KÜLTÜR SANAT - 31 Mayıs 2021 Pazartesi 18:10

Gümüşhane’de hükümlüler için “Bir kitap, bir umut” kampanyası başlatıldı

A
A
A
Gümüşhane’de hükümlüler için “Bir kitap, bir umut” kampanyası başlatıldı

Gümüşhane’de hükümlü ve tutukluların faydalanması ve ceza infaz kurumu kütüphanelerinin zenginleştirilmesi amacıyla “Bir Kitap Bir Umut” kitap bağışı kampanyası başlatıldı.

Gümüşhane’de hükümlü ve tutukluların faydalanması ve ceza infaz kurumu kütüphanelerinin zenginleştirilmesi amacıyla “Bir Kitap Bir Umut” kitap bağışı kampanyası başlatıldı. 16 Haziran’a kadar devam edecek kampanyada vatandaşlar Adliye Sarayı önünde bağış yapabilecek.


Gümüşhane’de Adalet Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında imzalanan "Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkelerinde Kütüphane Kurulmasına İlişkin İş Birliği Protokolü" kapsamında kitap bağışı kampanyası başlatıldı.


Gümüşhane Adalet Sarayı önünde açılan standa Vali Kamuran Taşbilek, Cumhuriyet Başsavcısı Veli Ecir, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Bayram Ünlü, İl Emniyet Müdürü Celal Taşci, Gümüşhane Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İsmail Akçay ve protokol üyeleri mahkumlara ulaştırılmak üzere kitap bıraktı.


“Tüm Gümüşhaneli hemşehrilerimizin desteğini bekliyoruz”


“Bir kitap bir umut” başlıklı kampanya hakkında bilgi veren Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcısı Veli Ecir, manevi bir amacı gerçekleştirmek için bir araya geldiklerini belirterek, “Burada manevi bir amaç var ama maddi bir destek gerekiyor. Bunun için tüm Gümüşhaneli hemşehrilerimizin desteğini bekliyoruz. Ceza infaz memurlarımızla birlikte burada akşam 7’ye kadar standımız devam edecek. Malum ceza infaz kurumlarımızda pandemiden dolayı bu dönemde sosyal ve kültürel etkinliklerde nispeten bir gerilememiz var. Ancak bunu aşmanın en güzel yolu kütüphanemizi zenginleştirerek hükümlü ve tutuklularımızın imkanlarını artırmak. Bu vesile ile sayın valimize ve protokolümüze verdikleri desteklerden dolayı teşekkür ediyorum” dedi.


İnsanların hem kültürel hem sosyal ilişkilerini geliştirilmesi için kitap okumanın önemine değinen Ecir, “Sayın Adalet Bakanımızın da bugün başlatacağı bu kampanyaya bütün Gümüşhaneli vatandaşlarımızı destek vermeye davet ediyorum. Standımız 16 Haziran’a kadar sabah saat 8’den akşam saat 7 arası burası açık kalacak. Ayrıca Gümüş Otel karşısında bulunan lojmanımızın alt katında da bir standımız olacak. Biz hem burada hem de şehir merkezinde hükümlülerimiz için kitap toplamaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Yağışa teslim olan bağlar ayağa kalktı Manisa’nın Alaşehir ilçesinde yoğun yağışlar nedeniyle uzun süre su altında kalan üzüm bağları, havaların ısınmasıyla birlikte yeniden toparlandı. Üreticiler, geciken bakım çalışmalarını tamamlayarak bağlarını yeni sezona hazır hale getirdi. Kış aylarından itibaren mevsim normallerinin üzerinde seyreden yağışlar, Alaşehir’de üzüm üreticilerini zor durumda bıraktı. Birçok bağda su baskınları yaşanırken, üreticiler uzun süre arazilerine giremedi. Bağlar suya teslim oldu Yoğun yağışların etkisiyle bazı bölgelerde bağlar tamamen suyla kaplandı. Asmaların gövde seviyesine kadar yükselen su nedeniyle bağlar adeta bataklığa dönerken, üreticiler ne traktörle ne de yaya olarak bağlarına ulaşabildi. Bu durum, her yıl kasım ayında başlayan budama ve bakım çalışmalarının ciddi şekilde gecikmesine neden oldu. Budama, bağlama ve toprak işleme gibi önemli çalışmaların aksaması, üreticileri sezon başında yoğun bir tempoya zorladı. Bağda çalışan işçi kadınlardan Meryem Aktürk, "Bu sezon işçi yöntemlerinin veren için de, işçi içinde zor oldu. Üzüm para ederse çalışan da kazanacak, üretici de kazanacak. Kadın işçi bin TL, erkek işçi bin 500 TL. Bu durumlarda veren için de işçi için de zor Allah nasip ederse bir orta yolunu bulacağız." dedi. Sular çekildi, çalışmalar hızlandı Bahar aylarıyla birlikte hava sıcaklıklarının artması ve suyun çekilmesiyle bağlarda yeniden hareketlilik başladı. Toprağın tava gelmesiyle birlikte üreticiler bağlarına girerek eksik kalan tüm işlemleri kısa sürede tamamladı. Budama, tel germe, direk yenileme, çift sürme, ızgara çekme ve gübreleme gibi çalışmalar yoğun tempoda gerçekleştirilirken, bağların büyük bölümünde sezon hazırlıkları tamamlandı. Bağlarda çubuk bağlama işi yapan Hülya Kocaman ise yağışların işleri geciktirdiğini ifade ederek, "Bu sene yağışlardan dolayı işlerimiz hep geriledi. Soğuk ve çamurda çalışmak zor oldu. Ama şimdi sonuna geldik. Bu son bağlarımız, bitmek üzere. Üzüme hazırladık, artık üzümün uçları görünmeye başladı" diye konuştu. Alaşehir Hacıaliler Mahallesi’nde üretim yapan çiftçi Selim Aktürk, sezon hazırlıklarının tamamlandığını belirterek, "Bağımızın budağından başladık, budama bitti. Telleri gerdik, direkleri değiştirdik. Kadınlarımız çubuk bağlama işini yaptı. Toprağımızı işledik, gübremizi attık. Artık durmak yok, sezon başladı. İnşallah bu yıl hem üzüm bol olur hem de çiftçimiz kazanır" dedi. Üreticiler umutlu Geçtiğimiz yıl beklenen verimi alamadıklarını dile getiren üreticiler, bu yıl yağışların toprağa olumlu yansıyacağını ve verimin artacağını düşünüyor. Uzmanlar ise yağışlı geçen kışın ardından düzenli bakım yapılan bağlarda verimin yüksek olabileceğini, ancak hastalık ve zararlılara karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.
Samsun Evlilikte doyumun anahtarı: Sosyal ilgi, sağlıklı iletişim ve eş desteği SAMSUN (İHA) – Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Meryem Batık Vural, evlilikte beklentilerin değiştiğini belirterek sosyal ilgi, iletişim becerileri ve eş desteğinin ilişki doyumunu artırdığını, flört şiddetinin ise çoğunlukla psikolojik ve duygusal boyutta ortaya çıktığını söyledi. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Meryem Batık Vural, günümüzde evlilik ve romantik ilişkilere dair beklentilerin değiştiğini belirterek, sosyal ilgi, sağlıklı iletişim ve eş desteğinin ilişki doyumunu belirleyen en önemli unsurlar arasında yer aldığını ifade etti. Vural, flört şiddetinin ise yalnızca fiziksel değil, çoğunlukla psikolojik ve duygusal boyutlarda görüldüğüne dikkat çekti. "Birbirini anlayan ve destekleyen bir ilişki kurmak daha önemli hale geldi" Çiftlerin evlilikten beklentilerinin çok daha kapsamlı olduğunu ifade eden Doç. Dr. Meryem Batık Vural, "Geçmişte evlilik, çoğunlukla ekonomik güvence, toplumsal kabul ve aile kurma gibi işlevlerle ilişkilendirilirken, günümüzde partnerlerinden yalnızca eş değil; aynı zamanda duygusal destek sağlayan bir arkadaş, güvenilir bir eş ve kendilerini anlayan bir yol arkadaşı olması bekleniyor. Araştırmalarımız da romantik ilişkilerde bireylerin ilişki doyumunu etkileyen önemli faktörlerden birinin sosyal ilgi olduğunu göstermektedir. Sosyal ilgi; partnerin duygularını anlayabilme, onun bakış açısını görebilme, paylaşım ve dayanışma içinde olabilme gibi özellikleri içerir. Araştırma bulgularımız, romantik ilişkilerde sosyal ilgi düzeyi arttıkça ilişki doyumunun da arttığını göstermektedir. Bu nedenle günümüz ilişkilerinde yalnızca birlikte yaşamak değil, aynı zamanda duygusal olarak birbirini anlayan ve destekleyen bir ilişki kurmak daha önemli hale gelmiştir. Eğer ilişkide güven, duygusal yakınlık ve saygı görülmezse evliliği erteleme, hiç yapmama veya boşanma eğilimi artıyor. Evlilik doyumunun düşmesine yol açan en önemli faktörlerden biri, çiftler arasındaki iletişim sorunları ve çatışma çözme biçimleridir. Çiftler çoğu zaman sorunların kendisinden ziyade, sorunları ele alış biçimleri nedeniyle ilişki doyumunda düşüş yaşıyor. Yani çiftler, zaman içinde sorun çözme becerilerini geliştirebildiklerinde evlilik doyumları da artabilmektedir. Bunun yanında araştırmalarımız, algılanan eş desteğinin de evlilik doyumunu artıran önemli bir faktör olduğunu göstermektedir" dedi. "Sağlıklı çift ilişkisi evlilik doyumunun da koruyucusu" Eşinden destek gördüğünü hisseden bireylerin hem çatışmaları daha sağlıklı yönetebildiği hem de evliliklerinden daha fazla doyum aldıklarını söyleyen Vural, "Aile yaşam döngüsünün her bir evresinde zorlayıcı yaşam olayları, stres kaynakları ve değişimler olur; bu kaçınılmazdır. Aileye çocukların katılması, çocukların gelişimsel dönemlerindeki sorumluluklar, evden ayrılmaları gibi birçok doğal süreç ailenin uyumunu gerektirir. Bu stresörler evlilik doyumunun düşmesine neden olabilir. Evlilik doyumunun sürdürülebilmesi için çiftlerin yalnızca sorunları çözmeye değil, aynı zamanda duygusal bağlarını güçlendirmeye de yatırım yapmaları gerekir" diye konuştu. "Seven insan kıskanır düşüncesi psikolojik şiddetin fark edilmesini zorlaştırıyor" İlişki şiddetinin psikolojik boyutunun görmezden gelinmemesine vurgu yapan Vural, "Flört şiddeti, romantik bir ilişki içinde partnerlerden birinin diğerine yönelik uyguladığı fiziksel, psikolojik, duygusal, cinsel veya dijital zarar verici davranışları ifade eden bir kavramdır. Bu şiddet türü yalnızca fiziksel saldırılarla sınırlı değildir. Partnerin sürekli kontrol edilmesi, aşağılanması, kıskançlık bahanesiyle sosyal ilişkilerinin kısıtlanması veya dijital ortamda sürekli denetlenmesi de flört şiddetinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Flört ilişkilerinde en sık görülen şiddet türleri genellikle psikolojik ve duygusal şiddet biçiminde ortaya çıkıyor. Partneri sürekli eleştirmek, küçümsemek, kıskançlıkla kontrol etmek veya sosyal çevresinden izole etmek bu tür davranışlara örnek olarak verilebilir. Bunun yanında partnerin telefonunu kontrol etmek, sosyal medya hesaplarını denetlemek veya sürekli konum paylaşımı talep etmek de bu davranışlar arasında yer alıyor. John Gottman’ın evlilik araştırmaları ise ilişkilerde görülen şiddeti iki temel kategoride ele alır. Bunlardan biri durumsal şiddettir. Bu, genellikle yoğun çatışma anlarında ortaya çıkar ve çoğu zaman iletişim becerilerinin yetersizliğiyle ilişkilidir. Diğer tür ise karakterolojik şiddettir. Bu durumda şiddet daha sistematik ve kontrol edici bir yapıya sahiptir ve çoğu zaman güç kurma ve partner üzerinde hâkimiyet sağlama amacı taşır. Bu ayrım, şiddetin anlaşılması ve müdahale yöntemlerinin belirlenmesi açısından oldukça önemlidir" şeklinde konuştu. "Evlenince düzelir düşüncesi bir mittir" Flört şiddeti yaşayan bireylerin ilişkiden kopmakta zorlanmasının arkasında birden fazla psikolojik mekanizma bulunduğuna dikkat çeken Vural, "Çeşitli araştırmalarımızda romantik idealizasyon, ilişki bağımlılığı, güvensiz bağlanma biçimleri, geleneksel cinsiyet rolleri ve Sinderella Sendromu’nun flört şiddetini kabul eden tutumlarla ilişkilendiğini gördük. Öncelikle romantik ilişkilerde duygusal bağ oldukça güçlüdür ve bireyler çoğu zaman partnerlerinin değişebileceğine inanarak ilişkiyi sürdürmeye çalışabilir. Oysa flört şiddeti evlendikten sonra artarak devam edebilir ve ‘Evlenince düzelir’ düşüncesi bir mittir. Bunun yanında bazı bireylerde ilişki bağımlılığı veya yoğun duygusal bağımlılık da şiddete rağmen ilişkiden ayrılmayı zorlaştırabilir. Araştırmalar ayrıca bazı bireylerin şiddet davranışlarını zaman içinde normalleştirebildiğini veya kendilerini suçlayabildiğini göstermektedir. Bu durum özellikle psikolojik şiddetin yoğun olduğu ilişkilerde daha sık görülmektedir" ifadelerini kullandı. "Partnerine empatiyle yaklaşabilenlerde flört şiddeti daha düşük" Vural, flört şiddeti ile ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Flört şiddeti üzerine yaptığımız araştırmalarda romantik ilişkilerde kıskançlık ile flört şiddeti arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gördük. Ancak sosyal ilgi önemli bir koruyucu faktör olarak öne çıktı. Bu da demektir ki partnerine empatiyle yaklaşabilen, onun duygularını anlayabilen ve ilişkiyi iş birliği içinde sürdürebilen bireylerde flört şiddeti riski daha düşüktür. Bu nedenle flört şiddetinin önlenmesi ve romantik kıskançlığın sağlıklı bir şekilde kontrol altına alınması için en önemli adımlardan biri, gençlerde sosyal ilgiyi geliştirmeye yönelik çalışmalar yapılmasıdır. Flört şiddetinin önlenmesi için gençlere yalnızca ilişki becerileri değil; aynı zamanda empati, eşitlikçi ilişki anlayışı ve sağlıklı sınırlar konusunda farkındalık kazandırılması önemlidir."
Kocaeli Çöpçüler Kralı’nda Kemal Sunal için mikrofon olan süpürge, onun elinde kaleme dönüştü Kocaeli’de çobanlıktan belediyede temizlik işçiliğine uzanan hayatında sanatı yaşatan 60 yaşındaki Selami Gündoğdu, süpürgenin çalısını kalem gibi kullanarak konteynerlere Türk sinemasının unutulmaz isimleri ile çizgi roman karakterlerini resmediyor. Çöpçüler Kralı’nda Kemal Sunal için mikrofon olan süpürge, onun elinde adeta kaleme dönüşüyor. Kocaeli’de yaşayan 60 yaşındaki Selami Gündoğdu, yokluklar içinde başladığı sanat yolculuğunu yarım asırdır sürdürüyor. İki çocuk babası olan Gündoğdu, ilkokul yıllarında tanıştığı resim tutkusunu çobanlık yaptığı dönemlerde bile elinden bırakmadı. Bugün İzmit Belediyesi’nde temizlik görevlisi olarak çalışan Gündoğdu, sokakları süpürürken sanatından da vazgeçmiyor. Yanında gezdirdiği plastik çöp konteynerini adeta bir tuvale çeviren Gündoğdu, çöpten bulduğu boyaları kullanıyor; süpürgenin çalısını kalem gibi kullanarak Türk sinemasının sevdiği isimlerini resmediyor. Büyüteçle güneş ışığını kullanarak bastonlara resim işleyen Gündoğdu, tüm imkansızlıklara rağmen üretmeye devam ediyor. En büyük hayali ise öğrenci yetiştirmek ve kalıcı eserler bırakmak. Gündoğdu ayrıca eldivenlerine de resim çiziyor. Daha önce yaptığı eldivenlerini Londra’da bir müzeden istendiğini ancak pandemi dolayısıyla gönderemediğini söyledi. Gündoğdu hayatını, "Sanatım hayvan sopası ile başladı, süpürge ile devam ediyor" diye özetledi. Çöpçüler Kralı filminde Kemal Sunal’ın süpürgeyle sahnede şarkı söyleyerek sanatını sergilediğini hatırlatan Gündoğdu, kendisinin de sokakta süpürgeyi kalem gibi kullanarak resim çizdiğini ve sanatını bu şekilde ortaya koyduğunu söyledi. "İlkokulun birinci ve ikinci sınıflarında sanatla tanıştım" Hayatını anlatan Selami Gündoğdu, "Hayata, baba ocağında hayvan peşinde koşarak; çiftçilik, rençberlik ve köy işleriyle başladım. İlkokula giderken bir arkadaşım çizgi roman getirmişti, o çok hoşuma gitmişti. Daha sonra ben de kitaplarla ilgilenmeye başladım ve resim çizmeye başladım. İlkokulun birinci ve ikinci sınıflarında sanatla tanıştım. Zamanla bu ilgim gelişti. Küçükken çobanlık yaparken yanımda kitaplarımı da götürürdüm. Kitaplar benim yol arkadaşım, günlük dostum oldu. Onlarla vakit geçirirdim. Bazen kendi çizgi romanlarımı yazar, çizer; kalemimi ve defterimi alıp giderdim. Hayvanlar otlandığı sürece ben de böyle vakit geçirirdim" diye konuştu. "Büyüteçle resim yapmaya başladım" Büyüteçle de sopa, değnek ve bastonlara resim çizdiğini söyleyen Gündoğdu, "Güneş ışığını büyüteçle bir noktada toplayarak resim çizmeye başladım. Büyüteci kalem gibi kullanmaya başladım. Taşların üzerine resimler de çiziyordum. Kataloglarından görselleri seçiyor, sonra taşlara işliyordum. Bu şekilde kendimi geliştirmeye çalıştım. İlkokulu bitirdim ama devam edebileceğim başka okul yoktu. Maddi imkansızlıklar vardı, köyde okul da yoktu. Ailemi bırakmadım, köy hayatına devam ettim ama sanatı da bırakmadım. Daha sonra evlendim. Annemden ve babamdan izin alarak İzmit’e geldim. 2008 yılında belediyede çalışmaya başladım. O zamandan beri belediyede çalışıyorum" şeklinde konuştu. "Sanatın yaşı yok ama bir sertifikam olsaydı öğrenci yetiştirebilirdim" Çöpe atılmış malzemeleri, konteynerlerde bulduğu boyaları ve kalemleri değerlendirerek resimler yaptığını söyleyen Selami Gündoğdu, "Sanatın yaşı yok ama bir sertifikam olsaydı öğrenci yetiştirebilirdim. Bu benim için bir hayaldi ancak hala bunu gerçekleştirmek isterim. Eskiden gazetelerde çizgi romanlar olurdu, ben de resimli roman yazarı olmak isterdim. Heykeltıraş olmak isterdim. Çizgi roman kahramanlarını ve Türk sinemasının sevdiğim aktörlerini çizmeye çalıştım. Cüneyt Arkın, Yılmaz Güney, Tarık Akan gibi isimleri resmettim. Eski filmler, yaşadığım hayatla birleşiyor. Eskiye olan özlemim, hayal dünyamdan sanata yansıyor" ifadelerini kullandı. "Keşke öğrencilerim olsaydı; iz bırakmış, yaşayan hatıralar olurdu" 50 yıldır resim çizdiğini aktaran Gündoğdu, "Kalıcı bir sanatçı olmak isterdim. Yıllarımı bu işe verdim. Ömrüm bitse bile geride güzel hatıralar ve öğrenciler bırakmış olurum. Keşke öğrencilerim olsaydı; iz bırakmış, yaşayan hatıralar olurdu. Belediyede ressam olarak çalışmak isterdim. Çünkü resim çizmek, sokak süpürmekten farklı. Temizlik yapıyoruz ama kısa süre sonra yine kirleniyor. Oysa sanat kalıcıdır. Sanat, hayal dünyamızın dışa vurumudur. Yüzlerce farklı resim yaptım. Kemal Sunal gibi karakterleri çizdim. Sevdiğim eski dizi ve filmlerden esinlendim" dedi. "Süpürgenin çalısı benim için bir kalem" "Süpürgenin çalısı benim için bir kalem" diyen Selami Gündoğdu, "Büyüteç de görünmeyen bir kalem gibi. Ama bu şekilde yapılan resimler kalıcı oluyor. Bu şekilde, imkanlarım ne olursa olsun sanatı bırakmadan devam ettim. Elimde ne varsa onu kullanarak üretmeye çalıştım. Çünkü sanat benim için sadece bir uğraş değil, aynı zamanda hayatın kendisi oldu" diye konuştu.