GÜNDEM - 07 Ocak 2022 Cuma 12:10

Reklamcılık gerçek yaşamdan sosyal medyaya doğru yayıldı

A
A
A
Reklamcılık gerçek yaşamdan sosyal medyaya doğru yayıldı

Son dönemde reklamcılığın seyrini etkileyen faktörler, metaverseler, NFT kavramları gibi gelişmeler ve değişimlerle ilgili bilgi paylaşımında bulunan Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Yakın, “Reklamcılık gerçek yaşamdan sosyal medyaya doğru yayıldı” dedi.

Değişen ve gelişen teknoloji sebebiyle günümüzde yeniliğe uğrayan sektörlerden birisi de reklamcılık. Reklamcılığın geleneksel ve dijital olarak iki alana ayrıldığını belirten İstanbul Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Yakın, metaversein reklamcılık açısından yeni bir evren oluşturduğunu kaydetti. Yakın, sosyal medyanın aktif olarak kullanılmaya başlanması ve bireylerin gerçek yaşam kadar sosyal medya içerisinde de aktif hale gelmesiyle reklamcılığın gerçek yaşamdan sosyal medyaya doğru yayıldığını ve evrildiğini aktararak, “Metaverse bu bağlamda üçüncü bir evren olarak reklamcılığın daha da yayılmasına şüphesiz katkıda bulunacak. Yurtdışında zincir mağazaların metaverse evreninde satışa başladığına yönelik haberleri okuyoruz. Metaverse içerisinde de senaryonun tekrarlanacağını ve reklamcılık açısından evrileceğini söyleyebilmek mümkün” dedi.

“Reklam örneklerinin NFT üzerinden satışa çıkacağını göreceğiz”
NFT kabaca dijital bir varlığın benzersiz olduğunu ve takas edilemeyeceğini onaylayan bir veri birimi olarak adlandırıldığını söyleyen Yakın, “NFT özellikle sanatçıların yoğun ilgi gösterdiği bir alan olmakla beraber örneğin ilk sms’in geçmiş günlerde NFT üzerinden satışa çıktığını, ülkemizde bir habercinin ilk tweet’ini yine NFT birimine çevirerek sattığını okuduk medyadan. Hem NFT’nin marka yönetimi hem de NFT üzerinden satışa çıkarılan ürünlere, eserlere dair reklamcılık yeni yollar kat ediyor. Yani bir değere sahip reklam içerikleri. Kimi zaman reklam örneklerinin de NFT üzerinden yakın gelecekte satışa çıkacağını göreceğiz diye tahmin ediyorum. Hatta yakın gelecekte sadece satın alanların görebileceği özel reklam içeriklerinin NFT üzerinden pazarlanabileceğini söylemek bile mümkün olabilir. Günümüz postmodern dünyasında reklamın kendisi de tüketilebilir ve özel bir içeriğe dönüşebiliyor.“ ifadelerini kullandı.

Kripto paraların Frigyalı’lardan günümüze kadar gelen para anlayışını bir hayli değiştirdiğinin altını çizen Doç. Dr. Mehmet Yakın, “Meydana getirdiği rüzgarla Ekvador gibi ülkeler resmi para birimlerini Bitcoin’a dönüştürmeye, Nijerya gibi ülkeler kendi resmi kripto paralarını çıkartmaya başladılar. Kripto paranın haber boyutu kadar sanal paranın değerinin artmasına yönelik olarak da örtülü veya açık reklam çalışmalarını görmeye devam edeceğimizi düşünüyorum. Elon Musk’ın attığı tweetlerle kripto paraya dair algıları değiştirmesi neden örtülü bir reklam çabası olarak görülmesin?” dedi.

Bireyin olduğu her yerde teknolojinin değiştiği her ortamda dolayısıyla boşluğun olduğu ve bireyin baktığı her alanda reklamcılığın geliştiğini ve değiştiğini söyleyebileceğimizi belirten Yakın, “Eskiden reklam çalışmaları gayet net bir şekilde kendilerini belli ederken günümüzde bireylerin reklama karşı ön yargıları sebebiyle daha örtük hale gelmeye başladı. Hayal gücüne ilişkin teknolojiden, yapay zekadan ne kadar destek alırsak alalım yine de fikir insan zihninden çıkıyor. Bu sürecin de kolay kolay değişebileceğini düşünmüyorum” açıklamalarında bulundu.

Doç. Dr. Mehmet Yakın, Reklam teknoloji etkileşiminin iki türlü olduğunu, teknoloji ürünlerinin ve yeni teknolojilerinin tanıtımında reklamcılığın etkisi, reklam üretiminde teknolojinin etkisi olarak ayrıldığını söyledi.

Yakın, “Öncelikle teknoloji ürünlerinin ve yeni teknolojilerin tanıtımında reklamcılık iki unsurda etkili oluyor. Birincil satış ve ikincil satış; birincil satışta amaç hedef kitleye o ürünü nasıl kullanacağını anlatmak. Örneğin metaverse yeni bir kavram. Sanal bir dünyada sanal kimliklerle günlük yaşamımızı sürdürebileceğimiz ve sosyalleşebileceğimiz söyleniyor. Bu bağlamda çeşitli sosyal platformlarda metaverse’ e dair çeşitli teknoloji uzmanlarının görüşlerine yer veriliyor. Zamanla sinema sektöründe, dizilerde metaverse’e ilişkin daha fazla atıfa rastlayacağız. Markalar bu bağlamda daha fazla metaverse’e atıfta bulunacak. Bir çeşit kazan kazan durumuyla markalar metaverse içerisinde yer alırken metaverse de daha fazla hedef kitleye ulaşabilecek.” dedi.

“Teknolojik gelişmelerle reklamcılık iç içedir”
Bu durumun reklam mecralarını da etkileyeceğini belirten Yakın, “360 derece iletişim prensibi reklamcılık açısından önemlidir. Bireyler neredeyse reklam çalışmaları da orada bireylere ulaşmak için çaba gösterecek. Teknolojik gelişmelerle reklamcılık iç içedir ve teknolojik gelişmeleri reklam aracılığıyla duyduğumuz, gördüğümüz kadar teknoloji sayesinde çok farklı mecralar ve farklı reklam çalışmalarını da görürüz.” ifadelerini kullandı.

Dijital kanalların sağladığı veri toplama gücü sayesinde reklamcılık sektörünün her geçen gün daha da güçlendiğini söyleyen Yakın, “Geleneksel reklamcılık geleneksel mecralar olan televizyon, radyo, açıkhava, gazete gibi mecralara yönelik olan reklamcılık anlamına geliyor. Öte yandan bir metin yazarı ve bir grafikerin buluşup bir iletişim problemine dair görsel ve metinle desteklenmiş çözümler oluşturmaları olarak da nitelendiriliyor. Bireyler dijital mecralarda daha bireysel seçimlerle hareket edip interaktif bir iletişim içerisine giriyor. Dijital mecralarda üretilen reklam çalışmalarında da geleneksel çözümler üretmek gerekiyor” diye konuştu.

“Bireyler, geleneksel medyadan sosyal medyaya geçiyor”
Elde edilen verilerle bireyleri artık daha net tanındığı belirten Yakın; verilerden yola çıkan reklam çözümleri satışa yönelik fikir oluşturma ve bunu mecralara göre uygulama sürecinde yine geleneksel yollar kullanılıyor. Son yıllarda üretilen bu fikrin hangi mecralarda nasıl kullanılacağına dair programlar ve yapay zeka uygulamaları var ancak yine de bu reklamlar geleneksel bir ortamda oluşturuluyor.

Doç. Dr. Mehmet Yakın, “Bireyler, geleneksel medyadan sosyal medyaya geçiyor. Bireylerin olduğu, zaman geçirdiği her yerde reklam çabalarını görüyoruz. Dolayısıyla geleneksel medya bir gün bireyler tarafından tamamen terkedilirse reklam çalışmalarını geleneksel medyada görmeyiz ama sosyal medyada şüphesiz geleneksel reklamlar yani dizi arasında reklam yayınları gibi şekillerde görmesek bile farklı şekillerde reklamcılık varlığını devam ettirir.“

Reklamcılığı bu bağlamda modernizme benzettiğini söyleyen Yakın, “Postmodernizm modern anlayışı tamamen öldürmüş müdür yoksa yaşam sürecini değişerek uzatmasını mı sağlamıştır? Tıpkı modernizm gibi reklamcılık bu bağlamda dönüşür, gelişir, hatalarını giderir ama yaşamaya devam eder” dedi.

“Influencerlar gerçek birey olabildiği gibi sanal bireyler de olabilir”
Geleneksel medyada tek kanallı televizyonlar çok kanallı televizyonlara geçmiş olsa bile aynı dakikada tüm kanalları reklamla işgal edip tüketicinin reklam mesajından kaçışını önlenebildiğini belirten Yakın, “Teknolojinin değişimiyle beraber mecralar neredeyse her birey için farklılaştı ve markalar kitle iletişimden bireysel iletişim sürecine geçti. Bu bağlamda ‘reklam olduğu belli olan’, ‘markalar tarafından sunulan’ reklam çalışmalarından bireyler daha hızlı bir şekilde uzak durabildiler” şeklinde konuştu.

Son olarak, reklam sektörü influencerla izleyenleri arasında güvenilir etkileşimi farketti ve doğal olarak reklamdan kaçan bireyleri bu etkileşim kanalıyla “yakalamaya” başladığının altını çizen Yakın, “Günümüzde her ürün grubuna uygun olarak influencerlarla çalışıldığını görüyoruz. Hatta influencer ajansları var. Ajanslar influencer havuzundan sizin markanıza uygun kişileri önerebiliyorlar. Reklam ajanslarında da artık influencerların yerleşik hale geldiğini görebiliyoruz. Ajansın çalıştığı markalara uygun olarak influencerlerla işbirliği yapılıyor. Influencerlar gerçek birey olabildiği gibi sanal bireyler de olabilir, Yurtdışında sanal influencer örneği Lil Miquela var. Markalarla işbirliği yapıyor Influencerlar markalarla bireyler arasında doğal ve samimi bir iletişim, etkileşim sağlamak için kolaylaştırıcı oldular ve günümüzde yoğun bir şekilde reklam çabaları içerisinde yer alıp markalar ve reklam ajanslarıyla işbirlikleri gerçekleştiriyorlar." dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Niğde Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Dinç: "Bağımlılıkla mücadelede devletin çabası yetmez, herkes sorumluluk almalı" Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, "Bağımlılıkla mücadelede devletin çabası yetmez, herkes sorumluluk almalı" dedi. Niğde’deki programı çerçevesinde ilk olarak Vali Nedim Akmeşe’yi ziyaret eden Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, kentte yürütülmesi planlanan projelere ilişkin bilgi alışverişinde bulundu. Ziyaretin ardından Yeşilay Danışmanlık Merkezi’nde basın mensupları ve gönüllülerle bir araya gelen Dinç, Türkiye genelinde yürütülen çalışmalar hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin her köşesinde 104 yıldır faaliyet gösterdiklerini ifade eden Dinç, bağımlılığın birey ve toplum üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekerek, "Bağımlılık bir insanın başına gelmiş en kötü şeydir. Bağımlı insan işini kaybeder, ilişkilerini kaybeder, sevdiklerini, dostlarını kaybeder, sağlığını, yeteneğini kaybeder ve en sonunda kendini kaybeder. Bir insanın, aynı zamanda bir toplumun da başına gelebilecek en kötü şey, çocuklarının, gençlerinin, gelecek nesillerinin bağımlı olmasıdır. O yüzden Türkiye Yeşilay Cemiyeti, ne herhangi bir insanımız bu problemi yaşasın istiyor ne de toplumumuzda böyle bir problem olsun istiyor. Çünkü hem bireye zarar veriyor hem toplumu kökünden yıkan olumsuz etkiler ortaya çıkarıyor" ifadelerini kullandı. Bağımlılıkla mücadelenin yalnızca kurumların çabasıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Dinç, "Seferberlik diyoruz, çünkü bağımlılıkla mücadelede devlet kurumları gayret ediyor, yetmez. Yeşilay çalışma yapıyor, yetmez. Her bir insanımızın bu konuda sorumluluk alması, bu yükün altında kalmamak için mücadelemize destek vermesi gerekiyor" dedi. Dinç, bağımlılığın aileler üzerinde oluşturduğu ağır yükü şu sözlerle anlattı: "Danışanlarımızdan birinin annesi şöyle yazmış; ‘Ben evladımdan vazgeçmiştim, siz vazgeçmediniz, şimdi kurtuldu’ demiş. Bir insan evladından vazgeçer mi? Geçebiliyor. Çünkü bağımlılık öyle bir noktaya getiriyor ki anne, ‘Evladım ölsün diye dua ediyorum. Kendine de eziyet ediyor, bize de eziyet ediyor, başkasına da eziyet ediyor’ diyor. Allah hiçbir yuvaya vermesin istiyoruz." Yeşilay’dan çocuklar ve gençler için eğitim ve projeler Bağımlılıkla mücadelenin özellikle çocuklar ve gençler üzerinden güçlendirilmesi gerektiğini belirten Dinç, anaokulundan itibaren eğitim verdiklerini söyledi. Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı kapsamında bugüne kadar 7 milyon öğrenciye ulaştıklarını ifade eden Dinç, 188 üniversitede Genç Yeşilay kulüplerinin faaliyet gösterdiğini kaydetti. Gençlerin enerjisinden ve vizyonundan yararlanmak istediklerini ifade eden Dinç, spor salonları, kütüphaneler ve atölyelerle çocuklara güvenli alanlar oluşturduklarını, Niğde’de "Yeşil Kampüs" projesini hayata geçirmek istediklerini belirtti. Uyuşturucu, kumar ve tütün bağımlılığına dikkat çeken Dinç, "Uyuşturucuyla, kumarla, tütünle alakalı problemler var. Artık sayı vermeye gerek yok. Yangın yanımızda. Yangın geliyor diye bağırmaya gerek yok, bizatihi görüyoruz, sıcağını hissediyoruz. Yangın varken bir yerde başka iş yapılmaz. Kimin ne işi varsa bırakır, herkes toplu şekilde yangın söndürmeye gider. Şu anda bağımlılıkla alakalı bir yangın var. Bütün dünyada var, ülkemizde de var. İşimizi gücümüzü bırakacağız, birinci önceliğimiz bu yangını söndürmek olacak. Niğde’de verdiğimiz bu mücadelede sizlerin de çok desteğini bekliyoruz" şeklinde konuştu.
Ankara Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Geylan: "Meslektaşımız öğrencisi tarafından katledildi" Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu Kamu Çalışanları Sendikası (Türk Eğitim Sen) Genel Başkanı Talip Geylan, İstanbul’da öldürülen öğretmen Fatma Nur Çelik hakkında, "Öğretmene şiddet sadece öğretmenin meselesi değil, toplum meselesidir" dedi. İstanbul’un Çekmeköy ilçesindeki Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde Biyoloji Öğretmeni Fatma Nur Çelik’in 17 yaşındaki öğrencisinin bıçaklı saldırısı sonucu hayatını kaybetmesinin ardından Türk Eğitim Sen, İstanbul’daki tüm okullarda bir gün iş bırakma eylemine gitti. Konuya ilişkin açıklama yapan Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, kamuda öğretmene şiddet mevzusunun ilk olmadığını belirterek, ciddi bir çözüm olmadan öğretmene şiddetin ve cinayetlerin artacağına dikkat çekti. Geylan, kamuda şiddet yasasının tüm kamu görevlilerine hitap etmesi gerektiğini ifade ederek, eğitimin ailede başladığını ve gerekirse suç işleyen çocukların ailelerinin de ceza alması gerektiğini sözlerine ekledi. "Meslektaşımız öğrencisi tarafından katledildi" Öğretmenlere şiddet mevzusunun zaten var olduğunu, fakat dün yaşanan olayın bir öğrenci tarafından gerçekleştirildiğinin ayrı bir parantez içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Geylan, "Ufak kesimlerden öğretmenlere yönelik şiddet duyuyoruz. Ama bahsi geçen meslektaşımız öğrencisi tarafından katledildi. Bu acayip bir şeydir. Toplumumuzun, ailemizin dikkat meselesi olması gerekir. Bu toplum, bir süre öncesine kadar çocuğunu okula kaydettirmeye getirirken ‘Öğretmenim eti senin, kemiği benim’ teslimiyetiyle okula yaklaşırdı. Nereden nereye geldik? Ben buradan ailelere seslenmek istiyorum, topluma seslenmek istiyorum. Öğretmene verdiğiniz değer, aslında sizin çocuğunuza ve çocuğunuzun geleceğine verdiğiniz kıymettir" diye konuştu. "Öğretmene kıymet vereceksiniz ki, çocuğunuzun geleceğine yatırım yapmış olun" Eğitimin evde başladığını ama okulda devam ettiğini ifade eden Geylan, "Öğretmene kıymet vereceksiniz ki çocuğunuzun geleceğine yatırım yapmış olun. Öğretmene kıymet vereceksiniz ki çocuğunuza değer vermiş olacaksınız. Ben bu noktada ailelerimizin, toplumumuzun daha sorumlu davranması gerektiğini düşünüyorum. Okullardaki şiddetin birçok nedeni var. En başta okullarımızda yeterli güvenlik önlemlerini maalesef alınmıyor. Her okulda yeterli sayıda güvenlik personel tahsis edilmeli. Güvenlik hizmeti adeta nöbetçi öğretmenler eliyle sağlanıyor. Bu yetersizdir. Ben buradan Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunuyorum. Okullarımızda güvenlik personeli yeterli bulunsun istiyorum" şeklinde konuştu. "Disiplin yönetmelikleri yeniden düzenlenmeli" Okullardaki disiplin yönetiminin yetersiz seviyede olduğunu ve bunun artırılması gerektiğini vurgulayan Geylan, "Disiplin yönetmelikleri yeniden düzenlenmeli. Caydırıcı tedbirler alınmalı. Sadece velilerimiz değil, öğrencilerimiz de yapmış oldukları tutum ve söylemlerin bir ceremesi olduğunu bilmeli. Dolayısıyla disiplin yönetmelikleri yeniden düzenlenmeli. Caydırıcı tedbirler alınmalıdır. Başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) olmak üzere asılsız birtakım bildirimlerle, ihbarlarla soruşma açılıyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. CİMER’e bir şekilde düzen getirilmeli" ifadelerini kullandı. "Gelecek, eğitimle gelecek" Okullardaki rehberlik servis hizmetlerinin yeterli seviyede olmadığını, okullardaki rehberlik servisi hizmetlerinin kapasitesinin artması gerektiğinin altını çizen Geylan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Öğretmene şiddet; sadece öğretmenin meselesi değil, toplum meselesidir. Gelecek, eğitimle gelecek. Biz geleceği, çocuklarımızın geleceğini, eğitimle şekillendireceğiz. Eğitimin de asli unsuru, taşıyıcı unsuru öğretmendir. Öğretmenin itibarını gözetmeden, sağlıklı eğitim hizmeti alamayız. Bir diğer beklentimiz de okullarımızdaki rehberlik hizmetlerinin yeteri sayıda kurulması. Şu anda bu konuda eksiklik var. Her 100 öğrenciye bir rehber öğretmen düşecek sayıda normların belirlenmesi lazım. Bu lazım ki suça meyilli, psikolojik sorun yaşayan, suça özenen öğrencilerimizi erken dönemde tespit edelim ve tedbirlerimizi alalım."
Kocaeli Memur maaşlarında "çoklu veri ortalaması" ve "aylık eşel mobil" çağrısı HEKİMSEN, kamu çalışanlarının maaş artışlarını belirleyen enflasyon verilerinde çoklu veri ortalaması modeline ve aylık eşel mobil sistemine geçilmesi çağrısında bulundu. HEKİMSEN’den yapılan yazılı açıklamada, Türkiye’de her ay açıklanan enflasyon verilerinin kamuoyunda tartışma oluşturduğu ve farklı kurumlarca açıklanan oranlar arasındaki farkın, kamu çalışanlarının maaş artışlarının belirlenmesinde güven sorunu oluşturduğu belirtildi. Bir kurumun aylık enflasyonu yüzde 2,96 olarak duyururken, diğerinin yüzde 3,85, farklı bir araştırma grubunun ise yüzde 4,01 oranını açıklayabildiğine dikkati çekilen açıklamada, bu durumun "Gerçek enflasyon hangisi?" sorusunu yeniden gündeme taşıdığı ifade edildi. Açıklamada, enflasyon oranlarının ürün sepeti, veri toplama yöntemi, örnekleme alanı ve hesaplama tekniklerine göre değişiklik göstermesinin akademik düzeyde tartışılabileceği ancak maaş artışlarının tek bir veri kaynağına bağlanmasının ciddi sorun oluşturduğu vurgulanarak, yüzde 1’lik bir farkın bile yıl boyunca biriktiğinde ciddi bir reel gelir kaybına dönüştüğü kaydedildi. "Enflasyon oranı birden fazla veri kaynağı ile belirlenmelidir" Maaş artışlarının tek bir veri kaynağına göre belirlenmesinin, veriler tartışmalı hale geldiğinde güveni sarstığı aktarılan açıklamada, enflasyon farkının yalnızca Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bağlı kalınmadan hesaplanması gerektiği savunuldu. Çalışan lehine güvenlik mekanizması oluşturulması gerektiği belirtilen açıklamada, şu önerilere yer verildi: "Enflasyon oranı; İstanbul Ticaret Odası (İTO), Yükseköğretim Kurulu (YÖK) bünyesindeki bir üniversite, çeşitli sivil toplum kuruluşları ve Merkez Bankası gibi en az üç bağımsız veya resmi ekonomik araştırma kuruluşunun açıkladığı verilerin ortalaması esas alınarak hesaplanmalı. Bu kurumlar, toplu sözleşme görüşmelerinde tarafların mutabakatıyla belirlenmeli ve hesaplama yöntemi şeffaf olmalı. Çalışan aleyhine bir durum oluşmaması için, üçlü ortalama TÜİK verisinden düşük çıkarsa TÜİK oranı esas alınmalı." Enflasyonun her ay artmasına rağmen maaşların 6 ayda bir güncellenmesinin kamu çalışanlarını fiilen her ay gelir kaybına uğrattığı belirtilen açıklamada, "eşel mobil" sisteminin enflasyon oranı uygulamasında aylık olarak hayata geçirilmesi talep edildi. Bu modele göre, TÜİK ile birlikte en az üç kurumun açıkladığı aylık enflasyon verilerinin ortalamasının ilgili ayın maaş katsayılarına otomatik olarak yansıtılması gerektiği belirtilerek, "2026 yılı ocak ve temmuz dönemsel artışları, önceki zam mahsup edilmeden doğrudan uygulanmalıdır" denildi. Enflasyon tartışmasının yalnızca teknik bir mesele olmadığı, kamu çalışanlarının sofrasını ve geleceğini doğrudan etkilediği altı çizilen açıklamada, "adil ücret, şeffaf veri, otomatik koruma" vurgusu yapıldı. Açıklamada, reel gelirin korunmadığı bir sistemde mesleki motivasyonun ve kamu hizmetinde sürdürülebilirliğin sağlanamayacağı ifade edildi.
Şırnak İran-ABD-İsrail savaşı rotayı Şırnak’a çevirdi: Erbil uçakları Şerafettin Elçi Havalimanı’na iniyor İran ile ABD-İsrail arasında yaşanan savaş nedeniyle Irak’taki havalimanlarına iniş yapamayan uçaklar, Şırnak’taki Şerafettin Elçi Havalimanı’na iniş yapıyor. Ortadoğu’da devam eden savaş ve güvenlik riskleri nedeniyle Erbil Uluslararası Havalimanı’na iniş yapamayan yolcu uçakları, rotalarını Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı’na çevirdi. Özellikle Irak hava sahasındaki hareketlilik nedeniyle Şırnak’a iniş yapan uçaklardaki yolcular, burada işlemlerini tamamladıktan sonra karayolu üzerinden Habur Sınır Kapısı’nı kullanarak Irak’a geçiş yapıyor. Bölgedeki yoğunluk nedeniyle tarifeli seferlerin yanı sıra çok sayıda özel uçuşun da Şırnak’a yönlendirildiği öğrenildi. Bölgedeki zorunlu rota değişikliğinin yanı sıra Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı tarihi bir güne tanıklık etti. Erbil Havayolları tarafından icra edilen operasyonla, Almanya’nın Düsseldorf şehrinden Şırnak’a ilk direkt dış hat uçuşu gerçekleştirildi. Erbil Havayolları’na ait uçakla Düsseldorf’tan gelen 145 yolcu Şırnak’a iniş yaparken, aynı uçak Şırnak’tan 170 yolcu alarak havalandı. Havalimanı yetkilileri ve vatandaşlar, yaşanan bu hareketliliğin Şırnak’ın bölgesel bir lojistik ve ulaşım merkezi olma potansiyelini artırdığına dikkat çekiyor. Irak’a gitmek için Şırnak’ı tercih eden yolcular, sunulan hizmetten ve ulaşım kolaylığından memnun olduklarını dile getirirken, havalimanındaki yoğunluğun önümüzdeki günlerde de devam etmesi bekleniyor.