DİĞER SPORLAR - 21 Mayıs 2017 Pazar 13:23

Yiğidolar, rugbyyi sevdi

A
A
A
Yiğidolar, rugbyyi sevdi

Türkiye’de fazla bilinmeyen ancak Türk insanının yapısına çok uygun olan rugby sporuna ilgi her geçen gün artıyor.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi bünyesinde kurulan Kangal Rugby Clup takımı lig müsabakaları için Azeri Teknik Direktör Emil Aliyev nezaretinde çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye’de 2004 yılında federasyonunun kurulmuş olmasına rağmen 2015 yılından sonra tanınmaya başlandı ve kulüp sayısı yaygınlaştı. Sivas’ta ise yaklaşık 4 yıldır rugby takımı bulunuyor. Şu an 2. Lig’de mücadele eden Kangal Rugby Clup Takımı, Hacettepe Üniversitesi Tigers takımını mağlup edip 1. Lig'e yükselmeyi hedefliyor. Rugby, dünyada çok yaygın olsa da Türkiye’de yeni yeni tanınıyor. Rugbynin maçları kadar antrenmanları da sert geçiyor.

Türklere uygun bir spor

Azerbaycan’da Rugby Genç Milli Takımı Antrenörü de olan Aliyev üç yıldır Sivas’ta gençlere rugby eğitimi verdiğini belirtip, Türkiye’de 2004 yılında kurulan Rugby Federasyonu’na bağlı olarak gençleri eğittiğini söyledi. Aliyev mayıs ayı sonunda yapacakları müsabaka ile 1. Lig'e çıkmayı hedeflediklerini belirtip, "Rugby, Amerikan Futbolu ile karıştırılıyor. Ama Rugby, Amerikan Futbolu'na göre daha korumasız ve topları aynı. Bunun dışında benzerlikleri yok. Rugby sporu Türk milletine çok yakın bir spor. Güreş bizim ata sporumuzdur. Türk milleti güçlü ve cesaretlidir. Rugby içinde güreşi ve futbolu barındırıyor. Bu nedenle bu spor Türkiye’de geliştirilebilir. Türkiye’de bu potansiyel var. Bu spora önem verilirse Türkiye, Avrupa’da kendine yer bulabilir. İlk on içerisine girebilir. Genç sporcular da rugbyyi severek yaptıklarını belirttiler.

İçinde hem futbol hem güreş var

Rugby, 15’er kişilik iki takımla bir devresi 40 dakika olmak üzere iki devre olarak oynanır. İleriye pas verilmez. Topu elle rakip kale çizgisinin arkasına ulaştırmayı amaçlayan sert bir spordur. Rugby sert bir spor olmasına rağmen en önemli kurallarından bir tanesi centilmenlik ve saygıdır. İçerisinde futbol ve ata sporumuz olan güneş ile bir çok benzer yanı bulunmaktadır. 

Veysel Korkmaz - Onur Erden

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Alevlere koşan süper anneler İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde görev yapan kadın itfaiye personeli, bir yandan yangın ve afetlerde hayat kurtarırken bir yandan da anneliğin yükünü ve özlemini taşıyor. Çocuklarından ayrı geçen uzun nöbetlere rağmen görevlerinden vazgeçmeyen itfaiyeci anneler, fedakarlıklarıyla hem sahada hem evde kahramanlık öyküsü yazıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı bünyesinde görev yapan kadın itfaiye personeli, Anneler Günü’nde hem alevlerle mücadele eden hem de çocuklarını büyüten güçlü kadınlar olarak yaşadıkları zorlukları anlattı. İtfaiyeciliğin disiplin ve dayanıklılığıyla anneliğin şefkatini aynı yürekte taşıyan kadınlar, iki sorumluluğu da büyük bir özveriyle sürdürüyor. Yangınlara ve afetlere müdahale ederken çoğu zaman çocuklarından uzak kalan itfaiye personeli anneler, görev bilinci ile annelik duygusu arasında güçlü bir denge kurduklarını ifade etti. "Çocuğum uyuduğunda bile özlüyorum" İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nda 6 yıldır itfaiye memuru olarak görev yapan Elif Kamile Şahbudak, bir yandan yangınlara müdahale ederken bir yandan da 2 yaşındaki oğlu Görkem’i büyütüyor. Görevi nedeniyle uzun saatler evinden uzak kaldığını söyleyen Şahbudak, en zor duygunun özlem olduğunu belirterek, "Çocuğum evde uyurken bile onu özlüyorum. İşim gereği 24 saat boyunca ayrı kalıyoruz. İnsan çocuğuyla uyumayı seviyor. O anı yaşayamayınca bir boşluk hissediyorsunuz. Ama Görkem, itfaiyeci bir annenin çocuğu olduğu için mutlu. Buraya geldiğinde çok seviniyor. Sahada olmak zor ama sevmediğiniz bir işi yapmak bence çok daha zor. Bu yüzden tüm yorgunluğumuzu unutabiliyoruz. Annelik, yaptığımız işten biraz daha zor ama aynı zamanda dünyanın en güzel duygularından biri" diye konuştu. "Çocuk vakalarında daha hassas oluyoruz" Anne olduktan sonra mesleki bakış açısının değiştiğini ifade eden Şahbudak, özellikle çocukların yer aldığı vakalarda duygusal olarak daha fazla etkilendiğini belirterek, "Anne olduktan sonra empati duygumuz daha da arttı. Sahada profesyonel olmak zorundayız ancak bazı olayların ardından duygusal olarak etkilenebiliyoruz" dedi. Doğum sonrası göreve dönüş sürecinin kendisi için kolay olmadığını da anlatan Şahbudak, o günleri şu sözlerle anlattı: "İlk günlerim ağlayarak geçti. Ama ’yapamayacağım’ deseydim muhtemelen geri dönemezdim. Bu mesleğin gerekliliği bu; devam etmek zorundaydım." "İlk günden itibaren buraya ait olduğumu hissettim" İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı’nda 16 yıldır görev yapan itfaiye memuru Damla Ertuğrul, hem mesleki deneyimi hem de annelik yolculuğuyla dikkat çekiyor. Eşi İlker Ertuğrul’un da itfaiyeci olduğunu belirten Ertuğrul, sahada geçen yılları, aile yaşamını ve anneliği anlattı. İtfaiyeciliğin hayatında çok özel bir yere sahip olduğunu ifade eden Ertuğrul, mesleğe başlama sürecini şu sözlerle dile getirdi: "Hayallerimin arasında yoktu ama göreve başladığım ilk günden itibaren buraya ait olduğumu fazlasıyla hissettim. İyi ki buradayım, iyi ki itfaiyeciyim." "İtfaiyeci anneler daha kahraman" Eşi İlker Ertuğrul ile birlikte uzun yıllar sahada görev yaptıklarını söyleyen Ertuğrul, bu sürecin hem zorlu hem de güçlü bir bağ oluşturduğunu ifade etti. 10 yaşında Ender ve 6 yaşında Eren isminde iki oğlu olan Ertuğrul, çocuklarının gözünde itfaiyeci olmanın ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, "Eren arkadaşlarına ’annem itfaiyeci. O bir süper kahraman gibi’ diyor. Bu beni çok mutlu ediyor. Bütün anneler kahraman ama itfaiyeci anneler daha kahraman. Kendi çocuğunu evde bırakarak, başka çocukları kurtarmaya gitmek; insanların canını, malını kurtarmaya gitmek kolay değil. Evladından ayrı başka bir yerde uyumak kolay değil. Mesleğimiz zor ama her şeye rağmen inanılmaz keyifli" dedi. "İtfaiye benim evim" Mesleğin hayatındaki yerini güçlü bir şekilde tanımlayan Ertuğrul, sözlerini şöyle sürdürdü: "İtfaiye benim evim. Hamilelik zamanlarımı bile burada geçirdim. İyi ki itfaiyeciyim, iyi ki anneyim ve iyi ki itfaiyeci bir anneyim." Çocuklarına bırakacağı en büyük mirasın mesleği ve duruşu olduğunu söyleyen Ertuğrul, "Ömür boyu çocuklarım beni anlatsın istiyorum. Anlatacaklarından da eminim. İtfaiyecilikte vardiyalı sistem uygulanıyor. O nedenle ya babaları ya da anneleri evde yoktu. Bu da aslında çocuklarımı daha güçlü, daha bilinçli yaptı." Damla Ertuğrul’un 6 yaşındaki oğlu Eren, "Annemi çok seviyorum, onuna gurur duyuyorum" derken, 10 yaşındaki oğlu Ender de, "Annem benim için bir kahraman. Bence başkaları için de kahraman, çünkü itfaiyeci. Yangınlarda insanları kurtarıyor. Annemi o yüzden çok seviyorum" dedi.