ÇEVRE - 20 Haziran 2021 Pazar 10:36

Dünyada su kaynaklarında mikro plastik kirliliği

A
A
A
Dünyada su kaynaklarında mikro plastik kirliliği

Atatürk Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.

Atatürk Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammed Atamanalp, dünya genelinde son yıllarda plastik atıklar nedeniyle ciddi bir mikro plastik kirliliğin yaşandığını söyledi.


Yaşanan kirliliğe dikkat çekmek için Atatürk Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nin ev sahipliğinde "Sucul ekosistemlerde mikro plastik kirliliği (FAO)" başlıklı uluslararası bir çalıştay düzenlendi. 9 ülkeden 11 konuşmacının katıldığı çalıştayda, denizlerde ve iç sulardaki kirlilik ele alındı. Çalıştayın organizasyonu ve moderatörlüğünü yapan Atatürk Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhammed Atamanalp, “Çevreye verdiğimiz zararlar hele hele de su kaynaklarına olan zararlar, içinde yaşayan canlıları adeta havasız bırakarak toplu ölümlere sebep oluyor. Eko sistemle çok oynamaya başladık” dedi.


Bu konuda araştırma yapan konusunda uzman kişilerle pandemi nedeniyle yüz yüze değil telekonferans yoluyla çalışmalar yapıldığını dile getiren Prof. Dr. Atamanalp, “Çevre bilincinin arttırılması ile birlikte çevre kirliliği konusunda yapılan araştırmalar da artmaktadır. Bu araştırmalar kirletici tiplerin daha iyi tanımlanması ve buna karşı önlemler alınmasına imkan verilmektedir. Son dönemlerde çevrede mikro plastik kirliliği dikkat çekici boyutlara gelmiştir. Bu nedenle sucul ekosistemlerde bu kirlilik tipinin neden olduğu sorunlar da incelenmeye başlanmıştır” diye konuştu.


Prof. Dr. Muhammed Atamanalp, çalıştayla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti:


“Amacımız insanların bu konulara daha fazla dikkat etmeleridir. Yaşamımızın her alanına plastikler girdi. Dünyanın çok farklı ülkelerinden 460 dinleyici bu çalıştayı takip etti. Bu atıklar doğada kolay kolay da parçalanmıyorlar. Bu atıklar başta insanlar olmak üzere tüm canlıların vücuduna veya bünyesine çok rahatlıkla girebiliyorlar. Bizler de bu atıkların vermiş olduğu zararları belirlemek adına katılımcılardan kendi ülkelerinde bu atıkların vermiş olduğu zararlar ne boyutta konusunda araştırma yapmaları ve anlatmalarını istedik. Türkiye’nin yanı sıra Macaristan, Almanya, Hırvatistan, İran, İngiltere, Azerbaycan, İrlanda, Romanya’dan konuşmacılar katıldı. Bu konuşmacılar arasında bir ucu Afrika’ya dayanan ülkeler de dinleyici olarak katıldı. Düzenlenen organizasyonu FAO destekledi. Yaşamımızın her alanına giren plastikler çevre şartlarının etkisiyle küçük parçacıklara ayrılıyorlar. Yeri geliyor güneş ışıkları oluyor, yeri geliyor yağışlar oluyor, yeri geliyor insani faaliyetler de olabiliyor. Bu parçacıklar gözle görülemeyecek kadar küçükler, yani 5 mikron veya daha küçük boyutlarda mikro parçacıklara ayrılıyorlar. Küçük parçacıklar solunum yoluyla bizlerin akciğerlerine yerleşebileceği gibi sucul ekosistemlere de girdiklerinde sucul yaban hayatın bünyelerinde yer alabiliyorlar. Karadeniz Bölgesi’nden aldığımız balık örneklerinde, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki iç sularda yerli türlerde yaptığımız örneklerde, yani balıkların iç organlarında bu mikro plastiklerin bulunduğunu çalışmalarımızla tespit ettik. İnsanlar için sevindirici tarafına bakacak olursak balıkların insanlar tarafından tüketilen kısmı balığın kas dokusudur. Bu da insan sağlığına henüz etki edecek, insana zarar verecek boyutta değil. Bu olayın sevindirici kısmı. Neden sevindirici kısmı diyoruz, çünkü biz balıkları tüketirken balığın iç organlarını temizliyoruz.”

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa ANASİAD Genel Başkanı Hakan Birkan: "Hep birlikte ekonomiye odaklanmalıyız" Anadolu Sanayici ve İş İnsanları Derneği (ANASİAD) Genel Başkanı Hakan Birkan, Türkiye’nin bir süredir yüksek enflasyon, yüksek faiz ve döviz fiyatlarındaki uyumsuzlukla mücadele ettiğini, bu yüzden tüm kesimlerden siyasi çekişmeleri geride bırakarak sadece ekonomiye odaklanması gerektiğini söyledi. TÜİK’e göre, Tüketici Fiyat Endeksinin nisanda aylık bazda 3,18, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinin de yüzde 3,60 artış gösterdiğini, yıllık enflasyonun tüketici fiyatlarında yüzde 69,80, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 55,66 olarak gerçekleştiğine dikkat çeken ANASİAD Genel Başkanı Hakan Birkan, iş dünyası için en büyük sorunun enflasyon olduğunu, bunun yanı sıra yüksek faiz nedeniyle paraya ulaşmanın zorlaştığını bunun da yatırım ve üretimin önündeki engeller olduğunu belirterek, “Ülkemizdeki tüm kesimlerin kısır çekişmeleri bir kenara bırakarak biran önce gerçek gündem olan ekonomiye odaklanmasını gerekiyor. Merkez Bankası, yılsonu enflasyon beklentisini yüzde 36 olarak açıkladı. Ancak iş dünyası olarak bu yılı yüzde 43-44 bandında tamamlanmasını bekliyoruz. Bununla birlikte ihracatın sıkıntıya girmemesi ve ithalatın cazip hale gelmemesi için kur ile enflasyon arasındaki dengenin de kopmaması lazım. Kuru baskılayarak enflasyonu tutmanın kısa vadeli birtakım faydaları olabilir ama bu ithalatı artıran, ihracatı baskılayan unsurdur. Bu da kapatmak için büyük bir mücadele içinde olduğumuz dış ticaret açığımızı olumsuz yönde etkileyecektir" dedi. Yüksek faiz politikası sebebiyle banka kredisi maliyetlerinin çok yüksek olduğunu belirten Hakan Birkan, enflasyonun yüksek olduğu bir ortamda, kredi maliyetlerinin enflasyon üzerinde konumlanmasının piyasanın bir gerçeği olduğunu kabul ettiklerini ama ticari faaliyetleri devam ettirmek için de kredi kullanımının zorunlu olduğunu vurguladı. Beklentilerinin enflasyonun makul seviyeye inmesi, buna bağlı olarak da faizlerin ve kredi maliyetlerinin daha uygun bir noktaya gelmesi olduğunu ifade eden Birkan, “Elbette kredi maliyetlerinin aşağıya çekilmesi, enflasyonun aşağıya çekilmesiyle uyumlu bir halde olacaktır. Bu yüzde de el birliği ederek önce enflasyonla topyekûn mücadele etmeliyiz. Türkiye 2 yıldır seçim atmosferinde. Uygulanan seçim ekonomisi bütün dengeleri bozdu. Diğer yandan uzun bir pandemi sürecinin ardından Rusya Ukrayna arasında çıkan savaş dünyada ekonomileri alt üst etti. Geçen yıl yaşadığımız deprem felaketi ise ekonomimize büyük bir darbe vurdu. Şimdi el birliği ile bu durumu terse çevirecek hamleler yapmak zorundayız. Başta siyasetçiler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinden normalleşme adımları atmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu. Hakan Birkan önceki gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında gerçekleşen görüşmenin ve görüşme sonrasında da iade-i ziyaret yapılacağının açıklanmasının ülkede siyasi tansiyonun düşmesinde olumlu bir adım olarak gördüklerini de söyledi. Birkan, “İş dünyası olarak, sadece üretime odaklanmak istiyoruz. Ülkemizin ilerlemesi, halkımızın refah ve mutluluğu için birlik ve beraberlik içinde olmamız çok önemli. Ekonomideki olumsuzluklara, dünyada devam eden savaşlara rağmen gelecekten umutluyuz” dedi.
Bursa BUYSAD Başkanı Coşkun Dönmez, tekrar YESİDEF yönetiminde BUYSAD Başkanı Coşkun Dönmez, YESİDEF yönetimine yeniden seçildi. Dönmez, endüstriyel yemek sektörünün üst kuruluşu olan YESİDEF’in sektörün gelişmesi için çok önemli çalışmalar yaptığını söyledi. Yemek Sanayicileri Federasyonunun (YESİDEF) olağan genel kurulu kısa süre önce İstanbul’da yapıldı. Federasyon Başkanı Hüseyin Bozdağ’ın güven tazelediği kongrede Bursa Yemek Sanayicileri Derneği (BUYSAD) Başkanı Coşkun Dönmez de bir kez daha Yönetim Kurulu üyesi seçildi. Stratejik öneme sahip olan endüstriyel yemek sektörünün ciddi büyüklüğe ulaştığını söyleyen Coşkun Dönmez, ülke genelinde 6 bin dolayında firmada yaklaşık 400 bin kişiye istihdam sağladıklarına dikkat çekti. Günümüzde gıdaya ulaşmanın zorlaştığını ve bu nedenle gıda güvenliğinin daha da önemli hale geldiğini ifade eden Dönmez, “Her sektörde olduğu gibi endüstriyel yemek sektörünün de kendine has zorluları ve sorunları var. Sektörün gelişimini, öncelikle sorunlarımızı çözerek başlamamız doğru olur. Tıpkı yerelde BUYSAD ile yaptığımız gibi, YESİDEF çatısı altında da sorunlarımızı temelden ortadan kaldıracak çözümler üretmek istiyoruz” dedi. Coşkun Dönmez yapmak istedikleri çalışmalar hakkında da bilgi verdi. Sektörde çoğu işletmenin geleneksel yöntemlerle yemek pişirmeye devam ettiğini fakat enerji verimliliği açısından tüm işletmeleri buharlı pişirme sistemlerine geçmesi gerektiğini söyleyen Dönmez, “Çünkü başta elektrik ve doğalgaz olmak üzere enerji maliyetleri gerçekten can yakıyor. Yemekleri maksimum gıda güvenliği, sıfır tolerans, sıfır risk anlayışı ile tercihen pastörize ederek son tüketim noktalara ulaştırmamak gerekiyor. Temel ihtiyaç olan gıda sektöründeki firmalara yatırım teşvikleri verilmeli. Kaldı ki bizim sektörümüzde her şeyi yerli teknoloji ile yapabiliyoruz. Yani hazır yemek sektörüne verilecek katkı aynı zamanda yerli üreticinin desteklenmesi anlamına geliyor” diye konuştu. Başkan Dönmez, şehirlerin sanayi bölgelerine yakın konumdaki yerlerinde gıda ihtisas alanları oluşturulması, bu alanlar teşvik çerçevesine alınıp gıdaların daha sağlıklı ortamlarda üretilmesinin yolunu açmak gerektiğini de söyledi. Bu alanlarda devletin denetim faaliyetlerinin de daha kontrollü olacağını kaydeden Dönmez, “Her ne kadar işini layıkıyla yapan işletmelerimizde kendilerine ait arıtma sistemleri olsa da, kapsamlı arıtma sistemleri de yapılarak altyapı sorunlarımız giderilebilir” diye konuştu.