ÇEVRE - 03 Nisan 2015 Cuma 13:28

Belgesellerdeki kuş türleri Filyos Vadisi'nde

A
A
A
Belgesellerdeki kuş türleri Filyos Vadisi'nde

Birçok kişinin sadece belgesellerde izlediği kuş türleri Zonguldak’ın Filyos Vadisi’nde görülüyor. Akademisyenler nadir ve tehlikede olan kuşları fotoğraflamak için 10 yıl boyunca yaptığı çalışmasını kitap haline getirdi.

Matematik öğretmeni Tuncer Tozsin, İngilizce öğretmeni Murat Soydaş, BEÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sözen ve Yol Bakım Onarım Şefi Mustafa Erturhan’dan oluşan bir ekip, yaklaşık 10 yıldır Zonguldak bölgesinde kuş gözlemleri yaparak, fotoğraflarını çekti. Bu süreçte Zonguldak kuşlarının bilinen tür sayısı 2014 yılı sonu itibariyle 301'e ulaştı.

Zonguldak kuşlarının envanteri “Zonguldak Kuşları” isimli kitapta toplandı. Milli Parklar Müdürlüğü tarafından basımı yapılan ve eğitim amaçlı ücretsiz dağıtılan kitapta, Türkiye’de nadir görülen kuş türleri bile yer alıyor.
Türkiye’de tespit edilen 478 kuş türünden 301'inin Zonguldak’ta yaşadığı belirlendi.

9'UNUN NESLİ TEHLİKEDE
Bülent Ecevit Üniversitesi (BEÜ) Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sözen; Dünya Doğayı Koruma Birliği kriterlerine göre Zonguldak’ta kayda alınan 301 kuş türünden 9’unun neslinin tehlikede olduğuna dikkat çekti.  Nesli tehlikede olan kuş türler ise şöyle sıralandı: “Sibirya kazı, dik kuyruk ördeği, kadife ördek, küçük akbaba, uludağ.”

TÜRKİYE'DEKİ KUŞ TÜRLERİNİN ÜÇTE İKİSİ ZONGULDAK'TA
Zonguldak’ta uzun yıllar süren çalışma hakkında bilgi veren Sözen, “Yaklaşık 10 yıllık bir çalışma ile Zonguldak kuşlarının envanterini hazırlayıp kitap halinde çıkardık. Kitap üniversiteden hocalar, dışarıdan bazı fotoğrafçı arkadaşlar tarafından hazırlandı. Milli Parklar tarafından basıldı. Zonguldak’ta eğitim amaçlı ücretsiz dağıtılıyor. Biz bu kitap çalışmasına başladığımızda bu ağırlıklı olarak 2004-2005 yıllarında başladı. Ben 2007 yılında dahil oldum. Zonguldak’ta bilinen kuş türlerinin sayısı o zaman 200 civarındaydı. Sonrasında 2014 yılına kadar yaptığımız çalışmalarda Zonguldak’ta belirlenen kuş türü sayısı 301’e ulaştı. Türkiye’de toplam 478 kuş türü bulunuyo. Türkiye’deki kuşların 3’te 2’sinin Zonguldak’ta kaydı var. Bu kuş türlerinin bir kısmı özel olarak önemlidir. Nesilleri tehlikede olduğu için Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin kriterlerine göre 301 kuş türünden 9 tanesinin nesli tehlikede. Bunlar nesli tehlikede sınıfında olan kuşlar” diye konuştu.

FİLYOS VADİSİ TAM BİR KUŞ CENNETİ
Yelkovan, tepeli pelikan, tel Kuyruk ve büyük orman kartalının nesillerinin tükenmesi konusunda hassas grubunda değerlendirildiğini ifade eden Sözen, Zonguldak’taki kuş türlerinin büyük çoğunluğunun Filyos Vadisi’nde görüldüğünü ifade etti. Sözen, “Bir de yine tehlike kategorisinde hassas olarak değerlendirilen kuşlar var. Bunlar yelkovan, tepeli pelikan, tel kuyruk ve büyük orman kartalıdır. Bunlar da tehlike sınıfında biraz daha az kategorideler. Bunun dışında Zonguldak’ta Türkiye için oldukça nadir olan epeyce kuş türü var. Gruplandırdığınız zaman da Zonguldak’ta belirlenen 301 kuş türünden 41 tanesi Türkiye içinde nadir olan kuşlardır. Zonguldak kuşlar bakımından gerçekten çok özel bir bölgedir. Zonguldak’ın bir özelliği de bazı kuş türleri için ilkleri barındırmasıdır” dedi.

ÇÖL ÖTLEĞENİ BİLE GÖRÜNTÜLENDİ
Paçalı şahin, çöl ötleğeni ve kara ördek türlerinin fotoğraflarının Filyos bölgesinde çekildiğini hatırlatan Prof. Dr. Mustafa Sözen, “Örneğin Türkiye’de ilk paçalı şahin, çöl ötleğeni ve kara ördek türlerinin ilk fotoğrafları Filyos bölgesinde çekildi. Zonguldak genel olarak kuşlar bakımından önemlidir. Bunun için en önemli bölge Filyos’tur. Çünkü nesli tehlikede olan türlerin hepsinin oradan kaydı var. Bu Türkiye için nadir olan 41 kuş türünün de 30-35 tanesi Filyos bölgesinde yaşıyor. O yüzden gözlemlerimizin çoğunu orada yaptık. En önemli bölgenin orası olduğunu belirledik. Zonguldak ilginç kayıtlara da ev sahipliği yapıyor. Çöl ötleğeni kuş türünün Türkiye’deki ikinci kaydını Filyos’tan belirledik. 1971’de Adana’dan ilk kaydı vardı. Türkiye’den hiç fotoğrafı yoktu. Çöl kuyrukkakanı türü var. Türkiye’den çok nadir kayıtları vardır. Onu da Zonguldak bölgesinden belirledik” diye konuştu.

YİRMİ MUHTEMEL TÜR BELİRLENDİ
Kdz. Ereğli ilçesinde yeşil papağının kaydının olduğunu ifade eden Mustafa Sözen, görmeyi bekledikleri 20 muhtemel tür olduğunu ifade ederek şöyle dedi:

“Türkiye’de pek papağan yaşadığı bilinmez. Ama 1978’lerde Kdz. Ereğli’den papağan kaydı var. Türkiye yaban hayatında iki yaban hayatında iki türümüz var. Yeşil papağan ve İskender papağını. Yeşil papağının Kdz. Ereğli’den kaydı var. Bölgedeki kuş türlerinin kesin sayısını belirlemek için yıllarca çalışma yapmak gerekiyor. Çöl ötleğeninin Türkiye’den ikinci kaydını Filyos bölgesinden yaptık. O anda orada olmasaydık o kaydı alamayacaktık. Nadir kayıtları yakalamak için yıllarca kayıt tutup üst üste eklemek gerekiyor. Kitabın son kısmında Zonguldak için muhtemel türler diye bir bölüm ayırdık. Görmeyi beklediğimiz türler var. 20 taneye yakın muhtemel türleri belirledik. Bundan sonraki çalışmalarda bu türleri göreceğimizi umut ediyoruz.” 

ONUR ALTINDAĞ-SERTAÇ ÖZDEMİR 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.