EKONOMİ - 22 Temmuz 2024 Pazartesi 17:04

Baharat sektörünün kalbi Gaziantep’te attı

A
A
A
Baharat sektörünün kalbi Gaziantep’te attı

Gaziantep Ticaret Borsası (GTB) ile Aromatik Bitkiler ve Baharat Üreticileri Derneği (ABÜDER) iş birliğinde, Gaziantep’te ‘Baharat Sektörü Değerlendirme’ toplantısı düzenlendi.


GTB’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda, Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen baharat üreticileri; Anadolu’da baharat üretimi, Türk baharatının markalaşmasının önemi, baharat ihracatı ile sektörde yaşanan sorun ve çözüm önerileri hakkında görüş alışverişinde bulundular.


GTB Meclis Salonunda düzenlenen değerlendirme toplantısına, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selim Kaplan, Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Karayılan, Gaziantep Üniversitesi Fitoterapi ve Tıbbi Aromatik Bitkiler Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazım Şekeroğlu, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanlığı Uzmanı Ahmet Güngör ile Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen baharat üreticileri katıldı.


Toplantının açılışında konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep’in; Mezopotamya’yı, Doğu Akdeniz’e bağlayan bir hat içerisinde yer aldığını belirterek, bu hata bakıldığında baharat yolunun bir kalkınma yoluna nasıl dönüştüğünün görülebileceğini söyledi.


“Küresel ısınma var, iklim değişiklikleri var”


Bu hattın emanetçileri olduklarını belirten Şahin, “Bu kadim emanetin hakkını verirsek ve bu mirasa gerekli şekilde bakarsak önümüz çok açık. Çünkü dünya çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Küresel ısınma var, iklim değişiklikleri var. Bu zor coğrafyada, bu zor dönemeçte değerlendirebileceğimiz güçlü potansiyellerimiz mevcut. Bunun için toprağa dönmemiz, bu toprakların ata tohumunu, ana tohumunu kullanmamız gerekiyor. Ecdadın bize verdiği mirası yüksek teknolojiyle, akıllı tarımla buluşturup, elimizdeki bu büyük potansiyeli geleceğe sürdürülebilir bir kalkınma modeli olarak bırakmamız gerekiyor” dedi.


Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak 2014 yılında Tarım Daire Başkanlığını kurduklarını hatırlatan Şahin, burayı sahada öğreten ve çiftçilere destek sağlayan bir okul haline dönüştürdüklerini sözlerine ekledi.


GTB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akıncı ise konuşmasında, baharatın geleneksel Türk yemeklerindeki yeri ve önemine dikkat çekti.


İnsanlık tarihine yakın bir geçmişe sahip olan baharatın ticaret yolları aracılığıyla dünyayı dolaşan ender ürünlerden biri olduğunu belirten Akıncı, tıbbi ve aromatik bitkilerin artık günümüzde tüm dünya mutfakları ve kozmetik endüstrisi için stratejik öneme sahip olduğunu ifade etti.


“Baharat bizim gastronomideki gizli lezzet sırrımızdır”


Gaziantep yemeklerinin bugün bir Türk yemeği olarak tüm dünyada kabul görmesinde ve beğeniyle tüketilmesinde kullanılan baharatların önemli rolünün olduğunu kaydeden Akıncı, “Bizim yemeklerimize acısıyla, tatlısıyla lezzetini ve rengini veren en önemli unsur baharatlarımızdır. Baharat bizim gastronomideki gizli lezzet sırrımızdır. İç ve dış pazarlarda önemli bir ticaret hacmine sahip olan baharat sektörümüzün kaliteli ve bilimsel üretimle çok daha iyi noktalara taşınacağına inanıyorum. Bu anlamda bugün gerçekleştirdiğimiz toplantıyı sektörde yaşanan bazı sorunların çözümü ve izlenecek yol haritalarının belirlenmesi noktasında ortak akıl birlikteliği olarak değerlendiriyorum” ifadelerini kullandı.



Akıncı, konuşmasında ayrıca Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Şahin’e, Gaziantep’e Baharat Müzesi ve Baharatçılar Sitesi’ni kazandırmasından dolayı da teşekkür etti.



Aromatik Bitkiler ve Baharat Üreticileri Derneği (ABUDER) Başkanı Aydın Acun ise Türkiye’nin tarımsal üretimde ve gıda sanayinde önemli bir ülke olduğuna vurgu yaptı.


"Diğer taraftan çok önemli bir potansiyele sahip kategorinin parçası olmanın da avantajlarını görüyoruz"


Anadolu coğrafyasının baharat sektörünün hem üretim hem de ticaret tarafında yüzyıllardır var olduğuna dikkat çeken Acun, “Üretimde ülke olarak asırlık bir deneyime sahibiz, güçlü potansiyelimizin farkındayız ama sektör olarak organize olamayışımızın maalesef birtakım sorunlarını beraberinde yaşıyoruz. Diğer taraftan çok önemli bir potansiyele sahip kategorinin parçası olmanın da avantajlarını görüyoruz.


Türkiye baharat ve aromatik bitkilerde şu ana kadar geldiği hacimlerin artık çok daha üzerinde. Bunun yanına kozmetik ve sağlığı da eklediğimizde aromatik bitkiler tarafında aslında Türkiye’nin en fazla hacim sağlayan ürün grupları arasında yer alıyoruz diyebiliriz “diye konuştu.



Konuşmasında Gaziantep baharat üretimine de değinen Acun, Gaziantep’in Türkiye baharat üretiminde çok önemli bir yer tuttuğunu ve baharatın merkezi olmayı da fazlasıyla hak ettiğini dile getirdi.


Gaziantep Üniversitesi Fitoterapi ve Tıbbi Aromatik Bitkiler Uygulama Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Nazım Şekeroğlu’nun; Nane, Sumak ve Kırmızıbiber üretiminde yaşanan sorunları ve sahada alınması gereken tedbirleri anlattığı toplantıda, ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Gıda İşletmeleri ve Kodeks Daire Başkanı Selim Kaplan ile Gaziantep İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Karayılan da baharat üreticilerinin talep ve önerilerini dinleyerek, yapılan çalışmalar ve denetimler hakkında açıklamalarda bulundular.


Toplantıda ayrıca sumak üretimine ve işlemesine yönelik yapılacak yatırımların önemi, nane üretiminde yabancı otla mücadelede etkili kontrol yöntemlerinin belirlenmesi ve kullanılması ile kırmızıbiberde yerel biber popülasyonlarının koruma altına alınması hakkında istişarelerde bulunuldu.



Baharat sektörünün kalbi Gaziantep’te attı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum ETÜ ve TU12 İş Birliğinde "Yapay zekâ temalı eğitimde iyi örnekler çalıştayı" düzenlendi Erzurum Teknik Üniversitesi (ETÜ) ve Teknik Üniversiteler Birliği (TU12) iş birliğiyle düzenlenen "Yapay Zeka Temalı Eğitimde İyi Örnekler Çalıştayı" gerçekleştirildi. ETÜ Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ Teknolojileri Koordinatörlüğü tarafından bu yıl "Eğitimde Yapay Zeka ve Son Gelişmeler" temasıyla organize edilen çalıştayda, eğitim süreçlerinde yapay zekâ kullanımına ilişkin güncel gelişmeler ile yükseköğretimde dijital dönüşüm süreci ele alındı. Prof. Dr. Muammer Yaylalı Konferans Salonu’nda düzenlenen çalıştayın açılış programına ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak’ın yanı sıra Bursa Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, Eskişehir Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adnan Özcan, Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar, İskenderun Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Konya Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Ender Ciğeroğlu, Sivas Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Kul, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik, akademisyenler ve öğrenciler katıldı Rektör Çakmak: Yapay zekâ üniversiteler için bir yönetişim meselesidir Çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, yapay zekânın yalnızca teknolojik bir gelişme değil, yükseköğretim kurumları açısından aynı zamanda pedagojik, etik ve kurumsal bir dönüşüm alanı olduğunu vurguladı. Yapay zekânın eğitimden araştırmaya, kurumsal karar alma süreçlerinden akademik üretime kadar üniversitelerin tüm bileşenlerini etkileyen yeni bir paradigma sunduğunu ifade eden Çakmak, yükseköğretimde asıl meselenin yalnızca yeni araçların kullanımı olmadığını, bu teknolojilerin insan iradesi, akademik dürüstlük, veri güvenliği ve etik sorumluluk çerçevesinde nasıl yönetileceği olduğunu dile getirdi. ETÜ’nün yapay zekâ alanındaki yaklaşımını yalnızca teknolojiye uyum sağlama çabası olarak görmediklerini kaydeden Çakmak, üniversite bünyesinde yürütülen dijital dönüşüm sürecinin yapay zekâ teknolojileriyle daha da güçlendirildiğini ifade etti. Bu kapsamda öğretim elemanları ve öğrencilere yönelik farkındalık eğitimleri düzenlendiğini, yapay zekâ kullanımına ilişkin kurumsal ilkelerin oluşturulduğunu ve etik temelli bir kullanım anlayışının benimsendiğini belirtti. Üniversitenin geliştirdiği kurum içi yapay zekâ ajanı "ETÜ Bilge"ye de değinen Çakmak, sistemin kurumsal bilgi birikimini daha erişilebilir ve güvenli hâle getirmeyi amaçladığını belirterek, yapay zekânın karar verici değil, karar destek mekanizması olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Rektör Mantar: Yapay zekâ tek bir disiplinin konusu değil Açılış programında konuşan Gebze Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hacı Ali Mantar ise yapay zekânın yalnızca bilgisayar ya da mühendislik alanlarına özgü bir teknoloji olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Yapay zekânın farklı disiplinleri yatay şekilde kesen dönüştürücü bir alan olduğuna dikkat çeken Mantar, yükseköğretim kurumlarının öğrencilerini bu yeni döneme hazırlamak zorunda olduğunu belirtti. Yapay zekânın yasaklanması yerine bilinçli ve etkin kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini dile getiren Mantar, öğrencilerin bu araçları doğru kullanabilme, sorgulama ve doğrulama becerileriyle donatılmasının önemine vurgu yaptı. Üniversitelerde eğitim anlayışının değişmekte olduğuna işaret eden Mantar, geleceğin eğitim modelinde akademisyenlerin bilgi aktaran rolünün yanında daha fazla rehberlik ve mentörlük fonksiyonu üstleneceğini ifade ederek, yapay zekânın ölçme-değerlendirme süreçlerinden araştırmaya kadar pek çok alanda önemli katkılar sağlayacağını söyledi. Prof. Dr. Engin: Önce insan, ardından yapay zekâ Yıldız Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeref Naci Engin de konuşmasında, yapay zekâ teknolojilerinin etkin kullanımında insan faktörünün belirleyici olduğuna dikkat çekti. Yapay zekânın güçlü bir bilişsel araç olduğunu ancak verimli kullanımının kullanıcıların entelektüel donanımı, eleştirel düşünme becerisi ve etik yaklaşımıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Engin, teknolojinin merkezinde insanın yer alması gerektiğini vurguladı. Öğrencilerin yalnızca yapay zekâ araçlarını kullanmayı değil, aynı zamanda bu araçların ürettiği bilgileri sorgulamayı, doğrulamayı ve akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde değerlendirmeyi öğrenmesi gerektiğini ifade eden Engin, yükseköğretimde yapay zekâ okuryazarlığının giderek daha büyük önem kazandığını kaydetti. Çalıştay oturumlarla devam etti Açılış programının ardından çalıştay, yapay zekânın eğitim süreçlerinde kullanımına ilişkin iyi örneklerin paylaşıldığı oturumlarla devam etti. Akademisyenler tarafından sunulan bildirilerde, eğitimde yapay zekâ uygulamaları, dijital öğrenme deneyimleri ve yükseköğretimde dönüşüm süreçleri farklı boyutlarıyla ele alınırken, günün sonunda gerçekleştirilen değerlendirme oturumunda ise geleceğe yönelik öneriler paylaşıldı.
Diyarbakır Dr. Hakseven: "Obezite, yalnızca fazla kilo meselesi değil, küresel bir salgın" Memorail Diyarbakır Hastanesi Onkolojik Cerrahi Bölümü’nden Cerrahi Onkoloji ve Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu belirterek, "Dünya genelinde yüz milyonlarca insan bu durumla yaşıyor" dedi. Dr. Musluh Hakseven, obezitenin yalnızca fazla kilo meselesi değil, giderek büyüyen, derinleşen ve toplumun her kesimini etkileyen küresel bir salgın olduğunu söyledi. Dünya genelinde yüz milyonlarca insanın bu durumla yaşadığını belirten Hakseven, daha da çarpıcı olanın ise bu artışın hız kesmemesi olduğunu ifade etti. Dr. Hakseven, artık mesele birkaç kilo fazlalığı değil, yaşam süresini kısaltan, yaşam kalitesini düşüren kronik bir hastalıkla karşı karşıya kalmak olduğunu belirterek, "Toplumda sıkça yapılan bir hata var. Obeziteyi çok yemek ya da irade eksikliği ile açıklamak. Oysa gerçek bundan çok daha karmaşık. İnsan vücudu, genetik yapısı, hormonal dengesi ve çevresel etkilerle birlikte çalışır. Bugün yaşadığımız şehirler, çalışma şartları, hatta gıda endüstrisinin sunduğu seçenekler bile kilo alımını kolaylaştıran bir ortam oluşturuyor. Ucuz, erişilebilir ve yüksek kalorili gıdalar, buna karşılık azalan hareket imkanı. Tüm bunlar bir araya geldiğinde obezite adeta kaçınılmaz bir son haline geliyor" dedi. Obezitenin tek başına bir hastalık olmanın ötesinde birçok ciddi hastalığın kapısını aralayan bir anahtar gibi davrandığına dikkat çeken Dr. Hakseven, "Kalp hastalıkları, hipertansiyon, tip 2 diyabet. Liste uzayıp gidiyor. Üstelik bazı kanser türleriyle olan ilişkisi de artık net bir şekilde ortaya konmuş durumda. Yani mesele sadece dış görünüş değil, doğrudan yaşam süresi ve sağlığın kendisi. Bir başka kritik nokta ise çocuklar. Eskiden ileri yaş hastalığı gibi görülen obezite, artık çocukluk çağında da karşımıza çıkıyor. Tabletler, telefonlar, hareketsiz oyunlar ve değişen beslenme alışkanlıkları, çocukları daha erken yaşta risk altına sokuyor. Obez bir çocuk, büyük olasılıkla obez bir yetişkin oluyor. Bu da sorunun sadece bugünü değil, geleceği de tehdit ettiğini gösteriyor" diye konuştu. Obezitenin bir de görünmeyen yüzünün psikolojik ve sosyal etkiler olduğunu kaydeden Dr. Hakseven, "Toplumda hâlâ ciddi bir damgalama söz konusu. Obez bireyler çoğu zaman önyargılarla karşılaşıyor. Bu da depresyon ve sosyal izolasyonu beraberinde getirebiliyor. Yani obezite yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal bir yük de taşıyor. Ekonomik boyutu da göz ardı edilemez. Artan sağlık harcamaları, iş gücü kaybı ve verimlilik düşüşü, obezitenin toplumlara getirdiği yükü katlayarak büyütüyor. Bu durum, sadece bireyin değil, tüm sistemin etkilendiği bir tabloyu ortaya koyuyor. Peki çözüm ne? Kısa ve net bir cevap vermek gerekirse tek bir çözüm yok. Çünkü sorun tek boyutlu değil. Elbette bireysel farkındalık önemli. Dengeli beslenme, düzenli hareket, yeterli uyku; bunlar işin temel taşları. Ancak bireyi suçlamak sorunu çözmüyor. Çünkü kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, yaşadığı çevre sağlıksızsa mücadele zorlaşıyor" şeklinde konuştu. Obeziteyle mücadelenin bireyin ötesinde bir yaklaşım gerektirdiğini söyleyen Dr. Hakseven, konuşmasını şöyle tamamladı: "Okullarda sağlıklı beslenme eğitimi, şehirlerde yürüyüş ve spor alanlarının artırılması, gıda politikalarının yeniden düzenlenmesi. Kısacası, sağlıklı seçimlerin kolay olduğu bir yaşam ortamı oluşturmak gerekiyor. Belki de en önemli değişim bakış açımızda olmalı. Obeziteyi bir tercih değil, bir sonuç olarak görmek. Modern yaşamın, ekonomik sistemlerin ve sosyal alışkanlıkların bir sonucu. Bu gerçeği kabul etmeden atılacak adımlar eksik kalacaktır. Sonuç olarak obezite sessiz ilerleyen ama etkisi yüksek bir salgın. Gürültü yapmıyor, ani krizler oluşturmuyor ama yavaş yavaş toplumun sağlığını aşındırıyor. Bu yüzden fark etmek, konuşmak ve harekete geçmek zorundayız. Bugün alınacak önlemler, yarının sağlık yükünü belirleyecektir. Obeziteyle mücadele yalnızca kilo vermek değil, sağlıklı bir toplum inşa etmek anlamına gelir. Çünkü mesele sadece kilo değil. Mesele, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimiz."