YEREL HABERLER - 14 Mart 2012 Çarşamba 16:16

EMANET VERDİĞİ EŞEĞİNİ GERİ ALAMAYINCA ŞİKAYETÇİ OLDU

A
A
A
EMANET VERDİĞİ EŞEĞİNİ GERİ ALAMAYINCA ŞİKAYETÇİ OLDU

Kütahya’nın Altıntaş ilçesi Eren köyünde eşeğini ödünç verdiği yerden geri alamayan bir şahıs jandarmaya gelerek eşeğini geri vermeyen şahıstan şikayetçi oldu.
Edinilen bilgiye göre, A.A. isimli şahıs ilçe Jandarma Komutanlığına gelerek yaklaşık 2 yıl önce kendisine ait olan eşeğini aynı köyden M.B. isimli şahsa emanet olarak verdiğini, şahıstan eşeği geri istemesine rağmen eşeğini alamadığını ifade etti. A.A. eşeğini geri alamadığı M.B. den şikayetçi oldu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Sosyal hizmet çalışanları bayram tatili sonrası ilk mesaide buluştu Eskişehir Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü bünyesinde, Ramazan Bayramı tatili sonrası ilk iş gününde bayramlaşma töreni düzenlendi. Eskişehir’de kamu kurumlarında bayram sonrası ilk mesai günü yoğunluğu yaşanırken, İl Müdürlüğü binasında bayramlaşma heyecanı hâkimdi. İl Müdürü Orhan Bayrak ve İl Müdür Yardımcıları; hem İl Müdürlüğü personeli hem de Odunpazarı Sosyal Hizmet Merkezi (SHM) çalışanlarıyla bir araya geldi. Samimi bir atmosferde geçen törende, tatil sonrası iş başı yapan çalışanlar birbirlerinin bayramını tebrik etti. "Eşimizden, çocuğumuzdan çok birbirimizi görüyoruz" Törende konuşan İl Müdürü Orhan Bayrak, çalışma arkadaşlarıyla olan bağın önemine dikkat çekti. İş hayatındaki birlikteliğin bir aile sıcaklığında olması gerektiğini vurgulayan Bayrak, "Vaktimizin büyük kısmını iş yerinde, omuz omuza çalışarak geçiriyoruz. Belki de gün içinde eşimizden, çocuğumuzdan daha çok birbirimizi görüyoruz. Bu durum bizi sadece mesai arkadaşı değil, aynı zamanda büyük bir aile yapıyor. Bayramlar ise bu birlikteliğin, paylaşmanın ve kardeşliğin en özel olduğu, anlam kazandığı anlardır" dedi. "Huzur dolu bir bayramı geride bıraktık" Bayram tatilinin sorunsuz geçmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Orhan Bayrak, tüm personelin bayramını kutlayarak sözlerini şöyle tamamladı: "Kazasız belasız, huzur dolu bir bayram dönemini geride bırakmış olmanın mutluluğunu hep birlikte yaşıyoruz. Şahsım adına her birinizin Ramazan Bayramı’nı canı gönülden tebrik ediyor; sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, huzurlu nice bayramlar diliyorum."
Van Van Gölü Havzası’nın doğusundaki yağış bolluğu tarımı ve inci kefali göçünü olumlu etkileyecek Van YYÜ Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, 2026 yılı yağışlarının havzanın su deposu konumundaki doğu bölgesinde yoğunlaştığını, bu durumun hem tarımı hem de inci kefali göçünü olumlu etkileyerek bölge ekonomisine katkı sağlayacağını söyledi. Dünyanın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü’nü besleyen kaynakların büyük bir kısmının bulunduğu doğu bölgesi, son dönemde gerçekleşen yağışlarla birlikte stratejik bir kazanım elde etti. Kapalı havza olması nedeniyle suyun her damlasının hayati önem taşıdığı bölgede, yağış rejiminin özellikle tarımsal ve ekolojik merkezlere yoğunlaşması, 2026 yılı için su krizi beklentilerini tersine çevirdi. İHA muhabirine konuşan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Alaeddinoğlu, Van Gölü’nün kapalı bir havza olması nedeniyle stratejik açıdan büyük bir öneme sahip olduğunu belirtti. Kapalı havzaların dışarıdan su alması teknik olarak çok zor ve maliyetli olmasından dolayı havzaya düşen yağışın yönetilmesinin kritik bir konu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Alaeddinoğlu, "Havza, doğuya doğru genişleyen, batıya doğru ise daralan yaklaşık bir üçgen biçimindedir. Havzanın toplam su ihtiyacının önemli bir kısmı doğu bölgesinden karşılanmaktadır. 2025 yılının sonunda başlayıp 2026 yılı boyunca devam eden yağışların büyük bir bölümünün doğu kesiminde gerçekleşmesi bu açıdan oldukça değerlidir. Bu yağışlar birçok noktada kritik rol oynamaktadır" dedi. "Yağışlar su ihtiyacını büyük oranda karşılayacaktır" Su kaynaklarının merkez üssü olan doğudaki bu bolluğun kırsaldan göçü engelleyeceğini dile getiren Alaeddinoğlu, "Son yıllarda kırsal bölgelerdeki en temel sorun, insanların köylerini terk etmesidir. Bu göçün arkasındaki ekonomik sorunların temelinde ise büyük ölçüde su sıkıntısı yatmaktadır. Kırsalda yaşayan halkın temel geçim kaynağı hayvancılık ve tarımdır. Yaz aylarında ihtiyaç duyulan su karşılanamadığı için ürünler tarlada kalmakta ve hayvanlar sulanamamaktadır. Bu durum, insanların kırsaldan göç etmesine neden olmaktadır. 2026 yılında düşen yağışlar, tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların su ihtiyacını büyük oranda karşılayacaktır" diye konuştu. "İnci kefali açısından da pozitif bir gelişmedir" Yağışların inci kefali popülasyonu için de kritik olduğuna dikkat çeken Alaeddinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yağışların doğu bölgesinde yoğunlaşmasının bir diğer olumlu sonucu ise gölü besleyen akarsuların önemli bir kısmının bu bölgede yer almasıdır. Bu durum, bölge ekonomisi için hayati önem taşıyan inci kefali açısından da pozitif bir gelişmedir. Düşen yağışların erimesi ve yeraltı sularının akarsuları beslemesiyle, bahar aylarında balıkların akarsuların yukarı çığırlarına yapacağı göç olumlu etkilenecektir. Barajlar büyük ölçüde dolacağı için su tutulmayacak ve gerekli akış sağlanacaktır. Bu durum, balıkların üreme dönemini ve göç sürecini sağlıklı bir şekilde tamamlamasına yardımcı olacaktır. Bu yıl balıkçılık ve üreme açısından pozitif bir yıl olarak değerlendirilebilir. Havzaya düşen kar veya yağmur; yağışın şekli ne olursa olsun bölge ekonomisine muazzam katkı sunacaktır. Bu bereket, bölgenin sürdürülebilir bir şekilde kalkınmasını ve geleceğe daha umutla bakılmasını sağlayacaktır. Uzun yıllara dayanan verilere göre; Mart, Nisan ve Mayıs aylarında da yağışların nispeten devam edeceğini gösterdiğini söyleyen Alaeddinoğlu, "Geçmişteki ekstremler yaşanır mı bilinmez ancak mevcut veriler ışığında, önümüzdeki birkaç ayın da yağışlı geçmesiyle birlikte 2026 yılında büyük çaplı bir su sorunu yaşanmayacağı öngörülmektedir" şeklinde konuştu.
Ordu Asırlık dede, 102’nci yaşını pasta keserek karşıladı: "Sıhhatim gençlik gibi devam ediyor" Ordu’da 4 çocuk babası Hüseyin Aydoğan, 102 yaşına doğum günü pastası keserek girdi. Sağlık sorunlarının bulunmadığını söyleyen Aydoğan, "Şükürler olsun hiçbir şikayetim yok, sıhhatim gençlik gibi devam ediyor" dedi. Perşembe ilçesi Boğazcık Mahallesi’nde oturan Hüseyin Aydoğan, 102 yaşına çocukları ve torunlarının hazırladığı sürpriz kutlama ile girdi. Aydoğan, mahalle sakinlerinin de katıldığı doğum gününde kendisi için hazırlanan pastanın üzerindeki mumları üfledi. 102’nci yaşında kendisini yalnız bırakmayan çocukları, torunları ve komşularına teşekkür eden Hüseyin Aydoğan, çok mutlu olduğunu söyledi. Küçük yaşta evlenen ve 16 yaşında henüz eğitim hayatı bitmeden ilk çocuğu dünyaya gelen Hüseyin Aydoğan’ın 2 kızı ve 2 oğlu bulunuyor. Hüseyin Aydoğan’ın, kızını evde bırakıp yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki okula yürüyerek gittiği ve o dönem aynı anda çalıştığı da belirtildi. Eşi yaklaşık 30 yıl önce vefat eden Aydoğan’ın 11 torunu ve 12 de torunundan çocuğu bulunuyor. "Ben sağlığımdan çok memnunum" Hüseyin Aydoğan (102), doğum günü kutlaması nedeniyle mutlu olduğunu belirterek, "Hamdolsun Cenâb-ı Allah bu günleri gösterdi. Allah herkesin gönlüne göre versin. Ben sağlığımdan çok memnunum, şükürler olsun hiçbir şikayetim yok, sıhhatim gençlik gibi devam ediyor. Küçüklükten bu yana her işimi kendim yaparım. İki kızım, iki de oğlum var" dedi. "Ben doğduğumda babam okula gidiyormuş" 86 yaşındaki en büyük çocuğu Şükran Altınsoy, "Babamın 102 yaşını kutluyoruz, inşallah ben de o yaşa kadar varırım. Sanki babamla beraber dünyaya gelmişiz gibi, bana hep öyle geliyor. Sağlığı çok şükür yaşına göre iyi. Ben babamın askerden geldiğini biliyorum, ben doğduğumda babam 16 yaşındaymış ve okula gidiyormuş" diye konuştu. "Babamın dedesi 105 yaşına kadar yaşamış" Hüseyin dedenin büyük oğlu Ahmet Aydoğan (79), "Babam 102 yaşındadır, babamın dedesi ise 105 yaşına kadar yaşamıştır. Büyük dede, 1870 yıllarında 2. Abdülhamit döneminde İstanbul’a yayan gidip padişah ile görüşmüş. Yaklaşık 3 buçuk ay kadar yolculuk yapmış" ifadelerine yer verdi. Taner Aydoğan (74) isimli 3’üncü çocuğu da babasının evde kızını bırakıp, evlerinden yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki okula gittiğini, aynı zamanda o dönemde tarlalarda çalıştığını kaydetti. "Sağlığı gayet iyi" Hüseyin Aydoğan’ın en küçük çocuğu Ülker Aydın Aydoğan (68) ise, "Babam 102 yaşını bitirdiği için çok mutluyuz. Bu mutluluğu dostlarımız ile de paylaşmak istedik. Türkiye genelinde 102 yaş az görülüyor. Kendisinin sağlığı iyi ama geçen yıla göre yeme ve içmesi biraz azaldı, biraz da unutkanlık başladı, başka da sorunu yok" şeklinde konuştu. "2 yıl önceye kadar tüm işlerini kendisi yapardı" Aydoğan ailesinin en küçük üyesi Yunus Aydoğan (12) ise, "Bey babam ben doğduğumda galiba 89 yaşındaydı. Ben 5 yaşına kadar bey babam arıları ile ilgilenir, balını kendisi yapardı. Son 2 yıldan bu yana 100 yaşına girdiğinden beri biraz yoruldu. Ondan önce kendi işini hep kendisi yapardı, kendi yemeğini yapar, bize dahi yemek getirirdi. Şu anda sağlığı yine iyi sanki 90 yaşında gibi, maşallah" diye konuştu.
Bursa "Bolluk" müjdecisi leylek sürüsü Bursa semalarında görüldü Bursa’ya Kestel ilçesi tarafından Gölbaşı üzerinden giren leylek sürüsü, yağmura rağmen yoluna devam etti. Hafta başında ve içinde, Bursa ve ilçelerinde 15 derecenin üzerine çıkan hava sıcaklıkları, Ramazan Bayramı’nın ilk gününden itibaren 10 derecin altına düştü. Baharın beklerken gelen kışa leylekler de hazırlıksız yakalandı. Bursa’ya Kestel tarafından giren leylek sürüsü, Gölbaşı üzerinde süzülürken görüntülendi. Farklı kültürlerde çeşitli anlamlar yüklenen leylek, Avrupa’da bir "kurtarıcı", Çin kültüründe bereketi, neşeyi ve uzun ömrü temsil ederken, Türk kültüründe sürü halinde gelen leyleklerin "bolluk" getireceğine, leyleği havada uçarken görmenin ise o sene bol seyahat yapılacağına işaret olduğuna inanılıyor. Osmanlı Mirası Araştırmaları Dergisinde yer alan "Türk Kültüründe Leylek ve Osmanlı Sanatında İkonografisi" başlıklı yazıdan derlenen bilgilere göre, genellikle göl kenarları gibi sulak bölgelerde yaşayan leylekler, balık, böcek, yılan, kurbağa ve çekirgelerle beslenirler. Yuvalarını çatı, baca, ağaç, direk gibi yüksekçe yerlere yapan, sessiz bir kuş türü olmalarına karşılık, kur yaparken tıslama ve gaga sesleri çıkardıkları bilinen bu göçmen kuşlar, Türkiye’ye genellikle havaların ısınmaya başladığı mart sonu ve nisan ayı başında gelirler. Avrupa’da "kurtarıcı" olarak biliniyor Arapçası "laklak", Farsçası "legleg (leglek) veya belarec", Latince ismi ise "ciconia" olan leylek, birçok kültürde farklı anlamlar taşıyor. Antik Yunan (MÖ 756-146) kültüründe doğurganlık, bereket, verimlilik sembolü olan leylekler, Yunan masallarında ise dürüst bir kahramanı, saflığı ve yardımseverliği temsil ediyor. Avrupa kültürlerinde leylek tıpkı Anadolu’da olduğu gibi "Baharın habercisi" olarak görülen leylekler, uzun ve gösterişli gagasıyla, sürüngenlerle diğer zehirli ve zararlı hayvanları yakalamaya hazır, tarlaları bu haşeratlardan uzaklaştıran bir kurtarıcı olarak kabul ediliyor. Çin kültünde ise turna kuşu gibi leylek de uzun ömrü, neşeyi, maddi bolluğu ve mutluluğu temsil ediyor. Bu anlamları nedeniyle Çin’de, yeşim taşından leylek uçlu kolyelerin yapıldığı ve takanı erken ölüme karşı koruduğu inancı hakim. Mekke’den geçtiği için "Hacı" olarak biliniyor Destanlar ve tılsım dışında leylek, Türk Kültürünün yanında dünya kültürlerinde pek konu ve kavramla ilişkilendiriliyor. Bunların başında en çok bilineni, leyleğin doğacak bir bebeğe işaret etmesi. Leylek hangi evin bacasına konarsa, o evde bir bebeğin doğacağına inanılıyor. Türk kültüründe leyleğe yüklenen anlamların başında "Hacı" sıfatı da geliyor. Havaların soğumasıyla kutsal topraklar olan Mekke’den geçerek; Güney Arabistan’a gelen leyleklere "Hacı" sıfatı yakıştırılarak "Hacı Baba" deniliyor. Cami minarelerine yuva yapmalarından dolayı da beyaz ihram giymiş hacılara benzetiliyor. Leyleklerin öldürülmeleri günah sayılarak hem Türk hem İslam kültüründe eti helal kılınmayan tek su kuşu olarak dikkati çekiyor. Aynı zamanda leyleğin yuva yaptığı ağacı veya evi ziyaretgah bilerek kesmemek ve yıkmamak gerektiğine inanılıyor. Bu sebeple leyleğe ve yuvasına zarar verilmez; zarar verildiğinde bu kişinin başına çeşitli belaların geleceği inancı hakim. Sürü halinde gelirse "bolluk" anlamına geliyor Leylek, Türk kültüründe mevsimle de alakalandırılmış ilkbaharın müjdecisi olarak kabul ediliyor. Bu anlamda leylek uzun kış günlerinin bittiği, ilkbaharın müjdecisi göçmen kuşların yuvaya dönmeye başladığı Nevruz’un da habercisi olarak biliniyor. Bereket anlamı yüklenen leylekle ilgili bazı inançlar da yaygın. Leyleklerin bir bölgede uzun süre kalması ya da bir yere sürü halinde gelmesi orada bolluk olacağına işaret ediyor. "Leyleği havada görmek" deyimi de çok gezen insanlara söyleniyor ve çok yolculuk yapacağına inanılıyor.