GÜNDEM - 18 Mayıs 2026 Pazartesi 09:41

AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik’ten 19 Mayıs mesajı

A
A
A
AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik’ten 19 Mayıs mesajı

AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda, 19 Mayıs’ın milletin bağımsızlık iradesini ortaya koyduğu tarihi bir dönüm noktası olduğunu söyledi.


Bozgeyik, açıklamasında gençliğin milli ve manevi değerlerle yetişmesinin Türkiye’nin geleceği açısından büyük önem taşıdığını belirterek, "Bu aziz millet geçmişte olduğu gibi bugün de kendi değerlerine sahip çıkarak yol yürümeye devam etmektedir" dedi.


Gaziantep’in tarih boyunca milli mücadele ruhunun en güçlü şehirlerinden biri olduğunu ifade eden Bozgeyik, gençlerin bu köklü mirasa sahip çıkarak Türkiye Yüzyılı hedeflerine katkı sunacağına inandığını kaydetti. Bozgeyik, "Şahinbey’in, Şehitkamil’in emaneti olan Gaziantep’te gençlerimizin milli şuurla yetişmesi, ülkemizin geleceği adına en büyük güvencelerimizden biridir" ifadelerini kullandı.


19 Mayıs ruhunun yeniden ayağa kalkışın sembolü olduğunu belirten Bünyamin Bozgeyik, "19 Mayıs 1919’da yakılan bağımsızlık meşalesi, milletimizin imanıyla, kararlılığıyla ve birlik ruhuyla büyümüş; ülkemizin geleceğine yön veren tarihi bir adım olmuştur. Güçlü Türkiye hedefi ancak köklerine bağlı, ahlaklı, çalışkan ve bilinçli bir gençlikle mümkündür. Gençlerimizin tarihini bilen, medeniyet değerlerine sahip çıkan bireyler olarak yetişmesi hepimizin ortak sorumluluğudur" ifadelerine yer verdi.


Türkiye’nin her alanda daha güçlü bir geleceğe yürüdüğünü ifade eden Bozgeyik, gençlerin bilimde, teknolojide, sporda ve sosyal hayatta önemli başarılara imza atacağına inandığını söyledi.


Milletvekili Bünyamin Bozgeyik, mesajının sonunda başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşlarını rahmet ve minnetle anarak, gençlerin ve tüm vatandaşların 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutladı.



AK Parti Gaziantep Milletvekili Bünyamin Bozgeyik’ten 19 Mayıs mesajı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Ekrana eğilen nesil: Telefon boynu sendromu tehlikesi Günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelen akıllı telefonlar, fark edilmeden omurga sağlığını tehdit eden yeni bir risk alanı oluşturuyor. Uzun süre başın öne eğilerek ekranlara bakılması, boyun bölgesine binen yükü katlayarak artırırken zamanla kas, bağ ve disk yapılarında kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Yaz tatiliyle birlikte çocuk ve gençlerin ekran başında geçirdiği sürenin artması, "telefon boynu sendromu" riskini daha da görünür hale getiriyor. Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Seyhan Orak, özellikle çocukluk çağında başlayan bu alışkanlığın ilerleyen yıllarda boyun fıtığı ve sinir sıkışmasına kadar uzanabilen ciddi sorunlara zemin hazırlayabileceğini vurgulayarak, "Yaz döneminde ekran süresinin sınırlandırılması ve doğru duruş alışkanlıklarının kazandırılması hayati önem taşımaktadır" dedi. Günümüzde akıllı telefon, tablet ve benzeri dijital cihazların kullanımının artmasıyla birlikte, omurga sağlığını doğrudan etkileyen yeni bir tabloyla daha sık karşılaşılmaya başlandı: Telefon boynu sendromu. Tıbbi adıyla ‘text neck’ olarak tanımlanan bu durum, başın uzun süre öne eğik pozisyonda tutulmasına bağlı olarak servikal omurgaya binen yükün artmasıyla gelişen bir postür bozukluğu. Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Seyhan Orak, "Normal şartlarda insan başının ağırlığı yaklaşık 4-5 kilogramdır. Ancak baş öne doğru eğildikçe, omurgaya binen yük katlanarak artar. Örneğin 15 derecelik bir eğimde bu yük yaklaşık 12 kilograma çıkarken, 60 derecelik bir eğimde 25-30 kilograma kadar ulaşabilir. Bu durum kısa vadede kas yorgunluğuna neden olsa da uzun vadede kas, bağ ve disk yapılarında mikroskobik hasarlara yol açarak daha ciddi sorunların temelini oluşturur" dedi. Yaş aralığı giderek düşüyor Telefon boynu sendromunun en sık 12-35 yaş aralığında görüldüğünü ifade eden Op. Dr. Seyhan Orak, son yıllarda bu durumun çok daha küçük yaş gruplarına indiğine dikkat çekti. Özellikle 8-10 yaş grubundaki çocuklarda belirgin artışın gözlemlendiğini söyleyen Op. Dr. Seyhan Orak, şöyle konuştu: "Bu durum, teknolojik cihazların kullanım yaşının düşmesiyle doğrudan ilişkilidir ve erken dönemde başlayan postür bozukluklarının ilerleyen yıllarda kalıcı hale gelme riskini artırmaktadır. Uzun süreli yanlış duruş, yalnızca geçici bir rahatsızlık oluşturmakla kalmaz; zamanla omurganın doğal yapısını da bozabilir. Boyun bölgesinde normalde bulunması gereken servikal lordoz dediğimiz doğal eğrilik düzleşebilir, hatta bazı durumlarda tersine dönebilir. Buna ek olarak kas dengesizliği gelişebilir. Ön taraftaki kaslar kısalırken, arka taraftaki kaslar zayıflayabilir. Bu dengesizlik, omurganın destek mekanizmasını bozar. Diskler üzerinde asimetrik basınç oluşur ve bu durum zamanla disk dejenerasyonuna, faset eklem zorlanmalarına ve miyofasiyal ağrı sendromuna zemin hazırlar." Belirtiler göz ardı edilmemeli Telefon boynu sendromunun ilerleyen süreçte daha ciddi nörolojik problemlere yol açabileceğini kaydeden Op. Dr. Seyhan Orak, "Uzun vadede boyun fıtığı gelişimi ve omurilik kanalında daralma görülebilir. Bu durum sinir köklerinin baskı altında kalmasına neden olur. Sinir sıkışmaları, yalnızca ağrı ile sınırlı kalmayıp uyuşma, karıncalanma ve güç kaybı gibi bulgularla da kendini gösterebilir. İleri vakalarda cerrahi müdahale gerektiren tablolar ortaya çıkabilir. Hastalığın en sık görülen belirtisi boyun ağrısıdır. Buna omuz ve sırt bölgesine yayılan ağrılar eşlik edebilir" dedi. Op. Dr. Seyhan Orak, özellikle ense kökenli baş ağrılarına dikkat edilmesi gerektiğini belirterek, "Bunun yanı sıra boyunda sertlik, uzun süreli kullanım sonrasında artan yorgunluk hissi sık görülmektedir. İlerleyen aşamalarda baş dönmesi, kollarda, sırtta ve göğüs bölgesinde karıncalanma ve uyuşma gibi nörolojik bulgular da ortaya çıkabilir. Bu belirtiler, durumun yalnızca kas kaynaklı olmadığını ve sinir yapılarının da etkilenmeye başladığını gösterebilir" diye konuştu. Önlem alınmadığında telefon boynu sendromunun zamanla kronikleşebildiğini söyleyen Op. Dr. Seyhan Orak, "Bu durumda servikal disk hernisi, yani boyun fıtığı gelişebilir. Kronik postür bozukluğu kalıcı hale gelebilir ve servikal spondiloz gibi dejeneratif omurga hastalıkları ortaya çıkabilir. Sinir kökü basıları daha belirgin hale gelebilir. Nadir de olsa ileri olgularda denge problemleri ve ince motor becerilerde kayıplar gibi daha ciddi nörolojik sorunlarla karşılaşmak mümkündür" dedi. Kullanım süresi sınırlandırılmalı "Telefon kullanımı için tamamen zararsız kabul edilebilecek kesin bir süre yoktur. Ancak uzun süre kesintisiz kullanım risk oluşturmaktadır" diyen Op. Dr. Seyhan Orak, şu ifadeleri kullandı: "Özellikle 20-20-20 kuralı bu noktada önemlidir. Her 20 dakikalık kullanım sonrası en az 20 saniyelik mola verilmesi önerilir. Günlük kullanım süresi yetişkinlerde mümkünse 2-3 saat ile sınırlandırılmalıdır. Çocuklarda ise bu süre yaşa bağlı olarak daha düşük tutulmalı, ideal olarak 1-2 saat aralığını geçmemelidir. Telefon kullanımında en kritik noktalardan biri doğru duruştur. Cihazın göz hizasında tutulması gerekir. Başın öne eğilmesi, omurgaya binen yükü belirgin şekilde artırmaktadır. Dirseklerin desteklenmesi, sırtın dik tutulması ve mümkünse bir yüzey tarafından desteklenmesi önemlidir. Bunun yanında uzun süre aynı pozisyonda kalmaktan kaçınılmalı, düzenli aralıklarla hareket edilmelidir. Basit gibi görünen bu önlemler, uzun vadede omurga sağlığını korumada oldukça etkilidir. En önemli noktalardan biri de ailelerin rol model olmasıdır. Çocuklar, ebeveynlerin davranışlarını taklit eder. Bu nedenle sağlıklı teknoloji kullanım alışkanlıklarının önce yetişkinler tarafından benimsenmesi gerekmektedir." Erken dönemde geri dönüş mümkün Op. Dr. Seyhan Orak, sözlerini şöyle tamamladı: "Telefon boynu sendromu erken dönemde fark edildiğinde büyük ölçüde geri döndürülebilir bir durumdur. Bu süreçte en önemli yaklaşım postür eğitimi ve egzersizdir. Özellikle servikal ekstansör kasları güçlendiren egzersizler ve skapular stabilizasyon çalışmaları önerilir. Fizik tedavi uygulamaları da tedavi sürecine katkı sağlar. Daha ileri vakalarda ilaç tedavisi gerekebilir. Nadir durumlarda ise cerrahi müdahale gündeme gelebilir."