GENEL - 28 Kasım 2010 Pazar 11:39

Boynerler'in mutlu günü

A
A
A
Boynerler'in mutlu günü

Merhum iş adamı Fazıl Boyner'in kızları Latife Boyner, Lerzan Boyner ve Leman Halulu'nun babalarının ismini yaşatmak için Kastamonu Üniversitesi için yaptırmış oldukları Sağlık Yüksekokulu binasının açılışı yapıldı.

ERHAN VEREN
KASTAMONU 

Boyner Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner, yanında getirdiği fotoğraf makinesi ile ailesinin bu mutlu gününü ölümsüzleştirmeye çalıştı. Cem Boyner zaman zaman fotoğraf çekebilmek için basın mensuplarıyla da yarış içerisine girdi. Kastamonu'nun yöresel oyunu Sepetçioğlu halk oyunu ise katılımcılar tarafından ilgiyle izlendi. Boyner ailesinin bu mutlu gününe Kastamonu Valisi Mustafa Kara, İstanbul Bağımsız Milletvekili Murat Başesgioğlu, AK Parti milletvekilleri Hakkı Köylü ve Musa Sıvacıoğlu, Kastamonu Üniversitesi Rektörü Bahri Gökçebay, Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın, Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet Sayan başta olmak üzere çok sayıda davetli de katıldı. Kastamonulu bir inşaat firması olan YAPIKUR tarafından yapımı tamamlanan merhum Fazıl Boyner'in adını taşıyan Sağlık Yüksekokulu binası 16 derslik, 12 laboratuvardan oluşuyor. Günümüzde hemşirelik bölümünün bulunduğu yüksekokulda önümüzdeki yıl itibariyle Sağlık Kurumları Yöneticiliği, Sosyal Hizmetler ve Beslenme ve Diyetetik bölümleri açılacak. Yüksekokul tam kapasiteyle hizmet vermeye başladığı zaman 4 bin öğrenci eğitim görebilecek. 

Boyner ailesi adına bir konuşma yapan Latife Boyner, "Bugün çok heyecanlıyız, gururluyuz ve mutluyuz. Bizlerle bu mutluluğumuzu paylaşmaya gelen herkese çok teşekkür ederiz. Babamız Fazıl Boyner çok çalıştı ve çevresine yararlı işler yapmak için uğraştı. Babamız adına bugüne kadar okul, cami, yurt ve huzur evi yaptırdık. Ancak her zaman bir hastane yaptırmak istemiştik. Bunun için bazı girişimlerimiz oldu ama bazı nedenlerden dolayı hayata geçiremedik. Bu aşamada baba dostumuz Dr. Salih Osmanoğlu, bize Kastamonu Üniversitesi bünyesindeki projeyi anlattı ve çok mutlu olduk. Bizlerde ülkemizdeki yüksek donanımlı hastanelere personel yetiştirilmesi açısından bu projeye evet dedik. Şimdi gençlerimizden bu binanın kıymetini bilmelerini ve insanlarımıza canı gönülden hizmet etmelerini arzu ediyoruz. Yolları açık olsun" dedi. 

Boyner ailesinin aile dostu olan ve yüksekokulun yapımında büyük emekleri bulunan İnebolulu Dr. Salih Osmanoğlu da, "Ben 47 yıldır Boyner ailesine yakın bir insanım. Değerli dostum Fazıl Boyner'in kızları bu binayı yaptırmak için çok büyük fedakarlık yapmışlardır. Allah herkese böyle evlatlar versin diyorum. Çok büyük bir eseri Kastamonu'ya kazandırdılar" diyerek duygularını dile getirdi. 

Kastamonu Valisi Mustafa Kara ise, Kastamonu'da mutlu bir gün yaşadıklarını belirterek şöyle konuştu: "Fazlı Boyner adına bağış olarak yapılmış olan sağlık yüksekokulu hem üniversitemizin hem Kastamonu'nun önemli bir ihtiyacını karşılayacaktır. Projenin hazırlanması, müteahhide verilmesi, inşaat süresi ile bir yılda biten bir inşaat mevsimi yaşadık. İnşaatı yapan YAPIKUR firmasına teşekkür ediyorum. Güzel bir bina yaptılar. Yine Boyner ailesine böyle güzel bir okulu Kastamonu'ya bağışladıkları için teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum. Hayırlı uğurlu olmasını diliyorum." 

Boyner ailesinin Kastamonu'ya kazandırdığı yüksekokulun Kastamonu Üniversitesi'nin yeni yerleşkesinde faaliyete geçen ilk bina olduğunu söyleyen Rektör Prof. Dr. Bahri Gökçebay ise "Kastamonu'da artık göç durmuştur. Merkez nüfusumuz hızla artmaktadır. Ama bu seferde ilçelerimizde nüfusumuz azalmaktadır. Üniversite olarak bunu önlemek adına ilçelerimize meslek yüksek okulları açmaktayız. Ancak ödeneklerimiz ilçelere MYO yapmaya yeterli değildir. İlçelerimizde halkımızdan yardım toplayarak MYO'lar açıyoruz" dedi.

Boyner ailesinin yaptırmış olduğu bu binanın üniversiteye bağış yoluyla bugüne kadar yaptırdığı en büyük bina olduğunu anlatan Gökçebay, sözlerini şöyle sürdürdü: "9 bin 500 metrekare kapalı alana sahiptir. Bu törende ayrı bir mutluluğum daha var. Çünkü, üniversitemizin yeni yerleşkesindeki ilk binayı hizmete sokuyoruz. Sağlık Yüksekokulu binamızın dışında diğer binalarımızda hızla bitmek üzeredir. Yıl sonuna kadar Kastamonu merkezinde bulunan tüm fakülte ve yüksekokul binalarını kampus içerisinde toplayacağız ve üniversitemiz Türkiye'nin en güzel kampuslerinden birine sahip olmuş olacak. Boyner ailesine Kastamonu'ya böyle bir eğitim kurumu kazandırdıkları için teşekkür ediyorum."

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.