EKONOMİ - 16 Ekim 2019 Çarşamba 11:28

Küçük esnaf yeni mobil ödeme kolaylığıyla gelirini artıracak

A
A
A
Küçük esnaf yeni mobil ödeme kolaylığıyla gelirini artıracak

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın düzenlemesiyle EFT-POS maliyetlerinden dolayı kartla ödeme kabul edemeyen işletmeler, cep telefonlarının tahsilat noktasına dönüşmesi sayesinde her tutarı saniyeler içinde mobil ödemeyle alabilecek. Büyük bir tasarruf sağlayan düzenleme, kredi kartından ödeme alamayan işletmeler için gelir artırma fırsatı sunuyor.

Haziran 2019’da Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Güvenli Mobil Ödeme ve Elektronik Belge Yönetim Sistemi'ne ilişkin yayınladığı düzenlemeyle birlikte, EFT -POS cihazlarına oranla maliyet avantajı ve denetim kolaylığı sağlayacak mobil ödeme teknolojilerinin kullanımının yaygınlaşması hedefleniyor. Cep telefonlarının bir yazılım sayesinde tahsilat noktasına dönüşeceği yöntem, bakkal ve marketten kafe zincirine, manavdan şarküteriye kadar bütün küçük ve orta ölçekli işletmelerin nakit yerine kredi veya banka kartıyla her tutardan ödemeyi kolaylıkla yapmasını sağlayacak hızlı ve güvenli bir yöntem sunuyor. Mobil ödeme sonrası fatura ise e-mail ya da SMS yoluyla cep telefonlarına iletilecek.

Temassız şifresiz işlem limitinin 120 TL’ye yükselmesi fırsat sunacak
Bankalararası Kart Merkezi (BKM) verilerine göre, Türkiye’de 1 milyon 635 bin aktif pos cihazı bulunuyor. Her ay kullanım bedeli ve banka komisyonu uygulanan pos cihazları, küçük ve orta ölçekli işletmeler için ciddi bir mali yük oluşturuyor. Bu maliyetin altına girmek istemeyen işletmeler ise kredi kartından ödeme alamadıkları için satış yapamıyor. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın düzenlemesiyle cep telefonlarının EFT - POS alternatifi olarak kullanılabileceği yeni sistem, büyük bir tasarruf sağlarken kredi kartından ödeme alamayan işletmeler için gelir artırma fırsatı sunuyor. Özellikle 90 TL olan temassız şifresiz işlem limitinin 1 Ağustos 2019 itibariyle 120 TL’ye çıkarılması yasal altyapısı hazırlanan süreci de destekliyor. Bugün, Türkiye’de yüz yüze yapılan her 10 kredi kartı işleminden yaklaşık 1’i temassız olarak gerçekleştiriliyor.

"Android tabanlı ve sertifikalı EFT-POS’lar ile cihaz kalabalığı azalacak"
Yeni düzenleme, işletmelere yalnızca tahsilatta kolaylık ve hız sağlamakla kalmayacak. Ayrıca e-arşiv/e-fatura üreten düşük maliyetli bu satış yönetim sistemlerinin hem satış belgesi üretir hem de tahsilatını yapar hale gelmesi bekleniyor. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Protel Pazarlama Üst Yöneticisi Kamil Özörnek, "İşletmeciler hem sipariş alan, hem satış yapan ve hem de tahsilat yapıp e-fatura gönderen bu küçük mobil cihazları tercih etmeye başlayacak. 2020’den itibaren mevcuttaki EFT-POS cihazlarının yerini zaman içerisinde yavaş yavaş mobil çözümlere bırakmasını bekliyoruz. İşletmenin satış operasyonunu hızlandırarak satış hacmini yükseltirken, tüketici tarafına kolay ve güvenli bir seçenek sunmasını bekliyoruz" dedi.

İlk prototipler üretilmeye başlandı
Öte yandan, yeni yılla birlikte uygulamaya alınacak bu düzenleme, bankalar ve ödeme kaydedici cihaz üreten şirketleri de harekete geçirdi. Bankaların dahil olduğu ödeme süreci, mobil cihazları tahsilat noktasına çeviren donanım, uygulama ve e-fatura ile e-arşiv entegrasyonları dahil olmak üzere dört aşamadan oluşan ilk ürünlerden biri Protel tarafından geliştirildiği açıklandı.

Hem bankalar ve hem de donanım üreticileriyle yoğun çalışmalar yürüttüklerini aktaran Kamil Özörnek, "Sektördeki 30 yıllık tecrübemizi ve inovasyon kasımızı hızla ürüne dönüştürdük. Donanım, yazılım, ödeme ve entegrasyonlar olmak üzere tüm süreci uçtan uca içeren bu çözümümüzü yakında piyasaya süreceğiz. Avrupa ülkelerinde özellikle de genç nüfusun yüzde 95’inin alışverişlerinde nakit kullanmadığını ve Türkiye’nin de aynı trend dahilinde hızla nakitsiz topluma doğru dönüştüğünü düşündüğümüzde ürettiğimiz çözümlerin KOBİ’lere ve ülke ekonomisine ciddi katkı sunacağına inanıyorum" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.