YEREL HABERLER - 19 Nisan 2012 Perşembe 11:19

TÜRK SAОLIK SEN`DEN DOKTORUN ÖLDÜRÜLMESİNE TEPKİ

A
A
A
TÜRK SAОLIK SEN`DEN DOKTORUN ÖLDÜRÜLMESİNE TEPKİ

Türk Sağlık Sen Erzurum Şube Başkanı Kenan Karaçam, Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi`nde görevli Dr. Ersin Arslan`ın bıçaklanarak öldürülmesine tepki gösterdi.
Sağlıkta yaşanan şiddetin Gaziantep`te cinayete dönüştüğünü ifade eden Karaçam, ``Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi`nde görevli Dr. Ersin Arslan gencecik yaşta servisteki odasında bir hasta yakını tarafından katledildi. Merhum doktorumuz Ersin Arslan`a Allah`tan rahmet kederli ailesine sabır diliyoruz. Tüm sağlık camiasının başı sağ olsun. Sözlü şiddet, darp derken Gaziantep`te artık şiddet yerini katliama bırakması vahametin boyutunu anlatmaya yeterlidir. Sağlıkta şiddetin, cinayetin önüne geçmek için ne zaman tedbir alınacak merak ediyoruz.`` dedi.
Sağlık kurum ve kuruluşlarında gerekli önlemler alınması gerektiğini belirten Karaçam, ``Türk Sağlık-Sen üyeleri yaşanan bu vahşete dikkat çekmek ve sağlıkta şiddete tepki göstermek amacıyla cinayetin yaşandığı Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi`nde iki gün iş bırakıyorlar. Artık bir an önce sağlık kurum ve kuruluşlarında gerekli önlemler alınmalıdır. Güvenli ve huzurlu bir yerde görev yapmak sağlık çalışanlarının hakkıdır. Yöneticilerimiz bu konuda duyarlı olmalı, çalışanlara yapılacak bu tür saldırıların önüne geçmek veya bu saldırıları engellemek için gerekli önlemleri almalıdırlar.Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin asgariye indirilmesi bakımından daha caydırıcı ve etkin cezaların yer aldığı bir mevzuat değişikliğine gidilmesi için Türk Sağlık-Sen olarak Sağlık Bakanlığı`nın girişimlerde bulunması istedik. Bu amaçla Sağlık Bakanlığı`na başvurumuzu da yaptık. Bakanlıkla tüm sivil toplum örgütlerinin bir araya getirilerek ortak bir çalışma yapılmasını istedik. Fakat ne yazık ki şimdiye kadar somut bir adım atılmadı. Gaziantep`te yaşanan bu vahim olay sonrasında artık herkes şapkasını önüne koymalı, düşünmeli ve harekete geçmelidir.`` diye konuştu.
Özellikle vatandaşların bilgilendirilmesi için yoğun bir çalışma yapılması gerektiğini
kaydeden Karaçam, ``Televizyonlarda kamu spotlarından, hastanelerde hasta ve hasta yakınlarına sağlıkta şiddetle ilgili broşürler verilmesi gibi sosyal çalışmalar gerçekleştirilmelidir. Artık sağlıkta şiddetin ve cinayetin son bulmasını istiyoruz.`` dedi.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Düzce Hayat kurtaran proje: Kriz anında ambulansı yapay zeka çağıracak Düzce’de lise öğrencisi Emre Göktuğ Güvenç, ani rahatsızlıklarda yakınlara ve sağlık ekiplerine otomatik bildirim gönderen yapay zeka destekli "Sağlık Ocak’ta" projesiyle Teknoocak Teknoloji ve İnovasyon Festivali’nde Türkiye birinciliğini elde etti. Düzce’de özel bir kolejde eğitim gören Emre Göktuğ Güvenç (16), yaşlılar, özel ihtiyaçlı bireyler ve kronik hastaların ani kriz anlarında sağlık ekiplerine geç haber verilmesi nedeniyle yaşanan can kayıplarını önlemek amacıyla harekete geçti. Lise 2. sınıf öğrencisi Güvenç’in kısa sürede geliştirdiği "Sağlık Ocak’ta" adlı mobil uygulama, Teknoocak Festivali’nde sağlık, tarım ve çevre teknolojileri alanında değerlendirmeye alındı. Ön elemeden geçen 118 proje arasından finale kalan 41 proje içine girmeyi başaran Güvenç’in tasarımı, jüri üyelerinden aldığı yüksek notlarla Türkiye birincisi seçildi. Genç yetenek, bu başarısıyla birincilik kupasının yanı sıra 100 bin liralık ödülün de sahibi oldu. Yapay zeka, anlık verilerle geçmiş raporları karşılaştırıyor Geliştirdiği sistemin çalışma prensibi hakkında bilgi veren Emre Göktuğ Güvenç, hastanın akıllı saatinden alınan anlık verilerin bluetooth yoluyla sisteme aktarıldığını belirtti. Sisteme daha önceden doktor raporları ve tahlil sonuçlarının da yüklendiğini aktaran Güvenç, şöyle devam etti: "Kişinin akıllı saatinden aldığımız anlık verileri bluetooth yoluyla uygulama sistemine yüklüyoruz. Sisteme önceden yüklediğimiz doktor raporları, tahlil sonuçları gibi kişisel verilerimizi de yüklüyoruz. Yapay zeka sistemi anlık verilerimiz ile geçmişte yaşadığımız sorunları karşılaştırıyor ve bize bir sonuç veriyor. Risk sonuçlarını gösteriyor. Burada 4 başlık altında risk gruplarımız var. Düşük seviye, orta seviye, yüksek ve çok yüksek risk seviyeleri. Düşük ve orta seviye risklerde yapay zeka bize tavsiyelerde bulunuyor. Bu tavsiyelerimi uyguladığımızda kişi sıkıntılı bir durumdaysa iyiye gidiyor. Yüksek seviye riskteyse uygulamamızın ara yüzünde bulunan kişinin yakınlarına sağlık durumu ve konum bilgileri mesaj yoluyla, kişinin acil durumda olduğu iletiliyor. Ama kişi çok yüksek risk durumundaysa uygulama direkt olarak kişinin konum bilgilerini acil çağrı merkezlerine bildiri gönderiyor. Böylece geç müdahale ya da kişilerin sağlık kurumlarına gecikmesi ile oluşan olumsuzlukların önüne geçiliyor." "Projemiz insanlığa katkı sağlayacak" Yarışmada birçok başarılı projeyi geride bırakmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Güvenç, "Bu festivale yüzlerce proje katıldı. Ön eleme raporlarında 100’den fazla proje vardı ama finale 41 proje yükseldi. Ödülü alırken de çok mutlu olduk. Bu projemizi hayata geçirilebilir olarak tasarladık. Biz yapmasak bile ilerleyen süreçte hayata geçirilmesinin insanlığa büyük katkı sağlayacağına inanıyorum" ifadesini kullandı.
İstanbul Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku, Mart ayında 166,6 milyar dolar oldu Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) stoku, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,5 azalarak Mart ayı itibarıyla 166,6 milyar dolar oldu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Mart ayı Kısa Vadeli Dış Borç İstatistikleri Gelişmeleri’ni paylaştı. Buna göre, Türkiye’nin Kısa Vadeli Dış Borç (KVDB) stoku, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,5 azalarak Mart ayı itibarıyla 166,6 milyar ABD doları oldu. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine 1 yıl veya daha az kalmış borçları gösteren kalan vadeye göre KVDB stoku, 237,0 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Bankalar kaynaklı KVDB stoku, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,6 oranında azalarak 71,3 milyar ABD doları oldu. Yurt içi bankaların yurt dışından kullandıkları kısa vadeli krediler, bir önceki çeyreğe göre yüzde 3,5 oranında azalarak 8,3 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti. Yurt dışı yerleşik bankaların yurt içindeki mevduatı yüzde 8,3 oranında azalışla 17,4 milyar ABD doları oldu. Banka hariç yurt dışı yerleşiklerin döviz tevdiat hesabı yüzde 2,5 oranında artışla 21,8 milyar ABD doları olurken, TL cinsinden mevduatlar yüzde 0,9 oranında artarak 23,9 milyar ABD doları oldu. Diğer sektörler kaynaklı KVDB stoku, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,7 oranında artarak 69,5 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşti. Dış ticaret işlemlerinden kaynaklanan ticari kredi yükümlülükleri, yüzde 1,8 oranında artarak 63,6 milyar ABD doları olurken, nakit kredi kaynaklı yükümlülükler değişmeyerek 5,8 milyar ABD dolarında kaldı. Döviz kompozisyonu incelendiğinde, KVDB stokunun yüzde 35,8’inin ABD doları, yüzde 27,8’inin euro, yüzde 24,0’ının Türk lirası ve yüzde 12,4’ünün diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü. Kalan vadeye göre KVDB stokunda, yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’de yerleşik bankalardaki mevduat stoku 63,0 milyar dolara düşerken, bankalar ve diğer sektörlerin kredi ve tahvil yükümlülükleri 73,2 milyar dolara yükseldi.
Eskişehir Psikologtan ’Siberkondri’ uyarısı Acıbadem Eskişehir Hastanesi Klinik Psikoloğu Beste Çokaygil, "En ufak bir boğaz ağrısında var olmayan hastalık belirtilerini hissetme olarak tanımlanan ’Pseudo-Corona’ yani ’Yalancı-Korona’ veya internetten kulaktan dolma bilgilerle teşhis koyma hastalığı olan ’Siberkondri’ toplumsal kaygıyı artırıyor" uyarısında bulundu. Gelişen teknoloji ve küresel salgınların ardından modern insanın zihin yapısında ’yeni bir normal’ oluştuğunu ifade eden Psikolog Çokaygil, virüslerin insan psikolojisi üzerinde derin etkilerde bulunduğuna dikkat çekerek, "Güncel virüsler sadece bir ’hastalık korkusu’ olmaktan çıkıp kronik bir kaygı bozukluğuna dönüşebiliyor" dedi. "En ufak bir boğaz ağrısı ’Pseudo-Corona’yı tetikliyor" Yeni varyantların ve potansiyel salgın haberlerinin toplumda ciddi bir duygusal yorgunluk oluşturduğunu dikkat çeken Çokaygil, "Sürekli tetikte olma ve sağlık anksiyetesi artık kronikleşti. Bu durum iki büyük problemi beraberinde getiriyor. İlki ’Pseudo-Corona’ (Yalancı Korona) ile kişi en ufak bir boğaz ağrısı veya öksürükte fiziksel semptomları psikolojik olarak büyüterek aslında var olmayan bir hastalığın belirtilerini hissetmeye başlıyor. İkincisi ise belirsizliğe tahammülsüzlük. Virüslerin sürekli mutasyona uğraması ve ’Ne zaman bitecek?’ sorusunun yanıtsız kalması, genel bir kaygı bozukluğunu körüklüyor" diye konuştu. Sosyal ilişkilerde ’Güven-Mesafe’ ikilemi ve damgalama tehlikesi Virüslerin insanı sadece biyolojik bir varlık olarak değil, aynı zamanda bir ’tehdit kaynağı’ olarak görülmesine neden olduğunu belirten Acıbadem Eskişehir Hastanesi Klinik Psikoloğu Beste Çokaygil, sosyal bağların zayıfladığına dikkat çekerek şunları söyledi: "El sıkışma ve sarılma gibi temel insani temaslar yerini ’güvenli mesafe’ kontrolüne bıraktı. Bu durum yalnızlık hissini artırıyor. Daha da tehlikelisi, hafif bir grip belirtisi gösteren kişilerin sosyal çevreden dışlanması veya yargılanması anlamına gelen ’damgalama (stigmatizasyon)’ süreci başladı. Bu da bireylerde sosyal fobi riskini ciddi şekilde tetikliyor." "Beyin sisi ve uyku bozuklukları yaygınlaştı" Sürecin bilişsel etkilerine de değinen Psikolog Çokaygil, virüslerin hem biyolojik kalıntıları hem de oluşturduğu uzun süreli stres nedeniyle ’Brain Fog (Beyin Sisi)’ tablosunun yaygınlaştığını; odaklanma güçlüğü ve unutkanlık şikayetlerinin arttığını belirterek gelecek kaygısı ve dijital ekran maruziyeti nedeniyle uyku problemlerinde de ciddi bir artış yaşandığını kaydetti. İnternetten kendi kendine teşhis koyma hastalığı: ’Siberkondri’ Bilgiye erişim hızının virüs psikolojisini negatif yönde beslediğini vurgulayan Çokaygil, "Kişilerin internetteki kirli bilgilerle kendi kendilerine teşhis koymaları, yani ’siberkondri’, kaygı düzeyini tıbbi gerçekliğin çok ötesine taşımaktadır. İnternetteki her bilgi doğru olmadığı gibi, kişiyi adeta bir panik sarmalına sürüklemektedir" ifadelerini kullandı. Her gün karşımıza çıkan salgın haberlerine karşı ruh salığını korumak için önerilerde bulunan Acıbadem Eskişehir Hastanesi Klinik Psikoloğu Beste Çokaygil, "Birincisi haber takibini sınırlandırın. Günde sadece bir kez ve yalnızca güvenilir, resmi kaynaklardan haberleri takip edin. İkincisi günlük rutinlerinize bağlı kalın; aynı saatte uyuyun, aynı saatte kalkın. Üçüncü olarak da sosyal ilişkilerinizi ertelemeyin. Sevdiklerinizle güvenli yollarla da olsa sosyal bağlarınızı mutlaka sürdürün" diye belirtti.
Düzce Enkaz altında kurulan kardeşlik FRANCE arama kurtarma ekibi, enkazdan 102 saat sonra sağ çıkardıkları Mahmut Şahin ile Düzce’de bir araya geldi. Deprem bölgesinde omuz omuza görev yapan ve aralarındaki dayanışmayı dostluğa dönüştüren iki ekibin Düzce İtfaiyesi’ndeki buluşmasında duygusal anlar yaşandı. Ziyarette, GIS-FRANCE Dernek Başkanı Maxime Gallay ile ekip üyeleri Thierry Senez, Ludavic Simon ve Jean Claude Cordeau yer aldı. "Sanki arkeolojik kazı yapar gibi 22 saat çalıştık" Düzce Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Müdürü Mehmet Caner Polat, deprem sürecinde yaşananları anlatarak, "6 Şubat depreminde biz 17 kişilik ekip halinde Kahramanmaraş Elbistan’da görevimize başladık. 4’üncü gündü sanıyorum, Mahmut’un bulunduğu enkazdan canlı olduğuna dair bilgi alındı. O sırada Fransız GIS arama kurtarma ekibi de bölgede görev yapıyordu. Birlikte çalışmaya başladık. İki farklı ekip olmamıza rağmen hiçbir uyumsuzluk yaşamadık. Yaklaşık 22 saat süren titiz bir çalışmanın ardından, depremin 102’nci saatinde Mahmut’u sağ olarak enkazdan çıkardık. Mahmut ayağından sıkışmıştı, çok sıkıntılı bir durumdaydı. Sanki arkeolojik kazı yapar gibi 22 saate yakın bir çalışma gerçekleştirdik. 2 ekip gereken özveriyi ortaya koyarak sabırla çalışmayı yürüttük ve Mahmut’u kurtardık. Ayağı da kurtuldu" şeklinde konuştu. Fransız ekibin daveti üzerine Fransa’ya 7 kişilik itfaiye ekibinin gittiğini, bugün ise Fransız ekibi Düzce’de ağırladıklarını kaydeden Polat, "Ortak çalışmalar yapıyoruz. Kardeşliğimizi bütünleştiriyoruz. İlişkilerimiz her zaman devam etsin istiyoruz. Ortak çalışmalar yapmaya devam edeceğiz" dedi. "Düzce İtfaiyesi bizim için artık bir arkadaş, bir kardeş" GIS-FRANCE Başkanı Maxime Gallay ise Düzce İtfaiyesi ile kurdukları iş birliğinin kendileri için çok özel olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Düzce Belediyesi itfaiye ekibi ile Kahramanmaraş depreminde tanıştık. Güçlerimizi birleştirmeye karar verdik ve güzel bir çalışma gerçekleştirdik. Çok isabetli bir ortaklık olduğunun da en güzel göstergesi, birlikte Mahmut’u bulmamız oldu. Düzce Belediyesi İtfaiyesi ekibi ve ekip lideri işini bilen insanlardı. Ekip lideri özellikle ekibini çok güzel yönetiyordu. Bu yüzden çok kolay bir şekilde onlarla çalıştık ve güzel bir sonuç elde ettik. Artık bizim için bir arkadaş bir kardeş olan Düzce İtfaiyesi’ne iade-i ziyaret yapmak için buradayız. Birlikte kurtardığımız Mahmut’u da burada görmek ve onunla sohbet etmek imkanı bulmak için buradayız. Düzce İtfaiyesi’nin ekipmanları çok güzel, çok bakımlı, personel gayet eğitimli. Gördüğüm en güzel binalardan bir tanesidir. Bizim için çok heyecan verici bir olay oldu. Bizim maddi kazancımız yok, kazancımız kurtardığımız kişileri tekrar görebilmek. Bu, bizim için en büyük ödüldür." Düzce’ye hayran kaldığını da söyleyen Gallay, "Düzce daha önce hiç bilmediğimiz bir yerdi. Belediyemizin sayesinde Düzce’nin tarihi ve turistik yerlerini, doğasını görme şansımız oldu. Çok büyüleyici, çok güzel bir yer" ifadesini kullandı. "Kendimi Düzce İtfaiyesi’nin bir ferdi gibi hissediyorum" Enkaz altında geçirdiği zor anları ve kurtuluş anını anlatan depremzede Mahmut Şahin ise "Çalışma devam ediyormuş ama ben enkazda baygındım. Vincin sesini duydum. Enkazı topluyorlar artık, vazgeçtiler sanıyordum. Sesimi yırtarcasına bağırıyordum, duvara vuruyordum. O sırada Düzce İtfaiyesi’nden Fatih abi ve İnanç’ın sesini duydum. ’Beni duyuyorsan iki defa duvara vur’ diye seslendiler. Duvara vuruyorum, bağırıyorum, ses çıkarmaya çalışıyorum. Kurtarıldığımda çok mutluydum ama aynı zamanda ailem yaşıyor mu ondan haberim yoktu. Etrafımda tanıdıkları görmeye çalıyordum. Daha sonra hastaneye gidince yoğun bakıma kaldırdılar, ailemin yaşadığını öğrenince daha çok mutlu oldum. Hem mutluluk hem bir trajedi var. Karmaşık bir his, tarifi zor. Kötü hatıralar hafızamdan silindi. Sadece yeni kazanılan dostluklar ve güzel şeyleri hatırlıyorum. Ben onlara kurtaran gözüyle bakmıyorum, bir arkadaşlık ilişkisi oldu artık. Kendimi Düzce İtfaiyesi’nin bir ferdi gibi de hissediyorum. Hem Düzce İtfaiyesi’ne, hem de Fransız gönüllü kurtarma ekibine tekrardan teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.