ÇEVRE - 23 Mart 2025 Pazar 15:45

Eskişehir’de hava sıcaklıklarının yükselmesi bekleniyor

A
A
A
Eskişehir’de hava sıcaklıklarının yükselmesi bekleniyor

Eskişehir’in de içinde bulunduğu bölge genelinde hava sıcaklığının 5 ila 7 derece artmasının beklendiği açıklandı.


Meteoroloji 3. Bölge Müdürlüğü’nden alınan verilere göre; bölge genelinin parçalı ve az bulutlu geçmesi bekleniyor. Hava sıcaklığının 5 ila 7 derece artarak mevsim normallerinin üzerine çıkacağı tahmin ediliyor. Rüzgârın ise güneyli yönlerden hafif ara sıra orta kuvvette eseceği öngörülüyor.


Zirai don uyarısı


Bölge genelinde hafif yer yer orta kuvvette; iç ve yüksek kesimlerde ise kuvvetli zirai don hadisesi tahmin edildiği belirtildi. Öte yandan, Eskişehir’de en yüksek hava sıcaklığının 23 derece ile Sarıcakaya İlçesi’nde hissedilmesinin beklendiği aktarıldı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara AK Parti Sözcüsü Çelik: "AB kendi içerisinde tartışma yaşıyor" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Avrupa Birliği (AB) kendi içerisinde pek çok tartışma yaşıyor. AB, bir bütün olarak bu krizlerde hareket edemiyor" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında AK Parti Genel Merkezinde gerçekleştirilen MYK toplantısı devam ettiği sırada gündeme dair açıklamalarda bulundu. Toplantıda siyasi değerlendirmelerin yapıldığını ve dış politikadaki gelişmelerin yakından takip edildiğini aktaran Çelik, "Gerek Rusya-Ukrayna Savaşı, gerek Gazze ve diğer kriz alanları konusunda ülkelerin arasındaki ittifaklar çatlarken NATO ile ilgili tartışmalar oluyor. Avrupa Birliği (AB) kendi içerisinde pek çok tartışma yaşıyor. AB, bir bütün olarak bu krizlerde hareket edemiyor. AB Komisyon Başkanı Von Der Leyen’in çok talihsiz bir açıklaması oldu. Türkiye’nin de içinde olduğu bazı ülkeleri zikrederek, bunların Avrupa’ya nüfuz etmesinin engellenmesi gerektiğini ifade etti. Avrupa bütünleşmesinin bu şekilde sağlanması gerektiğini ifade etti. Bu, AB’nin şu anda niye bu halde olduğunu gösteren temel bir açıklama. Türkiye gibi AB’ye aday bir ülkeyi karşıt konumda değerlendirmek, göç ve güvenlik konusunda kapımızı çalanların kafasının arkasındakini göstermesi bakımından çok önemli. Bu bir sır değildi ama gerek fasılların müzakere edilmesine dönük fanatik uygulamalar, gerek diğer konulardaki ilerlemelere dönük tıkanmalar aslında her zaman bir aydınlanma Avrupası yaklaşımını değil, bir Hristiyan kulübü Avrupa’sını gösteriyordu. Biz de bu konuda uyarılarımız yapıyorduk. Bunun sonuçlarıyla sadece Türkiye-AB ilişkileri karşı karşıya gelmiyor. AB, kendi çelişkilerinin doğurduğu sonuçları Rusya-Ukrayna Savaşı’nda yaşıyor. Gazze konusundaki savrulmalarını görüyoruz. İran savaşı konusundaki etkisizliklerini görüyoruz. Burada Von Der Leyen’e sorulması gereken soru şu; bir Avrupa Komisyonu Başkanı olarak bir aday ülkeye dönük bu çifte standardınızın ideolojik temelleri nedir? İkinci olarak da her zaman söylenir; AB bir ekonomik güç oldu ama hiçbir zaman bir siyasi güç olamadı. Bugün NATO meselesinde de görüldüğü gibi kendi güvenliğini bile kendisi sağlayamayan bir birlik durumunda. Bütün bunlar tartışılırken Von Der Leyen’in aday ülke olan Türkiye’nin etkisini engellemeye dönük bir tutum içerisine girmesi AB’nin bugün neden bu halde olduğunu iyi gösteren bir durum" diye konuştu. "AB, Türkiye’yi bu kadar güçlü görüyorsa o zaman doğrusu bu aday ülke ile iş birliği yapmaktır" "Madem Türkiye, bütün Balkanları ve Avrupa’yı domine edecek kadar büyük bir güç, normal bir siyasi akıl Türkiye ile iş birliği yapmayı gerektirir" diye konuşan Çelik, sözlerine şöyle devam etti: "Von Der Leyen, aslında söylediklerinin altyazısında itiraf ediyor. Bu itirafıyla da aslında bir tür büyüyen ve ilkelere dayanan bir Avrupa değil, küçülen ve kendi bürokrasisine gömülmüş bir Avrupa’yı söylüyor. Ama, zikrettiği diğer ülkelerden farklı olarak Türkiye, AB’ye bir aday ülke. Onu, bu kadar güçlü görüyorsanız o zaman doğrusu bu aday ülke ile iş birliği yapmaktır. Bu vizyondan çok uzaklar ama bu vizyona ulaşmalarını temenni ediyoruz." "Papa’nın savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmek istiyorum" İsrail Başbakanı Netanyahu ve hükümetinin uyguladığı fanatizmin sadece Müslümanlarla sınırlı olmadığını, insanlığın tüm unsurlarına karşı bunu gerçekleştirdiğini hatırlatan Çelik, "Lübnan’da İsrail askerinin bir Hazreti İsa’ya ait bir heykeli parçalamasındaki nefret doğal olarak Hristiyan aleminin tepkisini çekti. Burada şunu görmek gerekiyor; tamamen ideolojik bir motivasyonla, fanatik bir dini yaklaşımla hareket eden bir yapı ile karşı karşıyayız. Bunların, Müslüman ve Hristiyanların değerlerine hiçbir saygıları yok. O yüzden biz insanlık ittifakı diyoruz, insanlık ittifakının topyekun bu fanatizmi durdurması gerektiğinden bahsediyor. Bu arada Papa’nın savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmek istiyorum" değerlendirmesinde bulundu. "(ABD-İsrail-İran) Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir" İran’a yönelik gerçekleştirilen saldırıların ardından ortaya çıkan tablonun yakından takip edildiğini dile getiren Çelik, "Ateşkes sağlandı ama İslamabad’daki müzakereler istenilen şekilde henüz ilerlemiyor. Biz İslamabad’daki müzakerelerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir, bu savaş haksız ve hukuksuzdur. Hiçbir şekilde daha büyük insani trajedilere yol açılmamalıdır. Uluslararası toplum da ateşkesin tamamen barışa dönüşmesine güçlü bir destek vermelidir. Burada zenginleştirilmiş uranyum meselesi, Hürmüz Boğazı, İran’ın talep ettiği tazminatlar, güvenlik garantileri olmak üzere pek çok konu var. Tüm bunlar masada çözülebilir konulardır. İslamabad’daki müzakerelerin devam etmesi, tekrar savaşa dönüşmemesi, ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için uluslararası toplumun tam bir destek vermesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı. İsrail’in Lübnan’a saldırarak ve başka bölgelerde kriz çıkartarak Gazze’yi unutturmaya çalıştığına değinen Çelik, "Gazze’de ikinci aşamaya geçilmesi gerekirdi ama İsrail, ilk aşamadaki yükümlülüklerin hiçbirini yerine getirmiyor. İlk aşamayı da tahrip etmek için elinden geleni yapıyor. Bu çerçevede tek taraflı birtakım dayatmalarda ve şartlarda bulunuyor. İsrail’in Gazze’de suikastlara ve kadın, çocuk dahil olmak üzere insan öldürmeye bir son vermesi lazım. Bu ilk aşamanın en azından var olması için gereken en temel insani zemin. Yine ilk aşama için mutabık kalınmış olan yardımların Gazze’ye tam olarak ulaşması gibi ilkelerin yerine gelmesi lazım ama İsrail bunlardan da uzak duruyor. O yüzden ikinci aşamaya geçilmesini engelleyen güç İsrail’dir. Yine Batı Şeria’ya saldırmaya devam ediyor ve orayı Gazzeleştirmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunun da muhakkak surette önlenmesi gerekiyor" dedi. Ayrıca Çelik, dış politika gündeminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesaisinin en yoğun bir şekilde barışın sağlanması ve diplomasi masalarının güçlendirilmesi ekseninde devam ettiğini de sözlerine ekledi. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretilmesi son derece yanlıştır" Bir gazeteci tarafından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Türkiye karşıtı açıklamaları sorulması üzerine Çelik, "Fransa’nın açıklamalarının yakından takip ediyoruz, doğrusu rasyonel bir zemine oturmuyor. Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken ima yollu olsa bile başka NATO müttefikleri ile ittifak kurduğunu ifade ederken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Çok yakın zamanda Sayın Macron, ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün aslında Fransa’nın, Türkiye’ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkârlık içerisinde olduğunu görüyoruz. Fransa’nın Akdeniz’deki istikrarsızlıkla, Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın bir an evvel sona erdirilmesi ile ilgilenmesi gerekir. Suriye’de birtakım farklı grupları desteklemek yerine Suriye’nin istikrarına katkı sağlayacak bir siyasi teşvik içerisinde olması gerekir. Yine Fransa’nın, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı karşısında daha net konuşması gerekir ama bunun yerine ne zaman bir tartışma çıksa Rum Kesimi’nin etrafında bir bayrak göstermekten ve gemi göndermekten bahsediyor. Ayrıca Yunanistan’la ittifak kurmaktan bahsediyor. Burada şunu sormak gerekir; bu tip tavırların Fransa’ya, Yunanistan’a, Akdeniz’in güvenliğine, NATO müttefikliğine ne katkısı var? Bütün bu soruların cevabı olumsuzdur. Yunanistan açısından ise günün sonunda herkes gidiyor biz baş başa kalıyoruz. Dolayısıyla Yunanistan’ın Türkiye ile sorunlarını masada çözme imkanı varken, sürekli olarak başta İsrail olmak üzere birtakım ittifaklar peşinde koşup Türkiye karşıtlığı söylemini yükseltip bundan elde edeceği nedir? Biz, ‘Yunanistan’a üçüncü ülkeler araya girmesin, Türkiye ve Yunanistan berrak, net bir şekilde müzakereler yoluyla kendi sorunlarını çözebilecek kapasiteyi üretsin’ diyoruz. Ama, onun yerine sürekli olarak bu tip yan yollara başvuruyorlar. Otobandan ayrılmamak lazım, otobandan ayrılınca çoğu kez şarampole düşüldüğü görülmüştür. Tekrar aynı hatayı yapmaya gerek yok. Rum Kesimi’nin İsrail ile kurduğu ittifak utanç verici bir ittifaktır. Bu kadar katliam gerçekleştirmiş bir Siyonist şebeke ile yan yana durmak onların bileceği bir iştir. Bugün Türkiye ile ilişkilerde yanlış yerde durdukları gibi uluslararası sorunlarda da tarihin doğru tarafında durmuyorlar. Fransa’dan Akdeniz’e kadar olan tüm bu bölgede değerlendirmelerin ve attığı adımların ne kadar yanlış olduğu son birkaç yıldır üst üste görülüyor. Fransa’nın bunlardan vazgeçmesinde, Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisini gerçekçi bir zeminde ve doğru bir yaklaşımla ele alması herkesin faydasınadır" cevabını verdi. "Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz" Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik kullanılan ifadelerle ilgili soru üzerine Parti Sözcüsü Çelik, "Biz, CHP ya da başka partiler ile köşe yazarları hakkındaki bu tartışmalar bizi ilgilendiren tartışmalar değil. Ama, kullanılan o ifade bütün Alevi canlarımızı inciten bir ifadedir. Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz. Bunu kendimize yapılmış sayarız. O ifade; bir nefret söylemidir. O ifade; doğrudan bir nefret söylemi olarak kodlanmalıdır ve tümüyle reddedilmelidir. Alevi canlarımıza dönük bu şekilde çirkin ifadeler kullanılmasını en güçlü şekilde lanetliyoruz ve reddediyoruz" açıklamasında bulundu.
İstanbul Atlas Çağlayan’ın katil zanlısının babası hakkında dava açıldı İstanbul Güngören’de bıçaklanarak öldürülen Atlas Çağlayan’ın katil zanlısının babası hakkında, olayda kullanılan bıçağın sahibi olduğu gerekçesiyle kamu davası açıldı. İddianamede, başka suçtan tutuklu bulunan baba hakkında 1 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İstanbul Güngören’de çıkan kavgada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın ölümüne ilişkin tutuklanan 14 yaşındaki zanlı E.Ç.’nin babası Y.Ç. hakkında dava açıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Y.Ç. hakkında, zanlının olay anında kullandığı sustalı bıçağın sahibi olduğu gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Yürütülen soruşturmanın tamamlanmasının ardından hazırlanan iddianamede, Y.Ç. (40) ’şüpheli’ sıfatıyla yer aldı. Zanlının başka suçtan cezaevinde olduğu aktarıldı İddianamede, olayda kullanılan bıçağın Y.Ç.’ye ait olduğu, şüphelinin Atlas Çağlayan cinayetinin işlendiği dönemde cezaevinde olduğu gerekçesiyle suçtan haberdar olmadığını belirttiği aktarıldı. İddianamede, UYAP sorgulamasında şüphelinin 2 Kasım 2025 tarihinde Bakırköy Metris Cezaevinde bulunduğu, suç tarihi itibariyle halen Çorlu Karatepe 1 Nolu Y Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumları’nda bulunduğu vurgulandı. İddianamede, suça konu bıçağa İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarında yapılan incelemeye göre, 6136 sayılı ’ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkında kanuna muhalefet’ kanunu kapsamında kaldığı belirtildi. 1yıla kadar hapis cezası talebi Sanık Y.Ç. hakkında, ’ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkında kanuna muhalefet’ suçundan 6 aydan1 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. Sanık, önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.
Kastamonu Prof. Dr. Ekrem Savaş: "Avrupalılar, Müslümanlardan tercüme etmiş oldukları kitaplara kendi isimlerini yazmışlardır Kastamonu Üniversitesi’nde gerçekleşen "İslam Kültür Dünyasının Bilim Tarihindeki Yeri" konferansında konuşan Prof. Dr. Ekrem Savaş, "Avrupalılar, Müslümanlardan tercüme etmiş oldukları kitaplara kendi isimlerini yazmışlardır ya da daha çok kendi otoriterlerinin isimlerini yazmışlardır" dedi. Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından yürütülen "Üniversite Konferansları" programı Kastamonu Üniversitesi’nde gerçekleştirilen "İslam Kültür Dünyasının Bilim Tarihindeki Yeri" konferansına Uşak Üniversitesi Öğretim Üyesi ve TÜBA Asli Üyesi Prof. Dr. Ekrem Savaş konuşmacı olarak katıldı. Kastamonu Üniversitesi Merkez Kütüphane Cemil Meriç Salonu’nda gerçekleştirilen konferansta Kastamonu Üniversitesi rektör yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Atalan ve Prof. Dr. Ömer Küçük, akademisyenler ve öğrenciler katıldı. Konferansta konuşan Prof. Dr. Ekrem Savaş, İslam medeniyetinin matematikten astronomiye, coğrafyadan kimyaya kadar pek çok alanda bilime sağlanan katkılarla ilgili bilgiler verdi. Tarihi bilmenin önemine değinen Prof. Dr. Savaş, "Orta Çağ’da Avrupa’da karanlık varken, Müslümanlarda büyük bir güneş varmış, bizler farkında bile değilmişiz. Avrupalılar bizim aydınlıklarımızı aldılar, muhteşem bir şekilde koşarak bugün bizi geçtiler. Dolayısıyla yürüyenlerin koşanları yakalaması çok zor olduğu için, bence çarkı tersine döndürmek gerekiyor. Ama İslam dünyası aşağı yukarı 800. yüzyıla kadar bilime hizmet eden büyük alimlere sahip, alimleri olan bir toplumdur. Bir de Yunanlılar var. Her biri, birbirini takip etmiştir, bunu hiç kimse inkar edemez. Ama İslam dünyası, İslam alimleri bir öncekileri anlamışlardır. Daha sonra, ’üzerine ne koyabiliriz’ demişlerdir. ve yeni teoriler ortaya çıkararak bir öncekini geliştirmişlerdir. Bugün ki Batı, İslam dünyasındaki bilimin doğudan batıya göçüdür. Avrupalıların karanlık çağ dediği dönemde, Müslümanlar, hiçbir zaman hiçbir yerlerde işgal ettikleri topraklarda kimsenin dinine, kültürüne, örneklerine ve dilinle karışmadı. O duygu, o davranış, o meziyet, birçok Hristiyan alimin Müslüman olmasını ve onların bilgilerini de araç olarak kitaplarına dönüştürmelerini sağladı" dedi. İslam alimlerin bilime katkılarından örnekler vererek konuşmasını sürdüren Savaş, "Müslüman alimler genelde ilmi Müslüman hocalardan öğrenmişlerdir, okullar oluşturmuşlardır. Ama Batılılar ilmi kitaplardan öğrenmişlerdir. Çok acıdır ki 18. yüzyıla gelene kadar Avrupalılar, Müslümanlardan tercüme etmiş oldukları kitaplara kendi isimlerini yazmışlardır ya da daha çok kendi otoriterlerinin isimlerini yazmışlardır" diye konuştu. Program, soru-cevap bölümünün ardından Prof. Dr. Ekrem Savaş’a teşekkür belgesi takdim edilmesiyle sona erdi.