GÜNDEM - 28 Temmuz 2021 Çarşamba 20:01

Bakan Koca: 'Şuan aktif vakalarımızın yaklaşık yüzde 87’si aşısı tamamlanmamış kişiler'

A
A
A
Bakan Koca: 'Şuan aktif vakalarımızın yaklaşık yüzde 87’si aşısı tamamlanmamış kişiler'

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Şuan aktif vakalarımızın yaklaşık yüzde 87’si aşısı tamamlanmamış kişiler. Mevcut aktif vakalar içinde tam aşılı olup hastalığa yakalananların oranı yüzde 5’den az. Hastanede yatan hastalarımızın yüzde 95’i de aşısı tamamlanmamış kişiler” dedi.

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu, Bakan Fahrettin Koca başkanlığında online olarak toplandı. Toplantı sonrasında bir açıklama yapan Bakan Koca, “Hepinizin bildiği gibi son 2 hafta içinde vaka sayılarında çok hızlı bir yükseliş yaşadık. Bayram günlerinde hastalık yok olmadı. Ama üzülerek izledik ki hastalık yokmuş, hiç olmamış gibi bir tavırla bayramı karşıladık. Tedbirlere dikkatin çok azaldığını üzülerek gördük. Bu günlerde bunun ektisini yaşadığımız bir gerçek. Vaka sayılarının artış hızı istemesek de yükselme eğiliminde. Bu durum birçok açıdan sorun teşkil ediyor. Bunların ilki aşı programımız toplum bağışıklığı hedefine ulaşamadan yeni bir varyantın baskın hale gelmesi ve aşı ile bağışıklık programımızı sekteye uğratma riski. Unutmayalım ki en az iki doz aşı olmadan ve üzerinden belirli bir süre geçmeden bağışıklık elde edilmiyor. Birinci doz aşısını olmuş vatandaşlarımız henüz bağışıklık kazanmadan virüsle karşılaştıklarında hastalığa yakalanabiliyorlar. Benzer şekilde iki doz aşı olmuş kişiler için de üzerinden belirli bir süre geçtikten sonra aşıların etkinliği azalıyor ve bu durum da hastalığa yakalanma riski ortaya çıkıyor. Bunlar, aşı programının başarıya ulaşmasının önündeki en önemli risk faktörleridir” ifadelerini kullandı.

“Kısıtlama günlerine geri dönmeyi hiç birimiz hiçbir surette tekrar yaşamak istemeyiz”

Son dönemlerde artan vakalara dikkat çeken Bakan Koca, kısıtlamalarla dolu eski günlere dönülmemesi için aşılamanın çok önemli olduğunu vurgulayarak, “Kısıtlama uygulanan dönemler salgının sosyal hayatımızı en çok etkilediği, insani ihtiyaçların bile özel planlamalar gerektirdiği günlerdi. Kısıtlama günlerine geri dönmeyi hiç birimiz hiçbir surette tekrar yaşamak istemeyiz. Buna mecbur kalacağımız bir seyir şuan için yok. Ama olmayacağı anlamına gelmez. Bağışıklık sağlanmadan yapacağımız her tedbirsizlik bizi bu istemediğimiz sınıra yaklaştırır. Bu kısır döngüden kurtulmanın tek yolu aşı ile bağışıklık elde edene kadar tedbirlere uymaktır. Aşılar en çok risk grubundaki vatandaşlarımız için önemli. Ancak yaygın olarak aşı olmadan sadece risk grubunun aşılanması ile onları korumamız mümkün değil. Sevdiklerimizi, büyüklerimizi korumak için önce kendi aşılarımızı olmamız şart. Bana bir şey olmuyor düşüncesi ile sevdiklerimizi riske atabilecek durumda değiliz” şeklinde konuştu.

“Şuan aktif vakalarımızın yaklaşık yüzde 87’si aşısı tamamlanmamış kişiler”

Salgının kontrolünü elde tutabilmek için tüm verilerin anlık olarak sürekli takip edildiğinin altını çizen Bakan Koca, “Şuan aktif vakalarımızın yaklaşık yüzde 87’si aşısı tamamlanmamış kişiler. Mevcut aktif vakalar içinde tam aşılı olup hastalığa yakalananların oranı yüzde 5’den az. Hastanede yatan hastalarımızın yüzde 95’i de aşısı tamamlanmamış kişiler. Bir başka önemli ön değerlendirmemiz de aşıların etki süresi ile ilgili. Aşı programımız ile birlikte aktif vakalar içinde 60 yaş üzeri vatandaşlarımızın oranı dramatik şekilde azalmıştı. Ancak aşılamanın üzerinden 4-5 ay geçtikten sonra bu yaş gurubunun aktif vakalar içindeki oranı artmaya başladı. Bunu görür görmez 3. doz uyarısında bulunduk ve 50 yaş üzeri vatandaşlarımızın 3. doz aşılarını olmalarını sağlayan programı başlattık. Bunu bizden daha erken fark eden ve uygulayan olmadı. Ancak hali hazırda bu durumda aşı olması gereken 9 milyona yakın vatandaşımız aşı olmayı bekliyor. Bu vatandaşlarımızı korunmak için bir an evvel 3. doz aşılarını olmaya davet ediyorum” diye konuştu.

“Kısıtlamalarla dolu bir toplumsal hayat hiç birimizin tercihi ya da önceliği değildir”

Salgının seyrine göre bilimsel verileri dikkate alınarak hareket edildiğinin ve bu şekilde hareket edilmeye de devam edileceğinin altını çizen Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, şunları kaydetti:

“Salgının seyrini dikkate alarak zorunlu uygulamalar getirilmesi gerektiği çokça dile getiriliyor. Hatta bazı ülkeler bu konuda kanunlar çıkarıyor ya da hazırlıyor. Bizim bu konuya yaklaşımımız bilimsel verilerden elde edilecek sonuçlara bakmadan atılacak adımların eksik olacağı yönündedir. Birinci önceliğimiz, tüm vatandaşlarımızın sorumluluk alarak ve sorumlu bir birey olarak kendi tedbirlerini alması ve aşı olarak topluma karşı ödevini yerine getirmesidir. Yaptığımız çalışmaların bilime ve kanıta dayalı sonuçları özel tedbirler almayı gerektirirse bunu yapmaktan imtina etmeyiz. Ancak, herkes yapıyor, herkes istiyor diye bir adım atmayacağız. Kısıtlamalarla dolu bir toplumsal hayat hiç birimizin tercihi ya da önceliği değildir. Yaptığımız değerlendirmeler sonucunda tedbir alınması gerek bir durum olursa bunu sizlerle paylaşacağım.”

Utku Şimşek

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İstanbul Spine Masters’ın 9’uncusu Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nde düzenlendi Omurga cerrahisi alanında uluslararası uzmanları bir araya getiren İstanbul Spine Masters toplantısının 9’uncusu Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Avrupa, Asya ve Afrika’dan çok sayıda uzman cerrahın katıldığı toplantıda yeni gelişen teknikler ve cerrahi tecrübeler paylaşıldı. Omurga cerrahisi alanında uzman ve ileri düzey cerrahların eğitimine yönelik düzenlenen İstanbul Spine Masters toplantısının 9’uncusu Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nde yapıldı. Toplantıya Avrupa, Asya ve Afrika başta olmak üzere 12 farklı ülkeden katılımcı ve konuşmacı iştirak etti. İtalya, Portekiz, Fas, Cezayir, Çin, Almanya, Irak, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın da aralarında bulunduğu birçok ülkeden gelen omurga cerrahları toplantıda buluştu. Program kapsamında cerrahlar kendi mesleki tecrübelerini paylaşırken, omurga cerrahisinde yeni gelişen teknikler üzerine sunumlar gerçekleştirildi. Uzman ve uzman üstü seviyedeki hekimlerin eğitimine katkı sunmayı amaçlayan toplantıda, uluslararası bilgi alışverişi sağlanırken farklı ülkelerden katılımcılar arasında mesleki iş birliğinin geliştirilmesi hedeflendi. "Baziler invajinasyonun şu an ve gelecekteki tedavisi altın standartlara oturtulmuş durumda" Baziler invajinasyon tedavisi noktasında hastaların stabil ve instabil olup olmama durumuna bakarak hareket edildiğini aktaran Prof. Dr. Massimiliano Visocchi, şu şekilde konuştu: "Baziler invajinasyon boyundaki 1’inci ve 2’nci kemiğin beyin sapı dediğimiz bölgeden yukarıya doğru bulunması gereken anatomik pozisyondan daha yukarıya çıkması ve bununla birlikte beyin sapı ve omuriliğin basıya maruz kalmasıyla ortaya çıkan klinik bir durumdur. Hastada baş ağrısı, baş dönmesi, kollarda ve bacaklarda ağrı ve kuvvetsizlik gibi şikayetler görülebilir. Baziler invajinasyonu olan her hastayı ameliyat etmiyoruz; bu hastaları sadece radyolojik olarak değerlendirmiyoruz. Cerrahiye aldığımız hastaların tamamı semptomları olan hastalardır. Baziler invajinasyonun şu an ve gelecekteki tedavisi altın standartlara oturtulmuş durumda. Biz Babiller invaginasyonu olan hastaların stabil ya da instabil olup olmadıklarına bakıyoruz; dolayısıyla gelecekte planladığımız tedavi seçenekleri de buna göre belirleniyor. Eğer baziler invajinasyon instabilse, yani boyun hareketleriyle birlikte boyun o kısmı sabit tutamıyorsa C1 ve C2’ye vidalar yerleştirerek oranın kemikleşmesini sağlıyoruz. Ama bileşke noktası stabilse bu bölgeye burun yoluyla ya da ağız yoluyla ulaşarak omurilikteki basıyı ortadan kaldırıyoruz." "Hastaların erken dönem konforları ve kozmetik sonuçları daha iyi" Kritik omurilik ameliyatlarında robotik cerrahi kullanımının henüz mümkün olmadığını dile getiren Beyin, Sinir ve Omurga Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Zileli, Özellikle dejenatif omurga hastalıklarında ve bazı küçük tümörlerde bu yaklaşımı kullanıyoruz. Kullandığımız yöntemlerde kaslara zarar vermediğimiz için hastaların ameliyat sonrası konforları da daha iyi oluyor ve daha çabuk ayağa kalkıp normal yaşamlarına dönebiliyorlar. Aslında endoskopik ve tüp rehberli cerrahilere hastalar tarafından da çok büyük bir ilgi var. Fakat şunu söylememiz lazım: uzun dönem sonuçları arasında bir fark yok. Ama tabii ki erken dönem konforları daha iyi ve kozmetik sonuçları da daha iyi. Özellikle robotik cerrahilerde navigasyon çok yaygın olarak kullanılıyor ancak şu an için değil; belki ileride yaygınlaşabilir çünkü robotların kemik diseksiyonu yapması lazım ve bunu henüz yapamıyorlar. Çünkü burada içinde son derece kıymetli omurilik ve sinirlerin olduğu bir kemik kanalının içine girmeniz lazım; o kanalı güvenli bir şekilde açmanın robotlar tarafından yapılması henüz mümkün değil" dedi. "Sagittal denge konsepti ileride ortaya çıkabilecek komplikasyonların da önüne geçebilmemizi sağlıyor" Dr. Mohammed Zohaır, omurilik tedavilerinde daha kapsamlı bir tespit sağlayabilen sagittal denge konseptine ilişkin şu ifadelere yer verdi: "Sagittal denge yeni bir konsept. Özellikle hastanın başını gövdesinin üzerinde tutması üzerine son dönemlerde geliştirilmiş bir yöntem. Eskiden boynunda ve sırtında şiddetli ağrıları olan hastaları şu an sagittal denge konseptiyle değerlendiriyoruz. Yorulan omurgayı kalçanın üzerinde tutmak için harcadığı enerjinin neden kaynaklı olduğunu artık tespit ederek buna göre bir cerrahi planlama yapabiliyoruz. Sagittal denge konsepti öncesi biz sadece sorunun olduğu bölgeye odaklanıyorduk; artık omurganın tamamına bakma fırsatımız var. Dolayısıyla biz bu ameliyatlarda hastalarda sorunun etkilediği bölge dışında global olarak değerlendiriyoruz. Ameliyatlarda hastaların hangi bölümlerinin füzyona katılması gerektiğini bu konsept ile belirleyebiliyoruz. Bu konsepti biliyor olmak ileride ortaya çıkabilecek komplikasyonların da önüne geçebilmemizi sağlıyor. Gelecekte yapay zeka da sagittal denge konseptine kesinlikle dahil olacaktır. Bizler için hastanın fenotipleri cerrahi öncesi planlamalarımızı değiştiren şeyler ve yapay zeka geliştikçe bu konsept de gelişecek ve planlamalarımızı buna göre belirlememize de yardımcı olacak." "’Ameliyat olamazsın, riskleri çok fazla’ denilen hastalar da gelişen tekniklerle birlikte artık ameliyat edilebilir hale geldi" Prof Dr. Onur Yaman, ileri tedavi yöntemleriyle birlikte artık omurga gelişiminde sıkıntı olan pek çok ileri yaştaki hastanın da tedavi edilebildiğini aktararak, "Biz omurgada ciddi eğriliği olan hastalarda bu eğriliği düzeltmek için omurganın belirli bölümlerinden kemik çıkartıyoruz. Özellikle çocukluk döneminde omurganın yarım geliştiği hastalarda ilerleyen dönemlerde kifoz ya da skolyoz gelişebiliyor. Bunu yine erken dönemde tespit ettiğimizde hastalarda omurgasını düzeltmemiz gerekli olabiliyor. Bunun dışında özellikle daha yaşlı ve ’Ameliyat olamazsın, riskleri çok fazla’ denilen hastalar da gelişen anestezi ve cerrahi teknikleriyle birlikte artık ameliyat edilebilir hale geldi. Dolayısıyla 70-80 gibi ileri yaş gruplarında da bu teknikleri kullanarak ameliyatlar yapabiliyoruz. Buradaki en önemli soru, ’Hangi hastayı ameliyat etmeliyiz, hangisini etmemeliyiz?’ Eğer cerrahi bir karar verdiysek cerrahi sonrasındaki görüntüleri de kabaca biliyor olmamız lazım ki bu ameliyatları yapabilelim. Elimizde mevcut olan yazılımlarla birlikte yaptığımız cerrahi planlamalarla hastanın omurga dizilimini ve duruşunu biz cerrahi öncesi daha ameliyatı yapmadan kabaca bilebilmekteyiz. Dolayısıyla yeni teknolojilerin cerrahi pratiğine girmesi hastanın yaşam kalitesini de arttırmaktadır" şeklinde konuştu.
Denizli DTO’dan enerji verimliliği atağı eğitim ve danışmanlık süreci başlıyor Denizli Ticaret Odası (DTO) ve GEKA iş birliğiyle başlatılan Enerji Ölçümleriyle Verimlilik Projesi kapsamında eğitimler başlıyor. Proje, Denizli’deki KOBİ’lerin enerji maliyetlerini düşürmeyi, verimliliğini artırmayı ve sürdürülebilir üretimi teşvik etmeyi hedefliyor. DTO bünyesindeki Denizli Teknik Tekstil Merkezi’nde (DTTM) bulunan cihazlarla üyelerin enerji tüketimleri analiz edilerek maliyetlerin azaltılması amaçlanıyor. Program kapsamında, DTO’ya üye firmalara yönelik bir dizi eğitim de düzenlenecek Buna göre; 5 Mayıs 2026 Salı günü Buhar Sistemlerinde Enerji Verimliliği Eğitimi, 6 Mayıs 2026 Çarşamba günü Basınçlı Hava Sistemlerinde Enerji Verimliliği Eğitimi, 12 Mayıs 2026 Salı günü Su Verimliliği Uygulamaları Eğitimi, 13 Mayıs 2026 Çarşamba günü de Santrifüj Pompalarda Enerji Verimliliği Eğitimi gerçekleştirilecek. Eğitimlerin ardından ise 3 teknik uzman ve DTTM ekibi tarafından, talepte bulunan firmalar yerinde ziyaret edilerek birebir danışmanlık hizmeti verilecek. Özellikle imalatçı KOBİ’ler ve tekstil işletmelerine yönelik yapılacak çalışmalarda, üretim süreçlerinde kullanılan makine ve sistemler, enerji ölçüm cihazlarıyla incelenecek; kayıp ve kaçaklar tespit edilerek her firmaya özel enerji verimliliği raporu hazırlanacak. Tümüyle ücretsiz olarak sunulacak programa, DTO’nun üyelerinin yoğun katılımı bekleniyor. "Tüm üyelerimizi bu önemli ve ücretsiz fırsattan yararlanmaya davet ediyorum" DTO Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Erdoğan, projelerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, üyelerini eğitimlerine katılmaya davet ederek, "Üyelerimizin enerji maliyetlerini düşürmek, rekabet güçlerini artırmak ve sürdürülebilir üretim süreçlerine katkı sağlamak amacıyla hayata geçirdiğimiz bu projemizden tüm üyelerimizin faydalanmasını istiyoruz. Eğitimlerimize ve devamındaki danışmanlık hizmetlerimize katılım sağlamakla, işletmelerine dair önemli kazanımlar elde edeceklerine inanıyorum. Tüm üyelerimizi bu önemli ve ücretsiz fırsattan yararlanmaya davet ediyorum" dedi. DTO’nun Enerji Ölçümleriyle Verimlilik Projesi kapsamındaki ücretsiz eğitim ve danışmanlık programına katılmak isteyenlerin, DTO’nın resmi internet sitesi üzerinden gerekli bilgileri doldurup kaydolmaları gerekiyor.