EKONOMİ - 18 Ekim 2025 Cumartesi 12:43

Erzurum’da tarımda yeni bir dönem: İkinci ürün Brokoli hasadı gerçekleştirildi

A
A
A
Erzurum’da tarımda yeni bir dönem: İkinci ürün Brokoli hasadı gerçekleştirildi

Erzurum’da tarımsal üretimde yeni bir sayfa açılıyor. Yaz aylarında buğday ve yulaf hasadının ardından, kış gelmeden ikinci ürün olarak deneme amacıyla ekilen brokolilerin hasadı gerçekleştirildi.


Erzurum Ticaret Borsası ve Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü tarafından yürütülen proje, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’nun desteğiyle hayata geçirildi.


Atatürk Üniversitesi Bitkisel Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde yapılan denemede, 1 Ağustos’ta dikilen üç farklı brokoli çeşidinden elde edilen sonuçlar üreticileri sevindirdi. Yaklaşık 60 ila 90 gün arasında olgunlaşan bitkiler, ekim ayı ortasında hasat edildi.


Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haluk Çağlar Kaymak, Erzurum koşullarında ikinci ürün elde etmenin önemine dikkat çekerek, "Bu proje ile bin 800 metre rakımda ikinci ürün yetiştirebildiğimizi gösterdik. Yaz döneminde pazarda yoğunluk yaşanırken, sonbaharda erkenci ürün olarak piyasaya brokoli sunmak Erzurum çiftçisi için büyük bir fırsat. Denemelerimiz sonucunda iki çeşidin Erzurum için son derece uygun ve verimli olduğunu gördük." dedi.


Projeye öncülük eden Erzurum Ticaret Borsası Başkanı Hakan Oral ise, çalışmanın Erzurum çiftçisine yeni bir gelir kapısı açacağını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Yulaf ve buğday hasadından sonra tarlalarımız boş kalıyordu. Brokoli gibi katma değeri yüksek bir ürünü ikinci sezon olarak toprakla buluşturduk. Amacımız, üreticimizin emeğinin karşılığını artırmak ve Erzurum tarımına çeşitlilik kazandırmaktır.


Önümüzdeki yıl Ziraat Odalarımızla birlikte fide üretimi ve çiftçi destek programlarını hayata geçirerek bu projeyi tüm bölgemize yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Her bir tarla aslında bir fabrika; çiftçimiz toprağında üretmeye devam ettikçe Erzurum güçlenecek, ülkemiz büyüyecek. Üreticimiz emeğinin karşılığını aldıkça göç duracak, kırsal kalkınma sağlanacak. Kırsal kalkınma sağlandıkça da ulusal kalkınma hızlanacaktır.


Biz Erzurum Ticaret Borsası olarak; üreten borsa, gelişen Erzurum, kazanan Türkiye vizyonuyla çalışmaya devam edeceğiz. Tarımda sürdürülebilir, yenilikçi ve katma değerli projeleri hayata geçirerek çiftçimizin yanında olmaya kararlıyız."


Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Latif Maskan da Erzurum için bu projenin "ikinci gelir kapısı" olacağını vurgulayarak, "Yıllardır tek ürün üzerine yoğunlaşan üretim anlayışını değiştirmek zorundayız. Bu proje, hem çiftçimizin kazancını hem de şehrimizin üretim potansiyelini artıracak" dedi.


Yakutiye Ziraat Odası Başkanı İslam Yıldırım ise brokoli ekiminin bölgedeki önyargıları kırdığına dikkat çekti: "Bu proje, tarımda alternatif ürünlerin mümkün olduğunu kanıtladı. Hocamızın emeğiyle bölgemiz adına bir milat yaşanıyor. Çiftçilerimizin bu örneği görüp üretime katılması en büyük temennimizdir." Diye konuştu.


Genç çiftçiler de projeye ilgi gösteriyor. Taşkaynak Köyü’nden genç üretici Melisa Akyıldırım, brokoliyi kendi tarlasında yetiştirmek istediğini belirterek, "Brokolinin verimini artırarak üretime katkı sağlamak istiyorum. Tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorum, bu tür yenilikçi projeler biz gençler için büyük bir motivasyon kaynağı." dedi.


Projenin yürütülmesinde önemli destek sağlayan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu’na da teşekkür eden katılımcılar, merkezin Erzurum tarımına katkı sunmaya devam edeceğini ifade ettiler.


Erzurum’un yüksek rakımlı tarım alanlarında ikinci ürün yetiştiriciliği açısından büyük bir potansiyele sahip olduğunu vurgulayan yetkililer, brokoli projesinin ilerleyen yıllarda daha geniş alanlarda uygulanarak şehre ekonomik katkı sağlamasını hedefliyor.



Erzurum’da tarımda yeni bir dönem: İkinci ürün Brokoli hasadı gerçekleştirildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Aldemir: "Limon ithalatında vergi düzenlemesi hem üreticiyi hem tüketiciyi koruyacak" AK Parti Mersin İl Başkanı Adem Aldemir, Ticaret Bakanlığı tarafından limon ithalatında uygulanan gümrük vergisine yönelik yapılan yeni düzenlemenin, hem üreticiyi hem de tüketiciyi korumayı amaçladığını söyledi. Başkan Aldemir yaptığı açıklamada, tarım ve gıda ürünlerinde arz güvenliğinin sağlanması ve piyasada oluşabilecek spekülatif fiyat hareketlerinin önüne geçilmesi amacıyla Ticaret Bakanlığının önemli bir adım attığını belirtti. Bu kapsamda limon ithalatında uygulanan gümrük vergisinin 31 Temmuz 2026 tarihine kadar geçerli olmak üzere yüzde 10 olarak yeniden düzenlendiğini ifade etti. Mersin’in, Türkiye’nin en önemli limon üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Aldemir, düzenlemenin hem piyasa dengesi hem de üreticinin korunması açısından önemli olduğunu dile getirdi. Aldemir, "Bilindiği üzere Mersin ilimiz Türkiye’de limon üretiminin merkezi konumundadır. Devletimiz üreticimizin emeğini korurken aynı zamanda tüketicimizin de uygun fiyatlarla ürüne ulaşmasını sağlamak adına dengeli bir politika yürütmektedir. Limonun hasat dönemi de dikkate alınarak 1 Ağustos 2026 tarihinden itibaren ithalatta gümrük vergisi tekrar yüzde 54 seviyesine çıkarılacaktır. Bu uygulama yerli üreticimizin korunmasına katkı sağlayacaktır" dedi. Hükümetin tarım ve gıda piyasalarını yakından takip ettiğini belirten Aldemir, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hükümetimiz, hem üreticimizin emeğini hem de vatandaşımızın alım gücünü koruyacak politikaları kararlılıkla uygulamaya devam etmektedir. Tarım ve gıda ürünlerinde fiyat istikrarını sağlamak, piyasayı dengede tutmak ve üreticimizi desteklemek adına gerekli tüm adımlar atılmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
Eskişehir "Okullarda Şiddet ve Akran Zorbalığı" Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, akran zorbalığını yalnızca iki öğrenci arasındaki bir sorun olarak değil, okul, aile ve öğrencilerin birlikte ele alması gereken bir sistem sorunu olarak değerlendirmek gerektiğini belirtti. "Okullarda Şiddet ve Akran Zorbalığı" konusunu ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, akran zorbalığında seyirci kalmanın çoğu zaman sessiz kalmak olmadığını, zorbalığın sürmesine katkıda bulunmak olduğunu belirtti. Akran zorbalığının yalnızca iki öğrenci arasında yaşanan bireysel bir çatışma olarak görülmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, zorbalığın tekrarlayıcı bir niteliğe sahip olduğunu ve taraflar arasında güç eşitsizliğinin bulunduğu durumlarda sistematik bir sorun haline geldiğini ifade etti. Zorbalıkla mücadelede yalnızca zorbayı cezalandırmaya ya da mağdura yönelik bireysel müdahalelere odaklanmanın yeterli olmayacağını vurgulayan Şahbudak, okul ortamı, aileler ve öğrencilerin dâhil olduğu bütüncül bir yaklaşımın önemine dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: "Akran zorbalığı dediğimiz zaman aslında birebir bir çatışmadan ya da bir akran tartışmasından bahsetmiyoruz. Bu sürecin kronik olması, tekrarlayıcı zeminde olması önemli. Taraflar arasında güç eşitsizliğinin olması önemli ve sistematik bir hale geldiğinde akran zorbalığı diyoruz. Akran zorbalığı dediğimiz zaman müdahale sırasında sadece zorba ya da sadece mağdura yönelik bir müdahaleden değil, aslında sisteme yönelik bir müdahaleden bahsetmek mümkün. Zorbanın okuldan uzaklaştırılması ya da sadece mağdura yönelik bir müdahaleden bahsetmiyoruz. Orada bir sorun var ve bu sorun aslında ailelerin de dahil edildiği bir sistem sorunu olarak görülür ve okul içerisinde ele alınırsa o zaman çözüm çok daha kolay oluyor. "Sessiz kalmak zorbaya yardım etmektir" Çözüm dediğimizde aslında öğrencilerin de içine dahil edildiği, öğretmenlerin ve ailelerin de içine dahil edildiği çözümden bahsediyoruz. Söylediğimiz şey aslında seyircilerin de ortamdaki zorbalığa müdahil olması. Çünkü seyirci kalmak demek aslında sessiz kalmak demek değil. Aslında zorbaya yardım etmek demektir. Ve zorbanın okuldan uzaklaştırılması çoğu zaman bir çözüm olmuyor. Aksine bir sistem sorunu olarak ele alırsak eğer bir süre sonra mağdurun da zorlu olabileceğini düşünmemiz gerekiyor ve bunu bu şekilde ele alırsak aslında hepimizin üzerine düşen sorumluluklar var. Bir zorbayı cezalandırmaktansa hem akan zorbalığı yapan kişinin hem de mağdurun ruhsal olarak güçlendirilmesi ve değerlendirilmesi, mutlaka sisteme ailelerin de dahil edilmesi ve ailelerin de bu konuda sorumluluk alması önemli. Aslında öğrencilerin kendisine de adalet duygusunu sağlamak üzere bir sorumluluk verilmesi önemli. Seyirci kalmıyoruz. O sırada akran zorluğuna uğrayan kişiye hemen müdahale edemesek bile sonradan müdahale etme şansımız var ve bunu özellikle değerlendirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Bunu bir sistem sorunu olarak ele alırsak çözüme ulaşmak çok daha kolay. Çünkü orada birebir bir zorbayı cezalandırdığımızda aslında sistemin çarkları dönmeye devam ediyor. "Hem zorba, hem mağdur için ruhsal yardım mümkün" Ergenlik döneminde akran ilişkileri oldukça önemli. Bu akran grubunda kabul görmek, dışlanmama ihtiyacı aslında kişiliğin de belirleyici yanlarından biri oluyor. Kimlik gelişiminde bunlar da önemli. Hem zorba için hem mağdur için aslında bir ruhsal etkilenme varsa yardım arayışında olmak sadece okul ikliminde çözülebilen sorunlardan bahsetmiyoruz. Aileler de bu konuda sorumluluk alarak ruhsal yardım ihtiyaçlarını görmezden gelmemeli ve bununla ilgili destek almalı. Hem zorba hem mağdur için ruhsal yardım mümkün ve aslında bu çocukların her birini suça sürüklenen çocuk ya da zorba çocuk olarak etiketlemeden önce onlar, bizlerin çocukları ve mutlaka yardımla değiştirebileceğimiz şeyler var. Bu umudu aşılayarak bitirmek istiyorum. Çünkü özellikle yardım alırsak değiştirebileceğimiz çok fazla şey var."