GÜNDEM - 24 Mart 2026 Salı 09:44

Devletten aldığı destekle ikinci çiftliğini açtı

A
A
A

Elazığ’da besicilik işiyle uğraşan ve büyükbaş hayvan çiftliğini devletten aldığı destekle açan Ömer Erdem, oradan kazandığı para ve devletten aldığı destekle tavuk çiftliği açtı. Erdem açtığı çiftlikle ülkeye yıllık 360 ton beyaz et desteği sağlıyor.

Elazığ’da yaşayan 3 çocuk babası Ömer Erdem (49), merkeze bağlı Alaca köyünde 2015 yılında devletten yüzde 60 destekle 300 büyükbaş hayvan kapasiteli çiftlik kurmasının ardından kazandığı para ve devletin de destekleriyle büyükbaş hayvan çiftliğinin yanında bir de tavuk çiftliği açmaya karar verdi. 2020 yılında Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumuna başvuran Erdem, yetkililerin incelemesinin ardından yüzde 60 destekle 10 dönümlük alan üzerine 25 bin kapasiteye sahip tavuk çiftliği kurdu. Yılda 6 dönem olmak üzere 40 günde civciv üretimi gerçekleştiren Erdem, yıllık 360 ton beyaz et üretimi sağlayarak ülkenin beyaz et ekonomisine katkı sağlıyor. Devletten aldığı destekler sayesinde böyle bir işletmeyi açtığını belirten işletme sahibi Ömer Erdem, "Devlet desteği olmadan çiftçilerin bu tür işletmeleri hayal dahi edemeyeceğini" söyledi.

Devletten aldığı destekle ikinci çiftliğini açtı

‘Tavuklara kesinlikle ilaç kullanılmıyor’

2015 yılında besi işletmesini açtıktan sonra orada kazandığımız parayı bu sefer 2020’de TKDK’nın desteğiyle tavuk çiftliği açmaya karar verdik. Sağ olsun TKDK üretimde başarılı olanın hep yanında duruyor. 2020 yılında burayı açtık. Şuan da burası yıllık 6 dönem olmak üzere 40 günde bir civciv üreterek yaklaşık 25 binlik kapasiteye sahip. Burası her dönem yaklaşık 60 ton civarında beyaz et üretiyoruz. Yılda 6 defa döngü şeklinde devam ediyor. Burası 10 dönüm üzerinde yapılan bir işletme. Yaklaşık 200 bin Euro’nun yüzde 60’nı destek olarak almıştık. Tavuk çiftliğinde en dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi hijyendir. Tarım ve Orman Bakanlığı zaten bu konuda her dönem tavuklardan numune alıyor.

Devletten aldığı destekle ikinci çiftliğini açtı

Tavukların kamuoyunda hormonlu olduğu algısı var fakat bu tavukların ırkı, et ırkı olduğu için çok çabuk gelişiyor. 24 saat içerisinde 5-6 saat uyku onun dışında sürekli yüksek proteinle besleniyorlar. Kesinlikle ilaç kullanılmıyor. İnsanlarımız beyaz eti, akıllarında bir şüphe olmadan tüketebilirler. Devlet desteği olmasa bizim gibi çiftçilikten gelen insanların böyle işletmeler kurması hayal dahi değil. Allah nasip etti. Rabbim devlete zeval vermesin, tekrar söylüyorum devletin desteği olmazsa bu işletmeleri büyük şirketler açar ama bizim gibi topraktan gelen çiftçiler, bu tür işletmeleri açması hayal bile edilemez. Burada firma bize civcivi getirir, biz sadece bakıcılığını yapıyoruz. 42 günde yetiştiriyoruz. Şirket tekrar gelerek tavukları alıp kesimhaneye götürerek kesimlerini yapıp pazara sunuyorlar" dedi.

Devletten aldığı destekle ikinci çiftliğini açtı

Ahmet Mücahid Kantarcıoğlu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Yaşlılar Haftası Muğla’da keyifli bir geziyle kutlandı Muğla Büyükşehir Belediyesi, 18-24 Mart Yaşlılar Haftası kapsamında Hasan Özcan Yaşamevi ve Nilüfer Caner 100 Yaş Evi sakinleri için gezi programı düzenleyerek, yaş almış vatandaşları kentin tarihi ve kültürel değerleriyle buluşturdu. Muğla Büyükşehir Belediyesi yaş almış vatandaşların sosyal yaşamla bağlarını güçlendirmek ve kentin kültürel değerlerini yerinde tanımalarını sağlamak amacıyla özel bir gezi programı düzenledi. Program kapsamında Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bulunan Hasan Özcan Yaşamevi ile Nilüfer Caner 100 Yaş Evi sakinleri keyifli ve öğretici bir gün geçirdi. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından organize edilen gezide, katılımcılar rehber eşliğinde Muğla’nın Yatağan ilçesine bağlı Eskihisar Mahallesi sınırları içerisinde bulunan ve ‘Gladyatörler Kenti’ olarak da bilinen Stratonikeia Antik Kenti’ni ziyaret etti. Antik kentin tarihi yapıları hakkında detaylı bilgiler alan yaş almış vatandaşlar, bölgenin binlerce yıllık geçmişine tanıklık etmenin mutluluğunu yaşadı. Gezi programının bir diğer durağı ise Türk halk müziğinin unutulmaz eserlerinden biri olan ‘Ormancı Türküsü’ne ilham veren olayın yaşandığı Belen Kahvesi oldu. Tarihi atmosferiyle dikkat çeken Belen Kahvesi’nde yapılan ziyaret, katılımcılar için nostaljik bir deneyime dönüştü. 100 Yaş Evi üyesi Nilgün Yayla, yaklaşık on yıldır merkezin faaliyetlerine katıldığını belirterek şunları söyledi: "Her türlü etkinliklerine katılıyoruz. Sinemalarımız, tiyatrolarımız, gezilerimiz bize terapi gibi geldi. Çok güzel yerler görüyoruz, hem hatıralarımızı tazeliyoruz, hem farklı arkadaşlarla birlikte oluyoruz. Bize böyle bir imkan sağladığı için, Ahmet Aras’ı, çok teşekkür ederim" Emekli öğretmen İbrahim Kara da gezinin kendileri için oldukça faydalı olduğunu yıllar sonra bu tarihi alanları yeniden görme fırsatı verildiğini belirterek, "Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin yapmış olduğu bu gezi bizim için çok faydalı oldu. Stratonika bölgesini gezdik. Rehberimiz bize görmemiz gereken yerleri anlattı. Biz de memnun olduk. Ahmet Başkanımıza çok çok teşekkür ederim" dedi Muğla Büyükşehir Belediyesi Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesinde Ergoterapist olarak çalışan Hilal Kocabıçak, "Bugün burada Muğla Büyükşehir Belediyi olarak, Yaşlılar Haftasını kutlamak amacıyla Nilüfer Caner 100 yaş evi üyeleri ve Hasan Özcan sakinleri ile birlikte Stratonika ve Gevenes bölgesine bir gezi düzenledik. Buradaki seyahatimizin amacı yaşlıların sosyal katılımını arttırmak ve aktif olarak hareket etmelerini sağlamak" dedi. Yaş almış vatandaşların sadece Yaşlılar Haftası kapsamında hatırlanmadığının altını çizen Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran büyüklerin hayatın içinde aktif ve mutlu olmalarının çok önemli olduğunu, onların sosyal yaşamdan kopmadan, keyifle vakit geçirebilecekleri ortamlar oluşturmayı önemsediklerini açıkladı.
Aydın Nazilli Devlet Hastanesi’nde ’Diyabet Okulu’ eğitimleri sürüyor Aydın’ın Nazilli ilçesinde Nazilli Devlet Hastanesi tarafından diyabet hastalarına yönelik düzenlenen ’Diyabet Okulu’ eğitim programı yoğun katılımla devam ediyor. Diyabet hastalarının hastalıklarını daha iyi tanımaları, doğru yönetmeleri ve yaşam kalitelerini artırmaları amacıyla düzenlenen eğitimlerde, alanında uzman sağlık personellerinin katılımcılara kapsamlı bilgiler aktarılıyor. Eğitim programı kapsamında Endokrinoloji Uzmanı Neslihan Soysal Atile tarafından diyabetin oluşumu, türleri, tedavi yöntemleri ve düzenli takibin önemi hakkında bilgilendirme yapıldı. Diyabetin kontrol altına alınmasının uzun vadeli sağlık açısından taşıdığı öneme dikkat çekildi. Programda ayrıca diyabet hemşiresi tarafından insülin kullanımı, doğru enjeksiyon teknikleri ve diyabetik ayak bakımı konuları ele alınırken, hastaların günlük yaşamda dikkat etmeleri gereken hususlar detaylı şekilde anlatıldı. Diyetisyen tarafından gerçekleştirilen eğitimde ise diyabet hastalarına yönelik beslenme ilkeleri, ara öğün düzeni ve tüketilmemesi gereken gıdalar hakkında bilgiler paylaşıldı. Dengeli ve düzenli beslenmenin hastalık yönetimindeki rolü vurgulandı. Fizyoterapist eşliğinde yapılan bilgilendirmede de fiziksel aktivitenin diyabet üzerindeki olumlu etkileri, uygun egzersizler ve egzersiz sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar aktarıldı. Düzenli hareketin kan şekeri kontrolüne katkısına dikkat çekildi. Hastane yönetimi, düzenlenen eğitim programları ile katılımcıların diyabet konusunda bilinçlenmesinin ve hastalık yönetiminde daha aktif rol almalarının amaçlandığını belirterek, bu tür eğitimlerin belirli aralıklarla devam edeceğini ifade etti.
Kütahya Bu tarihi çeşme 156 yıldır durmadan akıyor Kütahya’nın Gediz ilçesine bağlı Yunuslar Köyü’nde, 1870’li yıllardan bu yana hiç durmadan akan tarihi Ayvaz Çeşmesi, asırlık hikâyesi ve yaz kış eksilmeyen buz gibi suyuyla hem köylülerin hem de çevre bölgelerden gelen vatandaşların uğrak noktası olmaya devam ediyor. 1970 ve 1980’li yıllarda köyün en önemli su kaynağı olan üç oluklu bu çeşme, günümüzde de modern imkânlara rağmen popülerliğini koruyor. Aslen Yunuslar Köyü’nden olan Araştırmacı-Tarihçi Yazar Hüseyin Göksal, yerel tarih üzerine yaptığı titiz çalışmalar neticesinde çeşmenin kökenine ışık tuttu. Köyde kendiliğinden akan yaklaşık 20 çeşme bulunduğunu ancak en eskisinin Ayvaz Çeşmesi olduğunu belirten Göksal, "Nüfus defterlerini incelediğimde, köyümüzde artık devam etmeyen ’Ayvazoğulları’ sülalesinin varlığını keşfettim. Çeşmenin isminin buradan geldiğini ve bu sülaleden bir hayırsever tarafından yaptırıldığını tahmin ediyoruz. Köyümüzün eski yerleşim yerinde 1870’li yıllarda yaşanan bir göçük hadisesi sonrası köylüler şimdiki konuma taşınmış ve bu çeşme de o dönemde, yani yaklaşık 1875-1876 yıllarında inşa edilmiştir" dedi. Göksal, "Çeşmenin mimari yapısında bulunan üç ayrı oluk, köy sakinleri için sadece bir su kaynağı değil, aynı zamanda kültürel bir simge. Hüseyin Göksal, çocukluk yıllarına dair gülümseten bir inancı da paylaştı: "Biz çocukken bu üç oluğu; yılan, kurbağa ve balık olarak adlandırırdık. İnancımıza göre en temiz ve güzeli ’balık’ dediğimiz oluktu, suyu mümkün olduğunca ondan içmeye çalışırdık" şeklinde konuştu. Ayvaz Çeşmesinin, özellikle teknolojinin henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde stratejik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Göksal, "Dere yatağında bulunduğu için zaman zaman sel ve benzeri doğa olayları nedeniyle hasar görse de, Kemal Özdoğan ve son olarak 2023 yılında yapılan kapsamlı tadilatlarla ayakta tutuldu. Harman yerinin hemen yakınında bulunan çeşme, 1970’li ve 80’li yıllarda tarlada çalışan köylülerin bir numaralı su kaynağıydı. Göksal, çeşmenin sosyal hafızadaki yerini şu sözlerle özetledi: "Ramazan aylarının sıcak yaz günlerine denk geldiği yıllarda, henüz evlerde buzdolabı yokken köylüler iftara yakın buraya akın ederdi. İftar sofraları için buradan doldurulan buz gibi sular, en büyük zenginliğimizdi" ifadelerini kullandı. Gediz’in kültürel mirasının canlı bir kanıtı olan Ayvaz Çeşmesi, asırlardır olduğu gibi bugün de Yunuslar Köyü’nde doğanın cömertliğini ve tarihin derinliğini yansıtmaya devam ediyor.