GÜNDEM - 07 Eylül 2025 Pazar 13:25

Bakan Kacır: "Türkiye, 50’ye yakın ülkenin semalarını muhafaza eden en kritik sistemleri, insansız hava aracı platformlarını üreten, ihraç eden bir ülke haline geldi"

A
A
A
Bakan Kacır: "Türkiye, 50’ye yakın ülkenin semalarını muhafaza eden en kritik sistemleri, insansız hava aracı platformlarını üreten, ihraç eden bir ülke haline geldi"

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Gaziantep’te düzenlenen ÖNDER 22. İmam Hatipliler Kurultayı’na katıldı. Programda konuşan Bakan Kacır, Afrika kıtasının semalarını baştan başa Türk SİHA’larıyla muhafaza ettiğini söyleyerek, Türkiye’nin, 50’ye yakın ülkenin semalarını muhafaza eden en kritik sistemleri, insansız hava aracı platformlarını üreten, ihraç eden bir ülke haline geldiğini belirtti.


Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Gaziantep Akkent Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen ÖNDER 22. İmam Hatipliler Kurultayı’na katıldı. Programda konuşan Bakan Kacır, savunma sanayinin geldiği noktayla ilgili açıklamalarda bulundu. Bakan Kacır, Afrika kıtasının semalarını baştan başa Türk SİHA’larıyla muhafaza ettiğini söyleyerek, Türkiye’nin, 50’ye yakın ülkenin semalarını muhafaza eden en kritik sistemleri, insansız hava aracı platformlarını üreten, ihraç eden bir ülke haline geldiğini belirtti.



"Türkiye savunma sanayinde son 22 yıllık dönemde muazzam başarılar elde etti"


Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin savunma sanayinde son 22 yılda muazzam başarılar elde ettiğini belirterek, "Türk milletinin şerefli misyonunu en uygun şekilde icra edebilmesi için gayret göstermeyi sürdürüyoruz. Bugün de sizlerle bu vesileyle Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğumuzu paylaşmak, tabi Milli Teknoloji Hamlesi dediğimizde Türkiye’nin kritik teknolojilerde tam bağımsızlık yolculuğundan söz ediyoruz. Neye ihtiyacı varsa, O ihtiyacını kendi imkanlarıyla karşılayabilen, üretebilen, kendi öz evlatlarının alın teriyle, geleceğini bilen bir Türkiye’de bahsediyoruz. Aynı zamanda daha yüksek katma değer üreterek inşa eden bir Türkiye’den bahsediyoruz. Tabii milli teknoloji dediğimizde öncelikle savunma sanayindeki muhteşem başarılarımız akla geliyor. Allah’a hamdolsun, birazdan daha detaylıca da konuşacağız. Türkiye savunma sanayinde gerçekten özellikle son 22 yıllık dönemde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde muazzam başarılar elde etti. Dosta güven, düşmanlara endişe veren bir destan yapıyoruz. Sanayinin, teknolojinin tüm alanlarında kritik ihtiyaçlarını kendi imkanlarıyla karşılayamayan bir ülkenin bugünün dünyasında teknolojik varlıktan, dolayısıyla ekonomik bağımsızlıktan ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmesi açıkçası mümkün değildir. Bizlerin hedefi savunma sanayinde nasıl başarmışsak, nasıl başarmaktaysak sanayinin, teknolojinin diğer alanlarında da ulaştırmadan enerjiye, tarımdan, gıdaya, sağlığa, finansal tüm alanlarda benzer bir yaklaşımla kendi teknolojisini, kendi üreten bir Türkiye’yi inşa etmek. Bunu yapabilmek adına büyük bir ekosistem inşa ettik. Bizim iktidarlarımız döneminde Türkiye Avrupa’nın en önemli üretim güçlerinden biri oldu. Bugünün Türkiye’si 40 milyar dolara yakın otomotiv ihracatı yapıyor. 30 milyar dolardan fazla kimya ihracatımız var. Ticari araç üretiminde, güneş paneli üretiminde, beyaz eşya üretiminde Avrupa’da bir numarayız. İhracatımızı 36 milyar dolardan 270 milyar dolara çıkarttık. Dünya ihracatından aldığımız payı binde 5’ten yüzde 1’in üzerine yükselttik. İhtiyacımızda yüksek ve orta, yüksek teknoloji ürünlerinin payını adım adım yükselttik, 100 milyar doların üzerine çıkarttık. Bütün bunlar dile kolay ama kurulan dev sanayi altyapılarıyla, gayretle, azimle, mümkün oldu. Bakın 30 yıl öncesinin Türkiye’si dünyada çok vasat bir yerdeydi. Hem üretebildiğimiz ürün çeşidi açısından hem rekabetçi ihracat yapabildiğimiz ülke sayısı açısından dünyada ancak ortalarda bir yerde dururduk. Gördüğünüz gibi 30 yıl öncesinin Türkiye’si hem ürün sayısından hem rekabetçi ihracat yapılabilen ülke sayısı açısından hem de ihracat büyüklüğü açısından son derece vasat bir noktadaydı. Bugünün Türkiye’si ise Çin’den sonra Avrupa’ya kadar uzanan geniş coğrafyada hem rekabetçi şekilde üretim yapılan ürün sayısı açısından, hem rekabetçi şekilde ihracat yapılabilen ülke sayısı açısından, hem de ihracat büyüklüğü açısından çok büyük bir başarı elde etti" dedi.



"Çin’den sonra bu geniş coğrafyanın en güçlü üretim ülkesiyiz"


Bakan Kacır, "Biz Çin’den sonra bu geniş coğrafyanın en güçlü üretim ülkesiyiz. Tabii bütün bu başarının arkasında araştırma, geliştirme, inovasyona harcadığımız kaynak, ayırdığımız kaynak çok önemli bir rol oynuyor. Araştırma, geliştirmeyi milli gelirimizden harcadığımız payı binde 5’ten yüzde 1,4 düzeyine yükselttik. Türkiye’de 22 yıl önce yılda 1,2 milyar dolar araştırma, geliştirme harcaması yapılıyordu. Geçtiğimiz yıl 16 milyar dolar ARGE faaliyeti yürüttük. Özel sektör toplam ARGE harcamalarının ancak yüzde 29’unu gerçekleştiriyordu. Şimdi özel sektörümüz Türkiye’deki ARGE harcamalarının 3’te 2’sine imza atıyor. Araştırma, geliştirme, insan kaynağımız ancak 29 bindi. Şimdi Türkiye’de 290 binin üzerinde bir ARGE ordusu var. Bütün ülkede yapılan yıllık patent başvurusu sayısı sadece 414 oluyordu. Bir patent kurumumuz yine vardı. Düşünün ki o kuruma günde bir patent başvurusu ancak veriliyordu. Geçtiğimiz yıl Türkiye’de 10 binden fazla patent başvurusu yapıldı. Çokça konuşuluyor. Türkiye’nin dört bir yanında üniversiteler kurduk. Bunu eleştirenler olduğunu görüyorum. Ve üniversitelerin yeterli bir tepki olmadığı görüldüğü bazı şeyler söyleniyor. Peki bunun en objektif kriterlerinden biri nedir? Üniversitelerin en somut çıktısı nedir; bilimsel verilerdir. Bakınız bundan 20 yıl önce Türkiye’nin üniversitelerinde bir yıl boyunca yapılan bilimsel yayın sayısı sadece 9 bindi. Geçtiğimiz yıl Türk üniversitelerinde 52 bine yakın bilimsel yayın gerçekleşti. Demek ki atılan tohumlar, inşa edilen müesseseler Allah’ın izniyle adım adım sonuç veriyor. Tabi dev bir araştırma, geliştirme, inovasyon ekosistemini inşa etmemizde bu sonuçlarla mümkün oldu. Bugün Türkiye’nin dört bir yanında bin 700’den fazla araştırma, geliştirme ve tasarım merkezi var. Bugün 110 teknoparkımızda 11 bin 500’den fazla firma teknoloji geliştiriyor, inovasyon üretiyor. 22 yıl önce Türkiye’de sadece iki teknopark vardı. Bu iki teknoparkta 56 şirket araştırma, geliştirme, inovasyon yapmaktaydı. Şimdi 110 Teknopark’ta 11 bin 500 inovasyon olarak çalışan, yenilik üreten şirketimiz var" şeklinde konuştu.



"Afrika kıtası, semalarını baştan başa Türk SİHA’larıyla muhafaza ediyor"


Bakan Kacır, "Türkiye’nin savunma sanayisi bizim için bir hayat meselesidir. İhtiyaç duyduğumuz savunma sistemlerini müttefik olduğumuz ülkeler parasını ödesek de dahi bize vermemekteydi. 40 yıla yakın zamandır terörle mücadele eden bir ülke olarak bu mücadelemizde dostumuz olması gereken aynı ittifakın içinde olduğumuz ülkeleri çoğu zaman yanımızda göremiyor. Hatta onları maalesef Hatta onlar maalesef, çoğunlukla mücadele ettiğimiz terör örgütlerinin etrafında arkasında görüyorduk. Onlardan nadir aldığımız savunma sistemleri de çoğunlukla terörle mücadelede, ihtiyacımızı karşılamıyor bize başarı getiremiyordu. Böyle bir atmosferde 2004 yılında bir Savunma Sanayi İcra Komitesi toplantısı yapıldı. O tarihte Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Savunma Sanayi İcra Komitesi’nin başkanı olarak önüne getirilen 100 milyar dolarlık ithalata dayalı tedarik planlarının üzerinde çizdi. ’Bütün bunları kendi imkanlarımızla geliştirmek ve üretmek zorundayız’ dedi. Allah’a hamdolsun 20 yıl gibi bir zaman içinde Türkiye’de savunma sanayinde yerli sistemlerimizin payı yüzde 20’lerden yüzde 85’lere yükseldi. Türkiye ihtiyaç duyduğu neredeyse tüm kritik sistemleri, hava araçlarını, kara araçlarını hatta uzay uydu sistemlerini kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretilebilen bir ülke oldu. Savunma ve havacılık İhracatımız 248 milyon dolardan geçtiğimiz yıl 7 milyar doların üzerine, bu yıl inşallah 30 milyar doların üzerine yükselmiş olacak. Bazıları diyorlar ki, savunma sanayini siz inşa ettiniz, bu şirketler, ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN, sizden önce kurulmuş şirketlerdi. Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı çatısı altında 70’li yıllardan itibaren temelleri atılmış şirketlerdir. Bu şirketlerin çok büyük başarılara imza attığı dönem işte son 20-22 yıllık dönemdir. Türkiye, 50’ye yakın ülkenin semalarını muhafaza eden en kritik sistemleri, insansız hava aracı platformlarını üreten, ihraç eden bir ülke haline geldi. Afrika kıtası, baştan başa Türk SİHA’larıyla semalarını muhafaza etmiştir. Bütün bunlar Türk milletinin yüzyıllar sonra, asırlar sonra yeniden tarih sahnesine çıkmasını ifade ediyor. İnşallah bu alanda Allah’ın izniyle yapacak çok işimiz var" diye konuştu.



Kapanış konuşmasını Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş yaptı


Kurultayın kapanış konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş ise imam hatiplerin öneminden bahsederek Gazze’de yaşanan İsrail zulmüne dikkat çekti. Erbaş, imam hatiplerin yıllardır süren ve son 2 yıldır daha da şiddetlenen Gazze’deki zulmü dünyaya duyurma noktasında çok önemli bir görev üstlendiğini de belirtti. Erbaş, Filistin’deki zulmün bir an önce sona ermesi için topyekun bir tepki gerektiğini de belirterek sessiz kalınmaması çağrısında bulundu.



Bakan Kacır: "Türkiye, 50’ye yakın ülkenin semalarını muhafaza eden en kritik sistemleri, insansız hava aracı platformlarını üreten, ihraç eden bir ülke haline geldi"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Muğla’da çoraplar farkındalık için boyandı Muğla Büyükşehir Belediyesi 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü’nde farkındalık oluşturmak için etkinlikler düzenledi. 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü’nde Türkiye Sakatlar Derneği Muğla Şubesi ile birlikte Down Sendromu Farkındalık ve Bayramlaşma etkinliği düzenleyen Muğla Büyükşehir Belediyesi Kısa Mola merkezlerinde de farkındalık çalışmaları gerçekleştirdi. Türkiye’de ilk olan ve Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından il genelinde 9 merkezde hizmet veren Kısa Mola Merkezleri’nde farklı etkinlikler düzenlendi. Kısa Mola Merkezleri’nde 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü nedeniyle çorap, ağaç boyama etkinliği gerçekleştirildi. Farklı veya renkli çorap giymek, özellikle 21 Mart Down Sendromu Farkındalık Günü’nde kromozom farklılığına dikkat çekmek için yapılan uluslararası bir eylem olarak nitelendiriliyor. Down Sendromunun bir eksiklik değil genetik bir farklılık olduğunu, farklılıklarının hayatı güzelleştirdiğini, toplumu zenginleştirdiğini, sevgi ve anlayışla bu özel bireylerin yaşama daha sıkı bağlandığının vurgulandığı etkinliklere katılanlar keyifli vakit geçirdi. Bu özel gün için hazırlanan her çorap farklılıkların bir zenginlik olduğunu, her bireyin eşit ve değerli olduğunu hissettirmek için boyandı. Etkinlikte oluşturulan farkındalık ağacı da sevginin, emeğin ve birlikte olma ifadesi olarak öne çıktı. "Tüm renklerimizle, farklılıklarımızla güzeliz" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras sevgi ikliminin hakim olduğu Muğla’da tüm vatandaşların eşit yaşam hakkına sahip olması, farklı renklerin bir arada mutlu yaşaması için çalıştıklarını söyledi. Başkan Aras; "Toplumumuzu bir arada tutan, güçlü olmasını sağlayan farklılıklarımızla birbirimize sahip çıkmamız ve sevmemizle doğru orantılıdır. Bir bahçeyi güzelleştiren rengarenk çiçekler gibiyiz ve bizler her rengimizle güçlüyüz. Down sendromunun genetik bir farklılık olduğunu 21 Mart nedeniyle bir kez daha vurguluyoruz. Bu farklılık bireylerin öğrenmesine, üretmesine ve topluma katkı sunmasına asla engel değil. Burada önemli olan fark etmek, anlamak, birlikte yaşama kültürünü güçlendirmektir. Muğlamızda tüm vatandaşlarımızın eşit, erişilebilir ve kapsayıcı yaşam hakkına sahip olması için çalışıyoruz ve diyoruz ki, Muğla’mızda biz tüm renklerimizle güzeliz" dedi.
Samsun Su uzmanı profesör: "Su krizi büyüyor, kadınlar su alanında değişime öncülük etmeli" Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, "Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır" dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. "Su ve cinsiyet teması öne çıkıyor" Kadınlar su alanında değişime öncülük etmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Demir," Suyun aktığı yerde medeniyet vardır, adalet vardır, eşitlik vardır, güzellik vardır. Küresel iklim değişimi ve buna bağlı olarak etkisini her geçen gün artıran su krizi herkesi etkilemektedir. Bu etki, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye veya canlı türlerine göre farklılık göstermektedir. Bu etkiye dikkat çekmek için Birleşmiş Milletlerin 1993 yılında 22 Mart’ı Su Günü ilan etmesi ve her yıl dünyada farklı etkinliklerle kutlanması yaygınlaşmış, her yıl farklı temalar ile kutlanır hale gelmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından 2026 yılı için ortaya konan Su Günü teması ‘Su ve Cinsiyet’tir. Toplum içerisinde sudan en çok etkilenenler kadınlar ve çocuklardır. Ne yazık ki suyu yöneten sistemler çoğu zaman kadınları ve kız çocuklarını karar alma süreçlerinin, liderliğin, fonlamanın ve temsilin dışında bırakmakta, bu durum su krizini bir kadın krizi haline dönüştürmektedir. Su yönetimiyle ilgili her düzeyde kadınların eşit şekilde temsil edilmesi, her boru hattının ve politikanın tasarımında yer almalarının sağlanması 2026 Su Yılı’nın temel temasını oluşturacaktır. Kadınlar mühendis, çiftçi, bilim insanı, temizlik işçisi ve toplum lideri olarak su alanında değişime öncülük etmelidir" diye konuştu. "Kuraklık riski kapıda" Suyu yönetmede toplumun görevine değinen Prof. Dr. Yusuf Demir, "İklim değişikliğinin oluşturduğu yaşam döngüsü, suyla ilgili afetlere, finansman açıklarından sosyal normlara ve yönetimsel boşluklara kadar artan riskleri ortaya çıkarmakta, bu sürecin yönetilebilmesi için herkesin üzerine düşen görevi tam olarak yerine getirmesi gerekmektedir. Kısaca toplumların görevi suyu ortak bir kaynak olarak yönetmek ve gelecek için dirençli bir yaşam döngüsü oluşturabilmektir. Bu, güvenli suya, sanitasyona ve hijyene erişimi herkes için teşvik etmede, kadınları ve çocukları geride bırakan normlara ve davranışlara karşı duyarlı ve koruyucu olmaya hazırlamakla mümkündür. Ancak o zaman güvenli su hizmetleri herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilir; kadınların ve kız çocuklarının daha sağlıklı ve dolu dolu bir yaşam sürmelerini sağlayabilir, suyu sürdürülebilir kalkınma ve cinsiyet eşitliği için hepimize fayda sağlayan bir güç haline getirebilir. Bunun için bireylerin, okulların, kuruluşların, şirketlerin ve hükümetlerin, suyun aktığı yerlerde eşitliğin yeşermesini sağlamak için alacakları tedbir ve üstlenecekleri sorumluluklar etkili ve önemlidir" şeklinde konuştu. "Kadınlar suyun geleceğini şekillendirmelidir" Su krizini çözmek için kadınların liderliğine ihtiyaçlarını olduğunu belirten Prof. Dr. Demir, " Su hizmetleri iklim değişikliğine dayanmalı ve herkesin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Su aktığı yerde eşitlik yeşerir. Kadınlar ve kız çocukları suyla ilgili kararlarda eşit söz hakkına sahip olduğunda, hizmetler daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve etkili hale gelir. Suyu, hepimize fayda sağlayacak daha sağlıklı, daha müreffeh ve cinsiyet eşitliğine dayalı bir geleceğin itici gücü haline getirmek için kadın liderliğini ön plana çıkarmalıyız" ifadelerini kullandı. "Hazıra dağlar dayanmaz" Yaz aylarında kuraklık riskiyle ilgili Demir, "Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de küresel iklim etkisi her geçen gün daha fazla hissedilmekte, özellikle su sıkıntısı içerisinde olan ve su fakirliğine girmek üzere olan ülkemiz su kaynakları üzerine etkisi giderek artmaktadır. Son yıllarda yaşanan olaylar 2026 yılı ve sonrası için de bizleri endişeye sevk etmektedir. 2025 yılı son ayları ve 2026 yılının ilk aylarında alınan yağışlar ülkemizdeki su kaynaklarını biraz rahatlatsa da, ilkbahar yağışları ve yaz ayları bu sürecin yaşanmasında önemli etkiye sahip olacaktır. Hazıra dağlar dayanmaz. Yaz ayları için uzmanların kuraklık riski ile ilgili önemli uyarıları bulunmaktadır. Bu süreçten ülkemizin de etkilenme ihtimali yüksektir. Yaz aylarında pek çok şehrimizde ve tarımsal sulamada geçen sene yaşanan sıkıntıların yaşanmaması için mevcut suyumuzu bugünden doğru ve planlı kullanmalıyız" açıklamasında bulundu. "Ulusal Su Planı yürürlüğe girdi" Su, bugünün meselesinin değil geleceğin kurtuluşu olduğunun altını çizen Demir şunları söyledi: "İklim değişikliğinin etkilerinin giderek arttığı günümüzde, Türkiye’nin su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımına yönelik yol haritasını ortaya koyan Ulusal Su Planı (2026–2035), Cumhurbaşkanımızın onayı ile kapsamlı bir yol haritası olarak yürürlüğe girmiştir. Ulusal Su Planı (2026–2035), suyu tüm sektörleri yönlendiren stratejik bir eksen olarak ele alarak su kaynaklarının kalite ve miktar açısından sürdürülebilir yönetimini sağlamak, su güvenliğini güçlendirmek ve iklim değişikliğine uyumu desteklemek amacıyla hazırlanmış; kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve öncelikleri bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymaktadır. Türkiye’nin su yönetiminde önümüzdeki on yıla yön veren Plan; su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımını destekleyecek şekilde yasal ve kurumsal yapının güçlendirilmesini, suya göre planlamanın esas alınmasını, havza ve bölge önceliklerine dayalı yatırımların önceliklendirilmesini ve sürdürülebilir finansman mekanizmalarının geliştirilmesini öne çıkarmaktadır. Bunun yanı sıra modern sulama, geri kazanılmış su ve tasarruf uygulamalarıyla su verimliliğinin artırılması; coğrafi bilgi sistemleri, yapay zekâ, büyük veri ve uzaktan algılama gibi araçlarla dijital ve veri temelli yönetimin yaygınlaştırılması; eğitim ile toplumsal farkındalık çalışmalarının güçlendirilmesi Planın temel bileşenleri arasındadır. Ulusal Su Planı (2026–2035); su yönetimine ilişkin görev ve sorumlulukları bulunan ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını (STK’lar), özel sektörü ve üniversiteleri kapsamaktadır. Plan çerçevesinde belirlenen eylemler; planlama, yatırım, izleme, denetim, veri üretimi, kapasite geliştirme ve farkındalık faaliyetleri başta olmak üzere çok sayıda alanda ilgili ve sorumlu kurumlar tarafından hayata geçirilecektir. 2026 yılında su verimliliği ve sıfır su kaybı hedefiyle başlatılan çalışmalar hepimizi yakından ilgilendirmektedir. Özellikle toplumsal farkındalık amacıyla yapılacak projeler, eğitim çalışmaları, bilinçlendirme uygulamaları ve bunların gerçekleştirilebilmesinde yerel yönetimlerin rolü çok önemlidir. Ülkemizin farklı bölgelerindeki kalkınma ajansları ve proje destek birimleri yerel yönetimleri teşvik ederek bu konularda öncelik edebilecek proje ve uygulamaları desteklemeli, üniversiteler ve kamu kurum ve kuruluşları, ülkemizin 21. yüzyıl vizyonunda da etkin ve öncelikli rol almalıdır.Su, bugünün meselesi değil geleceğin kurtuluşudur. Geleceğimize sahip çıkmak hepimizin görevidir."
Muğla Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin modern yol ağı genişliyor Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin modern yol ağı çalışmaları kapsamında tamamlanan İçmeler-Turunç Kavşağı’ndaki çalışmalar vatandaşların takdirini topladı. Marmaris’teki şehir içi ulaşımı daha güvenli ve konforlu hale getirmek amacıyla Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanlığı ekiplerince yürütülen yol çalışmaları tamamlandı. Bu kapsamda İçmeler-Asparan-Turunç yol ayrımı güzergâhında başlatılan sıcak asfalt yenileme çalışmaları tamamlanarak yol vatandaşların kullanımına sunuldu. 13 milyon 200 bin TL yatırımla gerçekleştirilen yatırımda, mevcut tabaka sökülerek yerine sıcak asfalt binder tabakası serimi gerçekleştirildi. Ayrıca yol güzergahında oluşabilecek olumsuzlukların önüne geçmek amacıyla lokal yağmur suyu ve zemin iyileştirme imalatları da tamamlandı. Bölgede esnaflık yapan Dursun Bayrı, eski yolun parke kaplı olması nedeniyle sık sık toz ve çamur sorunu yaşandığını belirterek, yapılan sıcak asfalt çalışmasıyla yolun daha güvenli ve kullanışlı hale geldiğini söyledi. Bayrı, "Önceden yolumuz parke kaplıydı, tozu ve çamuru çok oluyordu. Şimdi yapılan çalışma ile yolumuzdan çok memnunuz. Ahmet Başkan’ın döneminde Marmaris’e daha fazla ilgi ve hizmet geldiğini görüyoruz. Sıcak asfaltla birlikte yolumuz daha güvenli hale geldi, sürücüler için daha kullanışlı bir yol oldu" dedi. "Avrupa standartlarında bir yola kavuştuk" İçmeler Mahalle Muhtarı Ali Demirtaş ise geçmiş yıllarda sel nedeniyle yolun büyük zarar gördüğünü hatırlatarak şunları söyledi: "Bu bölgede defalarca sel yaşadık ve sel nedeniyle yolumuz çok bozulmuştu. Yaz aylarında binlerce yerli ve yabancı turistin kullandığı bu yol, yapılan çalışmalarla Avrupa standartlarında bir hale geldi. Ahmet Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Hiçbir başvurumuzu karşılıksız bırakmıyor ve imkanlar dahilinde Marmaris’imize gerekli yatırımları yapıyor" ifadelerini kullandı. "İhtiyaçları yerinde tespit ederek yatırımlarımızı sürdürüyoruz" Muğla’nın her noktasında halkın günlük yaşamını kolaylaştıracak yatırımları hayata geçirmeye devam ettiklerini belirten Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras, sık kullanılan güzergahta yapılan çalışmaların önemine değindi. Başkan Aras, "Marmaris’te hem hemşehrilerimizin hem de yerli ve yabancı misafirlerimizin yoğun olarak kullandığı bir bölgede ulaşımın güvenli ve konforlu olması bizim için çok önemli. Muğla’mızın tüm ilçelerinde olduğu gibi Marmaris’te de ihtiyaçları yerinde tespit ederek yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Muğla’yı daha yaşanabilir, ulaşımı daha güvenli ve modern bir kent haline getirmek için ekiplerimizle birlikte çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz" dedi.
Bursa Nilüfer Belediyesi ’Sıfır Atık Belgesi’ni yeniledi Bursa’nın Nilüfer ilçesinde 1995 yılından bu yana atık yönetimi ve geri kazanım çalışmalarını sürdüren Nilüfer Belediyesi, Temel Seviye Sıfır Atık Belgesi’ni yeniledi. Belediye, ambalaj atıklarından elektronik atıklara, atık ilaçlardan pillere kadar geniş bir yelpazede toplama faaliyetlerine aralıksız devam ediyor. Nilüfer Belediyesi, 12 Temmuz 2019 tarihli Sıfır Atık Yönetmeliği kapsamında kurduğu sistemle Bursa Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından verilen Temel Seviye Sıfır Atık Belgesi’ni almaya ve yenilemeye hak kazandı. Söz konusu belge, 13 Mart 2031 tarihine kadar geçerliliğini koruyacak. İlçe sınırları dahilindeki mahallelerden haftada bir gün ambalaj atığı toplayan belediye ekipleri, dini bayramlar ve resmi tatiller de dahil olmak üzere çalışmalarını kesintisiz sürdürüyor. Mahalle toplama günlerinde sabah saat 08.00’e kadar dışarı çıkarılan geri kazanım poşetleri araçlar tarafından toplanırken, hanelere alınan dolu poşet sayısı kadar boş poşet bırakılıyor. Sisteme dahil olmak isteyen vatandaşlar, 444 16 03 numaralı hattı arayarak kayıt oluşturabiliyor ve geri dönüşüm kutusu ile poşet taleplerini iletebiliyor. Sadece 2025 yılı içinde ilçe sakinlerine toplam 7 bin 63 adet geri dönüşüm kutusu teslim edildi. Vatandaşların mağduriyet yaşamaması adına muhtarlık binalarına da düzenli olarak poşet bırakılıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, çevre duyarlılığının Nilüfer’de bir kurum kültürü olduğuna dikkat çekti. Nilüfer’de yıllardır başarıyla sürdürülen çevre dostu politikaların Sıfır Atık Belgesi ile taçlanması ve yenilenmesinin kendileri için büyük bir motivasyon kaynağı olduğunu vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, "Hemşehrilerimizin atık ayrıştırma konusundaki hassasiyeti ve desteği olmadan bu başarıyı elde etmemiz mümkün değildi. Gelecek nesillere daha yaşanabilir ve temiz bir Nilüfer bırakmak için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz" dedi. Belediyenin atık yönetimi çalışmaları sadece ambalaj atıklarıyla da sınırlı kalmıyor. Ocak 2021’den bu yana faaliyette olan 1. Sınıf Atık Getirme Merkezi, 14 farklı türde atığı kabul ederek lisanslı firmalar aracılığıyla geri kazanıma ve bertarafa gönderiliyor. Vatandaşlar elektronik atıklarını bu merkeze kendi imkanlarıyla getirebildikleri gibi, 444 16 03 numaralı hattı arayıp kayıt bırakmaları halinde atıkların 3 iş günü içinde evlerinden alınmasını da sağlayabiliyorlar. Ayrıca, Bursa Eczacılar Odası tarafından belirlenen 59 eczaneden ayda bir kez atık ilaç toplanarak güvenli bir şekilde bertaraf tesislerine iletiliyor. Daha yeşil, daha temiz ve yaşanabilir bir dünya hedefiyle geri kazanım çalışmalarını yürüten Nilüfer Belediyesi, eğitim kurumlarında da çevre bilincini artırmayı hedefliyor. Milli Eğitim Müdürlüğü ile ortaklaşa düzenlenen Atık Pil Toplama Yarışması sonucunda her yıl dereceye giren okullar ödüllendiriliyor. Doğaya zarar vermemesi adına evsel atıklardan ayrı toplanması gereken piller, şeffaf pet şişelerde biriktirilerek güvenle geri kazanım sistemine dahil ediliyor.