SAĞLIK - 27 Ağustos 2019 Salı 09:37

Anne-babalar dikkat: Çocuğunuzda migren olabilir

A
A
A
Anne-babalar dikkat: Çocuğunuzda migren olabilir

Prof. Dr. Aynur Özge, çocuklarda migren görülme sıklığının giderek arttığına dikkat çekerek, aileleri uyardı.

Birçok ailenin çocuğundaki migreni fark etmediğine işaret eden Özge, “Çocuklar, ‘başım ağrıyor’ demezler. Çocuğun baş ağrısının anahtarı davranışındadır, sözünde değil. Gerekli önlemler alınmazsa bizi yakın gelecekte yaşam kalitesi, yaşam algısı, mutluluk düzeyi düşük, depresif, kaygılı ve beyin fonksiyonları zayıflamış bir nesil bekliyor” uyarısında bulundu.

“Dünyada son 10 yıldır özellikle çocuk ve ergen yaş grubundaki migren katlanarak artıyor” 

Nöroloji, Algoloji ve Klinik Nörofizyoloji Uzmanı Prof. Dr. Aynur Özge, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, çocuklarda giderek artan migrenle ilgili önemli bilgiler verdi. Baş ağrısı ve migren alanında ulusal ve uluslararası birçok çalışma yürüten Prof. Dr. Özge, çocuklarda migrenin, insan var olduğu sürece var olan bir durum olduğunun altını çizdi. Ancak, bu konunun son 50 yılda dünya tıbbında dikkati çekmeye başladığını ve kriterlerinin belirlendiğini ifade eden Özge, “Son 30 yılda da değişen yaşam şekillerimizle birlikte migrenle ilgili bilgiler ve farkındalık artmaya başladı. Artık sokakta değil, evde oynayan; koşturan, hareket eden değil, maalesef ekranlarla diyalog kuran; birbirleriyle grup oyunu, birebir temas yerine ekran üzerinden bağlantı kuran çocuklarımız var. Tüm bunlar, migren gibi beyindeki kimyasallarla ilgili bir hastalıkta süreci olumsuz etkiliyor ve tüm bu nedenlerle tüm dünyada son 10 yıldır özellikle çocuk ve ergen yaş grubundaki migren katlanarak artıyor” diye konuştu.

“21 yaş önemli” 

Bu alanda çalışan hekimler olarak bu konuya eskisinden daha çok zaman ayırmaya, bir ekip olarak konuya yaklaşmaya ve çocuklardaki migreni, mümkünse onlar 21 yaşına gelmeden çözmeye çalıştıklarını vurgulayan Özge, 21 yaşın önemini şöyle anlattı: 

“Beynin ağlarının gelişim süreci 21 yaşa kadar herkesin bir parmak izi gibi özgün bir yapıya kavuşuyor. Eğer bir çocuk bu yapısını oluştururken o sarmalın içerisinde migren genleri de hayli yer aldıysa ileriki zamanlarda her fırsatta o genler alevleniyor ve protein üretmeye, baş ağrılarıyla çocuğun erişkin hayatında da yaşantısına girmeye başlıyor.” 

Migren ağrısının, şiddetli ve kişilerin yaşam kalitelerini bozan ağrılar olduğunu kaydeden Özge, ağrıyla beraber bulantı, kusma, ışık, ses ve koku hassasiyeti oluştuğunu da söyledi. Özge, “Hiçbir zaman plan yapamıyorsunuz. Hafta sonu arkadaşlarınızla buluşmak, ailenizle pikniğe gitmek, tatile gitmek sizin için belirsiz unsurlar. Çünkü o gün sabah uyanabilirsiniz ve ağrınız olabilir, hiçbirini yapamayabilirsiniz. İş ve güç veriminizi azaltan; dikkatinizi dağıtan, algılamanızı, belleğinizi zayıflatan bir unsur. Yani migren yalnızca bir baş ağrısı değil ve bu çocuklar için de geçerli. Migren yapısı itibariyle onların büyüme, gelişme, akademik ve sosyal başarı süreçlerini olumsuz etkiliyor” ifadelerini kullandı.

“Mersin’de ilkokul çocuklarında yüzde 10,4, lise çağında ise bu oran yüzde 17,8” 

Çocuklarda migrenin daha çok okul sonrası dönemde dikkati çektiğini belirten Özge, okul öncesi yaşlardaki migren oranının yüzde 2-3 düzeyinde olduğu bilgisini verdi. Mersin’de, başında bulunduğu ekip tarafından gerçekleştirdikleri araştırmanın sonuçlarını paylaşan Özge, “Bu araştırmada 5 bin 562 çocuğu bizzat muayene ettik. Bu araştırma bize gösterdi ki, Mersin’de ilkokul çağı çocuklarda migren sıklığı yüzde 10,4. Yani her 10 ilkokul öğrencisinden birinin migreni var. Bakın baş ağrısı demiyorum; tekrarlayan baş ağrısı 3’e 1. Lise çağında ise bu oran yüzde 17,8; ki erişkinlerde Türkiye ortalaması yüzde 16,4. Yani hayli yüksek bir orandan bahsediyorum. Eğer bu çocuklarda okul stresi, sınav stresi, bahsettiğim yaşam şekline ait değişiklikler, gerekli önlemler alınmazsa bizi yakın gelecekte son derece ağrısından dolayı yaşam kalitesi, yaşam algısı, mutluluk düzeyi düşük, depresif, kaygılı ve kortikal fonksiyon dediğimiz beyin fonksiyonları zayıflamış bir nesil bekliyor. Biz de bunu hiç istemiyoruz. Çünkü tüm geleceğimizi gençlere emanet edeceğiz. O yüzden bu konuda hem okulların hem ailelerin hem de hekim arkadaşlarımızın daha duyarlı olmalarını; bu ağrılara yetirince önem verilmesini istiyoruz” dedi.

“Çocuğun migreni erişkinden farklıdır. Çocuğun baş ağrısının anahtarı davranışındadır, sözünde değil” 

Prof. Dr. Özge, bu araştırma sırasında, ailelere de form dağıttıklarını, migren teşhisi koydukları çocukların ailelerinin yüzde 33,5’inin bu durumun farkında olmadıklarının, sorulara verdikleri ‘benim çocuğumun başı ağrımıyor’ yanıtlarıyla ortaya çıktığını anlattı. Migreni olan çocukların yüzde 70’inin anne ya da babasının en az birinde migren olduğuna da dikkat çeken Özge, ailelerin kendi migren ataklarıyla çocukların baş ağrısını karşılaştırdıklarını ve çocuktaki migreni fark edemediklerini söyledi. Özge, “Çocuğun migreni erişkinden farklıdır. Çocuklar ‘başım ağrıyor’ diye bize gelmezler. Karın ağrısı olur; çoğunlukla yaptıkları bir işe ara verirler. Mesela oyun oynuyor, arkadaşlarıyla dolanıyor, ders çalışıyor, bilgisayarda oyun oynuyor, televizyon seyrediyorsa buna ara verir. Bir kenara çekilir ve cenin pozisyonunda; karnına ellerini ve bacaklarını büzer ve en fazla yarım saat-1 saat içerisinde ağrı geçer. Hele uyursa ağrısı daha hızlı geçer. Tekrar kaldığı yerden hayatına devam eder. Çünkü beyninde matürasyon dediğimiz şebekelerin olgunlaşma süreci tamamlanmadığı için erişkindeki gibi bir migren olmaz çocuklarda. O yüzden bizim için çocuğun baş ağrısının anahtarı davranışındadır, sözünde değil. Her zaman için biz çocuklarda davranışı sözden daha önde tutarız” şeklinde konuştu. 

Anne-babalara önerilerde de bulunan Özge, “Anne-babalar; çocukların ağrılarına ve davranışlarına daha fazla özen göstersinler, herhangi bir şikayeti olduğunda dikkate alsınlar. Çoğu zaman da migren çocuklarda ağrı dışında alerjik şikayetlerle, astım, burun hapşırığı, dikkat dağınıklığı, uyku bozukluğuyla çıkabilir. Bu tür durumlarda muhakkak bir uzmandan bu konuda yardım alsınlar ve konuyu tam olarak netleştirinceye kadar soru sormaya, araştırmaya ve bilgi almaya devam etsinler” diye konuştu. 

Migrenin tedavisine ilişkin de bilgi veren Özge, şunları söyledi: 

“Migren tedavi edilebilen bir hastalık ama kür demiyorum; çünkü kür demek bir hastalığı tamamen ortadan kaldırmak demek. Migren de genlerle ilgili bir boyutu olduğu için uygun genetik yatkınlığı olan kimselerde bu hastalık göründüğü için kür diyemem. Ama biz çocuk-ergen yaş grubunda ağrıları son derece seyrelten ve ağrı atakları olduğu zaman da çok hızlı baş etmelerini sağlayan çözümler üretebiliyoruz ve bununla ilgili yardımcı olabiliyoruz.”

“‘Anne yapamam, başım çok ağrıyor’ kitabını ailelere özellikle öneriyorum” 

2014’te migren hastası çocuklar ve ailelerine kılavuz niteliğinde ‘Anne yapamam, başım çok ağrıyor’ isimli bir kitap çıkardığını belirten Özge, bu kitapta Türkiye genelinde 19 akademisyenin gerçek hasta hikayeleri ile bu hikayelere yazdıkları uzman yorumları bulunduğunu söyledi. Çocuklarının ağrısını, anne-babaların anlayabileceği şekilde bu kitapta anlatıyoruz ve neler yapmaları ya da yapmamaları gerektiği konusunda da onlara somut tavsiyelerde bulunduklarını ifade eden Özge, “Bu kitapla ilgili çok güzel geri bildirimler oldu. Kitabın tüm geliri Çocuk-Ergen Baş Ağrısı Araştırma Fonuna gidiyor. Hiçbir yazar bu kitaptan hiçbir telif hakkı almıyor. Ailelere özellikle öneriyorum. Zaten bu, 2014 Dünya Beyin Yılı kapsamında da ‘yılın kitabı’ olarak ilgi gördü. Kitabın içerisindeki resimler de bizim hastalarımızın çizdiği baş ağrısı resimleri. Çocuklar çizdi bu resimleri. Burada kullandığı renkler, çizgiler, her şey bize bir mesaj veriyor ve biz bunu çok önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.  

Kıymet Gökçe - Koray Ünlü
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun 3 yıldır zarar eden Samsunspor’da Avrupa tehlikesi Samsunspor Mali İşler Direktörü Koray Yalçın, kulübün birkaç yıldır zarar ettiğini, bu sezonu da 17 milyon Euro zararla kapatacaklarını ve Avrupa kupalarına katılımda sıkıntı yaşamamak için denk bütçe hedefi doğrultusunda çalıştıklarını söyledi. Samsun Nuri Asan Tesisleri’nde basın toplantısı düzenleyen Samsunspor Mali İşler Direktörü Koray Yalçın, kulübün denk bütçe hedefi, mali yapılanması ve kamuoyunda merak edilen konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Samsunspor’un mali disiplin açısından bir sorun yaşamadığını belirten Yalçın, "Bu sene Konferans Ligi’nde yer alıyoruz. Dolayısıyla UEFA’nın gözlem sürecinden geçiyoruz. Mali sürecinizle ilgili sıkıntı oluşturan bir husus olsa UEFA tarafından çeşitli yaptırımlara maruz kalıyorsunuz. Bizim bu anlamda bir ödeme sorunumuz yok ama geleceği inşa etmek için, finansal olarak sürdürülebilir bir kulüp inşa etmek adına çeşitli hedeflerimiz var" dedi. "Samsunspor zarar ediyor, zarar eden kulüplere çeşitli yaptırımlar uygulanabilir" Kulübün birkaç yıldır zarar ettiğini ifade eden Koray Yalçın, "UEFA’nın ve TFF’nin harcama limitleri mevzuatı gereğince gönlünüzce para harcayamadığınız bir ekosistemden bahsediyoruz. Futbol artık çok grift bir iş alanı. Dolayısıyla finansal olarak yapmış olduğunuz bütün hataların bedelini sportif olarak çekiyorsunuz. Gerek UEFA müsabakalarından men, gerek kadro kısıtlaması, transfer yasağı veya para cezası gibi birçok yaptırımla karşılaşıyorsunuz. Kulübün mali durumu itibarıyla bir ödeme zorluğu yaşanmıyor. Bu anlamda kulübün bir mali sıkıntısı yok. Ancak kulübün şöyle bir sıkıntısı var; geleceği beraberce inşa edebilmek adına ve kamuoyunu aydınlatmak açısından söylüyorum, kulüp zarar ediyor. Kulübün zarar etmesi şu açıdan sakıncalı bir durum. UEFA’nın regülasyonları gereği 3 yıl üst üste edebileceğiniz zarar toplamı 5 milyon Euro. Bunu çeşitli istisnalarla maksimum 30 milyon Euro’ya kadar çıkarabiliyor UEFA. Bu sınırı aştığınız zaman kırmızı alarm veriliyor ve çeşitli yaptırımlarla karşılaşıyorsunuz. Türk kulüpleri daha evvel bu yaptırımlarla karşılaştı. Galatasaray’ın Avrupa’dan men edildiği bir sezon bile var. Bunların tamamı aslında finansal hususlarla alakalıydı. Finansal kriterlere uymamakla ilgiliydi. Eskiden bunun adına Finansal Fair Play denirdi. Şimdi ismi değişti ama benzer bir mevzuat var. Dolayısıyla Avrupa kupalarına katılım sağlayacak, geleceğin Samsunspor’unu inşa edebilmek ve bu sene yaşadığımız başarıyı sürekli kılabilmek için mali durumumuzu da düzeltmemiz gerekiyor. Yani sadece ödeme güçlüğü yaşamamak sizin için yeterli değil. Zararınızı da yavaş yavaş kara ya da başa baş noktasına, yani sıfır noktasına çekmeniz gerekiyor ki UEFA’da sürdürülebilir bir şekilde yer alabilelim, UEFA müsabakalarına katılabilelim" diye konuştu. "Bu sezonu da 16-17 milyon zararla kapatacağız" Geçen senelerde olduğu gibi bu sezonu da büyük bir zararla kapatacaklarını dile getiren Yalçın, "UEFA’nın mali kriterlerine uymak zorundasınız. Aksi takdirde Avrupa hakkı kazanmanıza rağmen UEFA tarafından men edilme tehlikesiyle karşı karşıyasınız. Galatasaray bunu yaşadı. Fenerbahçe keza yine kadro kısıtlamasıyla karşılaştı. Türk kulüplerinin tamamı bu sorunlarla karşılaştı. Bu sene aşağı yukarı projekte ettiğimiz 16-17 milyon Euro gibi bir zararla kapatacağız gibi duruyor bu yılı. Önceki yıllarda da keza benzer zararlarla karşılaşmıştık. Süper Lig’e çıktığımız sezonda yine ciddi bir zarar vardı ama o sezonu baz almamak lazım. Çünkü o kapsam dışında kalıyor. Süper Lig’e çıktıktan sonra zararımızı kademeli olarak her ne kadar her sene bir miktar düşürsek de hala zarar ettiğimizi söylemekte fayda var" şeklinde konuştu. Kırmızı-beyazlı yönetici, Samsunspor’un sezon başından bu yana 40 bin civarında forma sattığını dile getirirken, geçen yıl ortalama 13-14 bin kişinin maçlara geldiğini, bu sene ise bu rakamın 10 bin civarında kaldığını, kulübün mali disiplininin sağlanması ve geleceğe umutla bakılması için maça gelen seyirci sayısının artması gerektiğini sözlerine ekledi.
Gaziantep Gaziantep Büyükşehir ev sahipliğinde Mukaddes Emanetler Sergisi vatandaşlarla buluştu Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen Mukaddes Emanetler Sergisi, Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in katılımıyla açıldı. Ramazan ayının manevi atmosferinde Gazianteplilerle buluşan sergi, aileler, gençler ve öğrenciler için önemli bir manevi ve kültürel buluşma noktası olmayı hedefliyor. Ziyaretçilere, İslam tarihi boyunca iz bırakan şahsiyetler ve mukaddes mekânlarla güçlü bir gönül bağı kurma imkânı sunuyor. Serginin düzenlenen resmi açılış programına Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in yanı sıra Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, Gaziantep İl Müftüsü Mustafa Soykök ve Mukaddes Emanetler Sergisi Yetkilisi Erol Güzel katıldı. Birçok kutsal emaneti oluşturulan manevi atmosferde ziyaret etme fırsatı bulan sergi, Kahraman Emmioğlu Kültür ve Sanat Merkezi’nde 08 Mart 2026 tarihine kadar her gün 09.00-16.00 ile 19.30-22.30 saatlerinde sergi ziyaret edilebilecek. "Bir Müslümanın özüyle sözüyle bir olması, güvenilir olması kadar önemli bir şey yok" Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, sergi açılışı öncesinde yaptığı konuşmada, sergiyi dolaşırken sevgiyi hissetmenin ve anlamanın önemine vurgu yaparak, "Bu sergiye bakmak elbette çok kıymetli ama sevgili gençler, sevgimizi yeniden hissettirmekle birlikte alacağımız ders çok mühim. Yüce Peygamber nasıl bir ticari hayatı vardı. 40 yaşında Peygamber olduğunda ona el emin deniliyor. El emin olmak, güvenilir olmak. Aslında bir Müslümanın özüyle sözüyle bir olması, güvenilir olması kadar önemli bir şey yok. Bize bıraktığı en önemli miras o. Bize bıraktığı en önemli şeyler aile hayatı, ticari hayatı, onun ashabına duyduğu sevgi, ashabının ona duyduğu muhabbet, teslimiyet. Eğer o duyguları yeniden başa dönmüş olsak bugün dünya cennet olacak. Mübarek Ramazan ayı çok önemli bir ay, Kur’an ayı. Kur’an’ı okumak çok mühim ama okuduğunu anlamak bir o kadar mühim. Bana göre anladığını uygulamak da en önemlisi" dedi. "Her şey, bütün kötülükleri atıp özüyle sözüyle bir olmada başlıyor" Sergi açılışına katılan genç öğrencilere özellikle değinerek daha iyi bir dünya inşa etmenin bireysel sorumlulukla başladığını vurgulayan Şahin, "Biz geldik gidiyoruz. Size bırakacağımız dünyanın daha güzel bir dünya olmasını istiyorsak, dünyanın cennet olmasını istiyorsak her şey kendimizle başlıyor. İyilikle başlıyor. Her şey bütün kötülükleri atıp özüyle sözüyle bir olmada başlıyor. Sana yapılmasını istemediğini sen de başkalarına yapmayla başlıyor. O yüzden Peygamber Efendimiz’in veda hutbesi bize çok şey anlatıyor. Üstünlüğün ne olduğunu anlatıyor. Bu şehir çok özel bir şehir. O yüzden biz mümkün olduğu kadar bu şehirde bu ruhu yaşatmaya çalışıyoruz. Özellikle bu sergiyle birlikte Hz. Fatıma’nın, Hz. Ayşe’nin, Hz. Hatice’nin kim olduğunu, Hz. Yusuf’un, Hz. Davut’un, Hz. Zekeriya’nın, Hz. Yakup’un kim olduğunu iyi anlamamız lazım. Tek bakıp fotoğraf çekip çıkmak değil. O günün zamanının anlamını iyi anlamamız ve önce kendimizi düzeltmeyle dünyayı düzeltmemiz lazım, gerektiğini düşünüyorum" ifadelerini kullandı. "Hem zamanı doğru hem yeri doğru" Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Ramazan ayında tam da olması gereken bir etkinlik için bir araya gelindiğini belirterek, "Hem zamanı doğru hem yeri doğru. Bu ayın manevi ikliminden herkes faydalanmak istiyor. Bazen bu tip simgelerle, gezilerle, faaliyetlerle oluyor. Mukaddes emanetlerin belli bir süredir Anadolu insanına yani bu emanetlere en çok sahip çıkan, en çok etkilenen, gördüğü zaman en çok maneviyatını hisseden insanların ayağına götürüyor olmaları benim için çok kıymetli. Bu sergiden çıktıktan sonra biraz gördüklerinizin de üzerinde düşünerek, onların bize neler ifade ettiğini bilerek, sergiden çıktıktan sonra bile bazı davranışlarımızı düzeltebiliyor isek bu sergiyi buraya getiren herkesin amacına ulaştığını ben kabul ederim" şeklinde konuştu. Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu da sergi açılışında konuşmasında "Bu mukaddes mübarek ayda böyle güzel bir sevginin ilimizde açılmasına vesile olduğu için Büyükşehir Belediye Başkanımıza, ekibine, vesile olan herkese çok teşekkür ederim. İnşallah bu sergiyle de Peygamber Efendimize olan sevgimizi, hatıralarımızı tazelemiş olacağız" diye konuştu. Gaziantep İl Müftüsü Mustafa Soykök ise açılış konuşmasında sergide emeği geçen herkese teşekkür ederek, serginin önemine vurgu yaptı. Mukaddes Emanetler Sergisi Yetkilisi Erol Güzel ise tüm katılımcıların Ramazan Bayramı’nı kutlayarak serginin detayları hakkında bilgi verdi. Açılış konuşmalarının ardından Kur’an tilavetiyle serginin açılışı gerçekleştirildi. Kurdele kesiminin ardından protokol üyeleri ve katılımcılar sergiyi dolaşarak programı tamamladı. Sergi hakkında Sergide, bilgilendirici içeriklerle desteklenen toplam 75 emanet yer alıyor. Hz. Muhammed’e, Ehl-i Beyt’e, sahabeye ve büyük İslam alimlerine nispet edilen çok sayıda mukaddes emanet aynı çatı altında ziyaretçilerin istifadesine sunuluyor. Sakal-ı Şerif ve Saç-ı Şerifler, Nal-ı Şerif, Ter-i Şerif ve Kadem-i Şerifler, Hücre-i Saadet Örtüsü, Osmanlı dönemine ait kırmızı Kâbe örtüsü başta olmak üzere çeşitli Kâbe örtüleri ve iç örtüler, Kâbe Kilidi ve Anahtarı, Hacerü’l-Esved taşı ile Hira, Arafat, Uhud ve Merve tepelerinden getirilen taşlar sergide yer alıyor. Bunların yanı sıra; Bedir toprağı, Mescid-i Aksa toprağı, Hz. Hüseyin’in kabir iç toprağı, Hz. Osman’a ait Sakal-ı Şerif, Hz. Ali Efendimize nispet edilen emanetler, Osmanlı padişahlarına ait nişaneler ile 3 adet Kur’an-ı Kerim ve 1 adet Yasin kitabı da ziyaretçilerin beğenisine sunuluyor.
Kocaeli Haciz memurları boş dükkanla karşılaştı: Galerici ortadan kayboldu Kocaeli’nin İzmit ilçesinde faaliyet gösteren ve yaklaşık 200 milyon lira borcu olduğu öne sürülen oto galerici N.Ş., iş yerini boşaltarak kayıplara karıştı. Edinilen bilgiye göre, İzmit’te oto galericilik yapan N.Ş., hem vatandaşa hem de bankalara olmak üzere yaklaşık 200 milyon lirayı bulduğu öne sürülen borç yükünün ardından sırra kadem bastı. Kamuoyunda dile getirilen iddiaların aksine, ortadan kaybolan N.Ş.’nin bölge esnafına veya müşterilere herhangi bir borcu bulunmadığı; söz konusu yüksek meblağlı borcun tamamen bankalara ve çeşitli ticari süreçlere yönelik olduğu ifade edildi. Hacizden önce dükkanı boşaltıp kayboldu Kayıplara karışan N.Ş.’nin borçları nedeniyle 25 Şubat’ta iş yerine haciz işlemi için gelindiği ancak dükkanın içinde haczedilebilecek herhangi bir araç veya mal bulunmaması sebebiyle yasal işlem yapılamadığı öğrenildi. Haciz girişiminden birkaç gün önce iş yerinin "tadilat" gerekçesiyle boşaltıldığı ve galericinin bu sürecin hemen ardından tamamen ortadan kaybolduğu iddia edildi. Giderken "faiz yükünden" dert yandı Şimdilik izini kaybettiren N.Ş.’nin, ortadan kaybolmadan önceki günlerde çevresindekilere sık sık banka borçlarından dert yandığı öğrenildi. Galericinin, özellikle banka kredi faizlerindeki artış nedeniyle ciddi bir faiz yükü altında kaldığını ve yükselen oranların kendisini maddi açıdan büyük bir çıkmaza sürüklediğini ifade ettiği öne sürüldü.
Gaziantep Gaziantep’ten şubat ayında 808 milyon dolar ihracat Gaziantep, şubat ayında gerçekleştirdiği 808 milyon 767 bin dolarlık ihracatla birlikte yılın ilk iki ayında 1 milyar 589 milyon 583 bin dolara ulaştı. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından açıklanan şubat ayı ihracat rakamlarını değerlendiren Gaziantep Ticaret Odası (GTO) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, "Türkiye’nin en fazla ihracat gerçekleştiren 6. ili olarak, şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,21 artış sağlayarak 808 milyon 767 bin dolar ihracata ulaştık. Küresel zorluklara rağmen üretmeye, istihdam oluşturmaya ve hem kentimizin hem de ülkemizin ekonomisine katkı sunmaya devam eden tüm ihracatçı üyelerimize, iş insanlarımıza ve fedakarca çalışan tüm ekip arkadaşlarına gönülden teşekkür ediyorum. İşiniz, gücünüz rast gitsin" dedi. "İhracatçılarımız Hindistan pazarının kapısında bariyerlerle boğuşuyor" Açıklamasında küresel ticarette yaşanan gelişmelerin Türkiye ve Gaziantep iş dünyası açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Yıldırım, Avrupa Birliği ile Hindistan arasında yapılan Serbest Ticaret Anlaşması’nın küresel ticaret dengeleri açısından önemli bir gelişme olduğunu özellikle de Türkiye açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Türkiye, Gümrük Birliği’nden dolayı AB’nin ticaret politikalarından doğrudan etkilenmektedir. Biz, masada olmadığımız bir pazarlık yüzünden hem evimizdeki müşteriyi kaybediyoruz hem de karşı tarafın dükkanına girerken hala kapıda ’vize ve vergi’ kuyruğunda bekliyoruz! Hindistan’ın ucuz ve devasa üretimi, Gümrük Birliği kapısından geçip iç pazarımıza vergisiz akarken; bizim tekstilcimiz, otomotivcimiz, kimyacımız kısaca ihracatçılarımız Hindistan pazarının kapısında hala bariyerlerle boğuşuyor. Bu sadece bir ticaret dengesizliği değildir, bu açıkça bir haksız rekabettir. AB bizim en büyük ihracat pazarımızdır. Eğer üçüncü ülkeler AB ile avantajlı anlaşmalar yaparken Türkiye eş zamanlı olarak bu sürece dâhil olamazsa, mevcut ticari kazanımlarımız zaman içinde zayıflama riskiyle karşı karşıya kalacaktır" dedi. "Orta Doğu’daki savaş küresel ticaret için ciddi risk barındırıyor" Başkan Yıldırım, Orta Doğu’da ABD, İsrail ve İran arasında başlayan savaşın küresel ticaret ve ihracat üzerindeki etkilerine de değinerek, "ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş sonrasında bölgemiz maalesef hiç olmadığı kadar risk altında. Bu savaşın siyasi sonuçlarının yanı sıra küresel ekonomide de kuşkusuz çok önemli sonuçları olacaktır. Özellikle dünya enerji ticaretinin kalbi konumundaki Hürmüz Boğazı, küresel tedarik zincirleri açısından ciddi bir kriz oluşturuyor" ifadelerini kullandı. Savaşın ne kadar süreceğinin belirsiz olması ve yayılma ihtimalinin uluslararası piyasalarda dalgalanmaları artırdığını vurgulayan Yıldırım, "Böylesi bir ortamda petrol, gaz ve diğer emtia fiyatları artma eğilimi gösterirken nakliye sigorta maliyetleri ve savaş risk primleri de yükseliyor; bu da tüm sektörlerde üretim ve lojistik maliyetlerini yukarı çekiyor. Uzun süreli belirsizlik ve savaşın genişleme ihtimali, küresel tedarik zincirlerinde daha derin bozulmalara neden olur. Gaziantep iş dünyası olarak böylesi bir konjonktürde pazar çeşitliliğini artırmak, maliyet yönetimini güçlendirmek ve katma değerli üretime yönelmek her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Tüm küresel risklere rağmen üretmeye, istihdam sağlamaya ve ülkemize döviz kazandırmaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi. Deniz taşımacılığı hizmeti veren şirketlere çağrı Savaş krizini fırsata çevirmeye çalışan firmalara da çağrı yapan Başkan Yıldırım, "Özellikle uluslararası deniz taşımacılığı hizmeti veren şirketlere sesleniyorum: ‘Acil Durum Çatışma Ücreti (ECS)’ gibi başlıklarla hizmet bedellerine zam yapmak, müşterileri zor durumda bırakmak ve panik havası oluşturmak kabul edilemez. Bu yaklaşım; kriz yönetimi değil, fırsatçılıktır. İş dünyasının görevi belirsizlik dönemlerinde güven üretmek, istikrarı korumak ve toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmektir. Unutmayalım; kriz dönemleri karakteri ortaya çıkarır" diye konuştu.