GENEL - 01 Mayıs 2017 Pazartesi 15:50

Türkiye’nin en büyük mağaralarından birisi: Akçakale Mağarası

A
A
A
Türkiye’nin en büyük mağaralarından birisi: Akçakale Mağarası

Gümüşhane Üniversitesi Rektörü Prof.

Gümüşhane Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Halil İbrahim Zeybek, Samsun 19 Mayıs Üniversitesinden gelen heyetle Akçakale köyünde bulunan ve Türkiye’nin en büyük damlataşı mağaralarından birisi olarak turizme açılmayı bekleyen Akçakale mağarasında incelemelerde bulundu.


Kent merkeziyle bitişik konumdaki Akçakale köyünde bulunan mağarada 1996 yılında ilk bilimsel çalışmayı yapan bilim adamlarından olan Prof.Dr. Zeybek, eski görev yeri olan 19 Mayıs Üniversitesi akademisyen ve öğrencileriyle birlikte mağarada 21 yıl sonra yeniden inceleme yaptı.


Zeybek’e 19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümü bölüm başkanı Prof.Dr. Ali Uzun, Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Cevdet Yılmaz, Yrd.Doç.Dr. Muhammet Bahadır, araştırma görevlisi Muhammet Akif Çelebi, araştırma görevlisi Serkan Gürgöze ve coğrafya bölümü öğrencileri eşlik etti.


Coğrafyacıların yakın çevreye olan ilgisi sebebiyle kendilerine gerçekleştirdiği hayırlı olsun ziyaretinin akabinde Gümüşhane’de nereleri gezip görebileceklerini sorduklarını kaydeden Zeybek, “Bizde Akçakale Mağarasından başladık, Karaca Mağarası, Süleymaniye Mahallesine sürenin yettiği kadar bu çekicilikleri yarın Türkiye’nin dört bir tarafına dağılacak öğrencilerimize burada gördükleri güzellikleri yıllarca konuşup anlatacaklar” dedi.


Öğrencileriyle mağara içerisinde incelemelerde bulunan ve derslerde anlattıkları konuları bizzat yerinde görmelerini sağlayan Rektör Zeybek ve heyetine köy muhtarı Ali Şişman ve 21 yıl önce yine kendilerine rehberlik yapan köy sakinlerinden Uğur Şahin rehberlik yaptı.



Türkiye’nin en büyük mağaralarından


Akçakale mağarasının 19 bin metrekare kapalı alan ve 40 metreyi aşan yüksekliğiyle Türkiye’de en büyük mağaralardan birisi olduğunu ifade eden Rektör Zeybek, gazetecilere çeşitli açıklamalarda bulundu.



19 bin metre kapalı alan, 40 metreyi aşan tavan yüksekliği var


Coğrafya Bölüm Başkanı Prof.Dr. Ali Uzun’la 1996 yılında Akçakale mağarasının oluşumu, turizm potansiyeliyle ilgili ilk bilimsel raporları hazırlamak üzere geldiklerini hatırlatan Zeybek, “Burası bir karstik mağara. Akçakale köyü Arsa Mahallesi sınırları içerisinde. İkinci jeolojik zaman yaşlı kireç taşları içerisinde gelişmiş, Türkiye’nin alan olarak bizim görebildiğimiz en büyük mağaralardan birisi. 19 bin metrekare iç alanı var” dedi.



“Mağalar da insanlara benzer”


Mağaraların da belirli safhalarda insana benzediklerini kaydeden Zeybek, “Onların da başlangıç, gençlik, olgunluk, ihtiyarlık aşamaları vardır. Karaca Mağarasına göre Akçakale Mağarası olgunluk ve ihtiyarlık aşamasına girmiş bir mağara. Zemindeki enkaz blokları mağaranın ihtiyarlık aşamasında olduğunu gösteriyor. Çok sayıda farklı damla taşları, sarkıtlar, dikitler, tavan yüksekliği fazla olduğu için Karaca Mağarasındaki gibi sütunlar gelişemedi. Flamalar vardı. Kendine özgün şekiller vardı” diye konuştu.



“Turizme açılması için tekrar ayrıntılı ve iyi bir hazırlık yapmak lazım”


Maden Tetkik Arama (MTA) ekiplerinin mağaranın turizme kazandırılması yönünde olumsuz bir rapor yazdığını fakat bu raporu henüz görmediklerini ifade eden Zeybek, “Bir kez daha gezdik ki çatlak sistemleri çok fazla gelişmiş ve sık sık enkaz düşmesine sebep oluyor. Yerdeki keskin köşeli bloklar tavandan çatlak sistemlerin gelişmesine bağlı olarak düşen bloklardı. Bu bloklar 1996’da gezdiğimizde vardı ama bu kadar yoğun değildi. Tekrar ayrıntılı, iyi bir hazırlık yapmak lazım. Burası turizme açılabilir mi, açılırsa tamamen mi açılmalıdır? Bir kısmı açılabilir mi? Bunu ayrıca değerlendirmek lazım” ifadelerini kullandı.



“Önemli bir mağara”


19 Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya bölümü bölüm başkanı Prof.Dr. Ali Uzun ise 21 yıl sonra tekrar Akçakale mağarasına geldiklerine değinerek, “Gerçekten önemli bir mağara. Turizme açılma çalışmaları yapılmış, mağara içerisinde bizden sonra bazı ölçümler de yapılmış. Mağara içerisinde çeşitli şekiller var. Sarkıt, dikit, bayrak, perdeler, mağara çiçekleri, mağara tüpleri, duvar travertenleri, akan taş şekilleri, sütunlar, mağara incileri vardı. Bütün bu şekilleri mağara içerisinde görebiliyoruz” dedi.



“Güvenlik önlemleri artırılmak kaydıyla mağara turizme açılabilir”


Mağaranın ileri olgunluk aşamasında olması nedeniyle mağara içerisinde zaman zaman taş düşmeleri olduğunu dile getiren Uzun, “20 yıllık zaman içerisinde bazı parçalar düşmüş. Özellikle deprem anında kritik denge durumundaki taşlar düşebilir. MTA’nın raporu bu yönde bir kaygı taşıyor ve haklılar. Ancak güvenlik önlemleri artırılmak kaydıyla mağara turizme açılabilir. Bunun için çok içeri girilmesi, serbest gezilmesini çok önermiyoruz” şeklinde konuştu.



“Gümüşhane mağara turizmi açısından çok zengin”


Gümüşhane’nin mağara turizmi açısından zengin olduğunu, başta Karaca Mağarası ve diğer mağaralar olduğunu kaydeden Uzun, “Bu mağaraların ayrıntılı olarak çalışılması gerekiyor. Gümüşhane’nin başka bir şansı da bu konuda uzman, birikimli bir rektörleri var. Hem bilgiye ulaşmak, hem de doğrudan yerinde incelemek bakımından bunları rektör hocamız değerlendirecektir. Bize de görev düştüğünde tekrar buraya gelmekten mutluluk duyacağız. Bu tür mağaraların başlangıç yaşını söylemek çok kolay değildir. Bölge çok uzun zamandan beri kara durumunda olan bir bölgedir. Mağara içi damla taşlarının oluşumu farklı dönemlere ait olabilir. Bir kısım oluşumlar çok genç. Mağara ileri olgunluk döneminde. Mağarada şekillenme devam ediyor. Mağara havalandırma zonunda, pasif bir mağara ve verev yönünde gelişmiş bir mağaradır. Tam yatay değil, tam dikey değil. Tavan yüksekliği yer yer değişmekte ve 40 metreyi aştığı yerler var” ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Mersin Büyükşehir Belediyesinden sosyal destek seferberliği Mersin Büyükşehir Belediyesinin sosyal belediyecilik anlayışıyla hayata geçirdiği destek programları binlerce ailenin yaşamına dokunmaya devam ediyor. Gıdadan eğitime, sağlıktan barınmaya kadar geniş bir alanda sunulan hizmetler, özellikle dar gelirli ve dezavantajlı gruplar için önemli bir güvence oluşturuyor. Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in göreve geldiği 2019 yılından bu yana sosyal hizmetlerini artıran Büyükşehir, toplumun her kesimine yönelik projelerle dayanışma kültürünü güçlendiriyor. Çocuklardan yaş almış bireylere, kadınlardan özel gereksinimli vatandaşlara kadar geniş bir kitleye ulaşan hizmetler, kent genelinde yaygın şekilde sürdürülüyor. Evde bakım, temizlik ve sağlık hizmetleriyle binlerce kişiye ulaşan Büyükşehir Belediyesi, fizik tedavi, psikolojik danışmanlık ve medikal desteklerle de önemli bir ihtiyacı karşılıyor. Engelli bireyler için erişilebilirlik çalışmaları, danışmanlık hizmetleri ve sosyal projeler dikkat çekerken, transfer araçları ve özel destek uygulamalarıyla yaşam kolaylaştırılıyor. Dar gelirli ailelere yönelik Halk Kart uygulamasıyla on binlerce haneye destek sağlanırken, eğitim alanında da kurs, öğrenim yardımı ve kırtasiye destekleriyle öğrencilerin yanında olunuyor. Çamaşır Kafe, ücretsiz nakliye ve yurt hizmetleri de gençlere yönelik önemli destekler arasında yer alıyor. Kadınlara yönelik projeler kapsamında Hanım Evleri, kadın üretici stantları ve danışma merkezleri aktif rol oynarken, çocuklar için kampüsler, atölyeler ve gelişim merkezleriyle sosyal ve eğitsel destekler sunuluyor. Emekliler için oluşturulan merkezler, mobil kuaför hizmeti ve refakatçi evleri gibi uygulamalar da sosyal belediyeciliğin farklı örnekleri olarak öne çıkıyor. Gıda destekleri kapsamında ise iftar yemekleri, gıda kolileri, sıcak çorba dağıtımları ve mahalle mutfaklarıyla geniş kitlelere ulaşılıyor. Süt dağıtımı, yenidoğan destek paketleri ve özel beslenme ihtiyaçlarına yönelik yardımlar da düzenli olarak sürdürülüyor. Mersin Büyükşehir Belediyesinin yürüttüğü bu kapsamlı çalışmalar, ’kimseyi geride bırakmayan’ sosyal belediyecilik anlayışıyla kentte dayanışmayı büyütmeye ve her haneye umut olmaya devam ediyor.
Samsun Savcının objektifinden yaban hayatı Cumhuriyet Savcısı Vedat Soğukpınar, Türkiye’de bulunan 450 kuş türünden birçoğunu fotoğraflayan ve yaban hayattaki canlıları görüntüleyen bir ’yaban hayat fotoğrafçısı’ olarak dikkat çekiyor. Soğukpınar’ın kamuflajla saatlerce hareketsiz bekleyerek çektiği yaban hayatı fotoğrafları görsel şölen sunarken, baharın gelişini de gözler önüne serdi. Yıllardır kuş fotoğrafçılığı yapan Samsun Bölge Adliyesi’nde görevli Cumhuriyet Savcısı Vedat Soğukpınar, izinli olduğu günlerde, herkesin uyuduğu saatlerde kamuflajını giyip Samsun Kızılırmak Deltası’na giderek kuşları fotoğraflayabilmek için saatlerce bekliyor. Bir kuş türünü görüntülemek için saatlerce kıpırdamadan bekleyen Soğukpınar, Türkiye’nin farklı bölgelerinde bulunan 350’ye yakın kuş türünü fotoğrafladı. Soğukpınar’ın objektifine zaman zaman nesli tehlike altında olan ya da nadir görülen kuş türleri de takılıyor. Nesli tehlike altında olan çeltikçi objektife yansıdı Baharın gelmesiyle birlikte Kızılırmak Deltası’ndaki hareketlilik Soğukpınar’ın objektifine yansıyor. Savcı Soğukpınar, kelaynak kuşları ile akrabalığı bulunan ve nesli tehlike altında olan göçmen bir kuş türü olan çeltikçi (Glossy Ibis) kuşunu da kaydetti. Kuşların toplu halde subasar alanlarda avlanma anı anbean görüntülendi. Öte yandan Soğukpınar, "Baharın gelmesiyle kır kırlangıçları deltaya geldiler" diyerek kendisine ait sosyal medya hesabından kırlangıç sürüsünün görüntüsünü paylaştı. Avcılara karşı doğanın güzelliklerini gözler önüne seriyor Çektiği fotoğrafların yanı sıra ilginç ve gözlemlenmesi zor anları da videoya alan Savcı Soğukpınar, bu anları kendisine ait sosyal medya hesaplarından paylaşarak tüm vatandaşların görmesine vesile oluyor. Avcılığa karşı duruş sergileyerek doğanın tüm güzelliklerini gözler önüne seren Soğukpınar, "Tetiğe değil, deklanşöre bas. Öldürme, ölümsüzleştir" mottosuyla vatandaşlara doğa ve çevre bilinci aşılıyor. Savcı Soğukpınar’ın sosyal medyadaki paylaşımları vatandaşlar tarafından büyük beğeni topluyor. Hayatlarında ilk kez farklı kuş türlerinin varlığından haberdar olan vatandaşlar, emeklerinden dolayı Soğukpınar’a teşekkür ediyor. Görülmesi oldukça zor olan yaban hayvanları ve kuş fotoğrafları, Samsun’un tanıtımına da katkı sağlıyor.
Sakarya Sakarya’nın çiçekleri şişelendi, kokusu dünyayı sardı 3 kuşaktır sürdürülen esans geleneğini devam ettiren Murat Kılıç, Sakarya’da yetişen longoz menekşesi, gölge zambağı ve kestane kabağının çiçeklerinden elde ederek ürettiği "Sehr-i Sakarya" kolonyasını 4 ülkeye ihraç ediyor. Sakarya’da üç kuşaktır sürdürülen esans geleneğini devam ettiren Murat Kılıç, 10 yıl önce başladığı hikayesinde şehrin simgesi olan yerlerden elde ettiği çiçeklerle Şehr-i Sakarya kokusunu oluşturdu. Acarlar Longozu’nun menekşesi, Keremali Yaylası eteklerinde yetişen gölge zambağı ve coğrafi işaretli kestane kabağı çiçeğinin harmanlanmasıyla 3 yıllık çalışma neticesinde ortaya çıkan koku, 4 ülkeye ihraç edilerek dünya ile buluştu. "Neden Adapazarı’na özel bir şey yok, biz yapalım dedik" Kokularla olan yolculuğundan bahseden Kılıç, süreci anlatarak "Dedem esansçıydı sonra babam hem esans hem kolonyaya döndürdü 22 yaşımda ben elime aldım. Dördüncü kuşak olarak oğlumu yetiştiriyorum. Şehr-i Sakarya kafamızda şöyle doğdu 10 yıl önceydi Sakarya’dan bir yere gittiğimizde bir türlü götürecek bir şey bulamıyoruz şekerleme, lokum buluyoruz fakat şeker hastalarına denk geldik hep. Götürdüğümüz hediyeleri kimse kullanamıyordu. Neden Adapazarı’na özel bir şey yok derken kafamızda şöyle bir şey uyandı bizde imalatçıyız biz niye yapmıyoruz dedik. Acarlar Longozu’nun menekşesi var dünyada 3 tane yerde yetişen menekşeden bir tanesi. Akyazı’da Kerem Ali Dağı’nın eteklerinde gölge zambağı var, coğrafi işareti olan kestane kabağı çiçeği var bunların üçünü esans haline getirdik daha sonra birleştirdik 3 yıllık çalışmayla da güzel bir kolonya elde ettik" dedi. "3 boyutlu bir kolonya" Klasik kolonyayı farklı bir boyuta taşıdığını ve üretim sürecini anlatan Kılıç, "Klasik bir kolonyadan çıktık biz. İçerisinde E vitamini var. Tıraştan sonra cildi ve elleri yumuşatıyor. 3 boyutlu bir kolonya, ilk sürdüğünüzdeki koku 10 dakika sonra farklı bir koku oluyor, en son da ellerinizde parfüm minvali bir koku bırakıyor. Kestane kabağı çiçeği yemeklerde kullanılan bir şey ama kokusunu bilen yok. Tabi saf olarak aldığınızda onu işlemediğinizde kokusu çok harika değil ama biz bunları modernize ediyoruz yani oynuyoruz kokularla biraz. Üçünü bir araya getirmeye, oranlarını ayarlamaya çalışıyoruz. Bunlar Sakarya’nın bilinmeyenleri yani dünyada da bilinmiyordu. Artık Acarlar Longozu dünyaca ünlü bir yer oldu" diye konuştu. "Hayatlarında hiç kolonya kullanmayanlar Sakarya’nın kokusu kullanıyor" Yurt dışına kadar uzanan üretim hikayesiyle yerel değerleri dünyaya tanıtan Murat Kılıç, "Yurt dışından gelip gölge zambağını toplayıp götürüyorlardı, Fransa’da esans yapıp bize tekrar satıyorlardı. Bunu bilen yoktu bunları öne çıkarmamız gerektiğine inandık Allah nasip etti şu an 4 ülkede ihracat yapıyoruz. Hayatlarında hiç kolonya kullanmayan insanlar Sakarya kokusu kullanıyor artık. Avusturya’da Şehri Sakarya kokusunu görüyorum insanların masasında tabi ki bu Sakarya’nın tanıtımı için büyük bir şey. Ben Totalde 3 milyona yakın ürün sattım, 3 milyon insanın hanesine girmişiz öyle düşünün. Biz henüz Şehri Sakarya kokusunu beğenmeyene rastlamadık" şeklinde konuştu. "60 yıllık birikimi ‘Retro’ koku ile yeniden yorumluyoruz" Firmalarının 60. yılına özel yeni bir koku üzerinde çalıştıklarını belirten Kılıç, "Yeni hikayemiz aslında daha güzel yaklaşık 6 aydır firmamızın 60. yılı olması sebebiyle yeni bir koku üzerinde çalışıyoruz. 60 yılda en çok satan kokuları modernize ederek bir araya getireceğiz. Biz buna "Retro" diyoruz. İlk bu işe başladığımızda insanlar garip bakıyorlardı, bu kokulardan ne çıkabilir ki diyorlardı. Biz beğenmeyeceğimiz bir şeyi Sakarya’nın tanıtımında kullanmak istemedik bunun için 3 yıl mücadele verdim, mücadelemin de karşılığını alıyorum insanların çok hoşuna gidiyor, beğeniyorlar" ifadelerini kullandı. (OK-