GÜNDEM - 12 Eylül 2016 Pazartesi 09:01

Erdoğan’dan bayram namazı sonrası açıklamalar

A
A
A
Erdoğan’dan bayram namazı sonrası açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fırat Kalkanı harekatına ilişkin konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bayram namazını Orman Bölge Müdürlüğü Camii’nde kıldı. Erdoğan’a oğlu Bilal Erdoğan, İstanbul Valisi Vasip Şahin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir de eşlik etti.

Bayram namazı sonrası gazetecilerin sorularını cevaplandıran Erdoğan, "Tüm milletimin kurban bayramını tebrik ediyorum. Bu bayramın insanlık için barışa vesile olmasını Allah’tan niyaz ediyorum. Tüm mazlumların aydınlık geleceği için vesile olmasını temenni ediyorum. Maalesef bu Kurban Bayramına da yine bölgemizde, tüm dünyada sıkıntılarla giriyoruz. Özellikle bölgemizdeki gelişmeler şu anda tabii hayra alamet değil. Ülkemizde terörle vermekte olduğumuz mücadele, bayram demeden devam ediyor. Şu anda Suriye’de gerek Cerablus olsun, gerek Halep olsun tüm bölgede yoğun bir şekilde devam eden ateşler, uçaklarla bombardımanlar eğer sözlerinde durulursa bugün itibariyle güneş batımında 48 saat ateşkes sözkonusu. Eğer bunda başarılı olunabilirse bunu bir hafta daha devam ettirme, onda da başarılı olursa inşallah devamı istikametinde bir çalışma olacak. Bunu G20 zirvesinde gerek sayın Putin ile gerek sayın Obama ile yaptığımız görüşmelerde kendileri ile ağırlıklı olarak işledik. Dışişleri bakanlarımıza talimatları verdik. Cenevre’de de sayın Kerry ve Lavrov arasında görüşme ile bu karara varıldı. Bu akşam gün batımından sonra gerek BM’nin gerek bizim Kızılay ile gıda yiyecek yardımları belirlenen güzergahlardan ulaştırılacak. Bütün hassasiyetimiz bu bayramın gerek bölgede, gerekse ülkemizdeki operasyonlarla da bir sükunetin sağlanmasıdır. Operasyonlara yönelik de ülkemiz içerisinde şu anda tüm güvenlik güçlerimiz silahlı kuvvetlerimiz, polisimiz, korucularımız hepsi ayın kararlılıkla buna devam ediyorlar. Arzumuz ülkede birinci derecede huzurun temini noktasında devletin koyduğu kurallara herkesin uymasıdır. Zaman zaman bazı yazılı ve görsel medyada şu tür haberler okuyoruz. Taraflar diye bazı ifadeler kullanılıyor. Hiçbir zaman devlet terör örgütleri ile taraf olmaz. Devlet devlettir. Devletin yönettiği ülkemizde terör örgütünü hiçbir zaman devlet bir taraf olarak değerlendirmez. Şu anda da hükümetimiz bu anlayış içerisinde atılması gereken adımlar neyse gerek anayasa, gerek yasalar çerçevesinde, kanun hükmünde kararnamelerle bu süreci devam ettirmekte. Ben hükümetimize, atılan adımlara destek veren muhalefetimize teşekkür ediyorum" dedi.

FIRAT KALKANI HAREKATI

Erdoğan, DEAŞ’le mücadele konusunda ise "Bizim baştan itibaren enlem boylam noktasında 90-95 ile 40-45 kilometre gibi bir planımız vardı. Bunu sayın Obama ile Putin ile Merkel ile görüştük. Bunu başaralım dedik. Hatta şu teklifim olmuştur. Gelin bu bölgede eğit donat çalışmalarını başlattık ama yeterli değil. Bununla birlikte uçuşa yasak bölge ilan edelim, bir güvenli bölge hazırlayalım. Bu bölge aynı zamanda bizim sınırlarımızı tehdit unsurlarından arındırma adımıdır. Bundan daha doğal ne olabilir. Bizim Suriye’ye 911 kilometre sınırımız var. Bu sınır sürekli tehdit altında. Benim Kilis’teki kardeşlerim, Gaziantep, Şanlıurfa niçin bu tehdit altında yaşasın. Bizim devlet olarak topraklarımızın milletimizin tehdit altında olmasını giderecek adımları atmaktır. Biz hep sabrettik. Gaziantep’teki o kına törenine 56 vatandaşımızın şehadeti ile neticelendi. 14 yaşında bir canlı bomba ile bunu yaptılar. Tüm bu olaylar olacak biz sessiz mi kalacaktık. Onun üzerine de bizler de gerek kara harekatı ile oradaki ılımlı muhaliflere destek verdik ve ilk adımı Cerablus’ta attık. Bunun dışında da şuan bizler yine bölgede gerek koalisyon güçleri, gerek Rusya ile burada sizlerle işbirliği yapabiliriz, yeter ki Türkiye tehdit altında olmakta çıkması lazım. Sizler bir sınır ülkesi değilsiniz ama Türkiye bir sınır ülke, bu kararlı yürüyüşünü devam ettirecektir. Burada bir terör koridoru oluşturmaya gayret eden PKK var. Biz burayı terör koridoru olmaktan çıkartıp barış koridoru haline getirmek zorundayız. Attığımız adımlar buna yöneliktir" dedi.

BELEDİYELERE KAYYUM ATANMASI

Erdoğan, 28 belediyeye kayyum atanmasıyla ilgili ise "Bu tabii yeni bir şey değil. Bana göre geç atılmış bir adımdır. Daha önce bu adımın atılması gerekirdi. Daha önce de benim temennimdi. Belediye başkanlığı yapmış bir insan olarak konuşuyorum Belediye Başkanı seçilmek demek sizin her türlü tasarrufu yapacağınız anlamına gelmez. Siz belediye başkanı olarak terör örgütlerine destek veremezsiniz. Siz bölgenizde sorumluluk alanınız içinde altyapı üstyapı yatırımlarından tutunuz orada yaşayan vatandaşlara hizmet vermekle mükellefsiniz. Hendek açmakla mükellef değilsiniz. Hendek atık su içme suyu vs için açılır. Orada hayatı aksatmak için hendek açılır mı. Bunlar devletin imkanlarını bu işler için kullandılar. Kendilerine gelen devletten desteği dağa gönderdiler. Hepsi tespit edildi. Görüntülü olarak hepsi tespitte. Bunlar TNT taşıyorlar, öbür tarafta variller. Bölgede devamlı tehdit unsuru oluşturuyorlar. Bunu hangi belediye yapmışsa bedelini ödemek zorundadır. En sonunda hükümetimiz bu kararını aldı, zaten yargı sonunda bütün bu suç duyurularına karşı tavrını koymuştur. Yargı kararını vermiştir. Bunların bir kısmı tutukluydu. Bunlarla ilgili süreç görevden alma ile başlatılarak atamalar yapıldı. Çoğunda da valilerin üst koordinesinde vali yardımcıları ve kaymakamlarla yönetimler başlamış vaziyette. Temennim 28 belediye örnek adımlar atarak orada halka verilmemiş hizmet çok daha iyi şekilde verilmiş olur" dedi.

YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ

Erdoğan, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde çevre düzenlemelerinin devam ettiğini belirterek, "Çevre düzenlemeleri bittiğinde çok daha güzel olacak. İstanbulumuza çok farklı bir gerdanlık oldu, ulaşım kolaylığı getirdi. Bundan sonra bu ağır vasıtaların geçişleri çok daha rahat olacak. Bağlantı yolları tamamiyle bittiği zaman Yavuz Sultan Selim köprüsünün İstanbul’a kazandıracağı çok şey vardır" diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Mesir Macunundan alabilmek için kazanın içine girdiler Manisa 486. Uluslararası Mesir Macunu Festivali, Ramazan Bayramının ikinci gününde Nevruz ateşinin yakılması, temsili Merkez Efendi ve Hafsa Sultan eşliğinde protokolün kortej yürüyüşü ve mesir macunu karma töreniyle başladı. Kazanda karılan mesir macunundan almak isteyen vatandaşlar, ellerindeki poşet, tencere ve plastik tabaklarla adeta birbirleriyle yarışırken, her sene olduğu gibi ortaya renkli görüntüler çıktı. UNESCO’nun Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan 486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali, Nevruz Bayramı şenlikleriyle beraber başladı. İlk olarak Cumhuriyet Meydanı’nda başlayan etkinliklerde, Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, mesir komitesi üyeleri tarafından Milli Egemenlik ve Atatürk Anıtı’na çelenk sunuldu. Saygı duruşunda bulunulması ve ardından İstiklal Marşı’nın okunmasıyla devam eden etkinlikte şiirler okundu, halk oyunları gösterileri sunuldu. Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürü İbrahim Sudak’ın selamlama konuşması ve Nevruz’un önemine ilişkin yaptığı konuşmasının ardından protokol üyeleri Nevruz’un simgesi haline gelen renkli yumurtaları birbirleriyle tokuşturarak kırmaya çalışırken, Nevruz’un en önemli ritüellerinden olan örste demir dövüp ateş üzerinden atladı. Mesir Korteji düzenlendi Etkinlik, geleneksel hale gelen kortej yürüyüşüyle devam etti. Mesir Macunu sayesinde şifa bulan Hafsa Sultan ve Mesir Macununu hazırlayan Merkez Efendi’yi ve Manisa’da yetişen şehzadeleri temsil eden tiyatrocuların eşliğinde protokol üyeleri Manisalıları selamlayarak, Sultan Camii Külliyesi içerisinde yer alan Şifahanenin önüne kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Törenlere Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, CHP Manisa Milletvekilleri Bekir Başevirgen, Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu protokol üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı. Şifalı Mesir Macunu dualarla karıldı Mesir Karma Töreninin açılış konuşmasını yapan Manisa’yı Mesir’i Tanıtma ve Turizm Derneği Başkanı Ufuk Tanık, "Manisa hepimiz için çok önemli. Manisa deyince Mesir, Mesir deyince Manisa akla geliyor artık ve her yıl büyüyerek bu tanıtım anlamında da hem yurt dışında, yurt dışında bu gelenek, bu inanış büyüyerek devam ediyor. Her zaman söylediğim gibi biz Sultan Camii Kubbe ve minarelerinden sadece Mesir Macunu saçmıyoruz. İhtiyacı olanlara şifa, sevgi, kardeşlik, umut ve barış açıyoruz" dedi. Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, "Şehrimizin gururu, kültürümüzün en kıymetli mirası olan Mesir Festivali geleneğimizin 486. yılını karşılamanın heyecanını ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bugün Manisa’mızda çifte bayram yaşıyoruz. 486 yıldır bu topraklarda mayalanan, hoşgörünün ve şifanın sembolü olan Mesir geleneğimizi bu yıl Ramazan Bayramı’nın ikinci gününde sizlerle beraber karşılıyoruz. Bayramın o birleştirici ruhu ile Mesir’in kadim şifasının aynı gün buluşması şehrimiz için çok güzel ve anlamlı bir denk geliş. Bayramın huzuru ile Mesir’in şifası Manisa’mızın bereketli topraklarında birleşiyor. 486 yıl önce Merkez Efendi’nin Hafsa Sultan’ın şifa bulması için hazırladığı bu şifalı macun bugün sadece bir geleneği değil, hoşgörüyü, dayanışmayı ve bir arada yaşam kültürünü temsil ediyor" şeklinde konuştu. Manisa Mesir Macunu Festivalinin sosyal dayanışmanın bir örneği olduğunu ifade eden Manisa Valisi Vahdettin Özkan ise şunları söyledi: "Mesir Festivali deyip geçmemek lazım. Klasik bir festival değil. Bir kere dünyanın en kadim ve en eski festivali Mesir festivalidir. Mesir Bayramı’dır. Aynı zamanda manevi olarak, şifa olarak inanç değerlerimiz açısından çok kıymetli bir bayramdır, bir festivaldir. Keza sağlık, sıhhat bulma açısından insanın ihtiyaçlarının önem hiyerarşisinde en önemlisi olan sağlık hizmetine erişimle ilgili o zamanın şartlarında en güzel ilaçlar terkip edilerek sunulmuştur. Aynı zamanda bir sağlık kurumunun ifadesidir" Kazanın içinde kıyasıya yarış Yapılan konuşmaların ardından Manisa İl Müftü Vekili Mehmet Nurlu’nun yaptırdığı dua ile birlikte Mesir Macunu kazanına 41 çeşit baharat ilave edilerek karıştırıldı. Protokol üyeleri tarafından hazırlanan temsili Mesir Macunu kazanı vatandaşların alabilmesi için sahneden aşağıya indirildi. Ellerinde kavanozlar, poşetler, plastik tabaklar ile kazanın içine ellerini daldıran vatandaşlar şifalı olduğuna inanılan Mesir Macunundan alabilmek için birbirleriyle yarışırken, ortaya her sene olduğu gibi renkli görüntüler çıktı. Sadece Manisalıların değil, İzmir, İstanbul gibi farklı illerden gelen vatandaşlar da macundan alabilmek için yarıştı. Kimi vatandaşlar mesir macununa bulanırken, macundan alabilen vatandaşlar ise yüzyıllardır yaşatılan geleneğin kendine has bir geleneği olduğunu ve her sene takip ettiklerini söyledi. Nevruz Bayramı ve Mesir Macunu Karma Töreniyle başlayan 486. Uluslararası Manisa Mesir Macunu Festivali, 26 Nisan Pazar günü Sultan Camii kubbe ve minarelerinden vatandaşlara 10 ton mesir macunu saçılmasıyla sona erecek.
Muğla Muğla’da çoraplar farkındalık için boyandı Muğla Büyükşehir Belediyesi 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü’nde farkındalık oluşturmak için etkinlikler düzenledi. 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü’nde Türkiye Sakatlar Derneği Muğla Şubesi ile birlikte Down Sendromu Farkındalık ve Bayramlaşma etkinliği düzenleyen Muğla Büyükşehir Belediyesi Kısa Mola merkezlerinde de farkındalık çalışmaları gerçekleştirdi. Türkiye’de ilk olan ve Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından il genelinde 9 merkezde hizmet veren Kısa Mola Merkezleri’nde farklı etkinlikler düzenlendi. Kısa Mola Merkezleri’nde 21 Mart Dünya Down Sendromlular Günü nedeniyle çorap, ağaç boyama etkinliği gerçekleştirildi. Farklı veya renkli çorap giymek, özellikle 21 Mart Down Sendromu Farkındalık Günü’nde kromozom farklılığına dikkat çekmek için yapılan uluslararası bir eylem olarak nitelendiriliyor. Down Sendromunun bir eksiklik değil genetik bir farklılık olduğunu, farklılıklarının hayatı güzelleştirdiğini, toplumu zenginleştirdiğini, sevgi ve anlayışla bu özel bireylerin yaşama daha sıkı bağlandığının vurgulandığı etkinliklere katılanlar keyifli vakit geçirdi. Bu özel gün için hazırlanan her çorap farklılıkların bir zenginlik olduğunu, her bireyin eşit ve değerli olduğunu hissettirmek için boyandı. Etkinlikte oluşturulan farkındalık ağacı da sevginin, emeğin ve birlikte olma ifadesi olarak öne çıktı. "Tüm renklerimizle, farklılıklarımızla güzeliz" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras sevgi ikliminin hakim olduğu Muğla’da tüm vatandaşların eşit yaşam hakkına sahip olması, farklı renklerin bir arada mutlu yaşaması için çalıştıklarını söyledi. Başkan Aras; "Toplumumuzu bir arada tutan, güçlü olmasını sağlayan farklılıklarımızla birbirimize sahip çıkmamız ve sevmemizle doğru orantılıdır. Bir bahçeyi güzelleştiren rengarenk çiçekler gibiyiz ve bizler her rengimizle güçlüyüz. Down sendromunun genetik bir farklılık olduğunu 21 Mart nedeniyle bir kez daha vurguluyoruz. Bu farklılık bireylerin öğrenmesine, üretmesine ve topluma katkı sunmasına asla engel değil. Burada önemli olan fark etmek, anlamak, birlikte yaşama kültürünü güçlendirmektir. Muğlamızda tüm vatandaşlarımızın eşit, erişilebilir ve kapsayıcı yaşam hakkına sahip olması için çalışıyoruz ve diyoruz ki, Muğla’mızda biz tüm renklerimizle güzeliz" dedi.
Samsun Su uzmanı profesör: "Su krizi büyüyor, kadınlar su alanında değişime öncülük etmeli" Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, "Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır" dedi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, 22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. "Su ve cinsiyet teması öne çıkıyor" Kadınlar su alanında değişime öncülük etmesi gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Demir," Suyun aktığı yerde medeniyet vardır, adalet vardır, eşitlik vardır, güzellik vardır. Küresel iklim değişimi ve buna bağlı olarak etkisini her geçen gün artıran su krizi herkesi etkilemektedir. Bu etki, ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye veya canlı türlerine göre farklılık göstermektedir. Bu etkiye dikkat çekmek için Birleşmiş Milletlerin 1993 yılında 22 Mart’ı Su Günü ilan etmesi ve her yıl dünyada farklı etkinliklerle kutlanması yaygınlaşmış, her yıl farklı temalar ile kutlanır hale gelmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından 2026 yılı için ortaya konan Su Günü teması ‘Su ve Cinsiyet’tir. Toplum içerisinde sudan en çok etkilenenler kadınlar ve çocuklardır. Ne yazık ki suyu yöneten sistemler çoğu zaman kadınları ve kız çocuklarını karar alma süreçlerinin, liderliğin, fonlamanın ve temsilin dışında bırakmakta, bu durum su krizini bir kadın krizi haline dönüştürmektedir. Su yönetimiyle ilgili her düzeyde kadınların eşit şekilde temsil edilmesi, her boru hattının ve politikanın tasarımında yer almalarının sağlanması 2026 Su Yılı’nın temel temasını oluşturacaktır. Kadınlar mühendis, çiftçi, bilim insanı, temizlik işçisi ve toplum lideri olarak su alanında değişime öncülük etmelidir" diye konuştu. "Kuraklık riski kapıda" Suyu yönetmede toplumun görevine değinen Prof. Dr. Yusuf Demir, "İklim değişikliğinin oluşturduğu yaşam döngüsü, suyla ilgili afetlere, finansman açıklarından sosyal normlara ve yönetimsel boşluklara kadar artan riskleri ortaya çıkarmakta, bu sürecin yönetilebilmesi için herkesin üzerine düşen görevi tam olarak yerine getirmesi gerekmektedir. Kısaca toplumların görevi suyu ortak bir kaynak olarak yönetmek ve gelecek için dirençli bir yaşam döngüsü oluşturabilmektir. Bu, güvenli suya, sanitasyona ve hijyene erişimi herkes için teşvik etmede, kadınları ve çocukları geride bırakan normlara ve davranışlara karşı duyarlı ve koruyucu olmaya hazırlamakla mümkündür. Ancak o zaman güvenli su hizmetleri herkesin ihtiyaçlarını karşılayabilir; kadınların ve kız çocuklarının daha sağlıklı ve dolu dolu bir yaşam sürmelerini sağlayabilir, suyu sürdürülebilir kalkınma ve cinsiyet eşitliği için hepimize fayda sağlayan bir güç haline getirebilir. Bunun için bireylerin, okulların, kuruluşların, şirketlerin ve hükümetlerin, suyun aktığı yerlerde eşitliğin yeşermesini sağlamak için alacakları tedbir ve üstlenecekleri sorumluluklar etkili ve önemlidir" şeklinde konuştu. "Kadınlar suyun geleceğini şekillendirmelidir" Su krizini çözmek için kadınların liderliğine ihtiyaçlarını olduğunu belirten Prof. Dr. Demir, " Su hizmetleri iklim değişikliğine dayanmalı ve herkesin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Su krizini çözmek için, kadınların seslerinin, liderliğinin ve yetkilerinin tam olarak tanındığı, dönüştürücü ve hak temelli bir yaklaşıma ihtiyacımız vardır. Su aktığı yerde eşitlik yeşerir. Kadınlar ve kız çocukları suyla ilgili kararlarda eşit söz hakkına sahip olduğunda, hizmetler daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve etkili hale gelir. Suyu, hepimize fayda sağlayacak daha sağlıklı, daha müreffeh ve cinsiyet eşitliğine dayalı bir geleceğin itici gücü haline getirmek için kadın liderliğini ön plana çıkarmalıyız" ifadelerini kullandı. "Hazıra dağlar dayanmaz" Yaz aylarında kuraklık riskiyle ilgili Demir, "Dünya’da olduğu gibi ülkemizde de küresel iklim etkisi her geçen gün daha fazla hissedilmekte, özellikle su sıkıntısı içerisinde olan ve su fakirliğine girmek üzere olan ülkemiz su kaynakları üzerine etkisi giderek artmaktadır. Son yıllarda yaşanan olaylar 2026 yılı ve sonrası için de bizleri endişeye sevk etmektedir. 2025 yılı son ayları ve 2026 yılının ilk aylarında alınan yağışlar ülkemizdeki su kaynaklarını biraz rahatlatsa da, ilkbahar yağışları ve yaz ayları bu sürecin yaşanmasında önemli etkiye sahip olacaktır. Hazıra dağlar dayanmaz. Yaz ayları için uzmanların kuraklık riski ile ilgili önemli uyarıları bulunmaktadır. Bu süreçten ülkemizin de etkilenme ihtimali yüksektir. Yaz aylarında pek çok şehrimizde ve tarımsal sulamada geçen sene yaşanan sıkıntıların yaşanmaması için mevcut suyumuzu bugünden doğru ve planlı kullanmalıyız" açıklamasında bulundu. "Ulusal Su Planı yürürlüğe girdi" Su, bugünün meselesinin değil geleceğin kurtuluşu olduğunun altını çizen Demir şunları söyledi: "İklim değişikliğinin etkilerinin giderek arttığı günümüzde, Türkiye’nin su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımına yönelik yol haritasını ortaya koyan Ulusal Su Planı (2026–2035), Cumhurbaşkanımızın onayı ile kapsamlı bir yol haritası olarak yürürlüğe girmiştir. Ulusal Su Planı (2026–2035), suyu tüm sektörleri yönlendiren stratejik bir eksen olarak ele alarak su kaynaklarının kalite ve miktar açısından sürdürülebilir yönetimini sağlamak, su güvenliğini güçlendirmek ve iklim değişikliğine uyumu desteklemek amacıyla hazırlanmış; kısa, orta ve uzun vadeli hedef ve öncelikleri bütüncül bir yaklaşımla ortaya koymaktadır. Türkiye’nin su yönetiminde önümüzdeki on yıla yön veren Plan; su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve verimli kullanımını destekleyecek şekilde yasal ve kurumsal yapının güçlendirilmesini, suya göre planlamanın esas alınmasını, havza ve bölge önceliklerine dayalı yatırımların önceliklendirilmesini ve sürdürülebilir finansman mekanizmalarının geliştirilmesini öne çıkarmaktadır. Bunun yanı sıra modern sulama, geri kazanılmış su ve tasarruf uygulamalarıyla su verimliliğinin artırılması; coğrafi bilgi sistemleri, yapay zekâ, büyük veri ve uzaktan algılama gibi araçlarla dijital ve veri temelli yönetimin yaygınlaştırılması; eğitim ile toplumsal farkındalık çalışmalarının güçlendirilmesi Planın temel bileşenleri arasındadır. Ulusal Su Planı (2026–2035); su yönetimine ilişkin görev ve sorumlulukları bulunan ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarını, yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını (STK’lar), özel sektörü ve üniversiteleri kapsamaktadır. Plan çerçevesinde belirlenen eylemler; planlama, yatırım, izleme, denetim, veri üretimi, kapasite geliştirme ve farkındalık faaliyetleri başta olmak üzere çok sayıda alanda ilgili ve sorumlu kurumlar tarafından hayata geçirilecektir. 2026 yılında su verimliliği ve sıfır su kaybı hedefiyle başlatılan çalışmalar hepimizi yakından ilgilendirmektedir. Özellikle toplumsal farkındalık amacıyla yapılacak projeler, eğitim çalışmaları, bilinçlendirme uygulamaları ve bunların gerçekleştirilebilmesinde yerel yönetimlerin rolü çok önemlidir. Ülkemizin farklı bölgelerindeki kalkınma ajansları ve proje destek birimleri yerel yönetimleri teşvik ederek bu konularda öncelik edebilecek proje ve uygulamaları desteklemeli, üniversiteler ve kamu kurum ve kuruluşları, ülkemizin 21. yüzyıl vizyonunda da etkin ve öncelikli rol almalıdır.Su, bugünün meselesi değil geleceğin kurtuluşudur. Geleceğimize sahip çıkmak hepimizin görevidir."