EĞİTİM - 15 Ocak 2026 Perşembe 14:13

Uzmanından öğrenciler için yarıyıl tatili uyarısı

A
A
A
Uzmanından öğrenciler için yarıyıl tatili uyarısı

Okulların yarıyıl tatiline girmesiyle birlikte öğrenciler için dinlenme ve gelişim süreci başladı. Bu süreçte rehber öğretmenler, çocukların tatili verimli ve dengeli geçirmesinin önemine dikkat çekti.


Diyarbakır Maya Okulları Rehberlik Koordinatörü Duygu Kervan Alver, yarıyıl tatilinin yalnızca dinlenme değil, aynı zamanda çocukların sosyal, duygusal ve akademik gelişimlerini destekleyecek bir dönem olarak değerlendirilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Alver, her yaş grubundaki çocuk için farklı ihtiyaçlar bulunduğunu belirterek, tatil sürecinin yaşa uygun planlamalarla geçirilmesinin önemini ifade etti. Alver, "Öncelikle bütün velilerime, sevgili öğrencilerime şimdiden harika bir yarıyıl tatili diliyorum. Şunu vurgulamak istiyorum. Tatil süreci aslında sadece okuldan uzaklaşmak değil, çocuklarımızın evde aileleriyle birlikte eğlenceli, keyifli ve dinlenerek geçirecekleri bir dönem demektir. Dolayısıyla bunu bir mola olarak da düşünmemek gerekiyor aslında. Duygusal pillerimizi şarj etme dönemi diyebiliriz buna. Tatil sürecini velilerimiz nasıl geçirebilirler? Öğrencileriyle ne tür etkinlikler yapabilirler? Tatil sürecinde aslında her yaş grubunun ihtiyacı farklı. Yani anaokulu yaş grubunun ihtiyacıyla lise grubunda sınava hazırlanan bir çocuğumuzun ihtiyacı aynı olmayacaktır. Dolayısıyla bu noktada aslında yaş yaş bu konuları konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Öncelikle en küçüklerimizden başlayalım mesela anaokulu grubumuz. Anaokulu grubumuzda aslında bizim için en büyük tehlike ekran. Okulun sosyal ve hareketli ortamından çıkan çocuk eve gittiğinde bir anda ekrana çok fazla maruz kalabiliyor. Özellikle aslında velilerimin iş yoğunluğunu anlayabiliyorum. Bu kadar yoğun bir iş temposunun içerisinde, hele bir de evde iş bölümü yoksa anne ve baba arasında, yani çocukların bakımı, ev işlerinin yapılması anlamında bir iş bölümü yapılmamışsa bazen çocuklarımız için gerçekten ekran çok tehlikeli olabiliyor. Burada aslında bizim için önemli olan durum gerçekten anne ve babalarımızın sorumlulukları paylaşarak ortak hareket edebilmeleri. Dolayısıyla şöyle düşünelim, bir anaokulu çocuğu aslında ekranla öğrenmez. Anaokulu öğrencilerimiz bizim yaşayarak, yaparak ve tecrübe ederek öğrenir. Dolayısıyla bu noktada evde annelerimiz, babalarımız çocuklarımızla böyle mutfağa girebilirler, minik minik etkinlikler, kurabiyeler, kekler yapabilirler. Çok pahalı oyuncaklara da ihtiyacımız yok aslında. Evde bir çarşafla, yastıklı bir çadır kurulabilir. Çocukların aslında hayal dünyalarına, oyun dünyalarına girilebilir. Hem çocuklarımız için unutulmayacak bir anı olur hem de ebeveynlerimiz o çok bahsettiğimiz kaliteli zaman sürecini çok güzel bir şekilde çocuklarıyla birlikte değerlendirirler" dedi.



’’İlkokul öğrencileriyle zaman geçirerek tatili keyifli hale getirebiliriz’’


İlkokul dönemi çocuklarının ise öğrenmeyi öğrendikleri bir süreç olduğunu aktaran Alver, şunları söyledi:


"ilkokul öğrencilerimizin aslında birinci dönemleri çok yoğun geçti. Bu süreçte çocuklarımızı ödevlere boğmak yerine onlarla küçük küçük zamanlar geçirerek tatili keyifli bir hale getirebiliriz. Kutu oyunları oynayabiliriz. Mesela artık çocuklarımız çok güzel kitap okuyorlar ilkokul sürecinde. Okudukları bir kitabın kahramanı üzerine sohbet edebiliriz. Hatta çocuklarımızın okuduğu kitaplardaki kahramanlarla ilgili canlandırmalar yapabiliriz. Aynı zamanda bunu yaptığımızda aslında çocuklarımızın içsel dünyasındaki düşüncelerini de öğrenebiliyoruz. Bu bizim için çok kritik bir süreçtir. Tatil döneminde çocuklarımız ekranla çok fazla iç içe olmuşlarsa, çok fazla zaman geçirmişlerse okula döndüklerinde ikinci dönemin başında biz oryantasyonumuzu çok zor atlatıyoruz. Özellikle velilerimizi uyarmamız gereken kritik nokta budur aslında. Çocuklarımız ekrana çok maruz kaldığında hem uyku saatlerinde ciddi anlamda bozulmalar yaşanıyor hem de okula döndüklerinde o ekrandan koptukları için çocuklar okula gelmek istemiyorlar, isteksiz oluyorlar. Özellikle anaokulu grubunda ağlamalar, anne babadan ayrılmak istememe süreçleri çok fazla yaşanıyor. Bunun için sizden ricamız kesinlikle ekranın sınırlı ve kontrollü olması. Kontrol noktasında da çocuğunuzun ne izlediğini, ne oynadığını kontrol ederek ilerlememiz gerekiyor ki zararlı içeriklere çocuklarımız maruz kalmasınlar.’’



’’Yarıyıl tatilinde dinlenmeyen çocuklarımız ikinci dönem daha yorgun olabiliyor’’


Ortaokul ve lise grubu öğrencilerinin ise birinci dönemin çok daha akademik anlamda yoğun bir dönem geçirdiklerini vurgulayan Alver, ‘’Ortaokul ve lise grubundaki öğrencilerimiz için birinci dönem akademik anlamda yoğun bir dönemdi. Dolayısıyla bu noktada çocukları tamamen yarıyıl tatilinde ekrandan uzak tutmak çok doğru bir hedef olmayacaktır. Bu noktada dijital detoks dediğimiz konuyu ele almak gerekiyor. Çocuklarımız bu dönemde ergenliğin en yoğun duygularını yaşıyorlar aslında. Velilerimizden isteğimiz şu olacak. Mesela akşam yemeklerinde telefonlarımızı bir kenara bırakalım, televizyonu kapatalım ve o ergenlik sürecindeki çocuklarımızla sadece ‘nasılsın’ diyerek onların duygularını öğrenebileceğimiz bir sohbet ortamı oluşturalım. Çünkü yarıyıl tatili tamamen sınav kampı gibi geçen bir süreç, çocukların aslında dinlenme ihtiyacını da elinden alıyor. Tabii ki konu eksikliklerini kapatmaları gerekiyor. Tabii ki ders çalışmaları gerekiyor. Ama aynı zamanda yarıyıl tatili bizim için aslında bir dinlenme süreci. O yüzden çocuklarımızın bu süreçte dinlenmesi bizim için kritik. Bu dönemde dinlenmeyen çocuklarımız, yeteri kadar mola veremeyen çocuklarımız ikinci dönem başladığında çok daha fazla yorgun olabiliyorlar. Dolayısıyla bu noktada ikinci dönem aslında sınav grupları için atağa geçecekleri bir dönemdir. O yüzden bu döneme de dinlenerek girmeleri hem onlar açısından hem de velilerim açısından çok daha güzel ve verimli olacaktır. Bizim çocuklarımıza verebileceğimiz aslında en güzel hediye çok pahalı oyuncaklar değil. Bizim şefkatimiz ve onlara verdiğimiz sürekli dikkatimizdir. Tüm ailelerime umarım bol bol dinlendikleri, çocuklarımın bol bol eğlendikleri bir tatil diliyorum’’ diye konuştu.



Uzmanından öğrenciler için yarıyıl tatili uyarısı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Türkiye’nin güneş enerjisi kurulu gücü 25 bin 827 megavata ulaştı Türkiye’nin 2014 yılında 40,2 megavat olan güneş enerjisi kurulu gücü, 2026 yılının ocak ayı sonu itibarıyla 641 kat artışla 25 bin 827 megavata erişti. Arz güvenliğinin sağlamlaştırılması adına yenilenebilir enerji yatırımlarına hız kesmeden devam eden Türkiye, 2013 yılında sıfır olan güneş enerjisi kurulu gücünü her yıl katlayarak artırdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre; Türkiye’nin 2014 yılında 40,2 megavat olan güneş enerjisi kurulu gücü, 2026 yılının ocak ayı sonu itibarıyla 25 bin 827 megavata ulaştı. Böylece, güneş kurulu gücü, 12 yılda 641 kat artış göstermiş oldu. Söz konusu kapasite, Türkiye’nin toplam kurulu gücü içinde güneşin payını da ciddi bir yere taşıdı. 2014 yılında güneşin toplam kurulu güç içinde binde 1 olan payı, 2026 yılının başında yüzde 20,9’a erişti. Diğer bir deyişle, toplam kurulu gücün 5’te biri güneşten oluştu. Güneş, aradan geçen sürede elektrik üretiminde de önemli bir yer tuttu. 2014’te 17 gigavatsaat olan güneşten elektrik üretimi, 2025 yılı sonunda 38 bin 69 gigavatsaate ulaştı. "Güneşimiz parlamaya devam edecek" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Çok ciddi bir güneş enerjisi potansiyeline sahibiz. YEKA yarışmalarıyla, öz tüketim için kapasite tahsisleriyle bu potansiyelimizi en iyi şekilde değerlendirerek önemli bir seviyeye taşıdık. 2025 yılını yenilenebilir enerjide rekorla kapattık. 2026 yılı da yenilenebilirde yeni bir rekor yılı olacak. 2035’te güneş ve rüzgarda ‘120 bin megavat kurulu güç’ hedefimize ulaşmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Güneşimiz parlamaya devam edecek" dedi. 80 milyar dolarlık yeni yatırım Yenilenebilir enerji alanında yatırımların giderek arttığına da işaret eden Bakan Bayraktar, 120 bin megavat hedefi doğrultusunda 2035’e kadar yaklaşık 80 milyar dolarlık yeni yatırımın hayata geçmesinin planlandığını da kaydetti.
Konya Davulcular bahşişi süslenen eşek arabasıyla topluyor Konya’nın Beyşehir ilçesine bağlı Yeşildağ Mahallesi’nde, Ramazan ayı boyunca vatandaşları sahura kaldırmak için görev yapan davulcular, süslenen eşek arabasıyla davul çalarak mahalleyi dolaşıp bahşiş topladı. Yeşildağ’da geçmişten günümüze uzanan renkli bir gelenek yeniden hayat buldu. Mahallede Ramazan ayı boyunca sahura kaldırmak için görev yapan davulcular, ayın sona ermesiyle birlikte bahşişlerini toplamak için farklı bir yöntem izliyor. Arife günü başlayan ve bayramın ilk günlerinde de devam eden gelenekte davulcular, balon ve çeşitli süslerle donatılan eşek arabasıyla mahalleyi yine davul çalarak dolaşıyor. Mahalle meydanından başlayan bahşiş toplama geleneğinde davulcular, kapı kapı gezerek hem vatandaşlarla bayramlaşıyor hem de bahşişlerini topluyor. Parası olmayan vatandaşlar ise davulculara yem veya saman vererek katkıda bulunuyor. Ortaya çıkan renkli görüntüler mahalle sakinlerinin ilgisini çekerken, geleneğin yeniden canlandırılması büyük memnuniyet oluşturdu. Organizasyonu üstlenen mahalle sakinlerinden Osman İltar, geleneğin geçmişten geldiğini belirterek, "Eskiden beri süregelen, atalarımızdan kalan bir gelenek. Arife günü başlıyor, bayramın birinci ya da ikinci gününe kadar devam ediyor. Bu şekilde süsleniyor, bahşiş toplanıyor. Parası olan para veriyor, olmayan yem ya da saman veriyor. Uzun süre unutulmuştu, son birkaç yıldır yeniden canlandırdık. İnşallah bundan sonra da yaşatmaya devam edeceğiz" dedi.
Van Tedavi edilen yaban kuşları özgürlüğe kanat çırpmaya hazır Van’da çeşitli nedenlerle yaralanan ve bitkin düşen yaban kuşları, tedavi süreçlerinin tamamlanmasının ardından yeniden doğal yaşam alanlarına kavuşmak için gün sayıyor. Van Gölü Havzası’nda yaralı veya bitkin halde bulunarak koruma altına alınan yaban kuşları, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi’ndeki tedavilerinin ardından yeniden doğal yaşam alanlarına dönmek için gün sayıyor. Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 14. Bölge Müdürlüğü ekipleri ve duyarlı vatandaşlar tarafından merkeze ulaştırılan; aralarında Kızıl Akbaba, Şahin, Puhu ve Kaya Kartalı gibi türlerin bulunduğu çok sayıda yırtıcı kuş, Van YYÜ Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan ve ekibi tarafından titiz çalışmalarıyla sağlığına kavuşturuluyor. Kış şartları, açlık ve avcı baskısı gibi nedenlerle zarar gören farklı türlerdeki yaban kuşları, yapılan bakım ve rehabilitasyon sürecinin ardından sağlıklarına kavuştu. Tedavi sürecinde beslenmeleri düzenli olarak sağlanan ve uçma kabiliyetleri yeniden kazandırılan kuşların, kısa süre içerisinde doğaya salınacak. "Rehabilitasyon süreçleri tamamlandı" Merkez Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, "Merkezimiz, Van Gölü Havzası’ndaki bütün yaban hayvanların sorunlarıyla ilgilenmekte. Doğal hayat ve yaban hayvanları ile ilgili çalışmalar yapan kurumlarla koordinasyon sağlayarak bu habitatın bozulmaması için çalışmalar yürütmekte. Van Gölü Havzası’nda Doğa Koruma Milli Parklar (DKMP) 14. Bölge Müdürlüğüne bağlı Siirt, Hakkari, Bitlis, Muş ve Van ilinde yaralanan yaban hayvanları merkezimize gelmekte ve tedavileri yapılıp tekrar doğaya kazandırmaktayız. Amacımız doğada bir tane canlının eksilmemesi. Hayvanat bahçesi gibi esarette olan hayvanlar yerine tedavilerini ve rehabilitasyonlarını yapıp doğaya bırakmaktayız" dedi. "Van’da şifa bulan yaban kuşları özgürlüğe kanat çırpmaya hazırlanıyor" Yılın her gününde, her haftasında, her ayında, her mevsiminde merkezlerine yaban hayvanları bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Aslan, "Kış sezonuna girdiğimizde göçemeyen veya nakil durumunda olan hayvanlar merkezimize geritiriliyor. Tabii kış sezonunda tekrar doğaya bırakıldıklarında yaşayamayacak hayvanları kış boyunca onların habitatına uygun misafir ediyoruz. Bunlardan birisi Hakkari’den gelen Kızıl Akbaba. Kızıl Akbaba kendi toparladı. Yakında doğal alanına bırakacak" diye konuştu. Aslan, "Doğaya dönmeye hazır. Baharın ve Nevruz’un gelmesiyle yeniden hayatın canlanmasına bağlı olarak bunu da tekrar doğaya bırakacağız ve doğada yaşaması için gerekli bütün çabaları kazanımları yaptık. Şimdi de doğaya bırakmak istiyoruz. Merkezimizde şu an itibariyle Oklu Kirpi, 2 Kaya Kartalı, 1 Şahin’in tedavileri devam etmekte. Bunlardan da Oklu Kirpi’nin, 2 Kaya Karta’lının ve 2 Puhu’nun tedavisi tamamlandı. Doğa Koruma Milli Parklar 14. Bölge Müdürlüğüne teslim edip onların uygun gördüğü bir tarihte ve geldikleri yerde uygun yerine tekrar habitatına salacak. Ekolojik dengede yerlerini alacaklar. Yaban hayvanları hiç insanla temasa geçmemiş hayvanlardır. Ama bazen göçemeyenler olduğu zaman bize getirip tedavisini yapıp tekrar doğaya bırakmaktayız" şeklinde konuştu.