MAGAZİN - 01 Nisan 2018 Pazar 10:56

Kitap esnafı ölü sezona giriyor

A
A
A
Kitap esnafı ölü sezona giriyor

Yaz aylarının yaklaşması ile birlikte kitap sektörde satışların ciddi anlamda bir düşüş ve durgunluk görüleceğini belirten kitapçı Tolga Demiral, “Yaz geldiğine göre artık ölü sezona gidiyoruz” dedi.

Yaz aylarının yaklaşması ile birlikte kitap sektörde satışların ciddi anlamda bir düşüş ve durgunluk görüleceğini belirten kitapçı Tolga Demiral, “Yaz geldiğine göre artık ölü sezona gidiyoruz” dedi.


Eskişehir’de 14 yıldır kitap esnafında bulan kitap satıcısı Tolga Demiral, eski tecrübeye göre yaz aylarında vatandaşların daha çok tatil için şehir dışına çıkması ve okulların kapanması nedeniyle ülke genelinde kitap esnaflarında satışları düşeceğini ifade etti. Demiral, “Yaz döneminde kitap satışlarında ciddi anlamda bir düşüş yaşar. Her sektörde olduğu gibi kitap sektöründe de bir ölü sezonu var. Tüm kitapçılarda 3-4 ay boyunca ciddi anlamda bir düşüş oluyor. Okulların kapanması, bir de tatil yani çalışsın, çalışmasın, öğrenci olsun, olmasın, herkesin düşüncesi tatil ve güzel havada gezmek olduğu için, artık yeni kitap satın alınmaması esnafımıza her sene bir durgunluk getiriyor. Bu yüzden yaz geldiğine göre atık ölü sezona giriyoruz diye biliriz” şeklinde konuştu.


Demiral, yaz aylarında insanların dışarıya çıkması ve park alanlarında oturarak kitap okumasından bu aylarında satışların yükselmesi gerekirken, tam tersi olduğu öne sürerek, “Kışın insanlar yapabilecek bir şeyler pek bulamayınca daha çok kitaba bağlı oluyor. Ama yazın işte herkes dışarıya çıkıyor. Eğlenecek zaman geçirecek çok şey var. O yüzden esnafımızda yüzde 50 oranda bir düşüş görüyoruz” diye konuştu.



“Genelde her sene satışları biraz yükseliyor”


Kitap satış sektöründe genelde kitapların ucuz olması ve orta yaş ve gençlerin biraz daha kitaba bağımlılık yükseldiği için her sene önceki seneden biraz daha satışları yükseldiğini dile getirdi.


Tolga Demiral, “Her sene genel bakımında satışları bir daha yükseliyor. Bunlar orta yaş insanların ve gençlerin önceki dönemlerden bir daha kitaplara bağlı olmaktan kaynaklanıyor. Ama normalde her yaş grubundan kitap alıcılarımız var. 7-8 yaşında olarak bir çocuk bile sevdiği bir kitap için mağazaya koşa koşa gelebiliyor. Bence, kitap da ucuz. 14 yıldır kitap sektöründeyim ve bana sorarsanız kitaplar çok ucuz. Herkesin alabilecek kadar ucuzdur. Neden derseniz, okunacak Türk ve dünya klasik kitapları 10-15 lira arasında değişiyor. 5-6 liraya kadar sattığım romanlarımız da var. Bu nedenle genel satış anlamında bir yükselme söz konusu olabilir. Ayrıca alıcılarımız arasında gençlerimiz de eskisine göre şimdi daha fazla kitap alıyorlar. Gençlerin böyle bir yaklaşım toplumuz için de iyi bir işarettir” dedi.


“En çok Roman ve Deneme kitapları satılıyor”


Kitap esnafında şimdi ki durumu eleştiren Demiral, en çok roman ve deneme tür kitapları satıldıklarını ifade ederek sözlerini şu ifadeleriyle devam etti;


“Genel anlamda çok okuyan olmazsa da gençler ve orta yaş insanları kitap satın alıyorlar. Genel olarak bakılırsa satılan kitapları arasında Romanlar ve Deneme tür kitapları daha çok gidiyor. Siyaset üzerine yazan kitapları da iyi satılıyor.”

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.