KÜLTÜR SANAT - 09 Nisan 2014 Çarşamba 12:14

Şenol Tombaş: ‘Edebiyat kalemin dokunmadığı yerlere dokunmalı’

A
A
A
Şenol Tombaş: ‘Edebiyat kalemin dokunmadığı yerlere dokunmalı’

Yazar Şenol Tombaş, öyküleri ele alış tarzıyla, öykü türüne yeni bir soluk aldırıyor.

Yazılarında gelenek ve göreneklerimizden beslenen, toplumun her kesimini kucaklayan yeni bir isim. Sanat, sanat için mi? Yoksa sanat toplum için mi? Sorusuna yalın bir dille sanatın toplum için olduğunu savunan bir yazar. Bu keyifli söyleşimizde yazarlığa nasıl başladığını, hikâyelerinde; karakteri nasıl belirlediğini ve yazar olabilmek için nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair birçok konuda bu keyifli sohbetimizi sizler için gerçekleştirdik.


-İlk ne zaman hikâye yazmaya başladınız?

İlk hikâyelerim çocukluk dönemlerinde oldu. Cin Ali hikâyeleri yazardım. Defterimin yırtar ikiye katlar diker yeni kitaplar oluştururdum. Kimse görmesin diye de onları yastığımın altına koyardım. Cin Ali biraz şaşkındı. İzmit’e gidiyorum diye İzmir’e giderdi. İlkokula giderken bu yeteneğimin farkında olmayarak başladım. Daha sonra sürekli yazdım. Şöyle diyebilirim ki yazmaya doğmadan beş yıl önce başlamışım. Ne zaman sıkılsam ve bir kasvet bassa ona sarıldım. Dolayısıyla kalemle çocuk yaşta ahbap oldum.

Şenol Tombaş: ‘Edebiyat kalemin dokunmadığı yerlere dokunmalı’

-Yazılarınızı kaleme alırken neye dikkat ediyorsunuz?

Önce hissetmeniz lazım ben şiir yazacağım yahut ben hikâye yazacağım diye başlarsanız olmuyor. Bir fotoğraf makinesi düşünün ona binlerce poz çekebilirsiniz. Onun sanat değeri olması için öyle bir kare seçersiniz ki işte o zaman sanat olur. Ben de yazarken bu orijinallikten yanayım. Zaten insan üslubu oturunca neyi eline alsa altın olur. Sen yetenekli bir yazarsan yazarsın. Özellikle farkını fark ettirmek çok özel bir şey ben öncelikle buna dikkat ederim. Yazı bir kere içime sinmeli tamam arkadaş bu olmuştur demeliyim. Yazılarımı dinlendiririm acele etmem.

-Yazılarınızda en çok duygularınızdan mı faydalanırsınız?

Günümüzde duygulardan uzaklaşma çok yoğun yaşanıyor. İnsanlar duygularından uzaklaşmamalı. Zaten insanlar duygularından faydalansa bu kadar vahşetler olmaz. İyi bir gözlemci ve iyi bir yazar nereden besleneceğini bilir. Öncelikle sen hissedersin bazen öyle yazılar içine girmişimdir ki kolumu bacağımı yaktığım zamanlar bile oldu ve yandığımı hissetmedim. Duygular önemlidir insanı insan yapan değerlerdir duygular. Bu duyguyu yazılarımda hissettiririm. Biçim ve teknikle de şekillenmesi gerekir Vıcık vıcık duygulardan ziyade edebiyattan taviz vermeden yazmalıyız. Ben sanat toplum içindir savunanlardanım. Edebiyatın felsefi düşüncelerini, satır aralarında boşluklarını öğrenmemiz gerekir. Eser kendini hızlı tüketmemesi için daha dikkatli olmalıyız. İnsanoğlunun zaafları hep aynıdır, aynı duygulardan beslenir ve edebiyat her zaman günceldir. Her okuduğunda farklı bir anlam çıkarıyorsan eser işte o zaman eserdir.


-Yazılarından etkilendiğiniz ve beğenerek okuduğunuz yazarlar var mı?

Öncelikle beğendiğim yazarlar elbette var. Sadi Şirazi, Bostan ve Gülistan üslubunu, kıssa hisselerini o dönemlerindeki felsefi anlamlarını beğeniyorum. Mevlana’nın Mesnevi’si, Rus yazar Nikolay Vasilyeviç Gogol. Öte yandan Şark Klasikleri, Binbir Gece Masalları bu anlamda daha olumlu itibar bırakmıştır ve anlatımlarımda bunları harmanlıyorum. Gelenek görenek klasiklerinden faydalanarak daha modern hale getirmeye gayret ediyorum.

-Aynı zaman da 3 tane yazarlık atölyeniz var. Burada genç yeteneklere dersler veriyorsunuz. Neler söylemek istersiniz?

Genç yeteneklerin daha iyi motivasyona sahip olmaları için bu tür atölyelerin daha fazla olması gerekiyor. Hayran yetiştirmek için değil. Gelecek kuşaklara aktarabilmek tek taştan duvar olmaz bunu böyle biliyoruz. Bir nebzede olsa tanıtım ama bunu hep beraber ülkemizin kültürüne sanatına saygı gösteren nesiller yetiştirmek için destekte bulunmak için yapıyorum. Düşünen kafaları yetiştirmek bu bize düşen görevdir.

Şenol Tombaş: ‘Edebiyat kalemin dokunmadığı yerlere dokunmalı’

-Yazılarınızdan dolayı hiç eleştiri alıyor musunuz?

Şu zamana kadar bir eleştiri almadım. Ama Türkiye’de şöyle sıkıntı var edebi eserleri eleştirecek çok fazla beyin de yok. Bu anlamda eleştirmenlik ciddi bir iş eleştiri olsun diye eleştiri olamaz. Sanat eserleri görecelidir. Eleştiren insanın çok fazla bilgiye sahip olması gerekir. Okuma, sığ bir eleştiri de olmaz. Eleştirilere açığım fakat eleştiri almıyorum.

-Günümüzde birçok kişi yazılar yazıyor, bloglar oluşturuyor ve herkes de bir yazma gayreti bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her top oynayan futbolcu olmadığı gibi her yazı yazanda yazar değildir. Bu işte pişmeden mutfağına girmeden ben şairim, yazarım demek yanlış olur. Maalesef statü koymak çok kolaylaştı. Bu sorumlulukların bilincinde olan kişiler zaten yazarım, şairim diye dolaşmaz. Emmisi dayısı vardır yürütür işini, kalıcı olmaz. Gece gündüz çalışmak gerekir. Yazarım demek bambaşka bir şey olmak için çok geniş bir hayal gücü olması gerekir çok çalışmak lazım. Aşk, istek ve sabır bu üçünün bir araya gelmesi gerekir. Bunların dışında da insanlığa ufuk açmak. Ben bunları pop yıldızlarına benzetiyorum bir anda çıkıyorlar sonra silinip gidiyorlar. Yazarlık yetenek olsa bile diğer taraftan bakarsak çalışmadan olmaz. Toplumda şöyle bir algı var çok para kazanıyorsan başarılısındır. Fakat bir bakıyorsun, kimse farkında olmadan bir yarışın içinde. Hangi sofradan doyarsan doy rızkı verene bakmak gerekiyor. Yani gecemizi gündüzümüze katmadan bu iş olmaz. En önemli nokta kalıcı olabilmektir.

-Yazmaya yeni başlamış ve başlayacak insanlar için ne önerirsiniz?

Öncelikle hayal gücü ve sabırlı olmaları gerekir. Şartlara yenilmemek hayatta iki yol var ya hayallerinin beşinden gideceksin ya da sana dayatılanı yapacaksın. İlgi alanıyla ilgili vasıflarda bulunması gerek. Muhakkak Kültür Sanat alanıyla ilgilenmeleri gerekir. Toplumun resmini çizmelidirler ve halka karışmalılar. En büyük edebiyat kaynağı toplumdur. Kesinlikle yılmamalılar. Yazarlık atölyelerini önemsemelidirler.


-Çıkarmış olduğunuz Bu bahar Son bahar adlı kitabınız hakkında neler söylemek istersiniz?

Öncelikle kitabımın adını rahmetli anneme dair yazmış olduğum bir kitaptır. Herkesin annesi kendisine özeldir. 20 senelik bir çalışmam. 22 hikâyeden oluşuyor aslında yapboz oluşturarak yazdığım ilk göz ağrı kitabım. Okurlarda çok güzel değerlendirmeler alıyorum. Çok emek verdim hiç bir emek boşa değil bunu çok iyi anladım.

-Yeni projeleriniz var mı?

Şuan hazırlık aşamasında olan Aynaya Yazılan Mektuplar adlı kitabımız var. 12 öyküden oluşacak. Daha çok sembollere dayalı bir aşk öyküsü. Örneğin taşa yazılan mektup var ve daha masum. Marjinal görünebilir, okurların keyifle ve fark edilmeyeni fark ederek okuyacakları kitaptır.

ŞİFA KAYMAK

İSTANBUL

Şenol Tombaş: ‘Edebiyat kalemin dokunmadığı yerlere dokunmalı’

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Edirne İstanbul’un Fethi’nin 573’üncü yılında Edirne’de Osmanlı ruhu yaşatıldı Edirne’de İstanbul’un Fethi’nin 573. yıl dönümü kutlamaları coşku dolu anlara sahne oldu. Programın en dikkat çeken bölümleri ise atlı birlikler ve yeniçeri kıyafetliler eşliğindeki fetih yürüyüşü ile bin dronla fetih ruhunun Selimiye’nin gölgesinde yeniden canlandırılması oldu. İstanbul’un fethinin 573. yıl dönümü etkinlikleri çerçevesinde "İstanbul’un Fethi Edirne’den Başlar" programı yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kutlamalar çerçevesinde "Büyük Fetih Yürüyüşü" ve konserler düzenlendi, Edirne’den İstanbul’un fethine uzanan sürecin gökyüzünde canlandırılması bin dron ile yapıldı Tarihi atmosferin hissedildiği program, vatandaşlara unutulmaz anlar yaşattı. Etkinlikler çerçevesinde Selimiye Meydanı’nda gerçekleştirilen İHA ve SİHA gösterileri yoğun ilgi gördü. Teknoloji ile tarihin buluştuğu gösteriler vatandaşlardan büyük alkış aldı. Vatandaşlar bu anları telefonlarına kaydederek güne anı bıraktı. Akşam saatlerinde düzenlenen fetih yürüyüşü ise adeta Edirne sokaklarını tarih yolculuğuna çevirdi. Selimiye Meydanı doldu taştı, adım atacak yer kalmadı. Jandarma Genel Komutanlığı Atlı Jandarma Birliği, Mehteran Birliği, 500’e yakın yeniçeri ve akıncı kıyafetli ve vatandaşların katıldığı yürüyüşte fetih ruhu yeniden canlandı. Temsili yeniçerilerinden bazıları İstanbul’un fethinde büyük rol oynayan şahi toplarının replikalarını taşıyan tahta arabaları çekerek yürüyüşte yer aldı. Şükrüpaşa İlkokulu önünden başlayan yürüyüş, Selimiye Meydanı’na kadar büyük bir coşku eşliğinde devam etti. Selimiye Meydanı’nda bir araya gelen protokol üyeleri ve katılımcılar, Akşemsettin’i temsil eden Eski Cami İmam Hatibi Salih Tatlı’nın duasının ardından kutlama alanına geçti. 1. Ordu Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın destekleriyle gerçekleşen program yağmura rağmen geç saatlere kadar devam etti. "Bin dron ile göküzünde canlandırma yapıldı" Geçen yıl video mapping ile Selimiye üzerinde yapılan fetih canlandırması bu yıl bin dronla gökyüzünde canlandırıldı. Eski Cami önünde gerçekleştirilen fetih duası ve komando andının okunması programa duygu dolu anlar kattı. Vatandaşlar ellerindeki bayraklarla etkinliklere yoğun destek verirken, meydan marşlar ve mehter ezgileriyle yankılandı. Selimiye Meydanı’ndaki ana programda saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi. Programda Edirne Valisi Yunus Sezer bir konuşma yaptı. Sezer, konuşmasında İstanbul’un fethinin inanç, azim ve iradenin zaferi olduğunu söyledi. Edirne’nin fetih hazırlıklarının merkezi olduğuna vurgu yapan Sezer, İstanbul’un fethinin yalnızca askeri bir başarı olmadığını, asıl büyük olanın inançla yoğrulmuş bir azmin, sağlam bir hazırlığın ve sarsılmaz bir iradenin zaferi olduğunu ifade etti. Edirne’nin fetih ruhunun şekillendiği şehirlerden biri olduğunu aktaran Sezer, "Dünyayı titretecek dev şahi topları bu ocaklarda dökülmüş, ilk kez Edirne’de yankılanmıştır. Bu kadim şehir devlet aklının şekillendiği, orduların hazırlandığı, ilmin büyüdüğü bir başkenttir" dedi. "Tükiye birçok alanda kendi hikayesini yazdı" Türkiye’nin bugün savunma sanayiinden uzay teknolojilerine kadar birçok alanda kendi hikayesini yeniden yazdığını söyleyen Sezer, "O gün dökülen şahi toplarının yerini bugün yerli ve milli teknolojilerimiz, İHA’larımız ve SİHA’larımız almaktadır. Bizler Türkiye Yüzyılı idealimizle her alanda lider bir Türkiye inşa ediyoruz" ifadelerini kullandı. Gençlerin heyecanının fetih ruhunun devamı olduğuna dikkat çeken Vali Sezer, programın hazırlanmasında destek verenlere teşekkür etti. Konuşmaların ardından sahne alan bando ve mehteran ekipleri izleyenlerden büyük alkış aldı. Gecenin finalinde gerçekleştirilen Edirne’den İstanbul’a doğru yola çıkan fetih yürüyüşünün hikayesi, "Edirne’den İstanbul’a: Mühendisliğin ve Azmin Zaferi" temalı dron gösterisi ise gökyüzünde görsel şölen oluşturdu. Edirne’de düzenlenen fetih etkinlikleri, hem tarih bilincini canlı tuttu, hem de vatandaşlara birlik ve beraberlik duygusunu bir kez daha yaşattı