GENEL - 27 Şubat 2012 Pazartesi 16:05

HASTADAN DOKTORA, DOKTORDAN HASTAYA DAYAK İDDİASI

A
A
A
HASTADAN DOKTORA, DOKTORDAN HASTAYA DAYAK İDDİASI

Asistan Dr. Utku Iltır ve Dr. Fatih Sargın, görev yaptıkları Akdeniz Üniversitesi’nde sıra bekleyen hasta ve hasta yakınları tarafından darp edilip, hakarete maruz kaldıklarını iddia etti. Doktorları darp ettiği iddia edilen Figen Y. ve nişanlısı Okan Ş. ise ilgili yerlere şikayetçi olduklarını, ilk yumruğu doktorun kendilerine attığı ve saçlarından sürüklendiklerini ileri sürdü.
İddiaya göre, olay, Akdeniz Üniversitesi Gastroenteroloji Polikliniği’nde meydana geldi. Asistan Dr. Utku Iltır, 23 Şubat Perşembe günü, odanın dışarında bekleyen ve tedavi için hastaneye gelen Figen B. ve hasta yakını Okan Ş. arasında başka bir hasta yüzünden sözlü tartışmaya başladı. Doktorların iddiasına göre, başka bir hastayı korumaya çalışan Figen B. ve Okan Ş.’nin önce kendilerine hakaret ettiğini daha sonra ise darp etti.
Basın toplantısı düzenleyen doktorların yanında açıklama yapan Antalya Tabip Odası Genel Sekreteri Yavuz İpekli, hekime ve sağlık çalışanına şiddetin asla kabul edilemeyeceğini belirtti. İpekli, "Doktor, her ne kadar gece gündüz demeden, ırk, din, dil gözetmeden kutsal bir görev yapsa da en nihayetinde insandır ve onun da duyguları vardır. Hekimin mesleğini yaparken uğrayacağı sözlü ve fiziksel saldırı son derece tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Sonraki bakacağı hastalarla ilgili hatalar hatta insanın
hayatına mal olabilir. Yol açabilecek sözlü veya fiziksel şiddeti çok iyi değerlendirmeli. Hiç kimsenin cesaret edemeyeceği caydırıcı ilave yasalar, cezalar getirilmelidir" dedi.
Asistan Dr. Utku Iltır, kendisinin nazik bir dille karşı tarafı uyarmasına rağmen hakaret edildiğini belirtirken, olaya gürültü sebebiyle çıktığını belirten Dr. Fatih Sargın, gözlüğünün kırılması sebebiyle 3 saat zorlukla hasta bakabildiğini söyledi.
ASIL MAĞDUR DURUMDA KENDİLERİNİN OLDUĞUNU SÖYLEDİLER
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, İl Sağlık Müdürlüğü ve hastane başhekimliğine doktorları şikayet ettiğini belirten Figen B. Ve Okan Ş., asıl mağdur durumda kendilerinin olduğunu kaydetti. Okan Ş., "Amacımız, il dışından gelen yaşlı kadına yardım etmekti. Kendi sıramı dahi onlar ayakta beklemesin diye verdim. Ama doktor Utku Iltır, yaşlı kadın ve eşi ile ilgilenmedi. Onlara ’Sizinle uğraşamam’ dediğinden dolayı araya girdim. Bana ’Senin ağzını yüzünü dağıtırım’ dedi ve yumruk attı. Benim sağ bacağımda
zaten sorun var. Bir dizi ameliyat geçirdim. Nişanlımı saçından yerde sürüklediler. Ben doktorlardan şikayetçi oldum. Onlar da mağduru oynamak için basın toplantısı düzenlemiş. Kamera hepsini kaydetti" ifadesini kullandı.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sivas Ölmek üzereyken buldu, evinde bebek gibi besledi Sivas’ta apartman boşluğuna düşerek ölümün eşiğine gelen, yerde nadir nadir görülen ebabil kuşu, duyarlı bir vatandaşın çabasıyla yeniden hayata tutundu. Sivas’ta yaşayan Ferda Üredi, evinde oturduğu sırada komşusu kapısını çaldı. Komşusunun apartman boşluğuna bir kuş düştüğünü söylemesi üzerine hemen zemin kata indi. Üredi, havalandırma boşluğunda hareketsiz halde yatan kuşu fark etti. Kuşu eline aldığında yorgun, bitkin ve yaralı olduğunu gören Üredi, hayvanın uçamayacak halde olduğunu ve ayağını da kullanmakta zorlandığını fark etti. Ölmek üzere olan kuş için zaman kaybetmeyen Üredi, hemen bir veterinere götürerek, tedavi altına alınmasını sağladı. Veterinerde yapılan kontrolde ise kuşun, yerde nadir görülen ve yaşamlarının büyük bölümünü havada geçiren ebabil kuşu olduğu anlaşıldı. Tedavi sürecinin ardından kuşu sahiplenen Üredi, evinde büyük bir özenle bakımını üstlendi. Ebabil kuşunu adeta bir bebek gibi elleriyle besleyen Üredi, özel mama hazırlayarak hayatta kalması için yoğun çaba sarf etti. Ebabil kuşu bakımın ardından yeniden güç kazananak doğal yaşal alanı olan gökyüzüne bırkakıldı. "Kuşa kıyamadım" Kuşu elleriyle beslediklerini söyleyen Ferda Üredi, "Komşum zili çaldı ve apartman boşluğuna bir kuş düşmüş dedi. Gidip baktıktan sonra ben ilk başta kırlangıç zannettim. Kuşu bulduğumuzda uçamıyordu. Kuşu alıp hemen veterinere götürdüm. Veteriner ise bu kuşun bana ‘ebabil kuşu’ olduğunu ve bunların çok değerli olduğunu söyledi. İlk bulduğumuzda ölmek üzereydi ve ben de kıyamadım. Mama ve şırınga ile beslemeye başladık. Bugün diğer güne göre çok daha canlı durumda. Çok mutluyum" dedi. "Çok nadir görülen kuşlardır" Veteriner Hekim Pelin Karaköse ise kuşun kendisine geldiğinde ölmek üzere olduğunu belirterek, "Bu kuşu bir hasta sahibim getirdi. Çok nadir yere inen kuşlar bunlar. Birazda yabani ve hırçın yapılı kuşlardır. Ama bizim elimizdeki kuş çok sakin yapılı bir hayvan. Bize ilk geldiği zaman çok daha kötü bir durumdaydı. Burada tedavisini uyguladık. Kanat yapısı da zarar görmemiş. Özgür bir şekilde doğaya salınmayı bekliyor" diye konuştu. Ömrünün büyük kısmını uçarak geçiriyor Ebabil kuşları ömürlerinin neredeyse tamamına yakın bir kısmını havada uçarak geçirmeleriyle biliniyor. Beslenme, uyuma ve çiftleşmelerini de havada gerçekleştiriyorlar. Genelde yumurtlayacakları dönem yere inen bu kuşlar, ayakları omdukça kısa olduğu için yeniden havalanmakta güzlük çekiyor. Bir havalanışta yaklaşık 200 bin kilometre uçabilen ebabil kuşları sürü halinde hereket ederler.
Eskişehir Yunus Emre’nin hatırası Eskişehir’de yaşatılıyor Eskişehir’de bulunan Yunus Emre Türbesi, her yıl farklı illerden gelen birçok kişi tarafından ziyaret ediliyor. Şiirleriyle insanlığa sevgi ve hoşgörüyü öğütleyen halk şairi Yunus Emre’nin türbesi, Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy Mahallesi’nde bulunuyor. 1240-1320 yılları arasında yaşadığı ve Almanların tren yolu inşaatı nedeniyle 6 Mayıs 1949’da kabri taşındığı belirtilen Yunus Emre’nin türbesi, her yıl farklı illerden gelen birçok vatandaş tarafından ziyaret ediliyor. Türbenin manevi atmosferinde bir araya gelerek dualar eden ziyaretçiler, Yunus Emre’nin hatırasını yaşatmaya devam ediyor. "Yoğun olarak Bursa, Ankara ve İstanbul gibi illerimizden ziyaretçi geliyor" Türbenin geçmişiyle ilgili bilgiler paylaşan belediye görevlisi Hami Secit, "Hazretler, burayı dergah olarak kullanmıştır. 1240-1320 yılları arasında yaşamıştır ve 627 yıl yattığı kabir burasıdır. 1940 yılında Almanlar tren yolu yaparken Hazret bundan rahatsız olduğunu dile getiriyor. Tabii bu yaklaşık 7 yıl sürüyor, en son 5 metre ileriye almayı onaylıyorlar. Oraya alınıyor ama yine de Hazret rahatsız olduğunu belirtiyor ve 28 Haziran 1947 tarihinde kabr-i şerifleri açılıyor. Biyolojik inceleme de yapılmıştır, 80-82 yaşlarında bir Türkmen’e ait olduğu kesinleşmiştir. Devlet görevlileri burayı tescillemişler. Hazretler sağ yanına yatmış vaziyette ve sol elinin mahrem yerini örttüğü vaziyette çıkarılıyor. İslami şartlara göre gömülü olduğu görülüyor ve 2 yıl sandukada kaldıktan sonra ikinci kabr-i şeriflerine alınıyor. Yoğun bir katılım oluyor, çeşitli illerden yaklaşık 30-40 bin kişinin geldiği rivayet edilir. 1947’deki şartlardan bahsediyoruz, teknoloji yok. Halim Baki Kunter’in ’Hatıralarım’ diye bir kitabı vardır, orada bahseder zaten. Böyle bir yoğun katılımla 6 Mayıs 1949 yılında ikinci kabr-i şeriflerine alınmıştır. Hafta sonu kalabalığız, çeşitli illerimizden gelenler oluyor. Yoğun olarak Bursa, Ankara ve İstanbul gibi illerimizden ziyaretçi geliyor" dedi.