GENEL - 05 Mart 2012 Pazartesi 10:55

MEHMET AKİF ERSOY TOPLANTILARI DEVAM EDİYOR

A
A
A
MEHMET AKİF ERSOY TOPLANTILARI DEVAM EDİYOR

Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) ile Bakırköy Lisesi’nin birlikte düzenledikleri Mehmet Akif Ersoy etkinlikleri 2012 yılında da devam ediyor.
2011 Mehmet Akif Ersoy Yılı etkinliklerinde 17 toplantı gerçekleştirildi. 18. programda Prof.Dr. Ali Osman Özcan, "Safahat ve Eğitim" başlıklı bir konferans verecek.
Kırklareli Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölüm Başkanı ve İLESAM üyesi Prof. Dr. Ali Osman Özcan’ın, Algıdan Yoruma Yaratıcı Düşünce, Dönüşüm Çizgileri, Merakı Hapsetmek, Şeytanla Ekmek Bölüşmek isimli kitapları yayınlandı.
İLESAM İstanbul Şubesi Başkanı Cafer Vayni, 2012 ve 2013 yıllarında Mehmet Akif Ersoy’la ilgili etkinliklerin devam edeceğini, bu kapsamda 2012 yılında on ayrı program gerçekleştireceklerini söyledi.
Bakırköy Lisesi Müdürü Cengiz Tarbak da, bir yıl önce başladıkları etkinliklerin öğrencilerin davranış, düşünme, dinleme, yazma ve ifade kalitesini çok yükselttiğini somut olarak tespit ettiklerini, bunun için Mehmet Akif Ersoy’un ahlakı ve düşüncesine gençlerin sahip olması için her türlü fedakârlığı yapacaklarını ifade etti.
Konferansın, Bakırköy Lisesi Konferans Salonunda 5 Mart 2012’de saat 13.00’de başlayacağı bildirildi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Rize Yerde değil yüksekte arayınca cüzdanını buldu Rize’de alışveriş için dükkana girdiğinde, cüzdanını düşürdüğünü fark eden ve geldiği yoldan geriye dönen ancak bulamayan vatandaş, ablasının tavsiyesi üzerine yere değil yükseklere bakarak cüzdanını buldu. İzmir depreminin ardından 3 yıl önce akrabalarının da bulunduğu Rize’nin Ardeşen ilçesine taşınan Fatma Demirkıran, eşi ve çocuklarıyla birlikte ilçede hayatını sürdürmeye başladı. Ablasını ziyaret için evden çıkan Demirkıran eve bir şeyler almak için bakkala girdiğince cüzdanının cebinde olmadığını fark etti. Ablasına eve bakmasını söylerken kendisi de geldiği yoldan geriye dönerek düşürmüş olabileceği yerlere bakındı. Ablasının telefonda kendisine ‘eğer düşürdüysen yere değil, kaldırımın kenarında yerden yüksekte olan yerlere bak’ demesi üzerine gezdiği yolları tekrar gezen Demirkıran cüzdanına kavuştu. Cüzdanı kaldırımda bulan bir vatandaş, ilçeye has özellik olan güven duygusuyla ‘nasıl olsa buradan bir daha geçer ve cüzdanını alır’ mantığı ile cüzdanı yerden alarak yol kenarında bulunan doğal gaz dolabının üzerine koymuştu. Demirkıran yaşadığı mutluluğu ve güven duygusunun karşılığını sevinçle anlatan bir video çekerek o anları sosyal medyada paylaştı. İHA muhabirine açıklama yaparak ilçedeki güven duygusunun, insanların birbirlerine olan güveninin kendisini çok memnun olduğunu dile getiren Demirkıran, "Ablamlar ileride oturuyorlar. Ben onlara misafirliğe gidiyordum. Dönüşte de hani ekmek alır ve alışverişimi yaparım diye cüzdanımı yanıma almıştım. Cüzdanım da böyle küçücük. Monttaki cebime koydum. Kaldırımda yürürken düşürmüşüm. Aynı zamanda yağmur da yağıyordu. Düşürdüğümü fark etmeden ilerledim. Sonra evime yakın yerdeki dükkana gittiğimde, tam alışverişimi yapacağım baktığımda cüzdanım yoktu. Hemen ablamı aradım ’arabada mı kaldı acaba, evde mi düşürdüm, bakın’ dedim. Onlar bakındılar, ’burada değil’ dediler. ’Tamam’ dedim. O sırada yine de konuşuyorum onlarla, ’acaba nerede düşürdüm’ diye yere bakarak gidiyordum. Sonra ablamla aynı zamanda konuşurken ablam ’bulabildin mi’ diye sorunca ’yok, hala bakıyorum, yerde değil’ dedim. Ablam, ’yere bakma. Sağına soluna bak. Yani cüzdanı koyulabilecek bir yere bak’ dedi. Dedim, o kadar nasıl emin olabiliyor bundan? Sonra ’Aaa doğru diyor’ dedim. Bulduğum yeri ilk önce geçmiştim. Görmeden ilerledim. Onu söyledikten sonra geriye döndüm. Bu sefer dönerken hiç yere bakmadım. Şöyle sağıma soluna bakıyorum; yüksek yerlere bakıyorum, ’nereye konulur’ diye. Sonra bir baktım, almışlar cüzdanımı kutunun üzerine koymuşlar. Burada duruyordu. Ben hemen bunu gördüğüm an ’Rize bu demek ki’ diye düşündüm. Cüzdanımı alıp resmi bir yere bırakmaya bile gerek duymamış. O kadar sahibinin alacağından emin olmuş ki, düşürdüğüm yerden yüksek dolabın üzerine koymuş. ’Ondan başkası almaz herhalde’ demiş. Ben bunu hissettim, bu güveni hissettim. Bu muhteşem bir şey" ifadeleriyle olayı anlattı. İlçenin güvenirliğini daha önce duyduğunu ancak yaşadığı olayla da tecrübe ettiğini kaydeden Demirkıran, "Çok güvenilir bir şehir deniliyordu, ben böyle uygulamalı görmüş oldum. Açıkçası daha önce de bir beyefendi vardı. O motorunun anahtarını arıyordu. Anahtarı 3 gün boyunca aramış hatta. Evinde, dükkanında, hiçbir yerde bulamamış. Sonra bir de bakmış motorun üstündeymiş o anahtar. Üçüncü senemiz oldu taşınalı. İzmir’de yaşıyordum ben. Ama bu kadar güvenilir olduğunu bilmiyordum. İlla birbirini tanımak ya da akraba olmak gerektirmiyor burada. Ben kat kat yabancı kişilere iki çocuğum var, onları bile emanet etmişliğim vardır. Ararım işte; ’ben yetişemiyorum, çocuğuma mukayyet olur musunuz’ diye. ’Tabii’ diyorlar. Hiç o güvensizliği hissetmedim. Aşırı güvenli şehir. Gece ben 02.00’de dahi sahilde yürüyüş yapabiliyorum çok rahatlıkla" diye konuştu.
Bolu Bolulu altın ustası, 69 yıldır 20 metrekarede altına hayat veriyor Bolu’da tarihi Taşhan’daki 20 metrekarelik dükkanında altın, gümüş ve bakır tamiri yapan 77 yaşındaki Hayati Karademir, 69 yıldır ürünleri eski ihtişamına kavuşturuyor. Yeni nesil çırakların meslekten çok paraya önem verdiğini ve sektörde temelden yetişen usta kalmadığını belirten Karademir, "Bir gram altının aynı şekilde sahtesini çıkarıyorlar. İnsanlar baktığı zaman bilemiyorlar. Bizim gibi temelden uğraşan kalmadı" dedi. Bolu’nun Büyükcami Mahallesi’nde bulunan tarihi Taşhan’da kuyumcu tamirciliği yapan Hayati Karademir, mesleğe 8 yaşında başladı. 69 yıldır sektörün içinde olan ve zamanla değerli eşya tamirciliğine yönelen Karademir, 2 oğlunu da bu meslekte yetiştirdi. 3 yıl önce evlatlarından birini kaybeden usta isim, kaynak ve inceltme makineleriyle yıllara meydan okuyor. 20 metrekarelik dükkanında altın gibi değerli eşyaları tamir eden Karademir, ürünleri eski ihtişamına kavuşturuyor. "Yeni nesil daha çok paraya tamah ediyor" Bir çırağın babasının yanında yetişmesinin doğru olmadığını tecrübesi ile söyleyen Hayati Karademir, "Mesleki düzenlerde illaki bir çırak, usta yanında yetişecek. Babasının yanında olunca rahat oluyor. Usta yanında mecburen dikkatli olmak zorundasın. Ne denirse yapmak ve iyi takip etmek zorundasın. Yeni nesil daha çok paraya tamah ediyor. Pek sıkıntı çekmek istemiyorlar. Daha kapıdan girene bir şey öğretmek istediğimde önce, ‘Ne kadar para vereceksin? Haftada kaç gün izin vereceksin?’ sorusunu soruyor. ‘Sabahları kaçta geleceğim?’ diye soruyor. Ben Eskişehir’deki çıraklık dönemimde 7’yi 10 geçe dükkan açardım" dedi. "Eskiden tamir zordu" Eskiden bakır, gümüş ve altın ürünlerinin tamirinin daha zor yapıldığını belirten Hayati Karademir, "Eskiden ayakla çalışan körükler vardı. Futbol topunun içi dediğimiz kısım körüğün üstüne yerleştirilir. Ayakla basılınca o topun içi şişer ve ağzından çıkan hava kenarda duran benzin deposuna girer. O ayakla bastığımız hava benzin deposu içerisindeki havaya karışarak kaynak yapılırdı. Eskiden zordu ayak ve ellerin sürekli çalışması gerekiyordu. Şimdi kaynak ile eriterek yapıyoruz" diye konuştu. "Bir gram altının aynı şekilde sahtesini çıkarıyorlar" Teknolojinin ilerlemesiyle fabrikasyon ürünlerinin arttığını ve ayırt edilmesinin zor olduğunu vurgulayan Hayati Karademir, "Teknoloji büyüdükçe her şeyin fabrikasyonu yapılabiliyor. Hem de seri halde. Son zamanlarda öyle metaller yapılıyor ki görünüşü altın gibi. Biz dahi zor ayırt ediyoruz. Biz kuyumculukta dürüstlük ve doğruluk çok önemlidir. Altın ve gümüşte genelde ayar olur. Damga olur, damgası bir şey satılamazdı. Hiç kimse altın olmayan bir şeyi satıp para kazanmayı düşünmezdi. Sahtekarlık hiç akla gelmezdi. Bir gram altının aynı şekilde sahtesini çıkarıyorlar. İnsanlar baktığı zaman bilemiyorlar. Bizim gibi temelden uğraşan kalmadı. Bolu’da 50, 60 tane kuyumcu var. Temelden bilgili olan kalmadı" şeklinde konuştu. "En tehlikeli olan kezzap dediğimiz asittir" Meslekte kullanılan ürünlerin tehlikesinden de bahseden Karademir, "En tehlikeli olan kezzap dediğimiz asittir. Bu genelde ele ve vücuda temas ettiği zaman yakar. Korunmak önemlidir. Bunun yanında yine siyanür kullanırız. Siyanür çok tehlikeli ve zehirli bir maddedir. Aynı su içerisine karıştırılırsa mideye inen o asit kişiyi ölüme dahi götürebilir" ifadelerine yer verdi.
Ankara Bakan Uraloğlu: "8 yılda Başkentray ile 140.3 milyon yolcu taşıdık" Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 12 Nisan 2018’de modernize edilerek yeniden hizmete açılan Başkentray’ın 8 yılda 140,3 milyon yolcuya hizmet verdiğini açıkladı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 12 Nisan 2018’de modernize edilerek yeniden hizmete açılan Başkentray’ın 8. hizmet yılı vesilesiyle yazılı açıklamada bulundu. "Başkentray ile metro standardında banliyö hizmeti vermeye başladık" Başkentray Projesi ile mevcut hattın tamamen yenilenip standardının da yükseltilerek metro standardında ulaşım yapılmaya başlandığını dile getiren Bakan Uraloğlu, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Başkentray’ı yüksek hızlı tren, banliyö ve konvansiyonel tren işletmeciliğine uygun olarak inşa ettik. Başkentray ile Kayaş-Sincan arasında metro standardında banliyö hizmeti vermeye başladık. Proje kapsamında, 24 adet banliyö istasyonunun metro standardında yeniden inşa ettik. Eryaman YHT Gar’ı da bu proje kapsamında tamamlayarak Eryaman’da YHT ve banliyö hizmeti vermeye başladık." "8 yılda 140,3 milyon yolcu" Yolcu sayılarına ilişkinde açıklamada bulunan Bakan Uraloğlu, "8 yılda Başkentray ile 140,3 Milyon yolcu taşıdık. Başkentray’ı her gün ortalama 76 bin yolcu kullanıyor, yoğun günlerde bu sayı 115 bine kadar çıkıyor" şeklinde konuştu. "Yaklaşık 36 kilometrelik hat üzerinde vatandaşlarımıza hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım imkânı sunuyoruz" Bakan Uraloğlu, Başkentray’ın modern altyapısı ve yüksek kapasitesiyle başkentte toplu ulaşımın bel kemiğini oluşturduğunu belirterek, "Sincan ile Kayaş arasında uzanan yaklaşık 36 kilometrelik hat üzerinde vatandaşlarımıza hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım imkânı sunuyoruz. Günlük binlerce yolcuya hizmet veren sistemimiz, yoğun saatlerde sıklaştırılan seferlerle bekleme sürelerini minimuma indiriyor" dedi. Başkentray’ın sadece bir banliyö hattı olmadığını, aynı zamanda entegre bir ulaşım projesi olduğunu vurgulayan Uraloğlu, "Metro, otobüs ve diğer toplu taşıma sistemleriyle sağlanan bağlantılar sayesinde vatandaşlarımızın şehir içinde kesintisiz ulaşımına katkı sağlıyoruz" ifadelerini kullandı. Projede erişilebilirlik ve yolcu konforunun ön planda tutulduğunu belirten Uraloğlu, tüm istasyonların engelli vatandaşların kullanımına uygun şekilde düzenlendiğini, modern tren setleriyle ferah ve güvenli bir seyahat imkânı sunulduğunu kaydetti.
Kayseri 44 yıldır tarihi saatlere ince ayar veriyor Kayseri’de saat tamirciliği yapan İbrahim Çimen, 44 yıldır 250-300 yıllık saatlere ince ayar veriyor. İbrahim Çimen, yıpranan 250-300 yıllık saatleri tamir ediyor. Babasının vefatından sonra okuma şansının olmadığını ve bu mesleğe atıldığını dile getiren Çimen, işini severek yaptığını söyledi. 1650-1700’lü yıllardan kalman saatleri tamir ettiğini belirten Çimen, "44 yıldır saatçiyim. 1981 yılında babam vefat edince okuma şansımız olmadı. Okuyamadığım içinde bir meslek seçmek zorunda kaldım. Saatçiliğe başladım ama bu işi çok sevdim. Daha sonra başka hiçbir yapmadım, yapamam. Çünkü bu işi severek yapıyorum. Saatlerin sistemini bilirseniz kolay. Her saatin ayrı bir özelliği vardır. Ben 250-300 yıllık saatleri tamir ediyorum, hepsinin sistemi bir birinden farklı. Elimdeki saat Fransız Pirior, 1750 yılında çıkmış. Benim tamir ettiğim saatler bu şekilde eski saatler. Bu tarz eski saatlerde hem zemberek, hem de zincir sistemi vardır. Bizlerde bu zincir sistemini geliştirip, tamir ederek bu işi idame ettiriyoruz" ifadelerini kullandı. "Türkiye’de eski saatler üzerine çalışan sayılı ustalardan biri" Saat koleksiyoneri Bayram Ayzet, Türkiye’de İbrahim usta gibi insanlardan sayılı olduğunu söyleyerek, "Bende uzun zamandır cep saati ile ilgiliyim. İbrahim ustayı uzun yıllardır tanırım. Hem arkadaş ilişkilerimiz hem de saatlerimin bakımlarını kendisi yapar. İbrahim usta, Türkiye’de eski saatler üzerine çalışan sayılı birkaç ustadan biridir. Kayseri’miz bu konuda çok şanslı. 1650’li yıllardan itibaren cep saatleri var. Eskiden elektrikli ev ve el aletleri yokken ustalar her şeyi elleriyle yapmışlardır. Bu tarz eski saatlerin bakım ve arızasını Türkiye’de yapan çok az sayıda kişi var. İbrahim ustamız da onlardan birisidir" şeklinde konuştu.