VOLEYBOL - 16 Ocak 2013 Çarşamba 13:22

Filenin Sultanları İtalyan antrenöre emanet

A
A
A
Filenin Sultanları İtalyan antrenöre emanet

Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF) Yönetim Kurulu, Bayan Milli Takımlar Başantrenörlüğü görevine, bayan voleybolunun dünyaca ünlü İtalyan antrenörlerinden Massimo Barbolini’yi getirdi.

DERYA YETİM

Yeni göreviyle ilgili ilk değerlendirmelerini Gençlik ve Spor Bakanlığının resmi yayın organı olan Gençlik Spor dergisine yapan Barbolini, milli takımla ilgili hedefleri ve oluşturmak istediği sistemle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Kariyeri açısından yeni bir dönemin başladığını belirten Barbolini, “Milli takım ile ilgili orta vadedeki en önemli hedefim, dünya sıralamasındaki mevcut durumu daha yukarıya taşımak olacak. Bu konu benim için oldukça önemli. Uzun vadedeki hedefim ise elde edilen başarıların devamını sağlamak için geleceğin milli takım oyuncularını bu düzeyde oynayabilecek seviyeye getirmektir” dedi.

A Milli Kadın Takımı’nın, 2003 yılında kişisel becerileri çok yüksek olan bir nesil yakaladığına değinen ünlü İtalyan antrenör, “Bu durum, oyunculara hem milli takımda hem de kendi kulüplerinde becerilerini geliştirme ve kalitelerini arttırma fırsatı tanıdı. Bu sayede oyuncular her geçen gün, hem milli takım hem de kulüp bazında hedef yükseltti ve bugüne kadar istikrarlı bir şekilde hedeflerine ulaştı. Ancak tabii Türkiye’de kadın voleyboluna verilen değerin de bu noktalara gelinmesinde önemli rolü olduğunun altını çizmek lazım” diye konuştu.

“LİGİN KALİTESİ, MİLLİ TAKIMIN GELİŞİMİNİ TETİKLİYOR”

Bayan Milli Takımlar Başantrenörü Massimo Barbolini, Acıbadem Bayanlar Voleybol Ligi’nin oyuncu kalitesi ve yapılan yatırım anlamında Avrupa’nın sayılı ligleri arasında yer aldığını söyledi.

“Bu durum beraberinde milli takım oyuncularımızın gelişimine çok önemli katkılar sağladı” diyen Barbolini, sözlerine şöyle devam etti: “Özellikle Avrupa Ligi’nde bulunan takımlar çok yüksek ve birbirine yakın bir seviyede. Bu sebepten, Türk Kadın Milli Takımı’nın ulaştığı mevcut pozisyonu korumak ve geliştirmek, en az bu noktaya gelmek kadar zor çünkü bir maçın sonucu bile Avrupa ve dünya sıralamasında bulunulan pozisyonu değiştirebiliyor. Bu arenada zamanla eklenecek tecrübe ve sistemli bir çalışmayla geliştirilecek küçük ayrıntıların büyük farklar yaratacağına inanıyorum.”


“ALTYAPILARDA ÇOK ÖNEMLİ BİR POTANSİYELE SAHİBİZ”
Barbolini, ülke voleybolunun altyapılarda çok önemli bir potansiyele sahip olduğunun altını çizerek, “Bunu Yıldız ve Genç Milli Takımlarda alınan derecelerden görebiliyoruz. Bu potansiyelden maksimum yararlanmak ve A Milli Takımda kullanılabilecek kaliteye ulaştırmak için, teknik ve fiziksel gelişimi paralel olarak arttırmak şart; fakat bunun ne kadar uzun ve zor bir süreç olduğunu çok iyi anlayıp, kararlı olup, sabır göstermek gereklidir” açıklamasında bulundu.

MİLLİ TAKIMLARDA YENİ DÖNEM, YENİ SİSTEM

İtalyan antrenör, “Size göre Türk kadın voleybolunun şu anda en önemli ihtiyacı nedir ve milli takımda nasıl bir sistem yaratmayı planlıyorsunuz” şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi:

“Mevcut oyuncuların kişisel beceri ve tecrübelerini geliştirmek ve en kısa sürede A Milli Takım seviyesinde oynayabilecek oyuncu sayısını, 16-18 kişiye ulaştırmak en öncelikli ihtiyacımızdır. Bunun için A Milli Takım hedefleri dışında, bağımsız hedefleri olan 23 yaş altı ikinci bir milli takım oluşturarak bu yaş grubundaki sporcularımıza, uluslararası arenada genç milli takımlardan daha üst bir seviyede oynama şansı verip tecrübe kazandırmayı amaçlıyorum. Genç ve Yıldız Milli Takımlarının çalışma programlarını bu sisteme uygun ve paralel olarak oluşturmayı planlıyorum. Böylece tüm kategorilerde elde edilen başarıların devamlılığını sağlayarak, dünyaca kabul görmüş bir Türk voleybol ekolü yaratabiliriz.”

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Kurum: "COP31, iklim eyleminde bir dönüm noktası olacak" Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, "COP31, yalnızca bir konferans olmayacak, iklim eyleminde bir dönüm noktası olacak. COP31, kararların yazıldığı bir toplantı dışında; kararların hayata geçtiği bir zirve olsun istiyoruz" dedi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, bugün düzenlenen COP31 Sivil Toplum Kuruluşları İstişare Toplantısı’na katıldı. Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadelede toplumsal sahiplenmeyi ve uluslararası iş birliğini artırma kararlılığını ele alan Kurum, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği adaylığı sürecinde, bu organizasyonun yalnızca teknik bir süreç olmadığını, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren bir meseleye dönüştüğünü ifade etti. "Bu organizasyona talip olduğumuzda ülkemizin kabiliyetine inandık" Bakan Kurum, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 sürecinin en kritik aşamalarından birine katkı sunmak üzere toplantıya katılacaklarını dile getirdi. Toplantı vesilesiyle başlatılan istişare sürecinin COP31 konferansı sonuna kadar devam edeceğini vurgulayan Bakan Kurum, "Bu organizasyona talip olduğumuzda ülkemizin aslında bu konudaki gücüne kabiliyetine ve buradaki değerli katılımcılarımızın potansiyeline de inandık. Türkiye’nin ilk iklim şurasını düzenlerken ilk iklim kanunumuzu çıkartırken, sıfır atık projesini hayata geçirirken, deprem bölgesinde dünyaya örnek olacak bir inşa seferberliği yürütürken nasıl bir dayanışma gösterdiysek bu tarihi yolculukta da yine çözüm ortağımız olarak sizlerle birlikte yola çıkmak istiyoruz" açıklamasında bulundu. "Görüşmelerde COP31 için ortak bir vizyon oluşturma doğrultusunda beklentilerimizi burada değerlendirdik" COP31 kapsamında şu ana kadar yapılmış olan çalışmalara ilişkin bilgilendirmelerde bulunan Kurum, şu ifadelere yer verdi: "COP31 toplantısı için Antalya EXPO alanını tasarladık ve hızlı bir şekilde de saha çalışmalarını başlattık. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da iki günlük çok önemli bir hazırlık toplantısı gerçekleştirdik. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekreteryası yine burada müzakereleri yürütecek olan COP31 Başkanlığıyla istişare içerisinde yürütecek olan Avustralyalı kardeşlerimiz dostlarımız ve bir önceki dönem COP başkanımız Brezilya ve yine dost ve kardeş Azerbaycan’dan gelen misafirlerimizle birlikte gerçekten önemli bir çalışma ortaya koyduk. Bütünleşik, stratejik misyon çalışmamızı ortaya koyduk ve görüşmelerde COP31 için ortak bir vizyon oluşturma doğrultusunda beklentilerimizi ve önceliklerimizi burada değerlendirdik tabii artık somut hedeflerin somut adımlarla desteklenmesi gerektiği yönünde kararlılığımızı da ortaya koyduk." "Birinci Stratejik Misyon çalışmamızı ortaya koyduk" Bakan Kurum, katılımcılara COP31 sürecinde yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi: "Sayın Cumhurbaşkanımızın takdirleriyle COP31 Başkanı olarak atandıktan hemen sonra kurumsal kapasitemizi sürece uyumlu hale getirmek için çalışmalar ortaya koyduk. COP31 Başkanlık Ofisimizi kurduk, organizasyon şemamızı belirledik. Bütün bakanlıklarımız, sivil toplum kuruluşlarımız, istişare kurulumuzda bulunan tüm arkadaşlarımızla birlikte COP31’de herkesin dinlendiği, herkesin sözünün, ifadesinin dikkate alındığı bir süreci yürütmek istiyoruz. COP31 toplantısı için Antalya EXPO alanını tasarladık ve hızlı bir şekilde saha çalışmalarını başlattık. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da 2 günlük çok önemli bir hazırlık toplantısı gerçekleştirdik. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası, Avustralya, Azerbaycan ve Brezilya’dan gelen misafirlerimizle birlikte önemli bir çalışma ortaya koyduk. Birinci Stratejik Misyon çalışmamızı ortaya koyduk. Görüşmelerde COP31 için ortak bir vizyon oluşturma doğrultusunda beklentilerimizi ve önceliklerimizi değerlendirdik. Artık somut hedeflerin somut adımlarla desteklenmesi gerektiği yönündeki kararlığımızı açıkça ortaya koyduk." "Hayvanlar öldürülecek, yapay et verilecek’ gibi sosyal medyada dönen konulara da hep birlikte şahitlik ettik" Bakan Kurum, iklim değişikliği kanunu çıkarılırken bir takım spekülasyonlara da yer verildiğini belirterek, "Türkiye’de iklim kanunu çıkarırken işte acaba burada ‘hayvan yetiştiriciliği ile ilgili bir kısıt mı gelecek’ veya ‘hayvanlar öldürülecek, yapay et verilecek’ gibi sosyal medyada dönen konulara da hep birlikte şahitlik ettik. Yine havayla ilgili ücret alınacağından tutun da üretimle ilgili belli kısıtların getirileceğine kadar birçok konu maalesef gündem dışı konular kanun sürecinde ülkemizin gündemine geldi. Tam bu noktada hep birlikte 1,3 santigrat derece dediğimiz 1,5 santigrat derece hedefi doğrultusunda tüm dünyanın ortak olarak ortaya koymuş olduğu bu mücadeleyi hep birlikte yüksek bir sesle dile getirmemiz ve bu farkındalığı evimizde sokağımızda mahallemizde arttırmamız gerektiğini net bir şekilde tabi ifade ettik" diye konuştu. "Artık mesele o belirlediğimiz hedefleri sahaya indirmek ve uygulamayı hızlandırmak" COP31 sürecini üç temel değer üzerine inşa ettiklerini kaydeden Bakan Kurum, "Diyalog, uzlaşı ve aksiyon. Bu üç başlığı açmadan önce şunun altını çizmem gerekiyor. Bugün iklim krizinde yeni bir eşiğin içindeyiz. Dünya artık iklim değişikliğine karşı bekleme lüksünü kaybetmiştir. Artık mesele sadece hedef belirlemek değildir. Artık mesele; hedefleri sahaya indirmek ve uygulamayı daha da hızlandırmaktır. Başkanı ve ev sahibi olduğumuz COP31 tam da bu anlayışla icra edilecektir. Nihai hedeflere ulaşmak, alınan kararları somut bir şekilde hayata geçirmek için yatırım, politika uyumu, kamu-özel sektör iş birlikleriyle desteklenen somut uygulamaları destekleyeceğiz. Daha kararlı adımlar atacağız. Yaklaşımımız tek ses değil diyaloğa; ayrılığa değil uzlaşıya, durağanlığa değil aksiyona dayalı olacak. Artık, söz değil, eylem zamanı diyeceğiz. Bugüne kadar konuşulanları uygulamaya geçirme çağrısı yapacağız" dedi. "Bu süreçlerin başarısı STK’ların güçlendirilmesine bağlı" Bakan Kurum, COP31’e yalnızca bir diplomatik toplantı olarak bakmadıklarının altını çizerek, "COP31’i uygulamanın hızlandığı, güvenin tüm dünya ülkeleri nezdinde yeniden tesis edildiği ve somut sonuçların üretildiği bir dönüm noktası olarak görüyoruz. COP31 vizyonumuzu da ‘Geleceğin COP’u: Uygulama COP’u’ üzerine inşa ediyoruz. Sivil toplum kuruluşlarımızdan beklentimiz çok yüksek çünkü bu sürecin en önemli aktörleri sizler olacaksınız. Her ne kadar COP süreçleri devletlerin müzakere meselesi olsa da bu manada bu masada yer aldığı platformlarda bu süreçlerin başarısı sivil toplum kuruluşlarımızın da güçlendirilmesine bağlıdır. Dünyanın COP31’den beklentilerinin yüksek olduğunu biliyoruz. Bu dönemde potansiyelimizi daha da geliştirme imkanına sahibiz. İşte hep birlikte bu beklentileri doğru okuyarak, taraflar arasında güven inşa ederek ve etkili sonuçlar üreterek katkı sunacağımıza inanıyorum" ifadelerini kullandı. "Bu süreçlerin başarısı STK’ların güçlendirilmesine bağlı" Bakan Kurum, COP31’e yalnızca bir diplomatik toplantı olarak bakmadıklarının altını çizerek, "COP31’i uygulamanın hızlandığı, güvenin tüm dünya ülkeleri nezdinde yeniden tesis edildiği ve somut sonuçların üretildiği bir dönüm noktası olarak görüyoruz. COP31 vizyonumuzu da ‘Geleceğin COP’u: Uygulama COP’u’ üzerine inşa ediyoruz. Sivil toplum kuruluşlarımızdan beklentimiz çok yüksek çünkü bu sürecin en önemli aktörleri sizler olacaksınız. Her ne kadar COP süreçleri devletlerin müzakere meselesi olsa da bu manada bu masada yer aldığı platformlarda bu süreçlerin başarısı sivil toplum kuruluşlarımızın da güçlendirilmesine bağlıdır. Dünyanın COP31’den beklentilerinin yüksek olduğunu biliyoruz. Bu dönemde potansiyelimizi daha da geliştirme imkanına sahibiz. İşte hep birlikte bu beklentileri doğru okuyarak, taraflar arasında güven inşa ederek ve etkili sonuçlar üreterek katkı sunacağımıza inanıyorum" diye konuştu. "Türkiye iklim krizi kaynaklı sorunlara karşı çözümün adresi oldu" COP31’e ev sahipliği yapacak olan Türkiye’nin başarısının arkasında iklim kriziyle mücadele kapsamında yürüttüğü çalışmalar olduğunu vurgulayan Bakan Kurum, sözlerine şu şekilde devam etti: "Türkiye yalnızca sözünün gücüyle değil; duruşuyla, vizyonuyla, eylemleriyle ve temsil ettiği köklü sistemiyle ayakta duran ve dünyaya yön veren; çözümün, diyaloğun ve uzlaşmanın merkezi haline gelmiştir. Türkiye tüm dünyada, iklim krizinden kaynaklanan sorunlara karşı çözüm üretmenin de adresi olmuştur. Bugün karşı karşıya olduğumuz iklim krizinin aciliyeti, bize şunu açıkça göstermektedir: Her seviyede çok taraflılık, tüm zorluklara rağmen insanlığın ortak geleceğini koruyabilmek adına yegane ve meşru en etkili zemin olacaktır. İnsanlık için onurlu çıkışın yolu burada alınacak olan kararlar ile mümkün olacaktır. Türkiye bir yandan iklim adaleti, adil geçiş, insani diplomasi yaklaşımı ile kalkınma arayışında olan ülkelerin sesi olurken diğer yandan yeşil ekonomi, yeşil enerji, hakkaniyet, kayıp zarar fonu gibi önerilerle gelişmiş ülkeleri sorumluluk almaya davet edecektir. Çünkü bize göre, iklim değişikliğiyle mücadele, hayatı kısıtlamak, büyümelerine, gelişmelerine engel olmak değildir. Halkın bu kalkınmadan yoksun bırakılması değildir. Burada refahı tüm dünya geneline yayan, gıdaya, suya, enerjiye erişimi ve adaleti sağlayan bir devrimdir." "COP31, iklim eyleminde bir dönüm noktası olacak" İklim kriziyle mücadelede Türkiye’nin sorumluluğunun büyük olduğuna işaret eden Bakan Kurum, "İnsanlık gemisini güvenli limanlara ulaştırmanın sorumluluğu bizi bekliyor. "İnsanlık, insanlığı bekliyor; Türkiye’yi bekliyor." Türkiye olarak küresel iklim mimarisini ve diplomasisini ülkelerin gündelik siyasetinden etkilenen değil, siyaset üstü bir yaklaşımla inşa edeceğiz. COP31, yalnızca bir konferans olmayacak, iklim eyleminde bir dönüm noktası olacak. COP31, kararların yazıldığı bir toplantı dışında; kararların hayata geçtiği bir zirve olsun istiyoruz. İnanıyorum ki, bunu da birlikte başaracağız. Güven inşa edeceğiz. Uzlaşı sağlayacağız. Sahada koyduğumuz hedefler doğrultusunda sonuç alacağız. Ben bu süreçte sizleri iklim diplomasisinin gönüllü elçileri olmaya davet ediyorum. Ve bu tarihi fırsatı; dünyaya bir iz bırakmak üzere birlikte değerlendirelim" dedi.
Kocaeli Bir fotoğraf karesi hayatını kararttı Yalova’da komşusunun saldırısına uğrayan babanın burnu kırılmış, kucağındaki 14 aylık kızının ise kafatası çatlamıştı. Tutuklanan sanık ile yıllar önce çekilmiş fotoğrafının sosyal medyada yayıldığını ve fail olarak gösterildiğini söyleyen Sabahattin Nazlıcan, tehditlere maruz kaldığını söyleyerek mağdur olduğunu ifade etti. Alınan bilgiye göre, Çınarcık’a bağlı Esenköy beldesinde bir sene önce aldıkları eve taşınan 4 çocuklu Baca ailesi ile aynı binada oturan Şener E. ailesi arasında çocuk gürültüsü, park, kaçak bina yapıları nedeniyle çok sayıda tartışma yaşandı. Son olarak 20 Şubat tarihinde yaşanan olayda Muhammed Baca (34), kucağında 14 aylık kızı İkra varken Şener E.’nin çocuk scooterı ile saldırısına uğradı. Saldırıda babanın burnu kırılırken, kucağındaki 14 aylık çocuğu İkra’nın ise kafatası çatladı. Olay sonrası gözaltına alınan Şener E. çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Daha önce uzaklaştırma kararı verilen diğer şüpheli Servet E. ise serbest kaldı. "Sosyal medyada yayılan fotoğraf 2017 yılına aittir" 2017 yılında Şener E. ile çekilmiş fotoğrafının sosyal medyada yayıldığını ve olayın faili olarak gösterildiği için ciddi tehdit ve hakaretlere uğradığını söyleyen Sabahattin Nazlıcan (37), konuya ilişkin açıklama yaptı. Şener E.’nin çocukluk arkadaşı olduğunu, 2017 yılında aynı iş yerinde çalışması vesilesiyle Şener E. ile fotoğraf çekildiğini ve o tarihten beri Yalova’ya gitmediğini dile getirdi. "Çocuklarım, ’Senin baban bebek mi dövdü?’ şeklinde sözlerle okulda zorbalığa maruz kalıyor" Konuya ilişkin açıklama yapan Sabahattin Nazlıcan, "Yalova’da yaşanan olayla hiçbir ilgim olmadığı halde fotoğrafım servis edildi. Bahsettiğim fotoğraf, 2017 yılında Yalova’ya kısa süreliğine geldiğim dönemde, birlikte çalıştığım Şener ile çekildi. O dönemde yaklaşık 15 gün birlikte çalışmıştık bir fotoğraf çekilmiştik. Bu fotoğraf daha sonra olayla ilişkilendirilerek sosyal medyada paylaşıldı. Bu durum ciddi tepkilere neden oldu. Hatta çocukların okulda ’Senin baban bebek mi dövdü?’ şeklinde sözlerle zorbalığa maruz kaldığını öğrendim. Fotoğrafım kullanılarak sosyal medyada etiketler yapıldı, tehdit ve hakaret içerikli yorumlar yapıldı. 17 yılından bu yana Yalova’ya gitmişliğim yoktur. Herhangi bir bağım da bulunmamaktadır" diye konuştu. "Şiddet olayının içinde yer alacak biri değilim" Tehdit aldığını ve hakarete uğradığını söyleyen Nazlıcan, "Olay ideolojik ve ırksal tartışmalara dönüştü. Şiddet olayının içinde yer alacak biri değilim. Şiddete karşıyım. Şu anda amacım kendimi temize çıkarmaktır. Sosyal medyada hakkımda yapılan paylaşımlar nedeniyle mağduriyet yaşadım. Ayrıca fotoğrafımın benden habersiz şekilde sosyal medyada paylaşan, tehdit ve hakaret edenlerden şikayetçi olacağım" şeklinde konuştu.
Kocaeli Okul zilindeki ilahi tartışmasında serbest bırakılan veli: "Kabe kıblemizdir, yanlış anlaşıldım" Kocaeli’de çocuğunun okulunda teneffüs zilinin "Kabe’de Hacılar" ilahisi olarak değiştirilmesine tepki gösteren ve dün gözaltına alınan Soner Akbal, serbest bırakıldı. Adliye çıkışında açıklama yapan Akbal, "Kabe kıblemizdir. Bizim için Kabe tartışma konusu yapılacak bir şey değildir, yanlış anladılar. Okulun tarikat ve dergah gibi bir imaja sokulmasından dolayı tepki gösterdim" dedi. Kocaeli’nin Derince ilçesinde okul zil sesinin "Kabe’de hacılar" ilahisi ile değiştirilmesi üzerine duruma tepki gösteren veli Soner Akbay, okul müdürü ile tartıştı. O anları telefonu ile kaydeden Akbay, "Benim kızım burada 4. sınıfı öğrencisi. Ramazan’da ’Kabe’de hu der Allah’ diye zil sesi yapmışlar. Madem öyle 12 imam orucunda da deyiş yapsınlar. Bu yaptığın kanunsuzluk, yanlış. Böyle bir parçayı zil sesi yapamazsın. Sen bir eğitimcisin, çocukları böyle zor bir durumda bırakamazsın. Burası Kabe mi?" sözleriyle tepki gösterdi. Bu videonun sosyal medyaya yayılması üzerine Soner Akbay, dün akşam saatlerinde İstanbul’da halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve özel hayatın gizliliğini ihlalden gözaltına alındı. Savcı karşısına çıkan Soner Akbay serbest bırakıldı Bugün Kocaeli’de savcı karşısına çıkarılan Soner Akbay, serbest bırakıldı. Adliye çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan avukatı Eray Akbal, "Müvekkilim iki gün önce yaşadığı bir olay nedeniyle gözaltına alındı. Müvekkilim hakkında iki suçlama istinat edildi. Bunlardan ilki halkı kin ve düşmanlığa tahrik, ikincisi ise özel hayatın gizliliğini ihlaldir. Müvekkilimin kızı, okulda inancından dolayı akran zorbalığına uğruyor. Bunun üzerine müvekkilim, okul müdürüne şikayette bulunmak üzere gitmiş ve zil sesinin ilahi olduğunu duymuştur. Dolayısıyla Türk Medeni Kanunu’ndan kaynaklanan hakkını kullanmak üzere şikayette bulunuyor. Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddesine göre kişi, çocuğuna istediği dilde eğitim verilmesini talep edebilir. Müvekkilim de bu haktan yararlanmak amacıyla okula gitmiş, ancak müdürden herhangi bir yanıt alamamıştır" şeklinde konuştu. "Video kaydında hakaret veya manevi değerlere zarar verecek bir unsur bulunmamaktadır" Görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma suçlarına delil oluşturmak amacıyla video kaydının alındığını söyleyen avukat, "Bu video kaydında hakaret veya manevi değerlere zarar verecek bir unsur bulunmamaktadır. Daha önce de ifade vermeye gideceğimizi belirtmiştik. Ancak Cumhurbaşkanı’nın grup toplantısında konuya değinmesinin ardından müvekkilim gece vakti gözaltına alınmıştır. Mahkeme, herhangi bir ek kısıtlama olmaksızın müvekkilinin serbest bırakılmasına karar vermiştir. Bu kararı olumlu buluyoruz. Bundan sonra benzer suçlardan yargılanan kişiler hakkında da aynı kararın verilmesini bekliyoruz" ifadelerini kullandı. "Kabe bizim değerimiz" Serbest bırakılmasından sonra basın açıklaması yapan Soner Akbal, "Kabe bizim kıblemizdir. Bizim için Kabe tartışma konusu yapılacak bir şey değildir, yanlış anladılar. Kabe bizim değerimiz. Hepimiz Müslümanız, İslam dinine tabiyiz, kimse bunu sorgulayamaz, tartışamaz. Burada yanlış anlaşıldım, yanlış telaffuzdan dolayı bu nedenle herkesten özür diliyorum. Okulun tarikat ve dergah gibi bir imaja sokulmasından dolayı tepki gösterdim" ifadelerini kullandı.
Adana Adana’da koruyucu aileler ve çocukları iftarda buluştu Adana’da koruyucu aileler ve Sevgi Evleri’nde kalan çocuklar, Doğu Akdeniz İnşaat Müteahhit Birlikleri Federasyonu’nun (DAİMFED) düzenlediği geleneksel iftar yemeğinde bir araya geldi. DAİMFED’in 18’nci geleneksel iftar yemeği, kentteki bir otelde gerçekleştirildi. Programda konuşan DAİMFED Genel Başkanı Mustafa Karslıoğlu, "2008 yılında başlattığımız ve bugün 18. yılına ulaşan bu programımız Adana’mızın, bölgemizin önem verdiği, özen gösterdiği bir etkinlik haline gelmiş. 18 yıl önce başladığımız bu yolculukta, yani 2008 yılında Türkiye koruyucu aile sayısına göre Adana’mız Türkiye 37. sırasındaydı. Bugün Türkiye 4’üncüsü olduk. Hedefimiz 2. sıraya yükselmek İstanbul’dan sonra. Çok kıymetli koruyucu ailelerimiz, sizler eli öpülesi, bizim için örnek simalarsınız. Sizi yürekten kutluyor, her daim yanınızda olduğumuzu bilmenizi istiyorum" ifadelerini kullandı. "Her gün büyüyen çok büyük bir aileyiz" Eski Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ise Adana’nın koruyucu ailelikte önemli bir rol üstlendiğini anlatarak, "Adana çok şanslı çünkü ben şöyle görüyorum; burada 18.’sini yapıyoruz. Geçen sene de evlatlarımızla koruyucu ailelerimizi bir araya getirdik. Hep beraber çok güzel bir anı olarak kalmadı ve devam etti. Üstüne her gün gelişen, her gün büyüyen çok büyük bir aileyiz. Birtakım ülke için yapılan istatistiklerde nüfus artış oranlarının gerilemesi, genç nüfusumuzun artık eskisi kadar genç olmayışı; bütün bunlar tabii gerçekler. Ancak bunları tersine doğru çevirmek için çekirdek aileyi sağlam tutmamız lazım. Aile sağlam olursa toplum sağlam olur, toplum sağlam olursa ülke sağlam olur. Dolayısıyla burada DAİMFED’in senelerdir yapmış olduğu çalışma aslında sadece evlatlarımızla aileleri birleştirmek değil, ülkenin geleceğinin temellerini de sağlam bir şekilde atmak olmaktadır" diye konuştu. Adana Valisi Mustafa Yavuz, "Adana’nın plakası bir dolayısıyla Adana’ya yakışan bence birinci olmak olmalıdır. O açıdan sizlere inanıyoruz, sizler İstanbul’u da geride bırakıp birinciliğe adım adım ilerleyip yakışırsınız. Bizde şimdiden çalışmalarımıza başlamamız lazım. 371 koruyucu ailemiz bizim geleceğimiz olan gözbebeğimiz evlatlarımız, 484 evladımıza kucaklarını açtılar, yuvalarını açtılar, gönüllerini açtılar ve onları sımsıcak sarmaladılar" dedi. İftar sonrası animatörler, çocuklarla eğlenceli oyunlar oynadı. İftar programı, Hacivat ile Karagöz gösterisinin ardından son buldu.