KENT HABERLERİ - 06 Kasım 2014 Perşembe 11:40

Ustasından aşure tarifi

A
A
A
Ustasından aşure tarifi

İyi bir aşurenin nasıl pişirileceğini anlatan 25 yıllık usta aşçı Mustafa Kuri, üzerine Hindistan cevizi, nar ve fıstık serpiştirerek geleneksel tatlının lezzetini arttırdıklarını ifade etti.

Hicri takvime göre Muharrem ayında her yıl olduğu gibi bu yıl da belediyeler, vakıflar, dernekler ve vatandaşlar aşure dağıtıyor. Bağcılar Belediyesi de pişirilen 20 bin kap aşureyi 10 noktada ilçe sakinlerine dağıttı.
25 yıllık aşçı olan Mustafa Kuri, iyi bir aşurenin nasıl pişirileceğini anlatarak, 10 kişilik aşure pişirmek için gerekli olan malzemelerle miktarını şöyle açıkladı:

“350 gram şeker tozu, 120 gram aşurelik buğday, 80 gram nohut, 80 gram kuru fasulye, 40 gram kuru üzüm, 40 gram kayısı, 20 gram kuş üzümü, 100 gram fındık, 100 gram nar, 70 gram fıstık, 30 gram Hindistan cevizi ve az miktarda gül suyu.”

Aşurenin yapım aşamasını anlatan aşçı MustafaKuri, şunları söyledi; “İlk başta nohut ile kuru fasulyeyi iki ayrı tencerede haşlıyoruz. Bir tencereye yeterince su koyuyoruz ve içine bir gün önceden ıslattığımız buğdayı döküyoruz. Nişastası salana kadar buğdayı pişiriyoruz. Daha sonra haşladığımız nohutu tenceredeki buğdaya katıyoruz. Birlikte pişerken haşladığımız kuru fasulyeyi de içine katıyoruz. Yaklaşık 5 dakika birlikte kaynatıyoruz.

Ardından kayısı, kuş üzümü ve kuru üzümü de katarak tahminen 15-20 dakika pişiriyoruz. Bir süre sonra da malzemelerin yumuşamasıyla içine şeker tozu katıyoruz. Hepsini birlikte kaynatıyoruz. Malzemeler yoğunlaşınca içine incir katıyoruz. Birlikte 10 dakika daha kaynadıklarında sert malzemelerin koyulaştığını fark edeceğiz. Bu sırada içine buğday nişastası atıyoruz. Kıvamını ayarlıyoruz. Ardından içine incir atıyoruz. Birkaç dakika daha kaynattıktan sonra aşuremizi kaplara koyuyoruz. Üzerine süs olarak da Hindistan cevizi, nar ve fıstık serpiştiriyoruz. Ve servis ediyoruz. Afiyet olsun.”
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kars Kars’ta kazlar kuluçkada, köylerde seferberlik başladı Doğu Anadolu’nun sert kışlarıyla özdeşleşen Kars’ta, baharın gecikmeli gelişiyle birlikte köylerde hareketlilik yeniden başladı. Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan kazlar, havaların uzun süre soğuk gitmesi nedeniyle bu yıl kuluçkaya geç yattı. Ancak gecikme, köylerdeki heyecanı azaltmadı; aksine, sabırla beklenen "kaz sezonu" şimdi tüm canlılığıyla yaşanıyor. Kars’ın Akyaka ilçesinde köylü kadınların büyük emek vererek büyüttüğü kazlar, adeta ailenin bir ferdi gibi görülüyor. Kış boyunca özenle beslenen ve korunan kazlar, şimdi yeni nesillerini dünyaya getirmek için kuluçkaya yatmış durumda. Bazı kazların yavruları çıkmaya başlarken, köy evlerinde tatlı bir telaş hakim. Kadınlar, henüz yumurtadan çıkan narin kaz yavrularına adeta bebek gibi bakıyor. Soğuktan etkilenmemeleri için özel alanlarda tutulan civcivler, düzenli olarak besleniyor ve kontrol ediliyor. Yavruların sağlıklı büyümesi için gece gündüz demeden nöbet tutuluyor. "Dışarıdan getirilen kazlar Kars kazının ırkını bozdu" Bu yıl 2 kaz yavrusunun çıktığını ifade eden Gülsüm Demirkaya, "Kazlarımız bu sene doğdular ama çok aşırıda doğdular. Hiç birisi yavru olmadı. Yeni yeni kazlar yattı, benim bu sene 2 kaz yavrusu çıktı. Çıkarsa bir 10 tane çıkar. Eskisi gibi kazların da daha verimi yoktur. Bütün dışarıdan gelen kazları bizim köyümüzün kazlarına karıştırdılar. Köy kazlarının da ırkını bozdular. "Kazlarımız kuluçkaya yatmadı" Kazların bu yıl kuluçkaya çok fazla kazın yatmadığını belirten Erdoğan Erdağı, kaz yavrularını elde etmek için kuluçka makinesi aldıklarını söyledi. Erdağı, "Her sene kazlarımız yatırdı. Bu sene yatmadı, ne yaptık? Makine aldık, mecbur kaldık aldık. Yumurtalarımız zay oluyordu. Kuluçka makinesine verdik. 7-8 bin lira, makine aldık. Şimdi makineye bakıyoruz çıkar mı? Çıkmaz mı? O da şanşa" diye konuştu. Öte yandan kuluçkaya yatan kazlar da en az yavrular kadar ilgi görüyor. Yumurtalar her gün tek tek kontrol edilerek gelişim süreci yakından takip ediliyor. Yaşanması muhtemel olumsuzlukta hemen müdahale ediliyor. Bu titiz bakım, hem verimi artırıyor hem de bölge ekonomisi için büyük önem taşıyor. Kars’ta kaz yetiştiriciliği yalnızca bir hayvancılık faaliyeti değil, aynı zamanda kültürel bir miras olarak da yaşatılıyor. Özellikle kadınların omuzlarında yükselen bu gelenek, aile bütçesine sağladığı katkının yanı sıra dayanışma ve üretim kültürünü de güçlendiriyor. Öte yandan köylerdeki üreticiler umutlu; her yeni çıkan yavru, hem sofralara hem de ekonomiye katkı sağlayacak "beyaz bereketin" habercisi olarak görülüyor. Kars’ta şimdi gözler, kuluçkadan çıkacak yeni yavrularda. Zorlu doğa şartlarına rağmen sürdürülen bu emek dolu süreç, bölgenin azmini ve üretme kararlılığını bir kez daha gözler önüne seriyor. (IÇ-NK)
Adana Adana’da 3 arkadaştan 21 yıldır haber alınamıyor Adana’da 2005’te parkta oturdukları sırada kimliği belirsiz kişilerce kaçırıldığı iddia edilen 3 arkadaştan 21 yıldır haber alınamıyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kayıp şahıslarla ilgili dosyaların yeniden ele alınması yönündeki çalışması aileleri umutlandırırken evladından 21 yıldır haber alamayan anne Hülya Bebek, "İyi olsaydı mutlaka beni arar, haber verirdi. Doktora gitsem acaba yolda karşılaşır mıyım?, ben gittiğimde eve gelir mi? Bu hayallerle yaşıyorum" dedi. Olay, 18 Mayıs 2005 akşamı saat 21.30 sıralarında merkez Seyhan ilçesi Yeşilevler Parkı’nda meydana geldi. İddiaya göre, 18 yaşındaki Suat Bebek (18), arkadaşı Ramazan Sofi (20) ile birlikte parka gitti. Bir süre sonra yanlarına arkadaşları Emin Saçan (22) da katıldı. Parkta oturup sohbet eden gençlerin yanına plakası alınamayan bir minibüsle gelen 8 kişi, gençleri önce darp etti, ardından silah zoruyla araca bindirerek kaçırdı. O günden sonra 3 arkadaştan bir daha haber alınamadı. "Gözümü kaybettim oğlum hala bulunamadı" Adalet Bakanı Akın Gürlek’in kayıp şahısların bulunmasına yönelik yeniden çalışma başlatması, ailelerde umutları yeniden yeşertti. Oğlu Suat Bebek’ten yıllardır haber alamayan anne Hülya Bebek (64), yaşadığı acıyı gözyaşları içinde anlattı. Oğlunun kaybolmasının ardından sağlık sorunları yaşadığını belirten anne Bebek, "10 senedir bu hastalıkla devam ediyorum. Oğlum evden gitti, gündüz yatıyordu. Akşam üzeri çıkıp gitti. Benim kız enişteyle dondurma yemeye gidiyordu, ‘Gördünüz mü?’ dedim. ‘Kahvenin önünde oturuyordu anne’ dediler. Ondan sonra bekledim, bekledim gelmediler. Saat gece 11 oldu, ‘Oğlum artık gel’ dedim. Bir daha haber alamadık, insanlık namına duyan bilen varsa biri bir şey söylesin. Gözümü kaybettim, her şeyimi kaybettim. Gözüme mantar hastalığı geldi, ‘3 ay ömrün var, beyne doğru gidiyor’ dediler. Ama Allah öldürmedi, gözüm gitti" dedi. "Ben ölsem daha iyiydi" Yaşamanın çok zor olduğunu anlatan Bebek, "Ben ölsem ondan iyiydi. Evlat acısı hiçbir şeye benzemiyor. Hiçbir şey yok. Sağ olarak hiç ümidim kalmadı. İyi olsaydı mutlaka beni arar, haber verirdi. Doktora gitsem acaba yolda karşılaşır mıyım? Ben gittiğimde eve gelir mi? Bu hayallerle yaşıyorum" diyerek gözyaşlarına boğuldu. "Ölüsü de dirisi de olsa onun bulunmasını istiyoruz" Ağabey Kadir Bebek (36) ise kardeşlerinden 21 yıldır hiçbir haber alamadıklarını belirterek yetkililere çağrıda bulundu. Bebek, "Kardeşim 21 yıl önce kayboldu, her gece onu düşünüyoruz. Yolunu bekliyoruz, kapıyı bekliyoruz, telefonunu bekliyoruz. Hiçbir şekilde bize kimse ulaşmadı. Adalet Bakanlığı’ndan yardım istiyoruz. Bizim kardeşimiz de bulunsun. Telefon bekliyoruz. Bundan bir ay önce emniyet aradı kan tahlili için ama kimse gelmedi. 21 yıldır hiçbir şekilde bilmiyoruz, ölü müdür? Sağ mıdır? Ölüsü de olsa dirisi de olsa biz istiyoruz. Kardeşimizin bize ulaşmasını istiyoruz, yaşıyorsa evine gelsin. Ölüyse de ölüsünü istiyoruz. 21 senedir içimiz yanıyor" diye konuştu.