.S. hakkında da "bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme" suçundan 2 yıldan 6’şar yıla kadar hapis talep ediliyor.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Artvin Dik yamaçta 60 yıllık emek, taş duvarlarla kurulan miras Artvin’de 2 dönümlük araziyi taş taş işleyerek 8 dönüme çıkaran ailenin bir yamaçtaki mirası 3. kuşağa ulaştı. Artvin’de yaşayan 50 yaşındaki Temel Ayık, dedesinden ve babasından miras kalan teraslı tarım arazisini tek başına işleyerek aile geleneğini sürdürüyor. Dik yamaçta, tamamen insan emeğiyle oluşturulan taş duvarlı evlekler, yıllara meydan okurken hem geçim kaynağı hem de bir yaşam hikâyesine dönüşüyor. Temel Ayık’ın dedesi, taş duvar ustası Aziz Ayık, yaklaşık 62 yıl önce 2 dönümlük eğimli araziyi hiçbir iş makinesi kullanmadan teraslama yöntemiyle işleyerek 8 dönümlük verimli bir tarım alanına dönüştürdü. Taşları tek tek dizerek oluşturduğu duvarlarla yamaçta üretim yapılabilir alanlar açan Aziz Ayık, bu emeğini oğlu Hasan Ayık’a devretti. Hasan Ayık’ın geçtiğimiz yıl 78 yaşında hayatını kaybetmesinin ardından ise bu miras torun Temel Ayık’a kaldı. Dedesinden ve babasından öğrendiği taş ustalığını sürdüren Temel Ayık, yıkılan duvarları onarıyor, yeni evlekler oluşturuyor ve arazinin bakımını tek başına yapıyor. Genişlikleri 2 ile 4 metre arasında değişen, uzunlukları ise farklı ölçülerde olan 35 evlekten oluşan arazi, görüntüsü de dikkat çekiyor. Aile, yıllar boyunca oluşturduğu bu verimli arazilerden meyve ve sebze üretimi yaparak hem kendi geçimini sağladı hem de hayvanları için otlak alanı oluşturdu. Bugün arazide üzüm, elma, armut, dut, kiraz, ceviz, incir ve fındık gibi meyve ağaçları bulunurken; fasulye, mısır, marul, patates ve maydanoz gibi sebzeler de yetiştiriliyor. Son yıllarda ise limon ve mandalina gibi farklı türlerin de yetişmeye başladığı belirtildi. Zorlu coğrafyada üretim yapmanın kolay olmadığını ifade eden Temel Ayık, "Rahmetli dedem 1963 yılında buraya yerleşip iki dönüm arazi almış. İçinde evi, değirmeni olan bir yer. O zamanlar geçimlerini topraktan sağladıkları için yıllarca çalışarak, dedem ve babam taş duvar ustalığıyla bu araziyi yavaş yavaş genişletmişler ve sekiz dönüme kadar çıkarmışlar. Taşları tek tek dizerek yaptığı duvarlar hâlâ sapasağlam duruyor. Biz de zamanla yardımcı olduk ama en büyük emek dedemle babama ait. Şimdi bu arazi dedemden babama, babamdan da bana kaldı. Ben de elimden geldiğince burayı korumak, yeşilini kaybettirmemek ve daha da güzelleştirmek istiyorum. İmkânım oldukça da bakmaya devam edeceğim. Arazide yok yok diyebilirim. Ceviz, kiraz, elma, armut, incir, vişne, kızılcık, fındık gibi birçok meyve ağacımız var. Son yıllarda limon, portakal, mandalina gibi ürünler de yetişmeye başladı. Bunun dışında kendimize yetecek kadar patates, fasulye, soğan, bezelye gibi sebzeler de ekiyoruz. Ben şuna inanıyorum; insan toprağı bırakmamalı. Çünkü yediğimiz, içtiğimiz her şeyin temeli toprak. Toprağa sahip çıkarsak hem kendimiz kazanırız hem de ülke kazanır. Biz de bu mirası yaşatmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
İstanbul Abur cubur tüketimi erkekleri jinekomastiyle vuruyor Erkeklerde meme dokusunun büyümesiyle ortaya çıkan jinekomasti, yalnızca estetik bir sorun değil; hormonal dengesizliklerden yaşam tarzına kadar birçok faktörün habercisi olabiliyor. Özellikle de son yıllarda işlenmiş gıdaların jinekomastiye neden olduğunu ifade eden Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Kaan Memiş, jinekomasti hakkında bilgi verdi. Erkeklerde meme bez dokusunun iyi huylu büyümesi olan jinekomasti, genelde estetik bir sorun olarak görülse de bu durum sadece bir yağ birikimi değil. Bez dokunun artışı çoğu zaman hormonal dengesizliklerle ilişkili olabilir. Medicana Ataköy Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Ali Kaan Memiş, jinekomasti ile yağlanmanın farkını anlatırken, "Psödojinekomasti (yağlanma) yalnızca yağ dokusunun artışıdır ve kilo kaybıyla gerileyebilir. Jinekomastide ise meme bez dokusu büyümüştür; bu nedenle çoğu vakada diyet ve egzersizle tamamen düzelmez. Ve son yıllarda ergenlik döneminde görülme sıklığında dikkat çekici bir artış gözlemlenmektedir" dedi. İşlenmiş gıdalardaki risk Jinekomastinin östrojen ve testosteron hormonları arasındaki dengenin bozulmasıyla kaynaklandığını ifade eden Op. Dr. Ali Kaan Memiş, "Östrojenin artışı veya testosteronun azalması, meme dokusunun büyümesine yol açar. Bu noktada işlenmiş gıdaların, abur cubur olarak nitelendirilen ürünlerin de jinekomasti üzerine etkileri olduğu görüşü bulunmaktadır. İşlenmiş gıdalar; yüksek şeker, rafine karbonhidrat ve sağlıksız yağ içeriği nedeniyle insülin direncine ve yağ dokusu artışına yol açar. Artan yağ dokusu ise aromataz enzimi aracılığıyla testosteronu östrojene dönüştürür. Bu da jinekomasti riskini artırır" diye konuştu. Katkı maddeleri hormonları etkiliyor Gıdalardaki bazı katkı maddeleri ve plastik ambalajlarla temas eden ürünlerde bulunan endokrin yani hormon bozucu kimyasalların olumsuz etkileri olabileceğine değinen Op. Dr. Ali Kaan Memiş, "Bu kimyasallar vücutta östrojen benzeri etkiler gösterebilmektedir. Bu maddeler uzun vadede hormonal dengeyi de olumsuz etkileyebilmektedir. Bunun yanında obezite de jinekomastiyi hem doğrudan hem dolaylı etkiler. Artan yağ dokusu östrojen üretimini artırırken, aynı zamanda meme bölgesinde hacim artışına neden olur. Bu durum hem gerçek hem de psödojinekomastiyi birlikte oluşturabilir" diye konuştu. Önlemek için kaloriyi azaltın, sağlıklı beslenin Jinekomastinin bazen kendiliğinden gerileyebileceğini kaydeden Op. Dr. Ali Kaan Memiş, "Ergenlik dönemindeki bazı vakalar geçici olabilir ve gerileyebilir. Ancak uzun süre devam eden ve fibrotik hale gelmiş jinekomasti genellikle kendiliğinden düzelmemektedir. Erken dönemde yaşam tarzı değişiklikleri etkili olabilir. Ancak kalıcı vakalarda en etkili yöntem cerrahidir. Cerrahi tedavi ile hem yağ hem de glandüler doku çıkarılarak doğal bir görünüm sağlanır. İşlenmiş ve paketli gıdaların tüketimini sınırlandırmak, doğal ve dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, sağlıklı vücut ağırlığını korumak önlem için ideal yaşam tarzı alışkanlıkları arasındadır. Jinekomasti yalnızca estetik bir problem değil; çoğu zaman metabolik ve hormonal dengenin bir yansımasıdır. Sağlıksız beslenme alışkanlıkları bu dengeyi bozarak hastalığın görülme sıklığını artırmaktadır" şeklinde konuştu.
Erzurum Tozlu arşivlerde unutulan bir gerçek: Hollandalı girişimciye Erzurum, Palandöken ve Toroslar’da petrol izni Cumhuriyet arşivlerinden çıkan 1939 tarihli belge, Türkiye’nin erken dönem enerji politikalarına ışık tutuyor. Hollandalı bir girişimciye, Erzurum’dan Toroslara uzanan geniş bir sahada petrol arama yetkisi verildiği ortaya çıktı. Araştırmacı Taner Özdemir, Cumhuriyet tarihinin dikkat çekici belgelerinden biri daha gün yüzüne çıkardı. 31 Temmuz 1939 tarihli resmî kararnamede, Hollanda tebaasından Y. Roothaan adlı girişimciye, Erzurum-Hasankale (Pasinler)-Tercan hattı ile Adana’nın Toros eteklerini kapsayan bölgede petrol arama izni verildiği görülüyor. Söz konusu belgeye göre, özellikle Palandöken çevresi başta olmak üzere belirlenen sahalarda petrol araştırması yapılmasına devlet tarafından resmî izin sağlandı. Kararın, dönemin Bakanlar Kurulu niteliğindeki İcra Vekilleri Heyeti tarafından alındığı ve ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda şekillendirildiği anlaşılıyor. Belgede, sürecin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik bir çerçevede ele alındığı dikkat çekiyor. Genelkurmay Başkanlığı’nın muvafakati ve Dahiliye Vekâleti’nin teklifiyle yürütülen izin süreci, petrol aramalarının güvenlik boyutunun da göz önünde bulundurulduğunu ortaya koyuyor. Cumhurbaşkanının imzası var Kararnamenin altında dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün imzasının yer alması, kararın en üst düzeyde onaylandığını gösteriyor. 1939 yılı, dünya tarihinin kırılma noktalarından biri olan II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesine denk geliyor. Bu süreçte Türkiye’nin yer altı kaynaklarına yönelmesi ve enerji bağımsızlığını güçlendirme arayışı dikkat çekici bir politika olarak öne çıkıyor. Özdemir, Erzurum ve çevresinin petrol potansiyeli açısından değerlendirilmesinin bölgenin ekonomik ve jeostratejik önemini artıran bir unsur olarak ortaya çıktığını ifade etti. Devlet potansiyeli fark etti Belgeyi ortaya çıkaran Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir, konuyla ilgili değerlendirmesini şu sözlerle genişletti: "Bu belge, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde Erzurum’un yalnızca tarihî ve askerî yönüyle değil, yer altı kaynakları bakımından da ciddi şekilde değerlendirildiğini gösteriyor. Özellikle Palandöken ve çevresinin petrol arama sahası olarak belirlenmiş olması, bölgenin jeolojik yapısına yönelik o dönemde dahi önemli tespitlerin yapıldığını ortaya koymaktadır. Erzurum, Doğu Anadolu’nun kırılma hatları, tortul alanları ve yer altı oluşumları bakımından her zaman dikkat çeken bir coğrafya olmuştur. Bu belge, o yıllarda devletin bu potansiyeli fark ettiğini ve uluslararası iş birlikleriyle bunu değerlendirmeye çalıştığını açıkça ortaya koyuyor. Bugün dahi enerji arayışlarının sürdüğü bir dünyada, Erzurum’un bu tarihî arka planı yeniden ele alınmalı ve bilimsel çalışmalarla desteklenmelidir. Ayrıca Erzurum’un yalnızca bir geçiş noktası değil, doğrudan bir enerji sahası olarak düşünülmüş olması son derece dikkat çekicidir. Bu durum, bölgenin ekonomik geleceği açısından geçmişte atılmış ancak zamanla unutulmuş önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir." Ortaya çıkan bu belge, Türkiye’nin enerji arayışlarının köklerinin Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzandığını gösterirken, Erzurum, Palandöken ve Toroslar hattının yaklaşık bir asır önce dahi petrol potansiyeli açısından değerlendirildiğini gözler önüne seriyor. Bu tür arşiv belgeleri, Türkiye’nin ekonomik tarihine dair bilinmeyen pek çok gerçeği gün yüzüne çıkarmaya devam ediyor.
Erzurum Eski hükümlü devlet desteğiyle kendi işinin patronu oldu Erzurum Hınıs Cumhuriyet Başsavcılığı "Denetimli Serbestlik" sistemi kapsamında eski hükümlü projesi ile yapılan çalışmalar ve hibe destek programları ile yapılan çalışmalarla bireylerin kendi işini kurmaları sağlanıyor. Eski hükümlülerin ekonomik olarak güçlenmesi ve sosyal hayata daha sağlam adım atması amacı ile 2018 yılından itibaren Hınıs, Tekman, ve Karaçoban ilçelerinde toplamda 182 hükümlü bu projelerden yararlanırken son olarak Karaçoban ilçesinde ikamet eden hükümlü İbrahim Toprak proje ye 2025 yılı itibari ile yaptığı başvurudan sağlanan 421 bin TL alarak kendi mesleğini devam ettirip yeni bir yer açtı. İbrahim Toprak, denetimli serbestlikten yararlandı, cezaevinden çıktı ve aldığı hibe ile hayatı değişti. Erzurum’un Karaçoban İlçesinde eski hükümlü İbrahim Toprak, ‘’Kendi İşini Kurma Hibe Desteği ‘’ projesine başvurdu 421 in TL alarak oto lastikçi açtı, kendi işinin patronu oldu. Bugün itibariyle 2026 yılında hibe proje ücreti 550 bin TL olarak güncellendi. Projeler kendi işini kurma hibe desteği projeleri ile tarım ve hayvancılık üzerine destek sağlanıyor. Projeden faydalanan İbrahim Toprak proje kapsamında "Rotbalans ve Oto Lastik" işletmesi açtı. Açılışa Karaçoban Kaymakamı Ali ihsan Selimoğlu, Hınıs Cumhuriyet Başsavcısı Yusuf Tuğrul, Hınıs Adalet Komisyonu Başkanı Tansu Tuna ve Hınıs Denetimli Serbestlik Müdürü Hatice Filiz ve davetliler katıldı.