KÜLTÜR SANAT - 21 Ekim 2025 Salı 09:41

Tarihteki ilk musalla taşının bir parçası 12 bin yıllık Çayönü’ndeki Kafataslı yapıda, diğer parçası Diyarbakır Müzesi’nde sergileniyor

A
A
A
Tarihteki ilk musalla taşının bir parçası 12 bin yıllık Çayönü’ndeki Kafataslı yapıda, diğer parçası Diyarbakır Müzesi’nde sergileniyor

Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü Tepesi’ndeki kazılarda çıkartılan ve tarihteki ilk musalla taşı olma özelliği taşıyan taşın bir parçası kazı alanında, diğer parçası Diyarbakır Müzesi’nde sergileniyor.


Ergani Ovası’nda milattan önce 10 binden başlayan yerleşim evreleri bulunan ve 1963’te yüzey araştırmaları sırasında keşfedilen Çayönü Tepesi’nde ilk kazı Dr. Halet Çambel ve Prof. Dr. Robert J. Braidwood tarafından 1964’te başlatıldı.


Hilar köyünün hemen kuzeyinde bulunan, eski adı "Kotaberçem (Çayboyu)", tarih öncesi döneme tarihlenen höyük olan Çayönü Tepesi, göçebelikten yerleşik yaşama, avcılık ve toplayıcılıktan üreticiliğe geçilip tarıma ilk başlanılan yerlerin arasında bulunuyor. Alanda yapılan kazılarda, ’Kafataslı yapının’ olduğu bölümde tarihin ilk musalla taşı olarak değerlendirilen taş bloku bulunmuş ve bir parçası kazı alanında, diğer parçası Diyarbakır Müzesi’nde sergileniyor.


Diyarbakır Müze Müdür Vekili Müjdat Gizligöl, Diyarbakır Müzesi’nin Türkiye’nin en eski, en köklü müzelerinden biri olduğunu, müzenin 1934 yılında kurulduğunu söyledi. Gerek ildeki kazılarla, gerek bölgedeki ilk müze olması sebebiyle çevre illerden çok sayıda kültür varlığı müzeye getirildiğini belirten Gizligöl, hem kazılarla, hem satın alma vasıtasıyla, kurtarma kazılarıyla, hem hibelerle koleksiyon zenginleştiğini ifade etti.


Gizligöl, Diyarbakır Müzesi’nin İçkale’de bulunan merkez müdürlüğünde iki tane müze olduğunu kaydederek, "Bunlardan biri Atatürk Müzesi, bir tanesi arkeoloji müzesi. Arkeoloji müzemiz esas olarak iki tane büyük binadan oluşur. Bu binalarımızın içinde de Çayönü Tepesi kazısının eserleri sergileniyor. Çayönü, 1964 yılında kazı çalışmaları başlamış. O günden bu yanan bilimsel çalışmalar devam ediyor. O çalışmalarda kazı ekibi yüzlerce buluntuya rast geldi. Bunlardan biri de ’Kafataslı yapının’ ana merkezinde bulunan bizim musalla taşı olarak adlandırdığımız gayet perdahlanmış düzgün kesilmiş bir taş. Biz buna musalla taşı diyoruz" dedi.


Neolitik dönemde insanların yerleşik hayata geçtikten sonra özelikle ölülerle ilgili çeşitli ritüellerinin yapıldığını bildiklerini aktaran Gizligöl, "İnsanlar, ölümü çok ilgiyle izledikleri için ölüm törenlerine de oldukça önem vermişlerdir. Ölü gömme gelenekleri tarihin her döneminde olmuştur. Neolitik dönemden günümüze kadar ölen insanlarla alakalı çeşitli törenler yapılır. Bu, Neolitik dönemde de öyleydi. Esas olarak ölülerle ilgili biri öldüğü zaman ilk olarak bunun cenaze töreni düzenlenir. İkincisi defin işlemi yapılır. Üçüncüsü de defin işlemi yapıldıktan sonra taziye töreni düzenlenir. Bu cenaze töreni, Neolitik dönemde de gerçekleştiğini biliyoruz" diye konuştu.


"Bunu, Kafataslı yapının ortasında perdahlanmış bir taşın olduğunu görüyoruz. Bu perdahlanmış taşın etrafında sekiler var. Besbelli ki ölü, bu taşa uzatılır" diyen Gizligöl, konuşmasını şöyle sürdürdü:


"Ölünün yakınları, sevenleri de etrafında o sekilere otururdu. Bir nevi onun için dünyadaki son işlem gerçekleşir. Daha sonra defin işlemi yapılır. Çayönü’nde çıkan bu taş, tarihteki ilk musalla taşıdır diyebiliriz. Neolitikten günümüze kadar, esas olarak ölülerle ilgili üç işlem yapılır. Ölü, ya direkt toprağa gömülür, ya mumyalanır, ya da yakılarak gömülür."



"Çayönü insanı, ölüye olabildiğince saygı duymuştur"


Çayönü’nde ölünün direkt toprağa cenin pozisyonunda gömüldüğünü bildiklerini söyleyen Gizligöl, "Fakat Kafataslı yapıda aynı zamanda ölülerin bedenlerinden ayrıldığını, kolların ve bacakların kafadan ayrıldığını da görüyoruz. Burada düzenli, sistematik, gayet de uzun olduğunu tahmin ettiğimiz cenaze törenin düzenlendiğini, bu cenaze törenin de yüksek ihtimalle çeşitli duaların edildiğini, törenin çok boyutlu olduğunu ister musalla taşı, ister musalla taşının etrafındaki şekiller cenaze törenin görkemli olduğunu bize gösteriyor. Dolayısıyla Çayönü insanı, ölüye olabildiğince saygı duymuştur. Yerleşik hayata geçmiş insanların Neolitik kültürdeki insanlardan farklı cenaze törenleri yaptıklarını yine bu musalla taşından anlıyoruz. Diyarbakır Müzesi tematik salonunda bulunan musalla taşının bir parçası müzemizde, diğer parçası ve Kafataslı yapının tamamı hala kazı alanında. Ziyaretçilerimiz gidip görebilirler" ifadelerinde bulundu.


Kazı, Çanakkale Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında bu dönemde devam ediyor.



Tarihteki ilk musalla taşının bir parçası 12 bin yıllık Çayönü’ndeki Kafataslı yapıda, diğer parçası Diyarbakır Müzesi’nde sergileniyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ardahan Ardahan’da kış mevsiminin uzaması hayvancılığı vurdu Türkiye’nin en fazla kar alan illerinin başında gelen Ardahan’da kış mevsiminin uzaması, besicileri zor durumda bıraktı. Ardahan’da kar yağışı ve soğuk hava nedeniyle üreticiler hayvanlarını meralara çıkaramadıkları için zor günler yaşıyor. Kış mevsiminin uzun sürmesi, özellikle hayvancılıkla uğraşan üreticiler için ciddi bir ekonomik baskı oluşturuyor. Soğuk hava şartları nedeniyle hayvanların mera yerine kapalı alanlarda daha uzun süre beslenmesi gerekiyor. Bu da yem tüketimini artırarak, maliyetleri yükseltiyor. Özellikle Ardahan gibi kışın sert geçtiği kentlerde üreticiler, aylarca süren kar örtüsü nedeniyle hayvanlarını dışarı çıkaramıyor. Bu durum saman, arpa ve fabrika yemine olan talebi artırırken, fiyatların da yükselmesine yol açıyor. Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı Seyitören köyünde hayvancılık yapan Suat Cankat, "Kışın uzun sürmesi ve son zamanlarda yem maliyetlerinin artması hayvancılığı olumsuz etkiledi" dedi. Cankat, karla kaplı araziye rağmen hayvanları araziye çıkartmak zorunda kaldıklarını söyleyerek, ’’Gördüğünüz gibi her yer bembeyaz. Bu yıl kış uzun sürdü. Hayvanlarımızı kapalı alanlarda yemliyoruz. Ve şu anda samanın tonu 12-13 bin lira, otun tonu ise 15 bin lira. Çiftçi perişan durumda, ne ot ne de saman kaldı. Baharın geleceği yok ve bir ay daha var baharın gelmesine. Ot ve saman karaborsaya düşmüş ve fırsatçılar iş başında’’ dedi. Yem fiyatlarındaki artış, üreticinin kar marjını ciddi şekilde düşürüyor. Bazı üreticiler maliyetleri karşılayamadığı için hayvan sayısını azaltmak zorunda kalırken, bazıları ise zararına üretim yapıyor. Uzayan kış aynı zamanda doğum dönemlerini ve hayvan sağlığını da olumsuz etkileyerek, verim kaybına neden oluyor. Uzmanlar, bu tür mağduriyetlerin önüne geçilmesi için yem desteği, düşük faizli kredi ve mera ıslahı gibi önlemlerin artırılması gerektiğini belirtiyor. Aksi halde bölgedeki hayvancılığın sürdürülebilirliğinin tehlikeye girebileceği ifade ediliyor.