POLİTİKA - 07 Eylül 2023 Perşembe 18:06

Bakan Özhaseki ve Yıldırım’ın katılımıyla Erzincan’da temel atma, açılış, tapu ve anahtar teslim töreni gerçekleşti

A
A
A
Bakan Özhaseki ve Yıldırım’ın katılımıyla Erzincan’da temel atma, açılış, tapu ve anahtar teslim töreni gerçekleşti

Erzincan’da Kızılay-Hocabey’de Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığınca yapılan konutların temel atma, açılış, tapu ve anahtar teslim töreni, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki ile AK Parti Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım’ın katılımıyla gerçekleşti.


Belediye Başkanı ve Valinin selamlama hitaplarının ardından törende konuşan Bakan Özhaseki, deprem gerçeğine dikkat çekti. Türkiye bir deprem ülkesi olduğunu belirten Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, “Cennet gibi bir vatanda yaşıyoruz. Seyyah İbn Batuta 700 sene önce yazdığı eserinde şöyle söyler: “Anadolu diye bilinen bu ülke, dünyanın belki en güzel memleketi. Allah Teâlâ güzellikleri öbür ülkelere ayrı ayrı dağıtırken burada hepsini bir araya toplamış. Dünyanın en güzel insanları, en temiz kıyafetli halkı burada yaşar ve en leziz yemekler de burada pişer. Allah Teâlâ’nın yarattığı kullar içinde en şefkatli olanlar buranın halkıdır. Bu yüzden şöyle denilir: ‘Bolluk ve bereket Şam diyarında, sevgi ve merhamet ise Anadolu’da."


Ancak her nimetin bir külfeti; her güzelliğin bir bedeli, her bereketin bir imtihanı var. Türkiye’nin etrafı ateş çemberiyle çevrilidir. Yer altı ise sismik hareketlerin dünyada en yoğun olduğu noktalardan birisidir. Alpler’den Himalaya’ya uzanan hat içerisinde Türkiye; yüksek deprem riski taşıyan 5 ülkeden birisidir. Topraklarımızın %66’sı, nüfusumuzun %71’i birinci derece riskli deprem bölgesinde yer alıyor. Şunu net olarak ifade edelim: “Türkiye bir deprem ülkesidir.” Her an, ülkemizin herhangi bir noktasında yıkıcı bir depreme maruz kalabiliriz. İmam Rabbani ne güzel söylüyor: “Kul tedbir alır, sebebe yapışır, takdiri Allah’a bırakır.” Bize düşen, ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinden hareketle tedbir almaktır.” ifadelerine yer verdi.


Türkiye’de 3 büyük fay hattının bulunduğunu kaydeden Bakan Özhaseki, “1. Kuzey Anadolu Fay Hattı, 2. Doğu Anadolu Fay Hattı, 3. Batı Anadolu Fay Hattı. Bir tanesi ve en büyüğü/en uzunu bu bölgeden başlıyor. Kısaca KAF olarak ifade edilen Kuzey Anadolu fay hattı; Van bölgesinden doğarak Erzincan üzerinden Kastamonu/Tosya eliyle İstanbul’a/Marmara’ya ulaşıyor, oradan Tekirdağ’a doğru ilerliyor. KAF; yer kabuğunda yer alan ısı ve basınç sebebiyle dünyanın en hareketli, en aktif fay hatlarından bir tanesidir. Bu faylar üzerinde sıklıkla deprem gerçekleşiyor. Son bir asırda bu topraklarda 226 tane 6 ve üzerinde deprem meydana geldi. Denizde olanları saymazsak ana karamız üzerinde 60’tan fazla deprem yaşadık. Deprem sebebiyle son 100 yılda toplam 130 bin canımızı yitirdik. Bu doğrultuda bir deprem ülkesi olduğumuz gerçeğini asla aklımızdan çıkarmamalı, depremlerle ve diğer afetlerle yaşamayı öğrenmeli, özellikle yeni nesillere bunu öğretmeliyiz.


Bakın; 1939 Erzincan Depremi; cumhuriyet tarihimizin en büyük facialarından birisidir. 32 binden fazla insanımızı yitirirken 113 bin kadar bağımsız bölüm de kullanılamaz hale geldi. Depremin acısını en çok yaşayan şehirlerin başında gelir Erzincan.


Acısı hala yüreklerimizdedir. Evet; o deprem bir kar tanesi gibi büyümeye başladı bugün bir çığ olarak İstanbul’a doğru enerji taşıyor. Erzincan’dan ortaya çıkan enerji İstanbul’a ulaştı. 1939 Erzincan Depremi ile başlayan ve 1999 Marmara depremine kadar uzanan hatta sırasıyla şu depremleri yaşamıştık. 1939 Erzincan Depremi, 1942 Niksar Depremi, 1943 Tosya Depremi, 1944 Bolu Depremi, 1957 Abant Depremi, 1967 Adapazarı Depremi, 1999 Gölcük Depremi. Biz şimdi Erzincan’dan başlayan depremle İstanbul’a, Marmara’ya ulaşan enerji birikiminin oluşturması muhtemel depreme karşı gece gündüz demeden kentsel dönüşüm çalışmalarımızla tedbir almaya gayret ediyoruz. Bir yandan da bin yılın afetinin yaralarını sarmaya çalışıyoruz. 6 Şubat’ta yaşadığımız deprem, kayıtlara asrın felaketi olarak geçti ancak ben buna Malazgirt’ten beri yurt tuttuğumuz bu topraklarda, 1000 yılda yaşadığımız en büyük felaket, bin yılın afeti diyorum. Deprem, doğrudan 11 şehrimizi, toplamda 18 şehrimizi ve 14 milyon insanımızı etkiledi.


Depremin ilk dakikasından itibaren devletimiz sahadaydı, afet bölgesindeydi. Cumhurbaşkanımız, 04.17’de hepimizden önce harekete geçmişti. Her şehre Bakanlar, Valiler, Kaymakamlar görevlendirdi. Devletin bütün imkanları seferber edildi. Ben de o dönem AK Parti Yerel Yönetimler Başkanı olarak 809 belediyemizi ivedilikle bölgeye yönlendirdim. Yurtdışından gelen yabancı muhataplarımız “Bu depremin dörtte biri bizde olsa üstesinden gelemezdik.” dediler. Şunu net olarak söyleyebilirim: Bütün bir millet ayaktaydı! Biz de Bakanlık olarak afetin ilk anından itibaren çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Zaman zaman itirazlarla bazı ufak değişiklikler olsa da 680 bin konut, 170 bin depo/ahır/dükkan gibi bağımsız bölümün ağır hasar alarak kullanılamaz hale geldiğini tespit ettik. Ortaya çıkan maliyet 110 milyar dolar. Hiç kimse merak etmesin. Gece gündüz demeden çalışıyoruz. İnşallah deprem bölgesinde toplamda da 850 bin güvenli ve sağlam bağımsız bölümü vatandaşlarımıza teslim edeceğiz! Afetten zarar gören şehirlerimizde bir yandan rezerv alanda konutlar inşa etmeye devam ederken bir yandan da zemini müsait olan yerlerde vatandaşlarımızın kendi evlerini yapmalarını sağlamaya çalışıyoruz. İnşa sürecini hızlandırmak için Yerinde Dönüşüm projesini başlattık.


Şu anda Yerinde Dönüşüm projemize E-Devlet üzerinden başvuru sayısı 203 bini aşmış durumda! Ruhsattan meskene kadar her bir safhasını Bakanlığımız kontrol edecek. 4 kırmızı çizgimizden ödün vermeden güvenli konutlarımızı inşa edeceğiz.” diye konuştu.


Afetlere dur denemeyeceğini ama önlem alınacağını kaydeden Bakan Özhaseki, “Peyami Safa, 1940 yılında Büyük Erzincan Depreminin ardından şunları yazar: “Zelzele geçti. Hele şu açıkta titreşen vatandaşları da bir çatı altına soksak, olur biter. Bu da geçer yahu!” demeyelim. Geçmez bu, geçmez. Bir gün Adana’yı sel basar, başka bir gün Erzincan’ı zelzele yıkar, daha başka bir gün limansız Karadeniz kıyılarımız önünde vapurlar batar.


Rüzgâra: “Esme!”, sulara: “Taşma!”, toprağa: “Sallanma!” diyemeyiz. Memleket ve Anadolu davasını, eğitim veya ziraat, kültür veya ekonomi, sanat veya teknik, bütün maddi ve manevi unsurları arasındaki ilişkilerin tamamına ait prensiplerle halletmezsek rüzgâr eser, sular taşar, yer sarsılır ve bütün memleket ve bütün Anadolu, asırlardan beri olduğu gibi, yer yer yıkılır, Erzincan harabesine döner.”


Evet bugüne kadar bu topraklarda pek çok afet yaşadık. Büyük acılar çektik, insanlarımızı kaybettik. Geçmişe yönelik bir şey yapabilmemiz, zamanı geriye almamız mümkün olmadığına göre, bundan sonra yapılacak tek şey 6 Şubat depremlerini milat kabul edip, bundan sonra adımlarımızı büyük bir titizlikle ve dikkatle atmaktır.


Ne diyor Mevlâna:


“Akıl sonradan ah çekmek için değil, düşünüp tedbir almak içindir.”


Bundan sonra ne şehirlerimizin yıkılmasına ne de insanımızı kaybetmeye tahammülümüz kalmamıştır. Artık insanımız güvenli, sağlıklı, çevreci, Sıfır Atık uyumlu konutlarında geleceğe daha güvenli bakabilmelidir. Bizim de bütün, çabamız, gayretimiz, çalışmamız bunun içindir.


İşte bu anlayışla bugün kentsel dönüşüm, anahtar ve tapu teslimi ile açılışlar ve yeni yatırımların temel atma törenleri için Erzincan’dayız.” dedi.


Bakan Özhaseki’nin ardından AK Parti Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım bir konuşma yaptı ve Erzincan’da temel atma, açılış, tapu ve anahtar teslim töreni gerçekleştirildi.


Merkezde; Kızılay, Hocabey ve Demirkent mahallerinde 1 milyar 215 milyon TL’lik yatırımla; 612 konut ve 107 dükkânın, 75 milyon lira yatırım değeriyle Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü binasının, 658 bin m2 büyüklüğünde Vasgirt Millet Bahçesinin temellerini atılara TOKİ eliyle 161 sosyal konutun, Kayı Köyü sakinlerine 79 konutun tapularını teslim edildi. 4 noktadaki istasyonunu birbirine bağlandığı Katı Atık Aktarma Transfer Merkezinin açılışını yapıldı.



Bakan Özhaseki ve Yıldırım’ın katılımıyla Erzincan’da temel atma, açılış, tapu ve anahtar teslim töreni gerçekleşti

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul DAK/SAR’dan kurtarma tatbikatı Kalamış merkezli Denizde Gönüllü Arama ve Kurtarma (DAK/SAR) ekipleri, gerçekleştirdikleri kapsamlı gece eğitimi ve kurtarma tatbikatıyla olası acil durumlara karşı hazırlıklarını tazeledi. Gönüllülerin hep bir ağızdan okuduğu DAK/SAR Andı ile başlayan programda, senaryo gereği denize düşen kazazedeler ve batma tehlikesi geçiren tekneler başarılı operasyonlarla kurtarıldı. Denizciler Dayanışma Derneği (DDD) bünyesinde faaliyet gösteren DAK/SAR, İstanbul Kalamış açıklarında geniş katılımlı bir gece eğitimi ve kurtarma tatbikatı icra etti. Tüm gönüllülerin katılımıyla okunan DAK/SAR Andı’nın ardından başlayan tatbikatta, 6 kurtarma botu ve 45 gönüllü personel görev aldı. Tatbikat kapsamında ilk olarak Fenerbahçe ve Moda burunları açıklarında denize düşen kişilerin kurtarılmasına yönelik operasyonlar gerçekleştirildi. Termal kameraların kullanıldığı arama çalışmalarında kazazedeler denizden sağ çıkarılırken, senaryonun bir sonraki aşamasında su alarak batma tehlikesi yaşayan bir tekneye müdahale edildi. Telsizden yapılan çağrı ve işaret fişeklerinin ardından bölgeye intikal eden ekipler, personeli tahliye edilen ve batma tehlikesi geçiren tekneyi yedeğe alarak marinaya çekti. "25 yıldır bölgemizde denizde zorda kalan kişilere yardıma gidiyoruz " Tatbikatı değerlendiren DAK/SAR Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Aytaç, kurumun çeyrek asırlık tecrübesine dikkat çekerek şunları söyledi: "Bu gece DAK/SAR denizde bir tatbikat gerçekleştirdi. Bu tatbikata 6 kurtarma botu ve 45 gönüllü personelimiz katıldı. DAK/SAR, Sahil Güvenliğin kendisine vermiş olduğu yetki sahasında denizde zorda kalanlara yardıma giden bir sivil toplum kuruluşudur. 300’e yakın gönüllümüz var. 25 yıldır bölgemizde denizde zorda kalan kişilere yardıma gidiyoruz. 4 binin üzerinde olaya gittik. Bu olaylarda; mesela yangın tehlikesi geçiren bir tekneden, batan bir tekneden veya kayalara oturmuş bir tekneden 622 canı kurtardık. Rakamla tabii ki övünüyoruz, artmasını istemiyoruz. Yaklaşık 1500 üzerindeki kişiye amatör denizcilik eğitimi vermiş bulunuyoruz. Bugünkü tatbikatta ise bir tekneden denize düşen kişileri botlarımız ayrı ayrı kurtardı. Daha sonra bir teknenin su aldığı ihbarını aldık. O tekneye yardıma gittik. Su alma artınca o tekne can salını denize atarak personelini tahliye etti. Batma tehlikesi geçirdiği için o yardım isteyen tekneye gidip o tekneyi yedeğine aldı ve marinasına doğru götürdü. Ve tatbikat başarıyla sona erdi."
Karaman Ismarlama terzilik tarihe karışıyor Karaman’da yarım asrı aşkın süredir terzilik mesleğini sürdüren Ali Yavuz, çırak yetişmemesi nedeniyle ısmarlama elbise sektörünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Karaman’da Fenari Mahallesi 39. Sokak üzerindeki dükkanında 58 yıldır iğne tutan 71 yaşındaki Ali Yavuz, mesleğe başlama serüvenini ve sektörün mevcut durumunu anlattı. İlkokulu bitirdikten sonra Karaman’da çıraklığa başladığını belirten Yavuz, mesleğin inceliklerini İstanbul Beyoğlu’nda öğrendiğini ifade etti. 1980 yılında Karaman’a dönerek kendi dükkanını açtığını kaydeden Yavuz, "Bu meslek sayesinde çocuklarımı okuttum, ev ve araba sahibi oldum. Ancak şu an en büyük sorunumuz çırak bulamamak. Bu sanat bitiyor, artık rağbet yok" dedi. "Beyoğlu’nda artistlere elbise dikerdik" Geçmiş yıllarda ısmarlama elbiseye olan ilginin çok yüksek olduğunu dile getiren Yavuz, "70-80’li yıllarda Beyoğlu’nda Salih Güney, Aytaç Arman ve Fikret Hakan gibi isimlere elbise dikerdik. Eskiden bayramlardan iki ay önce iş almayı bırakırdık, yedi sekiz kalfam vardı. Şimdilerde ise konfeksiyon ürünleri ısmarlamayı bitirme noktasına getirdi. Temiz bir meslek ama artık kazancı az. Yine dünyaya gelsem yine bu mesleği seçerdim ama bizden sonra usta yetişmiyor" diye konuştu. "Ismarlama diken sadece 4 kişi kaldık" Ali Yavuz’un kalfalarından olan ve 45 yıldır aynı mesleği icra eden 58 yaşındaki Atilla Hızal ise Karaman genelinde ısmarlama takım elbise diken usta sayısının bir elin parmaklarını geçmediğini vurguladı. Hızal, "Karaman’da 120 terzi var ancak ısmarlama takım elbise yapan sadece 4 kişi kaldık. Bizler son kalfalarız. Bizden sonra bu işi devam ettirecek kimse gelmiyor. Kalfa da yetişmiyor, çırak da. Maalesef bizden sonra ısmarlama elbiseler tarihe karışacak" ifadelerini kullandı.
Hatay Canını hiçe sayan hayvanseverin ağır hasarlı binadan köpeği kurtardığı anlar kamerada Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde hayvansever İbrahim Göçer’in yıkımı yapılacak 5 katlı ağır hasarlı binada mahsur kalan köpeği canı pahasına kurtardığı anlar cep telefonu kamerasına yansıdı. Kahramanmaraş merkezli depremlerde ağır hasar alan Hatay’da mahkeme süreci tamamlanan binalarda yıkım işlemleri devam ediyor. Yıkım işlemlerinin devam ettiği kentte sokakta yaşayan hayvanlar ise dondurucu soğuklarda ağır hasarlı binalara sığınıyor. Kırıkhan ilçesi Mimar Sinan Mahallesi’nde 5 katlı ağır hasarlı binanın 5. katında bir köpeğin mahsur kaldığı fark edildi. Çevredeki vatandaşların haber vermesi üzerine 34 yaşındaki hayvansever İbrahim Göçer, binaya girerek köpeği canı pahasına kurtardı. Ağır hasarlı binadan kurtardığı köpeği güvenli bölgeye götüren Göçer’in hayvanları kurtardığı anlarsa cep telefonu kamerasına yansıdı. Kurtarılan köpek tedavisinin ardından doğal yaşam alanına bırakıldı. "Ağır hasarlı binaya girdik, köpeği bir şekilde aldık, aşağıya indirdik ve doğal ortamına bıraktık" Canını hiçe sayarak 5 katlı ağır hasarlı binaya girerek mahsur kalan köpeği kurtaran hayvansever İbrahim Göçer, "Vatandaşlardan bize ihbar geldi, ağır hasarlı binanın 5. katında köpeğin kaldığını ihbar ettiler. 5 katlı bina çok ağır hasarlı yıkılmayı bekliyordu. Binaya çıktık, merdivenler de çok yıkılmıştı. Binaya girdik ve baktığımızda 5. katta köpek orada duruyordu. Ondan girip köpeği bir şekilde aldık, aşağıya indirdik ve doğal ortamına bıraktık. Şu an Hatay’ın her tarafında böyle ağır hasarlı binalarda olunca insanlar bizlere ulaşıyor. Bizler gelip bu canlıları burada kurtarıyoruz. Yağmurlu havalarda ve soğuklarda korunmak için giriyor. Binaya girip kaldığı sürece aşağı inemiyorlar. Aşağı inemedikleri için aç susuz kalıyorlar. Kırıkhan’da bunu çok yaşadık. Allah’a dua ederek girdim. İnsanlardan dua bekledik ve buradaki ablalarımız ve abilerimiz hepsi dua etti. Gönüllü bir abiyle birlikte yukarı çıktık. Köpeğimizi düzgün bir şekilde aldık ve aşağıya indirdik. Sağlığında bir sorun yoktu ve korkak olduğu için zaten direkt elimizden kaçtı gitti" ifadelerini kullandı.