ASAYİŞ - 02 Ocak 2026 Cuma 10:02

Eskişehir’de feci kaza: 1’i ağır 2 yaralı

A
A
A
Eskişehir’de feci kaza: 1’i ağır 2 yaralı

Eskişehir’de ehliyetsiz sürücünün kullandığı otomobil, kontrolden çıkarak orta refüje çarptıktan sonra takla attı. Araçtaki 28 yaşındaki yolcu ağır yaralanırken, sürücünün sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.


Kaza dün gece, Eskişehir çevre yolunun Bursa istikameti Tepebaşı ilçesi Şarhöyük mahallesi kısmında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre Bursa istikametinde seyreden M.İ.K. (19) idaresideki 26 EPL 899 plakalı otomobil henüz bilinmeyen bir sebeple kontrol çıkıştı. Savrulmaya başlayan araç, orta refüjde bulunan korkuluklara hızlı bir biçimde çarptı. Takla atan araç yola geri savruldu. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda sağlık ve polis ekibi sevk edildi. Araçta yolcu olarak bulunan ve bilinci kapalı olan Onurhan B. (28) ilk müdahalesinin ardından dün Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Onurhan B.’nin durumunun ciddi olduğu öğrenildi.


Öte yandan kazada nispeten hafif yaralanan sürücü M.İ.K.’nin motosiklet ehliyeti olduğu, fakat araç kullanmaya ehliyetinin olmadığı öğrenildi. M.İ.K. de Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.


Aracın çarptığı korkulukların yerinden kopması ve karşıya uçması kazanın şiddetini gözler önüne serdi.


Kaza ile ilgili geniş çaplı inceleme başlatıldı.



Eskişehir’de feci kaza: 1’i ağır 2 yaralı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Sakarya Asırlık çarşıda tezgahlar sanal vitrine taşınıyor: Esnaf e-ticaretle yüzleşiyor Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde 18 ve 19. yüzyıllara uzanan geçmişiyle kentin önemli ticaret merkezlerinden biri olan Uzun Çarşı’da, geleneksel esnaflık anlayışı ile modern ticaret yöntemleri arasındaki rekabet dikkat çekiyor. Teknolojinin hızla geliştiği günümüzde bazı esnaflar yüz yüze satıştan vazgeçmezken, bazıları ise tezgahını internete taşıyarak e-ticarete yöneliyor. Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde bulunan ve tarihi 18-19. yüzyıllara kadar uzanan Uzun Çarşı’da, nesilden nesle aktarılan dükkanlarda esnaflık yapan birçok isim, e-ticaretin kendilerini maddi anlamda etkilemediğini belirtirken, esnaf-müşteri samimiyetini öldürdüğüne inanıyor. İnternet satışını tercih eden aksesuar mağazası sahibi Hüseyin Oğuz Çelik ise gelirinin yarısının internet üzerinden yaptığı satışlardan geldiğini, çağa ayak uydurmayan esnafın ise yakında zamanda batma riski ile karşı karşıya kalacağını ifade etti. "İnternetten satıştan uzak duruyoruz" Uzun Çarşı’da babasının 45 yıllık gümüşçü dükkanında küçüklüğünden beri çalışan ve yakın zamanlarda devralan Sezer Akyıldız, uzun yıllardır aynı konumda esnaflık yapmanın kendilerine düzenli müşteriler kazandırdığını ve o müşteriler olmadan gelişen teknolojik ticaret sebebiyle zor günler yaşayabileceklerini belirtti. Akyıldız, "Babamdan devraldım. Esnaf şimdi kira ödüyor, sigorta ödüyor, eleman çalıştırıyor. Bir sürü giderimiz var, bunların haricinde iş yapmamız lazım ki bu giderleri karşılayabilelim. İş yapamayınca tabi ki zora düşüyoruz. İnsanlar bizi tanır, güven verdiğimizden dolayı bizi tercih ediyorlar. İnternetten satılan ürünlerde yüzde 29 gibi bir komisyon ödüyorsun belirli kurumlara. Bu sebepten internete çok yanaşmıyoruz, internetten satıştan uzak duruyoruz. 45 yıldır biz bu sektördeyiz, bizim düzenli ve oturmuş müşterimiz olmasa internet yüzünden dükkanı kapatır giderdik" dedi. "Genç nesil dijital mecradan veya AVM’lerden alışverişlerini sürdürüyor" Genç neslin artık çarşıda gezerek değil internet üzerinden veya alışveriş merkezlerinden ihtiyaçlarını karşıladıklarını ifade eden 40 yıllık ayakkabı dükkanı sahibi Sinen Pekçetin, "Aşağı yukarı 40 yıl gibi bir süredir esnaflık hayatım var. Eski müşteri yoğunluğumuz yok tabi ki. Bizden önceki kuşaklar rahmeti rahmana kavuştu artık. Genç nesilde buraları pek fazla tercih etmedikleri için dijital mecradan veya AVM’lerden alışverişlerini sürdürüyorlar. Burayı bilenler, daha önce buradan alışveriş yapanlar ve onların çocukları buraya geliyor. Bizim müşterilerimiz genelde görerek alan modeller. Görüp giyip, üzerine denedikten sonra ancak alıyorlar. Müşterilerle olan samimiyetimiz ve eski esnaf sıcaklığımızdan dolayı bizi tercih ediyorlar. Abi kardeş, abla kardeş ilişkisi gibi ilişkiler kuruyoruz müşterilerimizle" diye konuştu. "İnternetten bir ticaret yapmıyoruz. Bizim eski bir alışkanlığımız var" Yıllardır Uzun Çarşı’dan alışveriş yaptığını belirten 80 yaşındaki Engin Bakır ise konuyla alakalı "Yüz yüze esnaftan alışveriş yapmayı seviyorum. Pazarlık yapmayı seviyorum. Alacağım malı görerek alırsam daha iyi oluyor. Sağlamlığını oradan anlıyorum. Hep peşin ve görerek almaya çalışıyorum" derken 47 yaşındaki Yusuf Ekşi ise, "İnternetten bir ticaret yapmıyoruz. Bizim eski bir alışkanlığımız var. Bugün bize eski kafalı diyorlar, geri kafalı diyorlar. Evet kabul ediyoruz, eski kafalıyız. Bir şeyi dokunarak almayı severiz. Ne alacaksak alalım onu göreceğiz, dokunacağız, hissedeceğiz. Ondan sonra bedeli neyse ödeyerek alma taraftarıyız. İnternette yapmış olduğumuz alışverişler biraz sıkıntılı. Dolandırıcılık çok yüksek. Burada esnaf seni dolandırmaz. Gösteriyor, malı ortada. Bakıyorsun hoşuna gitti verirsin parasını alırsın. İnternet güvensiz geliyor bana. O yüzden internetten alışveriş yapmam. Esnafı tercih ederim. Onları kalkındırmalıyız çünkü onlarla geçim daha rahat" şeklinde konuştu. "Kazancımızın çoğu e-ticaretten gelmiyor ama bize ciddi miktarda bir takviye sağlıyor" Babasının 25 sene önce açtığı aksesuar dükkanında, ilk başlarda okul çıkışlarında yardım ederek çalışmaya başlayan ve gelişen teknoloji çağına ayak uydurmak için mağazada ki ürünlerin internet üzerinden de satışını yapan Hüseyin Oğuz Çelik, "Kazancımızın çoğu e-ticaretten gelmiyor ama bize ciddi miktarda bir takviye sağlıyor. Bizim sektörümüz açısından, özellikle kıyafet, giyim, aksesuar sektörlerinde internette olman gerekiyor ama bir gıda sektörü için belki olmayabilir. E-ticarete başlayalı yaklaşık bir sene olacak. Şu an gelir konusunda yarı yarıya gidiyor gibi bir durum var" ifadelerini kullandı. "Ayak uydurmazsan yavaş yavaş batarsın" Esnaflığın kurallarından birinin çağa ayak uydurmak olduğunu belirten Çelik, "E-ticarete herkesin girmesi gerekiyor. Eskiden Sakarya nüfusu çok daha düşüktü, herkes markaydı. Tatlıcı denince bir kişi, kıyafet denince iki kişi biliniyordu. Artık nüfus 2 milyon oldu. Artık kimse kimseyi pek tanımıyor. Yerel markaların pek bir önemi kalmıyor. İlçeler arası alışverişe bile kimse pek gitmiyor. Esnaflığın zaten kuralı budur, çağa ayak uyduramazsan hala burada kösele benzeri eski şeyler satmaya devam edersen çağın gerisinde kalırsın. Bu kredi kartına, pos cihazına geçmemekte inat etmek gibi bir şey. Bu tarz teknolojilere ayak uydurmazsan yavaş yavaş batarsın, nasıl battığını da anlamazsın" dedi. (ACK-OK-
Kayseri ’Dijital’, vicdanı yok ediyor Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, bireylerin ekranda gördüklerine karşı bir şeyler yapma isteği ile zamanla çökme yaşadıklarını söyleyerek, "Dijitalde yapılan paylaşımlarla vicdan rahatlatması yapılıyor ve gerçek hayattaki sorumluluklar erteleniyor" dedi. Beynin duyguları ve duygusal süreçleri aynı anda işleyemediğini ve iki uçtan birinin yaşandığını söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, "Dijital vicdan, kişinin ekranda gördüğü felaketlere, yardım çağrılarına, mükemmel hayatlara, başarılı performanslara karşı vermiş olduğu sorumluluk, suçluluk ve yetersizlik duygularının toplamına verilmiş bir kavram aslında. Çünkü dijital vicdan ne kadar yeni bir kavrammış gibi görünse de aslında birçoğumuzun çoktan hayatının içine girmiş bulunmakta. Eskiden insanlar vicdanı tek bir olayla ya da birkaç olayla karşılaştırıp kendi vicdanlarına iç seslerine göre yorum yapıyorlar iken artık ekranın sesiyle yapılan bir yorum haline geldi. Artık telefonumuzu açtığımızda, bildirimlere baktığımızda onlarca felaket, binlerce yardım haberi, muazzam hayatlar, muhteşem başarılar görürken insanda bıraktığı duygu artık yetişmek, bir şeylere ulaşmak, ben de bir şeyler yapmalıyım hissiyatı ile geride kalan bir psikoloji haline geliyor. Bunun en büyük örneklerinden birisi artık bireylerin üzerinde görmüş olduğumuz bir yorgunluk hali. Artık bir çökkünlük görüyoruz. Çünkü insanlar ‘bir şeyler yapmalıyım, ben bu kadar duyguyla nasıl baş edeceğim’ diye düşünmeye başlıyorlar. Beyin bu kadar bilgiyi aynı anda işleyebiliyor olsa bile aslında duyguları ve duygusal süreçleri aynı anda sindiremiyor. Haliyle iki uçtan birini yaşıyoruz. Ya bütün bu haberlere duyarsız kalıyoruz ya da artık bir şeyler yapmalıyım suçluluğu ve sorumluluğuyla en azından aktif olan birisi olayım diyerek paylaşımda bulunuyoruz, beğenilerde bulunuyoruz, destekler yapmaya çalışıyoruz ya da kampanyalara bir şekilde katılmaya çalışıyoruz. İşin bu kısmı zaten etik ve ahlaki bir süreçte yürütülmediği zaman hem bireysel hem de toplumsal olarak çok ciddi zararlar verebiliyor. Kaldı ki biz bunu yaparken bir başkasını da bunun üzerinden yani ‘paylaşım yapmıyor’ şeklinde yargılayabiliyor ve onun da iyi bir insan olmadığını sorgulamaya başlıyoruz. Şimdi burada aslında vicdan rahatlatması dediğimiz kısımda burası. Çünkü ben sadece bir fotoğraf paylaşarak, sadece bir beğeni butonuna basarak gerçek hayattaki sorumluluğumu ertelemiş oluyorum. İşte gerçek vicdanla dijital vicdan arasındaki en önemli fark burasıdır. Gerçek vicdan gerçekten bir insana temas etmektir. Gerçekten bir bağ kurmaktır. Ben bir paylaşım yaptığımda aslında kaç insana ve kaç noktaya gerçekten temas ediyorum? Sadece bir şeyler yapmış olmak için sadece bir kampanyaya katılmış olmak için mi paylaşıyorum yoksa gerçekten bir insana yardımcı olmak için mi paylaşıyorum?" diye konuştu. Hamurcu, bireylerle bağın ekranda değil hayatta kurulduğunu söyleyerek, "Dijital dünyanın en önemli ahlaki kısmında durup şunu sorgulamamız lazım. ‘Ben şu an bu paylaşımı gerçekten kimin için yapıyorum? Eğer ben yardımcı olmak için yapıyorsam ben bir kahraman değilim. Ben dünyayı kurtaramayacağımı, kendime hatırlatarak kendi yapabileceğim yardımı görmem lazım’. Yani gerçek dünyada benim yardım etmem ve gerçek dünyada gerçek bir bağ kurarak insanlara temas etmem gerekiyor. Gerçek haberler, gerçek iletişim kaynakları, gerçek kampanyalarla benim hayatımı oturtmam ve düzenlemem gerekiyor. Çünkü bağ, gerçek hayatın en içerisinde samimi bir şekilde kurulan bir bağ olduğunda vicdanımız işliyor. Diğer türlü sadece bir yarışın içerisinde bir performans kaygısıyla ‘ben de geç kalmayayım, ben de onlar gibi olayım’ diye paylaşılan bütün paylaşımlar ne yazık ki sahte paylaşımlar oluyor ve günün sonunda bize elimizde kalan bir geç kalmışlık, suçluluk ya da duyarsızlaşma ile bize dönüş yapmış oluyor. Burada en önemli ve son olarak söyleyeceğim kavram şudur ki artık hayata yetişmeye çalışmaktansa kendimize yetişmek ve kendimize kurduğumuz bağı insanlara gerçek bir şekilde yansıtmak gerekmektedir. Yani dijitalin vicdanımızı ne kadar kararttığını bu örneklerden de görebiliyoruz. Çünkü sürekli maruz kaldığımızda artık merhametimiz de azalıyor ve körelme duygularına başlayabiliyoruz. O yüzden istediğimiz şey burada ekran süresini değil kalbinizin süresini tutmanız ve ekrandan bir performans olarak değil kalbinizden geçen gerçek bir bağ ile temas kurarak vicdanınızı kullanmanızdır. Çünkü vicdan bir performans değildir, bir bağdır ve bağ, ekranda değil, hayatta kurulur" ifadelerini kullandı.
Kars Sarıkamış’ta kardan heykellerin yapımı tamamlandı Sarıkamış Harekatı’nda Allahuekber Dağları’nda donarak şehit olan askerlerin temsili heykellerinin yapımı tamamlandı. Kars’ın Sarıkamış ilçesinde 3-4 Ocak 2026 tarihlerinde düzenlenecek etkinlikler kapsamında sergilenecek kardan heykellerin yapımı tamamlanırken, heykellerin açılışı ise 3 Ocak 2026 tarihinde yapılacak. Kars Valiliği, Sarıkamış Kaymakamlığı ve Sarıkamış Belediyesi’nin destek verdiği heykellerin yapımı Kafkas Üniversitesi Kazım Karabekir Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda görevli Doç. Dr. Muhammet Hanifi Zengin koordinesinde 7 kişilik ekip tarafından yapıldı. Kardan heykellerinin yapımın tamamlandığını ifade eden Vefa Kocaalaz, "111 yıl önce bu topraklarda vatan uğruna aziz şehitlerimize bir vefa bu çalışmayı gerçekleştirdik. Çalışırken bu amansız soğuğu ellerimizde, hüznü ise ruhumuzda hissettik. Amacımız kahraman ecdadımızı gelecek nesillere aktarmak. Bütün şehitlerimizi rahmetle anıyorum" dedi. Öte yandan 3-4 Ocak 2026 tarihinde Sarıkamış’ta "Bu Toprakta İzin Var" sloganıyla düzenlenecek olan etkinliklerin programı da belli oldu. Etkinlikler 3 Ocak 2026 Cumartesi günü şehit yakınları ve gaziler onuruna düzenlenecek yemek ile başlayacak. Etkinlikler daha sonra kardan heykeller sergisinin açılışı, meşaleli kayak gösterisi, Mevlid-i Şerif programı ve meşaleli yürüyüşler ilk gün programı sona erecek. 4 Ocak 2026 Pazar günü ise büyük yürüyüş için vatandaşlar Kızılçubuk toplanma bölgesinde bir araya gelecek. Program 4 kilometrelik yürüyüşün ardından Ayyıldız Tören alanında devam edecek. Buradaki tören protokol konuşmaları ve çelik kanatlar gösterisinin ardından sona erecek. Törenlere Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ve Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak’ta katılacak.
Samsun İlkadım’da karla mücadele Samsun’un İlkadım ilçesinde etkili olan kar yağışı sonrası belediye ekipleri, ulaşımın aksamaması ve günlük yaşamın olumsuz etkilenmemesi için kent merkezi ile kırsal mahallelerde yoğun bir karla mücadele çalışması yürüttü. İlkadım Belediyesi, ilçe genelinde etkisini artıran kar yağışının ardından yol açma, temizleme ve tuzlama çalışmalarını eş zamanlı olarak hayata geçirdi. Fen İşleri ve Temizlik İşleri Müdürlüğü ekipleri, ana arterler, ara sokaklar ve toplu taşıma güzergâhlarında buzlanmaya karşı önlem alırken, özellikle kırsal mahallelerde ulaşımın kesintiye uğramaması için gece boyunca sahada görev yaptı. Karla mücadele çalışmalarının 24 saat esasına göre sürdürüldüğünü belirten İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz, kar yağışının çocuklar için sevindirici olsa da şehir yaşamında aksamalara yol açabildiğine dikkat çekti. Yağışın başlamasıyla birlikte ekiplerin anında sahaya indiğini ifade eden Kurnaz, kırsal mahallelerde iş makinelerinin yoğunlaştırıldığını, kent merkezinde ise yol açma ve tuzlama çalışmalarının titizlikle sürdürüldüğünü söyledi. Başkan Kurnaz, gece boyunca fedakârca görev yapan ekiplere teşekkür ederek, önümüzdeki günlerde görülebilecek yeni kar yağışlarına karşı da teyakkuzda olduklarını vurguladı. Vatandaşlara da uyarıda bulunan Kurnaz, buzlanma ve don riskine karşı mecbur kalınmadıkça özel araçlarla trafiğe çıkılmamasını, mümkün olduğunca toplu taşımanın tercih edilmesini istedi.
Antalya Yeni yıla ’don’ nöbetiyle girdiler Antalya’nın Serik ilçesinde gece saatlerinde hava sıcaklığı 0 derecenin altına düşmemesi için örtü altı üreticilerin şarkı sözlü don nöbeti başladı. Üreticiler soba ve dumanlama yöntemiyle mahsulünün don tutmasını önlemeye çalıştı. Önlem alınmayan bazı seralarda ise ürünler dondan dolayı zarar gördü. Türkiye’nin en büyük örtü altı üretimi yapılan Serik’te üreticiler, gece saatlerinde hava sıcaklığının 0 dereceye kadar düşmesi sonrası, ürünlerini dondan korumak için gece boyunca seralarda soba yakarken kimisi de dumanlama yöntemini tercih etti. Üreticiler gece boyunca sık sık derece ile sera içerindeki ürünleri kontrol ediyor. Çandır Mahallesi’nde domates üreticiliği yapan Arısoy ailesi, sabaha kadar sürecek nöbette gitar eşliğinde söylenen şarkılarla, sabaha kadar süren nöbette birbirlerine destek oluyor. "Bu gece baya uzun olacak" Domates üreticisi Fahrettin Arısoy, hava sıcaklığının 0 dereceyi gösterdiği için domateslerin don tutmaması için mücadele ettikleri belirterek, "Aynı zamanda ailemde yanımda onlarla sohbet edip çay içip bize destek oluyorlar. Bu gece baya uzun olacak. Allah tüm çiftçilerimizin yardımcısı olsun" dedi. Şeyma Arısoy ise gitar çalarak söylediği şarkılarla üreticilere destek olduğunu belirtti. Muzların zarar görmemesi için dumanlama yöntemi Serik ilçesine bağlı Üründü Mahallesi’nde de örtü altı muz üretimi yapan üreticiler, ürünlerinin zarar görmemesi için dumanlama yöntemini tercih etti. Gece saatlerinde başlatılan uygulama, sabahın ilk saatlerine kadar her saat başı düzenli olarak sürdürüldü. Üreticiler, saman ve yanıcı maddeler kullanarak seraların içine duman verip iç ortam sıcaklığını korumaya çalıştı. Zorlu hava şartları altında geçen nöbette çiftçiler, yoğun dumanın içinde seraları tek tek dolaşarak ürünlerini kontrol etti. "Sera içerisine duman vermezsek ürün üşür ve verim alamayız" Muz üreticisi Selman Sarı yaptıklarını işlemin ürünlerinin donmaması üzerine duman vermek olduğunu söyleyerek, "Her 2 saatte bir kontrol ederek, sabahın ilk ışıklarına kadar devam ediyoruz. Sera içerisine duman vermezsek ürün üşür ve verim alamayız" diye konuştu. Tarım işçisi Ahmed Zemrullah ise yaptıkları işin zor olduğunu belirterek, "Çünkü sabaha kadar seraya girip saman yakarak duman veriyoruz. Çünkü ürünleri korumak için başka türlü yolu yok" dedi. Patlıcanları don vurdu Yine gece saatlerinde Üründü Mahallesi’nde bazı seralarda ise ürünler zarar gördü. Üretici Mustafa Ünal’a ait serada yetiştirilen patlıcanları don vurdu. Sabah saatlerinde gün ağırınca seraların üzerinde oluşan buzlanma ve ürünlerin zarar gördüğü görüldü. Mustafa Ünal, "Allah’tan gelen bir şey yapacak bir şey yok. Tüm çiftçilerimize geçmiş olsun" dedi.