GÜNDEM - 13 Kasım 2015 Cuma 09:50

1. Ahmed kimdir?

A
A
A
1. Ahmed kimdir?

1. Ahmed, 14. Osmanlı padişahıdır.

I. Ahmed, 14. Osmanlı padişahıdır. Divan Edebiyatı'ndaki adı Bahti'dir. 

Babası Sultan III. Mehmed, annesi Handan Sultan'dır. Babasının vefatı üzerine 21 Aralık 1603'te Eyüp Sultan'da kılıç kuşanarak tahta geçti. Sultan I. Ahmet, Kanuni Sultan Süleyman'dan sonraki padişahlar içinde devlet işleriyle yoğun şekilde uğraşan ilk padişah olarak kabul edilir. Sultan I. Ahmet yakalandığı tifüs hastalığından kurtulamayarak 21 Kasım'ı 22 Kasım'a bağlayan gece 1617 yılında 27 yaşında vefat etti ve Sultanahmet Camii yanındaki türbesine defnedildi.

Saltanatında, hanedan veraset sistemini değiştirip kardeş katli yasasını kaldırmıştır. Yerine ailenin aklı başındaki en büyük üyesi padişah olur sistemini getirmiştir. Bu yeni yasanın, şehzadeler arasındaki rekabetin ve taht kavgalarının, taht için gerçekleştirilen kardeş katillerinin önlenmesi açısından Osmanlı tarihinde çok büyük önemi vardır.

Babası III. Mehmed'in üç oğlundan ikincisi olarak dünyaya gelmiştir. Ağabeyi Mahmud'tur. Askeri ve idari işlerle ilgili bir şehzade olarak bilinen ve padişahlık için en kuvvetli aday olan Şehzade Mahmud, tahta kast ettiği iddiası üzerine öldürülmüştür. Bu, I. Ahmed için de sürpriz bir gelişmedir. Böylece tahtın yolu kendisi için açılmış olur. Şehzade Ahmed, henüz 13 yaşındayken, 37 yaşındaki babası Sultan III. Mehmed vefat eder. Nasıl ki babası kendinden evvelki Sultanlara nazaran en genç yaşta hayatını kaybetmiş hükümdar ise, I. Ahmed de o vakte kadar babasının vefatıyla tahta geçenlerin arasındaki en genç hükümdardır. Bu beklenmedik vefat üzerine, Sultan I. Ahmed'in cülusu hemen ertesi gün apar topar vuku bulmuştur. Kimi kaynaklarda 22 Aralık verilmesine rağmen, cülus,Dr.Günhan Börekçi'ye göre tam olarak 21 Aralık 1603 Pazar günü sabahı gerçekleşmiştir. Bu cülusun, Osmanlı tarihindeki yeri bambaşkadır:

Yeni padişah, devlet tecrübesi için mühim olan sancağa çıkmamıştı. Bu sebeple bir kapı halkı da yoktu. Hatta, babaannesini eski saraya gönderdiğinde saray sanki bomboş kalmaktaydı. Henüz sünnet dahi edilmemiştir. Sünneti ancak padişah olduktan sonra yapılmıştır.

SALTANATI

Sultan I. Ahmet tahta geçtiği sırada Avusturya Savaşı devam ediyordu. Osmanlı kuvvetleri Belgrad'dan Budin'e doğru ilerlemekteydi. Peşte (25 Eylül 1604) ve Hatvan kaleleri savaş yapılmadan kolaylıkla ele geçirildi. Osmanlı ordusu ilerleyerek Budin'in kuzeyinde bulunan Vaçkalesini ele geçirdi (16 Ekim 1604). Osmanlı Ordusu, Sultan I. Ahmet'in buyruğu üzerine Belgrad üzerinden Budin'e yürüdü. 29 Ağustos 1605'de Estergon Kalesi kuşatıldı ve tam karşısındaki Ciğerdelen kalesi fethedildi. 8 Eylül'de Vişegrad, 19 Eylül'de Saint Thomas (Tepedelen) kaleleri fethedildi. 3 Ekim 1605'de ise Estergon Kalesi teslim alındı.

Osmanlılar da, Avusturyalılar da art arda yapılan bunca savaştan dolayı sosyal ve ekonomik yönden çok yıpranmışlardı. Daha önce yapılan barış görüşmelerinden bir sonuç çıkmamıştı. Ancak 11 Kasım 1606'da Estergon-Komorin arasında Zitva suyunun Tuna Irmağına döküldüğü yerde imzalanan Zitvatorok Antlaşmasıyla barış sağlandı.

Antlaşmaya göre Eğri, Estergon, Kanije kaleleri Osmanlılarda, Raab (Yanıkkale) ve Komarom kaleleri Avusturyalılarda kalacaktı. Avusturya bir kereye mahsus olmak üzere 200.000 altın savaş tazminatı ödeyecekti. Avustuya Arşidükü protokolde Osmanlı Padişahına eşit sayılacak ve Osmanlı padişahı Avusturya Arşidüküne yazışmalarda Kutsal-Roma İmparatoru (Cesar/Kaiser) unvanıyla hitap edecek, her üç yılda bir karşılıklı armağanlar gönderilecekti. Avusturya'nın Macaristan için ödemekte olduğu yıllık 30.000 altın vergi ise kaldırılacaktı. Zitvatorok Antlaşması, Osmanlıların lehine gibi görünse de Osmanlı Devleti artık eski gücünde değildi. Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti'nin Avusturya karşısındaki üstünlüğü sona ermiş, siyasi dengeler Osmanlı aleyhine bozulmaya başlamıştır.

ISLAHATLAR

Yıldırım Bayezid döneminde başlayıp, Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmed) döneminde kanunlaşan kardeş katli yasasını kaldırmıştır. Yerine ekber ve erşet (ailenin aklı başında olan en büyük üyesi) sistemini getirmiştir. Böylece oğullarından üçü padişah olmuştur. Bunlar sırası ile; Genç Osman, IV. Murad ve İbrahim'dir. Ayrıca kardeşi Mustafa'yı da önceki padişahlar gibi katletmemiş, yaşamasına izin vermiştir. Nitekim kardeşi Mustafa da padişah olmuştur. Bu yeni kanun, kardeş katlini önlemesi açısından Osmanlı tarihinde büyük bir önemi haizdir.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Kızının düğününe 2 gün kala eşini öldüren sanık: "Kendimi kaybettim, cinnet geçirdim" Kocaeli’de eşini 8 bıçak darbesiyle öldüren sanık, yatak odasında arkadaşına ait eşofman bulduğunu iddia ederek, "Çocukların başkasından olduğunu söyledi. Tartıştık, sonrasını hatırlamıyorum. Kendimi kaybettim, cinnet geçirdim, pişmanım" dedi. Körfez ilçesi Esentepe Mahallesi Çınar Sokak’taki 3 katlı apartmanın 1. katında 31 Ekim 2025’te meydana gelen olayda, Ramazan Gökmen (48) 4 çocuğunun annesi Binnur Gökmen’i (43) bıçaklayarak öldürmüştü. Ardından zanlı, aynı bıçakla kendini yaralayarak intihara kalkışmış, tedavisi sonrasında çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı. Talihsiz kadın, 2 Kasım 2025 pazar günü gerçekleşmesi planlanan kızı N.A.’nın düğününe sadece 2 gün kala hayattan koparıldı. Binnur Gökmen’in öldürülmesine ilişkin hazırlanan iddianame Ramazan Gökmen’in eşinin kendisini aldattığını iddia ettiği ve en büyük kızları Nur A.’nın da evliliğine karşı çıktığı, bu sebeple eşiyle tartışmalar yaşadığı bilgisi aktarıldı. "Arkadaşımın eşofmanını eşyalarımın arasında buldum" Ramazan Gökmen hakkında "Tasarlayarak eşe ve kadına karşı kasten öldürme" suçundan açılan davanın ilk celsesi Kocaeli 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Duruşmaya tutuklu sanık, müştekiler ve taraf avukatları katıldı. Olaya ilişkin dinlenen sanık Ramazan Gökmen, "Kızım Nur hayatında birisi olduğunu söyledi. Damat tarafı gelip istediler verdim. Ancak kızım ile müstakbel damadım anlaşamadılar bu durumu bize yansıttılar. Kızım bu süre zarfında ayrılmak istediğini söyledi. Bir süre sonra kızımın kaçtığını öğrendim. Bu olaylardan kaynaklı eşimle sorunlar yaşamaya başladık. Bu olaylar sonrasında ayrılmak amacıyla eşimi evden gönderdim. Daha sonrasında kahveden tanıdığım arkadaşım Günay T’nin eşofmanını yatak odamda eşyalarımın arasında buldum. Ancak daha sonra baldızımı arayarak eşimle barışmak istediğimi söyledim. Eşim, tedavi olmam ve alkolü bırakmam şartı ile eve gelmeyi kabul etti. Alkolü bırakacağıma yönelik eşime söz verdim" diye konuştu. "Kendimi ve eşimi nasıl yaralandığımı hatırlamıyorum" Olay gününü anlatan Ramazan Gökmen, "Eşim o sırada hala baldızımdaydı. Sabah çocukları okula götürdükten sonra eve geldi. Yattık, daha sonra rahmetli annemin fotoğrafının asılmış olan yerden indirildiğini fark ettim. Bu durumu sorduğumda; anneme hakkını helal etmeyeceğini, ona çileler çektirdiğini söyledi. Ben de ’Senin yaptıkların ne olacak, başkasının eşofmanı benim dolabımda çıktı’ dedim ve tartıştık. Binnur bana, erkek olmadığımı, sevgilisinin olduğunu ve çocukların başkasından olduğunu söyledi. Tartıştık, sonrasını hatırlamıyorum, kendimi kaybettim. Kendimi ve eşimi nasıl yaralandığımı hatırlamıyorum. Eşimin öldüğünü polislerden öğrendim. Kardeşimi aradığımı hatırlamıyorum" şeklinde konuştu. "Olay günü cinnet geçirdim" Sanığın iddianamede yer alan ifadesinde eşinin, mahalle bakkalı Ali O.B. ilişkisi olduğuna dair söylemlerine sanık, "Ali’nin kızımla ilgili ve aile içi meselelerimle ilgili bazı şeyler söyledi. Bizim aile meselemizin bu durumu bilmesine sinirlendim. Ancak eşimin bu kişi ile ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. Günay T. ile eşimin ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Yazdığım mektubu hatırlamıyorum. Çok pişmanım, öyle olmasını istemezdim. Bilincimin dışında olay gerçekleşti. Olay günü cinnet geçirdim. Daha önce de şüphelerimden dolayı kendimi asarak intihar etmeye kalkıştım. Eşimle aldatma konusunu detaylı konuşmadık. Planlı bir şey yapmadım, bir anda oldu. Kaç bıçak darbesi vurduğumu hatırlamıyorum. Daha önce kafama darbe aldığım için psikolojik ilaç kullanıyorum" ifadelerini kullandı. "Babam annemi öldürdükten sonra beni aramış, ben nişana gelmek istediğini düşündüm" Müşteki olarak dinlenen çiftin kızları Nur A., "Babam sürekli alkol içiyordu ve bizi darp ediyordu, silah doğrulttuğu da oldu. 24 Mayıs gecesi uyurken, babam alkollü şekilde eve geldi. Anneme yemek ısıtmasını söyledi. Annem yemeği ısıtınca ’Evde neden makarna var’ diyerek yemeği annemin kafasına döktü. Seslere kalktım ve biz evden ayrıldık. Bu olay sonrası 2 ay teyzemde kaldım. Babam alkol içip nişanlımı arıyordu. Ben kaçmadan bir gece önce babam bıçakla beni tehdit etti. Babam; anneme, ’Ali ile beni aldatıyorsun. O çocuklar benden değil, evden git’ demiş, bunu annemden duydum. Babam, bıçak ve silahla sürekli tehdit ettiği için bize bir şey olur korkusu ile annem sürekli eve dönmek zorunda kalıyordu. Olaydan 2 gün sonra nişanım olacaktı. Annem, olay günü kıyafet almak için eve gideceğini söylemişti, daha sonra ölüm haberini aldık. Babam, annemi öldürdükten sonra beni de aradı. Alışveriş yaptığım için açamadım telefonu, nişana gelmek istediğini düşünmüştüm meğerse annemi öldürmüş. Bahsedilen o eşofman teyzeme aittir. Ara sıra teyzeme gidip geldiğim zamanlar, onun kıyafetlerini giyer eve gelirdim. Kardeşim 7 yaşında ve her yere annemin adını yazıyor. Tel isteğim bu durumun sanığın yanına kar kalmaması" diyerek ağladı. Çiftin bir diğer kızı G. Gökmen ise babasının sürekli alkol tükettiğini ve kavga çıkardığını dile getirdi. "Ramazan samimi arkadaşımdır, neden böyle bir iftirada bulundu anlamadım" Tanık olarak dinlenen Günay T., "Binnur’u tanımam ama Ramazan’ı arkadaşım olması hasebiyle tanırım. Benim eşofmanlarımın hepsi siyahtır. Genellikle eşofman giyerim ancak bahsedilen marka eşofmanım yoktur. Ramazan samimi arkadaşımdır, neden böyle bir iftirada bulundu anlamadım. Ali ile de samimiydiler, aralarında bir sorun yoktu" diye konuştu. "Eşimin Binnur ile ilişkisi olduğu iddiası doğru değildir" Tanık olarak dinlenen Ali O.B’nin eşi Emine B., "Binnur’un kızı kaçtıktan sonra karşı taraf barışmak için eve gelecekmiş. Binnur, Ali ve Ramazan’ın arkadaş olması sebebiyle bizi de çağırdı. Eşimin, Ramazan’ın üstünde sözü olabileceğini, belki onu sakinleştirebileceğini söyledi. Bu durumu eşime söyledim, eşim ise Ramazan kabul ederse gidebileceğimizi, yoksa olmayacağını söyledi. Eşimin Binnur ile ilişkisi olduğu iddiası doğru değildir. Ramazan evimize gelip giderdi" şeklinde konuştu. "Evindeki özel meseleleri bilmezdim, sadece kızının kaçma olayını biliyordum onu da Ramazan bana anlattı" Tanık Ali O.B. ise, "Ramazan ile birbirimizi sever sayardık. Binnur ile iletişimim yok. Binnur ile eşim arkadaş. Binnur ile ilişkim olduğu iddiası yalandır. Evindeki özel meseleleri bilmezdim, sadece kızının kaçma olayını biliyordum onu Ramazan bana anlattı. Binnur, dünürlerinin eve geleceğini, bizim de orada olmamızı, Ramazan’ın beni dinlediğini eşime söylemiş. Ben de durumu eşine söylesin, kabul ederse gideriz dedim. Ramazan ile aramızda bu konu geçmedi. Ramazan daha önce intihara kalkmış ancak sebebini bilmiyorum" ifadelerini kullandı. "Söz veriyorum, kardeşinin gözünde yaş görmeyeceksin, bir daha alkol içmeyeceğim" Tanık olarak dinlenen maktulün ablası G.H., "Sanık, kardeşimin boğazına bıçak dayamış, tehdit etmiş. Boşanmaya karar vermişti. Binnur, Ramazan’ın her akşam içmesine, hakaretlerine dayanamadığını bana söylemişti. Kardeşim gelip bana sığındıktan sonra Ramazan beni arayarak, ’Söz veriyorum, kardeşinin gözünde yaş görmeyeceksin, bir daha içmeyeceğim’ dedi. Diğer gün kardeşim, çocuklarını okula bırakmak için evden çıktı, mahalleden arkadaşları ile de çardakta çay içeceklerdi. Kardeşimin eve gideceğinden haberim yoktu. Ramazan özür dilediği için barışmış ve eve gitmiş olabilir" dedi. Olaydan bir gün öne yazıldığı iddia edilen mektup Müşteki vekili Avukat Eray Akbal, "Salonda olaydan bir gün öncenin tarihi ile yazılmış bir mektup var. Sanık, olayı planlı yapmıştır. Olay, Binnur’un eve girer girmez gerçekleşmiştir. Sanık, olayın nihayete ermesi için bilgi vermiyor, her şeyi söyleyip sadece olay anını hatırlamadığını söylüyor. Haksız tahrik indirimi almak için sanık ifadesini ona göre şekillendiriyor. Sanık, ’Seni öldüreceğim, keseceğim’ diyerek sürekli eşini tehdit ediyor. Binnur mecbur kaldığı için eve gitmek durumunda kalmıştır" diye konuştu. "Ramazan’a şizofreni teşhisi konmuştur" Sanık vekili Avukat Nazmi Küçükosmanoğlu ise "Müvekkilim cezaevi sürecinde 57 gün Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde tedavi görmüştür ve şizofreni teşhisi konmuştur. Ancak mahkeme tarafından talep gelmeyince rapor hazırlanmamıştır. Sanığın cezai ehliyeti olmadığını düşünmekteyiz" şeklinde konuştu. Mahkeme heyeti, sanığın tedavisine ilişkin raporun Bakırköy’den talep edilmesine, tutukluluk halinin devamına ve duruşmanın ertelenmesine karar verdi. Yazılan mektuba ulaşıldı Mektupta, "30 Ekim Pazartesi 2025’te yazdım. Başıma bir iş gelirse karım Binnur Gökmen ve onunla dost hayatı yaşayan Günay T., ona bu konuda yardım eden M.Y., Ali O.B., S.B., T.Ö. H.B.’nın arasındaki yazışmalar incelensin. Babalık testi yaparsanız anlayacaksınız. Bu notları yazmamdaki neden ya öldürüleceğim ya da uyuşturucu bulundurmaktan bana kumpas yapıp beni içeri attıracaklar. Güney T’nin eşofmanını kendi yatak odamda eşyalarımın içinde buldum" yazdığı ortaya çıktı.
Ankara Bakan Bayraktar: "Maden ruhsatlarını iptal edersek işçi kardeşlerimizin faydasına olmaz, istihdam biter" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Ankara’da eylem yapan Doruk Madencilik firması işçilerinin durumuna ilişkin, "Maden ruhsatlarını iptal etsek bu işçi kardeşlerimizin faydasına olmaz. Çünkü maden kapandığı zaman istihdam biter. Biz işçilerimizin mağdur olmayacağı bir süreç yürütüyoruz" dedi. Bakan Bayraktar, TBMM’de AK Parti Grup Toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorularını cevapladı. Doruk Madencilik işçilerinin maaş ve özlük haklarıyla ilgili eylemlerinin uzlaşmayla sonuçlanmasına ilişkin soru üzerine Bakan Bayraktar, ruhsatını alıp bu alanda faaliyet gösteren firmaların sorumlu davranması gerektiğini kaydetti. Mevcut şirketin bir kömür santrali olduğunu hatırlatan Bayraktar, "Burası bir kömür santrali ve kömür santralinin madeni var. Fakat maalesef bu işletme bu santral alındığı günden beri benzer sıkıntıları yaşadı. Bunlar sizin gündeminize işçi eylemi ile geldi ama bizim zaman zaman müdahalelerimiz, bu konuda firmayı uyarmalarımız, firmayla ilgili yaptığımız uygulamalar neticesinde çözümler üretildi. Ama öyle gözüküyor ki firma bunu alışkanlık haline getirmiş. Daha önce de ifade ettim firmanın başka şehirlerde olan işletmelerinde de esas itibarıyla benzer sıkıntılar yaşanmış. İşçilerimizin alacaklarının ödenmesinde de oldu. Orada bu firmanın nakliye hizmetu aldığı, lojistik hizmeti aldığı yerler de oldu. Biz bunu uzun süredir yönetmeye gayret ediyoruz. Firma devlete olan yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde ruhsat iptali gibi cezalar da uygulandı. Son hadisede işçilerin ödenmeyen borçlarını temin yoluna gittik" açıklamasında bulundu. Maaş ödemelerindeki aksaklıklara değinen Bayraktar, sorumluluğun işveren firmada olduğunu vurgulayarak, "İşçinin maaşını ödemesi gereken firma. Firma bunu 17 gün sonra ödediyse bu onların sorumluluğundadır. Biz bu süreçte işçilerimizin haklarını gözeterek, konuyu yakından takip ediyoruz" diye konuştu. "Maden kapandığı zaman iş biter, istihdam biter, işçinin herhangi bir alacağı kalmaz" Bakan Bayraktar, kamuoyunda Doruk Madencilik firmasının lisansının iptal edilmesine ilişkin değerlendirmeler hakkında ise, "Bazıları ’maden ruhsatları iptal edilsin’ diyor. Şu anda oradaki ruhsatı iptal etsek bunun işçi kardeşlerimize bir faydası olur mu? Olmaz. Çünkü maden kapandığı zaman iş biter, istihdam biter, işçinin herhangi bir alacağı kalmaz. Bu nedenle biz çok hassas bir süreç yürütüyoruz. Bu iş dışarıdan göründüğü gibi basit bir konu değil" dedi. "İş devam edecek, işçi mağdur olmayacak" Bakan Bayraktar, temel amaçlarının işin sürekliliğini sağlamak ve çalışanları korumak olduğunu vurgulayarak, "İşçilerimiz şu an maaşlarını aldılar. Bizim amacımız işin devam etmesi. Eğer maden veya santral kapanırsa bu bizim istediğimiz bir durum olmaz. Dolayısıyla hem istihdamı korumak hem de üretimin devamını sağlamak için süreci titizlikle takip ediyoruz" şeklinde konuştu. "Maden firmasının yüzlerce ruhsatı vardı, şu an çalışan ruhsat sayısı 92’ye kadar inmiş durumda" Maden firmasının geçmişteki ruhsat sayılarına ve TMSF sürecine de değinen Bakan Bayraktar, "Maden firmasının yüzlerce ruhsatı vardı, şu an çalışan ruhsat sayısı 92’ye kadar inmiş durumda. TMSF netice itibarıyla bu şirketi ve diğer birçok şirketi sattı. TMSF uygulaması bu süreçte bir ara çözüm ve uygulama niteliğindedir" ifadelerini kullandı.
Ankara Bakan Bayraktar: "Maden ruhsatlarını iptal edersek işçi kardeşlerimizin faydasına olmaz, istihdam biter" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Ankara’da eylem yapan Doruk Madencilik firması işçilerinin durumuna ilişkin, "Maden ruhsatlarını iptal etsek bu işçi kardeşlerimizin faydasına olmaz. Çünkü maden kapandığı zaman istihdam biter. Biz işçilerimizin mağdur olmayacağı bir süreç yürütüyoruz" dedi. Bakan Bayraktar, TBMM’de AK Parti Grup Toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorularını cevapladı. Doruk Madencilik işçilerinin maaş ve özlük haklarıyla ilgili eylemlerinin uzlaşmayla sonuçlanmasına ilişkin soru üzerine Bakan Bayraktar, ruhsatını alıp bu alanda faaliyet gösteren firmaların sorumlu davranması gerektiğini kaydetti. Mevcut şirketin bir kömür santrali olduğunu hatırlatan Bayraktar, "Burası bir kömür santrali ve kömür santralinin madeni var. Fakat maalesef bu işletme bu santral alındığı günden beri benzer sıkıntıları yaşadı. Bunlar sizin gündeminize işçi eylemi ile geldi ama bizim zaman zaman müdahalelerimiz, bu konuda firmayı uyarmalarımız, firmayla ilgili yaptığımız uygulamalar neticesinde çözümler üretildi. Ama öyle gözüküyor ki firma bunu alışkanlık haline getirmiş. Daha önce de ifade ettim firmanın başka şehirlerde olan işletmelerinde de esas itibarıyla benzer sıkıntılar yaşanmış. İşçilerimizin alacaklarının ödenmesinde de oldu. Orada bu firmanın nakliye hizmetu aldığı, lojistik hizmeti aldığı yerler de oldu. Biz bunu uzun süredir yönetmeye gayret ediyoruz. Firma devlete olan yükümlülüğünü yerine getirmediği takdirde ruhsat iptali gibi cezalar da uygulandı. Son hadisede işçilerin ödenmeyen borçlarını temin yoluna gittik" açıklamasında bulundu. Maaş ödemelerindeki aksaklıklara değinen Bayraktar, sorumluluğun işveren firmada olduğunu vurgulayarak, "İşçinin maaşını ödemesi gereken firma. Firma bunu 17 gün sonra ödediyse bu onların sorumluluğundadır. Biz bu süreçte işçilerimizin haklarını gözeterek, konuyu yakından takip ediyoruz" diye konuştu. "Maden kapandığı zaman iş biter, istihdam biter, işçinin herhangi bir alacağı kalmaz" Bakan Bayraktar, kamuoyunda Doruk Madencilik firmasının lisansının iptal edilmesine ilişkin değerlendirmeler hakkında ise, "Bazıları ’maden ruhsatları iptal edilsin’ diyor. Şu anda oradaki ruhsatı iptal etsek bunun işçi kardeşlerimize bir faydası olur mu? Olmaz. Çünkü maden kapandığı zaman iş biter, istihdam biter, işçinin herhangi bir alacağı kalmaz. Bu nedenle biz çok hassas bir süreç yürütüyoruz. Bu iş dışarıdan göründüğü gibi basit bir konu değil" dedi. "İş devam edecek, işçi mağdur olmayacak" Bakan Bayraktar, temel amaçlarının işin sürekliliğini sağlamak ve çalışanları korumak olduğunu vurgulayarak, "İşçilerimiz şu an maaşlarını aldılar. Bizim amacımız işin devam etmesi. Eğer maden veya santral kapanırsa bu bizim istediğimiz bir durum olmaz. Dolayısıyla hem istihdamı korumak hem de üretimin devamını sağlamak için süreci titizlikle takip ediyoruz" şeklinde konuştu. "Maden firmasının yüzlerce ruhsatı vardı, şu an çalışan ruhsat sayısı 92’ye kadar inmiş durumda" Maden firmasının geçmişteki ruhsat sayılarına ve TMSF sürecine de değinen Bakan Bayraktar, "Maden firmasının yüzlerce ruhsatı vardı, şu an çalışan ruhsat sayısı 92’ye kadar inmiş durumda. TMSF netice itibarıyla bu şirketi ve diğer birçok şirketi sattı. TMSF uygulaması bu süreçte bir ara çözüm ve uygulama niteliğindedir" ifadelerini kullandı.