DÜNYA - 28 Mayıs 2025 Çarşamba 23:52 | Son Güncelleme : 28 Mayıs 2025 Çarşamba 23:56

İsviçre’de buzul çökmesi sonucu bir köy yok oldu: 1 kayıp

A
A
A

İsviçre’de Alp Dağları'ndan kopan buzul parçasının neden olduğu heyelan bir köyü yok etti. Yetkililer, 1 kişiden haber alınamadığını açıkladı.

İsviçre’nin Valais kantonundaki Lötschental Vadisi'nde yer alan Blatten adlı köy, Alp Dağları'ndan kopan buzul parçasının neden olduğu heyelanda yok oldu. Yetkililer, 1 kişinin kayıp olduğunu belirterek, 200 kişi nüfuslu olan köyün 19 Mayıs’ta tedbir amaçlı tahliye edildiğini açıkladı. Köy, binlerce ton çamur ve buzun altında kaldı.
Blatten Belediye Başkanı Matthias Bellwald, heyelandan sonra düzenlediği basın toplantısında, "Köyümüzü kaybettik. Köy enkaz altında. Yeniden inşa edeceğiz" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Manisa Yıllardır kayıp olarak aranıyordu, cinayete kurban gittiği ortaya çıktı Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde 2009 yılından bu yana kayıp olarak aranan 33 yaşındaki kadının öldürüldüğü ortaya çıktı. Eski eniştesinin cinayeti itiraf etmesi üzerine İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde yapılan kazıda, genç kadına ait olduğu değerlendirilen kemik ve kafatası parçaları bulundu. Edinilen bilgiye göre, Manisa’nın Şehzadeler ilçesi Sancaklıiğdecik Mahallesi’nde ikamet eden M.K. (60) adlı kadın, 1 Ekim 2025 tarihinde saat 21.00 sıralarında jandarmaya müracaat ederek, kızı E.K.’nin 2009 yılının aralık ayında evden ayrıldığını ve 17 yıldır bir daha kendisinden haber alamadığını bildirdi. Cumhuriyet Savcısına bilgi verilmesinin ardından olayla ilgili tahkikat başlatıldı. Yapılan araştırmalarda, kayıp E.K.’nin eski eniştesi U.K. (55 ile yaklaşık 3 yıl süren yasak ilişki yaşadığı, bu ilişki sonucu hamile kaldığı ve hamileliğin ortaya çıkmasının ardından ortadan kaybolduğu tespit edildi. Olayın aile içerisinde gerçekleşmiş olabileceği değerlendirilerek soruşturmada gizlilik kararı alındı. Alınan tanık beyanları ve saha çalışmaları neticesinde E.K.’nin; ablası F.K., eski eniştesi U.K. ile üvey kardeşleri M.K. ve A.K. tarafından öldürülmüş olabileceğine yönelik makul şüphe oluşması üzerine, Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; Kars’ın Kağızman ilçesinde ikamet eden F.K., İzmir’de ikamet eden U.K. ve M.K. ile Manisa’da ikamet eden A.K., 23 Şubat 2026 tarihinde Manisa İl Jandarma Komutanlığı JASAT ve Şehzadeler İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerince düzenlenen eş zamanlı operasyonla yakalanarak gözaltına alındı. Eski enişte cinayeti itiraf etti Şüpheli U.K., jandarmadaki sorgusunda E.K.’yi öldürdüğünü itiraf ederek cesedin yerini gösterebileceğini beyan etti. Bunun üzerine 24 Şubat 2026 tarihinde Manisa İl Jandarma Komutanlığı JASAT timleri, Şehzadeler İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, İzmir Kemalpaşa İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri ve Kemalpaşa Olay Yeri İnceleme Timi ile birlikte İzmir’in Kemalpaşa ilçesi Armutlu Mahallesi’ne gidildi. Şüphelinin yer göstermesi üzerine bir bahçede saat 11.30’dan itibaren başlatılan arama ve kazı çalışmasında, 2009 yılından bu yana kayıp olan E.K.’ye ait olduğu değerlendirilen çok sayıda kemik ve kafatası parçası bulundu. Bulunan kemik parçaları, kimlik tespiti ve inceleme yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu’na gönderilmek üzere muhafaza altına alındığı öğrenildi. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla şüpheliler F.K., U.K., M.K. ve A.K.’nin gözaltındaki işlemlerinin sürdüğü bildirildi.
İstanbul Restore edilen Kağıthane Yaşar Doğu İlkokulu hizmete açıldı Kağıthane ilçesinde restore edilen Yaşar Doğu İlkokulu, İstanbul Valisi Davut Gül’ün katıldığı törenle hizmete açıldı. Kağıthane’de eğitim altyapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar kapsamında Yaşar Doğu İlkokulu restore edildi. Okul, yeni binasında gerçekleştirilen törenle hizmete açıldı. 21 derslik ve 2 ana sınıfından oluşan okulda öğrenciler eğitim görüyor. Yaşar Doğu İlkokulu’nun bahçesinde düzenlenen açılış törenine, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür ve Kağıthane Kaymakamı Yüksel Kara, Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin’in yanı sıra öğretmen, öğrenci ve veliler katıldı. Daha önce okulda bulunan öğrencilerin aynı bina içerisinde, sabahçı-öğlenci sistemiyle eğitim aldığı öğrenilirken, Yaşar Doğu Okulu’nun yanında bulunan okulun Seyrantepe Mahallesi’ne taşınmasının ardından boşalan bina Kağıthane Belediyesi tarafından baştan sona yenilenerek ilkokul öğrencilerine uygun hale getirildi. Yenilenen Yaşar Doğu Okulu’nda eğitim koşulları ve fiziki şartlar iyileştirilirken, öğrenciler tekli eğitim sistemine geçti. Açılış programında konuşan, İstanbul Valisi Davut Gül, "2006’da kurulduğunda Kağıthane’de 99 depreminden önce yapılan 48 okulun 48’ine de test yapmış ve gördüğümüz sonuç şu 48 okulumuzun 48’i depreme dayanıksız dolayısıyla da burada bir çalışma yapılmaya başlanmış 26 okulumuz komple yıkılmış yeniden yapılmış. 22 okulumuz da güçlendirilerek depreme dayanıklı hale getirilmiş. Hamdolsun Kağıthane’de İstanbul’un diğer ilçeleri gibi bugün itibariyle okullarımız evlerimizden daha güvenli, okullarımız iş yerlerimizden daha güvenli, okullarımız diğer kamu ve kuruluşlarından daha güvenli, okullarımız İstanbul’da depreme karşı dayanıklı en güvenli yapılardır. Evlatlarımız, yavrularımız burada eğitim alırken gönlümüz rahat olacak. Yıkılan okullarda derslik küçük, atölye yok, spor salonu yok, konferans salonu yok, yeni yapılanlarda bu ihtiyaçlar gideriliyor" ifadelerini kullandı. Eğitime yapılan yatırımların geleceğe yapılan yatırım olduğunu belirten Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin, "Biz buraya her ziyarete geldiğimizde, ailelerimiz şunu söylüyordu ‘Başkanım kış ayındayız hava erken kararıyor, çocuklarımızı geç vakitte alıyoruz, çocuklarımız eğitim alamıyorlar veya gün içerisinde atölyede yararlanamıyorlardı’ diye söylüyorlar. Özellikle bu soldaki okulumuzda, özel eğitimli evlatlarımızın okuduğu okuldu ve bizim bu okulu taşınmamızı istendi. Ve bu okulumuzu Milli Eğitimimizle beraber görüşerek, mahallemizdeki yeni yapılan okula taşımış olduk. Bu okulumuzu da mahallemizin ihtiyaçları doğrultusunda yeni bir ilkokul yapmak istedik ve okulumuzu başlı başına yeniledik. Burası özel okul olduğu için derslikler küçüktü 8-10 metrekare civarındaydı. Normal okulda 40 metrekare civarı gerekiyor. O yüzden okulu tamamen dış mekanıyla beraber, yine boyayarak dış mekanı içindeki tadilatında sınıfları da birebir oluşturarak tüm ıslak üniteleri hepsini yenileyerek, bahçesiyle beraber oluşturarak yaklaşık, 10 milyona yakın bütçe harcayarak okulumuzu çocuklarımıza armağan etmiş olduk" diye konuştu. Programda konuşan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, "Ramazan ayında bu sene Milli Eğitim Bakanlığımız Maarifin kalbinde Ramazan’ mottosuyla, anaokulunda liseye kadar bütün sınıflarımızda çocuklarımıza paylaşmayı, empati kurmayı, İslam’ın gerekliliklerini yerine getirmeyi ve bir olmayı beraber olma şuurunu öğrendiklerimizi davranışa dönüştürdü. İnsanı insan yapan özellikleri ön plana çıkartarak, adalet, merhamet ve şefkat duygusunun rahmet gibi yağdığı bu ayda çocuklarımıza önce iyi insan olmayı duyarlı insan olmayı hissedebilmeyi göstermek adına aklıyla kalbini kalbiyle ruhunu gönlünü buluşturan bir maarif anlayışıyla öğretmen arkadaşlarımızla, yöneticilerimizle var gücümüzle çalışıyoruz" dedi. Açılış töreninin ardından İstanbul Valisi Davut Gül, Kağıthane Belediye Başkanı Mevlüt Öztekin ve İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, sınıfları gezerek yeni eğitim alanlarını inceledi.
Ankara TVHB Başkanı Eroğlu: "Tavuk eti ihracatına getirilen kısıtlamaların etkilerinin çok boyutlu değerlendirilmesi gerekmekte" Türk Veteriner Hekimleri Birliği Başkanı (TVHB) Ali Eroğlu, "Tavuk eti ihracatına yönelik getirilen kısıtlamaların muhtemel etkilerinin çok boyutlu değerlendirilmesi gerekmektedir" dedi. Ticaret Bakanlığı’nın kanatlı eti ihracatının durdurulmasına yönelik kararının ardından, TVHB Başkanı Eroğlu konuya ilişkin değerlendirmede bulundu. Eroğlu, kanatlı eti üretimi ve ihracatının mevcut durumu ile alınan kararların muhtemel etkilerinin bütüncül bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğini belirtti. "Girdi maliyetlerindeki artışlar doğrudan üretim maliyetlerine yansımakta" Türkiye’de kanatlı eti üretimi ve ihracatına ilişkin güncel verilerin, sektörün son 25 yılda kayda değer bir üretim kapasitesine ulaştığını açıkça gösterdiğini söyleyen Eroğlu, "Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2001 yılında 614 bin ton düzeyinde olan tavuk eti üretimi, 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 2,6 ile 2,8 milyon ton bandına yükselmiştir. Aynı dönemde kişi başına düşen üretim miktarı 15 kilogram seviyelerinden 32 kilogramın üzerine çıkmıştır. Bu tablo, kanatlı sektörünün ülkemizin hayvansal protein arzında stratejik bir konuma sahip olduğunu ve iç talebi karşılayabilecek bir üretim gücüne ulaştığını ortaya koymaktadır. Kanatlı sektörü; dikey entegrasyonun güçlü olduğu, sözleşmeli üretim modeliyle yaygın istihdam oluşturan, hem iç piyasaya hem de dış pazarlara üretim yapabilen önemli bir üretim alanıdır. Bununla birlikte sektör; yem hammaddeleri başta olmak üzere canlı materyal temini bakımından büyük ölçüde dışa bağımlı bir yapı arz etmektedir. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar ve girdi maliyetlerindeki artışlar doğrudan üretim maliyetlerine yansımakta; bu durum nihai ürün fiyatlarında baskı oluşturmaktadır" diye konuştu. "Tavuk eti ihracatına getirilen kısıtlamaların etkilerinin çok boyutlu değerlendirilmesi gerekmekte" İhracat verilerinin incelendiğinde, tavuk eti ihracatının son 15 yıllık süreçte önemli bir ivme kazandığının görüldüğünü belirten Eroğlu, "2010 yılında 138 bin ton olan ihracat miktarı 2024 yılı itibarıyla 370 bin tonun üzerine çıkmış; 2025 yılında ise yaklaşık 378 bin tonluk ihracat düzeyine ulaşılmıştır. İhracat değeri aynı dönemde yaklaşık 3 kat artış göstermiştir. Başta Irak olmak üzere Orta Doğu, Afrika ve Asya pazarlarına yönelik ihracat, sektörün dış ticaretteki stratejik konumunu güçlendirmiş; tavuk eti ihracatı tarım, ormancılık ve balıkçılık toplam ihracatı içerisinde kayda değer bir paya ulaşmıştır. Bu çerçevede, tavuk eti ihracatına yönelik getirilen kısıtlamaların muhtemel etkilerinin çok boyutlu değerlendirilmesi gerekmektedir" şeklinde konuştu. "Üretimin karlılık temelinde sürdürülemediği bir fiyat düzeyi işlet neden olabilecektir" Kısa vadede ihracatın sınırlandırılması veya tamamen durdurulmasının, iç piyasada arz artışı sağlayarak fiyatlarda geçici bir gerilemeye yol açabileceğini vurgulayan Ali Eroğlu, "Ancak kanatlı eti üretimi biyolojik üretim döngüsüne dayalıdır ve kapasite planlaması belirli bir süreklilik gerektirir. Üretimin karlılık temelinde sürdürülemediği bir fiyat düzeyi; kapasite daralmasına, işletmelerin üretimden çekilmesine, istihdam kayıplarına ve sözleşmeli üretim zincirinin zayıflamasına neden olabilecektir. Orta ve uzun vadede üretimde yaşanacak daralma ise bu kez arz yetersizliği oluşturarak fiyatların daha sert dalgalanmasına zemin hazırlayabilecektir" ifadelerini kullandı. Ali Eroğlu, ihracatın üreticiler için gelir kaynağı olmasının yanı sıra ülkeye döviz kazandıran stratejik bir faaliyet olduğunu belirtti. İhracattaki azalmanın maliyet baskısını artırabileceğini ifade eden Eroğlu, dış pazarlarda kaybedilen payın kısa sürede geri kazanılamayacağını vurguladı. Ani ticari kısıtlamaların üretim planlamasını zorlaştırabileceğine dikkat çeken Eroğlu, öngörülebilirliğin sektörün rekabet gücü açısından önem taşıdığını kaydetti. "Kanatlı sektörü; istihdam ve ihracat boyutlarıyla stratejik öneme sahiptir" Ali Eroğlu, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "TVHB olarak; gıda arz güvenliğinin sağlanması, tüketicinin makul fiyatlarla güvenilir hayvansal proteine erişimi ve üreticinin sürdürülebilir üretim yapabilmesi arasında hassas bir denge bulunduğunu önemle vurguluyoruz. Hayvansal üretim politikalarının kısa vadeli fiyat dalgalanmalarına odaklanmak yerine; maliyetleri azaltıcı, üretimi planlayan, stratejik stok yönetimini içeren ve özel sektörle koordinasyon içerisinde yürütülen öngörülebilir politika araçlarıyla desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Kanatlı sektörü; halk sağlığı, gıda güvenliği, istihdam ve ihracat boyutlarıyla stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle alınacak her kararın; bilimsel veriler ışığında, üreticiyi koruyan, tüketiciyi gözeten ve ülke ekonomisini güçlendiren bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır."