ÇEVRE - 06 Mayıs 2025 Salı 09:47

Dünyada ilk: Proje tamamlandığında dünyanın ilk geri dönüşüm pisti olacak

A
A
A
Dünyada ilk: Proje tamamlandığında dünyanın ilk geri dönüşüm pisti olacak

Elazığ Hipodromunda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Projesi çerçevesinde dünyada eşi benzeri olmayan geri dönüşüm pistinin çalışmalarında sona gelindi. Yapılan projeyle birlikte 20 bin ton kum, geri dönüşüme kazandırılacak.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayelerinde yürütülen Sıfır Atık Projesi, israftan kaçınmayı ve atığın önlenmesini, azaltılmasını, yeniden kullanılmasını ve geri dönüştürülmesini savunuyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı öncülüğünde yürütülen ve döngüselliğe dayalı bir kaynak ve atık yönetimi yaklaşımı olan proje, sürdürülebilir üretim ve tüketim alışkanlıklarını teşvik edilmesi ve kaynakların verimli kullanılmasını teşvik ediyor. Elazığ Hipodromunda da son yıllarda Sıfır Atık Projesine destek olmak maksadıyla yapılan çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Elazığ Hipodrom Müdürü Muhammed Demirçelik tarafından kum pistlerinin geri dönüştürülerek tekrar kullanılması fikri, Fırat Üniversitesinin de destekleriyle proje haline dönüştü. TUBİTAK projesi olarak başlatılan ve dünyada eşi benzeri olmayan projede geri dönüşüm pistinin sonuna gelindi. Yapılan bu projeyle birlikte yıllık 20 bin ton kum, yıkanıp elendikten sonra tekrar geri dönüştürülecek.


Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü olarak her ne kadar depremle anılan bir kurum olsak da kendilerinin bir de çevre kısmı olduklarını belirten Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Fatih Önalan, "Çevreyi korumaya ve güzelleştirmeye çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki çevre bize miras değil bir emanettir. Bu emaneti gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde yaşanabilir bir ortam oluşturarak teslim etmemiz gerekiyor. Bu nedenle bu tür tesislerin varlığı çok önemlidir" dedi.



’’Projeyi daha iyi boyutlara getirmek için çabamız devam ediyor’’


Pistlerden her yıl toplanan birçok kumun geri dönüştürülebileceği fikrinin ortak akılla hakim olduğunu ifade eden Fırat Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekanı Bahar Demirel, "Bunun ilk fikir babası da hipodrom müdürümüzdür. Daha sonra yaptığımız laboratuvar analizlerin de gördük ki kumun yüzde 60’a yakın kısmı dayanıklılık açısından yine pistlerde kullanılabilecek durumda ve kil olarak da yeterli miktarda dayanıklılığa sahip olacak boyutlara sahipti. Bu durumda bu atığı neden hem çevre kirliliği olarak ortada bırakalım diye düşündük ve hep beraber bir TUBİTAK projesi yapma fikri oluştu. Halihazırda halen daha TUBİTAK’ta inceleme aşamasında olan bir projemiz var. Projemizde, kimya mühendisleri, mekatronik mühendisleri, yazılım mühendisleri ve bende inşaat mühendisi olarak bulunuyorum. Bu konuda bilgi ve birikimlerimizi bir araya getirip böyle bir tesisi daha modern bir şekilde nasıl hayata geçirebiliriz fikri hakim şuanda. Projemiz şuan da hayata geçti ama bundan sonraki aşamada da daha iyi boyutlara getirmek üzere çabalarımız sürecek" diye konuştu.



20 bin ton kum, yıkanıp elenerek geri dönüştürülüyor


Kum pist atığının geri dönüştürülmesi kapsamında bir arada olduklarını belirten Elazığ Hipodrom Müdürü Muhammet Demirçelik, "Bu proje Cumhurbaşkanımızın eşi Emine Erdoğan’ın ülke çapında başlatmış olduğu Sıfır Atık Projesine destek olmak ve hipodrom alanımızda bulunan pistlerden çıkan atıl kumların değerlendirilerek dönüştürülmesini hedeflemektedir. Yaklaşık 3 yıl önce bu projenin ilk fikri, aklımıza geldiğinde bunu geliştirmek istedik. Fırat Üniversitesi ile birlikte işe akademik bir boyut katmak amacıyla çalışmalara başladık. Bu süreçte birçok analiz ve deneme yapıldı. İnönü Üniversitesi Madencilik Fakültesi de konuya dahil oldu. Pistlerimizden her yıl yaklaşık olarak topladığımız 20 bin ton civarındaki kumun yıkanıp elenerek tekrar geri dönüştürülebileceğini anlamış bulunmaktayız. Buradaki sistemimizi Karayolları Bölge Müdürlüğünden elde ettiğimiz makineyle pistlerimizden elde ettiğimiz kumu, tekrardan yıkama ve eleme işleminden geçiriyoruz. Buradaki kil malzeme çökertme havuzunda çökertilecek. Çökertilecek malzeme Yurtbaşı beldemize verilerek kablolama ve parkeleme alanlarında bunu kullanacaklar. Suyu da havuzlarda dönüştürerek tasarruf amacıyla kullanıyoruz. Projemiz tamamıyla çevresel bir projedir. Kum Pist Atığı Geri Dönüşüm Projesi (KUPA) tasarımı, Avrupa Yeşil Mutabakatına sürdürülebilirlik ve diğer ekonomik kurallara uygun bir projedir. At yarışı işi yapıyoruz. Bu nedenle şöyle bir sloganım var ’Geri dönüşüm projeleriyle sürdürülebilir bir geleceğe koşuyoruz.’ Umarım daha önce sıfır atıkla yaptığımız projeler gibi bu projemiz de başarıyla sonuçlanacaktır. Daha önce, tarımsal sulama alanlarına yapay dereler yaptık. Hipodromda bulunan bariyerler ve varillerden çocuklarımız için geri dönüşüm parkı yaptık. Hipodromda bulunan iş makinelerinden çıkan parçalardan heykeller inşa ettik ve onlar da şuan da Kapadokya’da sergileniyor. Dolayısıyla 2017 yılından itibaren sürdürdüğümüz sıfır atık projelerine katma değer katarak devam ediyoruz. Bu projenin dünyada bir ilk olduğunu düşünüyoruz. Bu projeden literatürde bulamadık. Projemiz sonuçlandığında dünyada ilk geri dönüşüm pisti olarak kullanılacaktır. Bunun da Elazığ’da olması bizler için gurur vericidir" şeklinde konuştu.



Dünyada ilk: Proje tamamlandığında dünyanın ilk geri dönüşüm pisti olacak

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum ETÜ ve TU12 İş Birliğinde "Yapay zekâ temalı eğitimde iyi örnekler çalıştayı" düzenlendi Erzurum Teknik Üniversitesi (ETÜ) ve Teknik Üniversiteler Birliği (TU12) iş birliğiyle düzenlenen "Yapay Zeka Temalı Eğitimde İyi Örnekler Çalıştayı" gerçekleştirildi. ETÜ Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ Teknolojileri Koordinatörlüğü tarafından bu yıl "Eğitimde Yapay Zeka ve Son Gelişmeler" temasıyla organize edilen çalıştayda, eğitim süreçlerinde yapay zekâ kullanımına ilişkin güncel gelişmeler ile yükseköğretimde dijital dönüşüm süreci ele alındı. Prof. Dr. Muammer Yaylalı Konferans Salonu’nda düzenlenen çalıştayın açılış programına ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak’ın yanı sıra Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Eskişehir Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Konya Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ender Ciğeroğlu, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Kul, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik, akademisyenler ve öğrenciler katıldı Rektör Çakmak: Yapay zekâ üniversiteler için bir yönetişim meselesidir Çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir gelişme değil, yükseköğretim kurumları açısından aynı zamanda pedagojik, etik ve kurumsal bir dönüşüm alanı olduğunu vurguladı. Yapay zekânın eğitimden araştırmaya, kurumsal karar alma süreçlerinden akademik üretime kadar üniversitelerin tüm bileşenlerini etkileyen yeni bir paradigma sunduğunu ifade eden Çakmak, yükseköğretimde asıl meselenin yalnızca yeni araçların kullanımı olmadığını, bu teknolojilerin insan iradesi, akademik dürüstlük, veri güvenliği ve etik sorumluluk çerçevesinde nasıl yönetileceği olduğunu dile getirdi. ETÜ’nün yapay zekâ alanındaki yaklaşımını yalnızca teknolojiye uyum sağlama çabası olarak görmediklerini kaydeden Çakmak, üniversite bünyesinde yürütülen dijital dönüşüm sürecinin yapay zekâ teknolojileriyle daha da güçlendirildiğini ifade etti. Bu kapsamda öğretim elemanları ve öğrencilere yönelik farkındalık eğitimleri düzenlendiğini, yapay zekâ kullanımına ilişkin kurumsal ilkelerin oluşturulduğunu ve etik temelli bir kullanım anlayışının benimsendiğini belirtti. Üniversitenin geliştirdiği kurum içi yapay zekâ ajanı "ETÜ Bilge"ye de değinen Çakmak, sistemin kurumsal bilgi birikimini daha erişilebilir ve güvenli hâle getirmeyi amaçladığını belirterek, yapay zekânın karar verici değil, karar destek mekanizması olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Rektör Mantar: Yapay zekâ tek bir disiplinin konusu değil Açılış programında konuşan Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar ise yapay zekânın yalnızca bilgisayar ya da mühendislik alanlarına özgü bir teknoloji olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Yapay zekânın farklı disiplinleri yatay şekilde kesen dönüştürücü bir alan olduğuna dikkat çeken Mantar, yükseköğretim kurumlarının öğrencilerini bu yeni döneme hazırlamak zorunda olduğunu belirtti. Yapay zekânın yasaklanması yerine bilinçli ve etkin kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini dile getiren Mantar, öğrencilerin bu araçları doğru kullanabilme, sorgulama ve doğrulama becerileriyle donatılmasının önemine vurgu yaptı. Üniversitelerde eğitim anlayışının değişmekte olduğuna işaret eden Mantar, geleceğin eğitim modelinde akademisyenlerin bilgi aktaran rolünün yanında daha fazla rehberlik ve mentörlük fonksiyonu üstleneceğini ifade ederek, yapay zekânın ölçme-değerlendirme süreçlerinden araştırmaya kadar pek çok alanda önemli katkılar sağlayacağını söyledi. Prof. Dr. Engin: Önce insan, ardından yapay zekâ Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Naci Engin de konuşmasında, yapay zekâ teknolojilerinin etkin kullanımında insan faktörünün belirleyici olduğuna dikkat çekti. Yapay zekânın güçlü bir bilişsel araç olduğunu ancak verimli kullanımının kullanıcıların entelektüel donanımı, eleştirel düşünme becerisi ve etik yaklaşımıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Engin, teknolojinin merkezinde insanın yer alması gerektiğini vurguladı. Öğrencilerin yalnızca yapay zekâ araçlarını kullanmayı değil, aynı zamanda bu araçların ürettiği bilgileri sorgulamayı, doğrulamayı ve akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde değerlendirmeyi öğrenmesi gerektiğini ifade eden Engin, yükseköğretimde yapay zekâ okuryazarlığının giderek daha büyük önem kazandığını kaydetti. Çalıştay oturumlarla devam etti Açılış programının ardından çalıştay, yapay zekânın eğitim süreçlerinde kullanımına ilişkin iyi örneklerin paylaşıldığı oturumlarla devam etti. Akademisyenler tarafından sunulan bildirilerde, eğitimde yapay zekâ uygulamaları, dijital öğrenme deneyimleri ve yükseköğretimde dönüşüm süreçleri farklı boyutlarıyla ele alınırken, günün sonunda gerçekleştirilen değerlendirme oturumunda ise geleceğe yönelik öneriler paylaşıldı.
Diyarbakır Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."