EĞİTİM - 02 Mayıs 2026 Cumartesi 08:54

Hatay’da depremin ardından inşa edilen 232’inci okulun açılışı gerçekleştirildi

A
A
A
Hatay’da depremin ardından inşa edilen 232’inci okulun açılışı gerçekleştirildi

Hatay’da depremin ardından inşa edilen 232 ‘inci okul hizmete açıldı. Vali Mustafa Masatlı, il genelinde depremde 210 okulun yıkıldığını belirterek 232’inci okulla birlikte hizmete alınan derslik sayısının 2 bin 594 olduğunu söyledi.


Kahramanmaraş merkezli depremlerde en çok yıkıma uğrayan Hatay’da binlerce bina yerle bir olurken kentteki bazı okul binaları da zarar görmüştü. Asrın felaketinde Hatay’da bin 604 eğitim kurumundan 210 tanesi deprem anında yıkılmış, 180 tanesi orta hasar almıştı. Orta hasar alan yapılardan 141 tanesinde güçlendirme kararı alınmıştı. Depremin izlerinin silindiği kentte yeni eğitim yuvaları inşa edilmeye devam ediliyor. Antakya ilçesi Serinyol Mahallesi’nde hayırseverlerin destekleriyle yapımı tamamlanan Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu, düzenlenen törenle eğitim-öğretime açıldı.


Vali Mustafa Masatlı, depremin ardından inşa edilen 232’inci okulun açılışının gerçekleştirildiğini belirterek "Okullarımızla ilgili, bu zamana kadar hemen hemen görülmemiş bir ihya, inşa ve imar çalışması başlattık. Hatay’da 6 Şubat depreminde yıkılmış olan 210 okulun yerine, bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Gazi Mustafa Kemal Ortaokulu ile birlikte 232. okulumuzu açmış bulunuyoruz. Diğer taraftan, 61 okulumuzun inşaatı ise halen devam etmektedir. Tabii bu noktada, özellikle hayırseverlerimize çok teşekkür ediyoruz. Yeni açtığımız 232 okulumuzun 78 tanesi hayırseverlerimizin destekleriyle yapıldı. İnşaatı süren 61 okulumuzun 17 tanesi de yine hayırseverler tarafından inşa edilmektedir. Hatay’da yürüttüğümüz imar, ihya ve inşa sürecine destek olan ve katkı sunan başta sayın Cumhurbaşkanımıza, Milli Eğitim Bakanlığımıza çok teşekkür ederim" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa 3.8 milyar liralık yasadışı bahis ağı çökertildi: 22 tutuklama Bursa’da yasadışı bahis şebekesine yönelik dev operasyonda 31 şüpheli yakalandı, 22’si tutuklandı. Yaklaşık 3 milyar 812 milyon TL işlem hacmine ulaştığı belirlenen organizasyonun 2 ayrı "bahis ofisi" deşifre edildi. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Bursa Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin yürüttüğü soruşturmada, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları ve banka hareketleri detaylı şekilde incelendi. Yapılan analizlerde, şüphelilerin farklı kişiler adına açılmış çok sayıda banka hesabını kullanarak para transferlerini parçalara böldüğü, bu yöntemle finansal takibi zorlaştırmaya çalıştığı belirlendi. Ayrıca, yasadışı bahis sitelerinin yönetiminin Bursa’daki sözde "ofisler" üzerinden organize edildiği, bu merkezlerde teknik altyapının kurularak site yönetimi, para trafiği ve müşteri ilişkilerinin buradan yürütüldüğü tespit edildi. Ekiplerin aylar süren teknik ve fiziki takibi sonucunda, şüphelilerin yurt dışı bağlantılı bahis siteleri üzerinden faaliyet gösterdiği, vatandaşları yüksek kazanç vaadiyle sisteme dahil ederek haksız kazanç sağladığı ortaya çıkarıldı. Operasyon öncesinde iletişim trafiği ve para akışı anbean izlenirken, elde edilen deliller doğrultusunda eş zamanlı baskınlar için düğmeye basıldı. Operasyon kapsamında adreslere düzenlenen baskınlarda çok sayıda dijital materyal ele geçirilirken, ayrıca 2 ruhsatsız tabanca ve 18 fişeğe de el konuldu. Gözaltına alınan 31 şüpheli adliyeye sevk edilirken, mahkemece 22 kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi, 9 kişi hakkında ise adli kontrol kararı verildi. Yetkililer, yasadışı bahis ve benzeri suç örgütlerine karşı mücadelenin aralıksız sürdürüleceğini vurguladı.
Kocaeli Ortaçağ Türk dünyasına yolculuk: Gençlere tarih bilinci aşılandı Kocaeli’de düzenlenen "Ortaçağ Türk Dünyası’nda Yaşam" konulu söyleşide, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu, İran, Kafkasya ve Doğu Avrupa’ya uzanan geniş coğrafyadaki tarihi varlığı ele alınarak katılımcılara kapsamlı tarih yolculuğu sunuldu. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin tarih ve kültür bilincini aşılamak amacıyla düzenlediği "Milli İrade Sohbetleri" bu hafta da yoğun ilgi gördü. Gençlere tarihsel yolculuğa çıkaran programın 2. oturumu "Kütüphanem Kocaeli" çatısı altında Alev Alatlı Kütüphanesi Söyleşi Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleşti. Doç. Dr. Meryem Gürbüz’ün konuşmacı olarak yer aldığı programda, Türklerin Orta Asya’dan başlayarak Anadolu, İran, Kafkasya ve Doğu Avrupa’ya uzanan geniş coğrafyadaki varlığı ele alındı. Karahanlılar, Gazneliler ve Büyük Selçuklular gibi önemli devletlerin siyasi yapıları ve yönetim anlayışlarını detaylı şekilde aktaran Gürbüz, katılımcılara kapsamlı tarih yolculuğu sundu. Gençlere tarih bilinci aşılandı Programda Ortaçağ Türk dünyasında göçler, devletleşme süreçleri ve Selçukluların yükselişi üzerinden Türk boylarının tarih sahnesindeki hareketliliği ele alınırken, İpek Yolu’nun ekonomik ve kültürel etkileri de katılımcılara aktarıldı. Sosyal yapı, göçebe ve yerleşik yaşam, inanç dönüşümleri ve sözlü kültür gibi başlıklarla zengin perspektif sunan programda gençlerin Türk dünyası hakkında daha fazla bilgi edinmeleri sağlandı. Bir sonraki söyleşi 15 Mayıs’ta Söyleşi, Ortaçağ Türk dünyasının günümüz Türk kimliği, sosyal yaşamı, devlet anlayışı ve kültürel yapısı üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesiyle sona erdi. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin "Milli İrade Sohbetleri: Buyur Buradan Dinle, Tarih Projesi" kapsamında düzenlediği etkinlikler, vatandaşları alanında uzman isimlerle buluşturmaya devam ediyor. Serinin bir sonraki söyleşisi 15 Mayıs Cuma günü Alev Alatlı Kütüphanesi’nde Prof. Dr. Mehmet Topal’ın "Osmanlı’da Gündelik Yaşam" konulu konuşmasıyla gerçekleştirilecek.
Antalya En acı yarışmada altın için mücadele ettiler Antalya’nın Kumluca ilçesinde düzenlenen acı biber yeme yarışmasında 3 dakika içerisinde erkeklerde 474 gram, kadınlarda ise 146 gram biber yiyen yarışmacılar yarım altın kazandı.Antalya’nın Kumluca ilçesinde düzenlenen Tarım ve Seracılık Festivali kapsamında Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen acı biber yarışmasına 3’ü kadın 36 yarışmacı katıldı. Yarışmacılar, etkinlik öncesi yarışmada yiyecekleri biberleri jüri üyeleri huzurunda tartarak teslim aldı. Jalapone çeşidi acı biberleri alıp yarışma standına geçen yarışmacılar en fazla biberi yiyerek altın ödülünü alabilmek için mücadele etti. Biberlerin açısına dayamayan yarışmacılar acıyı bastırmak için ayran içip domates yedi. 3 dakika boyunca domates ve ayran eşliğinde acı biber tüketen yarışmacıların çektikleri acı zaman zaman yüzlerine yansıdı.Yarışma sonucunda erkeklerde 474 gram acı biberi yiyen Celal Derin birinci olurken, 370 gram acı biber yiyen Yetkin Tuncer ikinci, 322 gram acı biber yiyen Mehmet Yılmaz üçüncü oldu. Yarışmaya katılan 3 kadın arasında 146 gram ile en çok acı biber yiyen Nazime Sartık ise kadınlar kategorisinde birincisi oldu. Nazime Sartık’a da yarım altın verildi.Yarışmanın birincisi Celal Derin’e yarım altın, yarışmanın ikincisi Yetkin Tuncer’e çeyrek altın, yarışmanın üçüncüsü Mehmet Yılmaz’a da gram altın hediye edildi ayrıca tüm yarışmacılara katılım madalyalarını ve hediyelerini protokol üyeleri verdi.Bazı yarışmacılar biberlerin çok acı olduğu gerekçesiyle yarışmaya bir daha katılmayacaklarını söyledi. Daha önceki yıllarda da birinci olduğunu belirten yarışmanın birincisi Celal Derin, "Geçen sene birinci olmuştum, gelecek sene yine katılacağım ve 3 kez üst üste birinci olduktan sonra bırakacağım" dedi.Etkinlikte baba-oğul rolüyle yarışmaya katılan Mehmet Karakaya ve Cahit Karataş’ın şovu ilgi çekti. Acı biberin açısına dayamayan Mehmet Karakaya alana gelen itfaiye eri tarafından köpük sıkılarak serinletildi.
İstanbul Önce bebeğini doğurdu sonra eşine can oldu: "Böbreğimi verdim, kalbim bile olsa veririm" İstanbul’da yaşayan 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik, eşinin bebeklerini sağlıkla dünyaya getirmesinin ardından kendisine verdiği böbrekle yaşama tutundu. Nakil sonrası hayatlarına mutlulukla devam ettiklerini söyleyen, eşine böbreğini veren Zozan Çelik, "Nakil gerçekleştiğinde 4 aylık bebeğim vardı, hamilelikte vereyim dedim, o kadar istiyordum. Kalbim bile olsa veririm, sessiz kalmayalım, duyarlı olalım" dedi. Böbrek sağlığını korumak için günde 1,5-2 litre su içmek, tuz tüketimi ve işlenmiş gıdalardan kaçınmanın önemine dikkat çeken uzmanlar, düzenli egzersiz, bilinçsiz ilaç kullanımından uzak durmanın böbrek hasarı riskini azalttığını belirtiyor. Böbrek rahatsızlığının nakle kadar giden bir sürece uzanabildiğini ifade eden Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Nefroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Berna Yelken, Klinik Eğitim Sorumlusu Doç. Dr. Gülay Yılmaz, Doç. Dr. Sibel Gülçiçek de önemli uyarılarda bulundu. Nakille yaşama tutunan hastalarından bahseden uzmanlar, İstanbul’da yaşayan 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik’e doğumunun ardından 2024 yılında 33 yaşındaki eşi Zozan Çelik’ten, 60 yaşındaki Olgun Erol’a ise aynı yıl kadavradan nakil yapıldığı aktardı. Uzmanlar, nakil sonrası sürecin bitmediğini söylerken naklin sadece yapılan kişiyi değil birçok kişinin hayatını etkilediğini de belirtti. "Altın standart tedavimiz; böbrek nakli" ‘Kronik böbrek yetmezliği çok geniş spektrumda bir hastalık’ diyen Doç. Dr. Gülay Yılmaz, "Hipertansiyon, genetik hastalıklar, kullanılan ilaçlara bağlı gelişen böbrek yetmezliği tabloları. Tüm dünyada ve ülkemizde en önemli sebebi; diyabet hastalığı. Akut böbrek yetmezliğinin çok çeşitli sebepleri var. En önemlilerinden biri; vücudun susuz kalması, enfeksiyonlar, ishaller, kullanılan böbreğe zarar verebilecek ilaçlar. Böbrek naklinin yapılabilmesi için hastaya kronik böbrek yetmezliği ve son dönem böbrek yetmezliği tanısını koymak gerekir, evreleri var. 5’inci evre dediğimizde artık böbreği yüzde 15’in altında çalışıyor. Hasta yeterli idrar çıkaramıyor, vücuttaki toksinleri uzaklaştıramıyor, kansızlık meydana geliyor, kemik yıkımları olmaya başlıyor artık böbreğin yerine bir tedavi koymamız gerekiyor. 3 çeşit tedavimiz var; hemodiyaliz, periton diyalizi, 3’üncüsü ise altın standart tedavimiz; böbrek nakli. 2 çeşit nakil var; kadavradan ve canlıdan nakil" dedi. "Eşinin doğum yapmasının ardından böbrek naklini gerçekleştirdik" Mehmet Şah Çelik’in nakil sürecine ilişkin konuşan Doç. Dr. Gülay Yılmaz, "Çok genç bir hasta, yaklaşık 5 yıl önce kronik böbrek yetmezliği tanısı almış. Tanı alındığında bile böbrek fonksiyonları çok düşük, evre 4’teyken ilk defa nefrologa geliyor. Bana geldiğinde çok çeşitli ilaçlar kullanıyor, halsizlik, yorgunluk, zaman zaman ödem, nefes darlığı gibi yavaş yavaş son dönem böbrek yetmezliği belirtileri de iyice oturmuştu. Bir an önce nakil olması gerekiyordu. Yakınlarıyla görüştü, hamile olan eşinin böbrek vericisi olabileceğini öğrendik. Eğer diyalize girmeden nakil yaparsak sonuçlarımız çok daha iyi, bu yüzden çok sıkı takip ettik, eşinin doğum yapmasını bekledik. Anne, 4 ayın sonunda artık bebeğini emzirmeyeceğini söyledi. Eşini donör olarak kullandık. 1,5 yıl oldu, her şey çok iyi gidiyor. Hastanın uyumu, ilaçlarını düzenli kullanması, diyetine dikkat etmesi çok önemli. ‘Nakil oldum, hastalığım bitti, artık başıma hiçbir şey gelmez’ demek değil çünkü bir insanın vücuduna başka bir insana ait bir dokuyu naklediyorsunuz. Tüm halkımızı bilinçli ve duyarlı olmaya ve kadavradan bağış için ellerinden ne geliyorsa yapmaya davet ediyorum" dedi. "Kadavradan böbrek naklinde biraz zayıfız" Nakil sonrası takip süreçlerinin çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Berna Murat Yelken, "Organı reddetme riski ilk 3 ay biraz daha yüksek oluyor. Bu dönemde biraz daha bağışıklık sistemi baskılayıcı ilaçlar veriyoruz. İleri dönemde de başka komplikasyonlar görebiliyoruz; obezite, şeker, kemik erimeleri ortaya çıkabiliyor. Sağlıklı yaşam tarzını benimsemeleri, sigarayı bırakmaları gerekiyor. Hastalarımız ilaçlarını bırakırsa vücut bu böbreği reddeder. En çok istediğimiz şey; ilaçlarını doktor tavsiyesine göre almaları, kafalarına göre almamaları. Herhangi bir sorunla karşılaştıklarında; ateş, idrar azalması ya da bir sorun fark ettiklerinde mutlaka bize başvurmaları gerektiğini vurguluyoruz çünkü bu hastalarda klinik diğer hastalardan çok daha hızlı seyredebiliyor. Evde ateşli 1 gün bile geçirmeleri hayatını riske atabiliyor. Olgun Bey, yaklaşık 8 yıldır kronik böbrek hastalığıyla takipte olan bir hastaydı. Kadavradan böbrek nakli gerçekleştirdik, şu an 2 sene oldu. Kontrollerinde inanılmaz düzenli gelip gidiyor. Kadavradan böbrek naklinde ülke olarak biraz zayıfız. Türkiye’de geçen senenin verilere baktığımızda yüzde 90 canlıdan böbrek nakli yapılmış yüzde 10 kadavradan yapılmış. Avrupa ve Amerika verilere baktığımızda bu oran biraz daha ters, yani yüzde 80 kadavradan yüzde 20 canlıdan böbrek nakli yapılıyor" diye konuştu. "Genelde belirti vermez" ‘Böbrek hastalığı sessiz ilerleyen bir hastalık’ diyerek sözlerine başlayan, kan ve idrar tahlilinin hastalıklara dair belirleyici değerleri ortaya koyabildiğini söyleyen Doç. Dr. Sibel Gülçiçek, "Genelde belirti vermez. Risk faktörü varsa örneğin; diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, obezite veya ailede böbrek yetmezliği hikayesi olan hastaların dikkat etmesi gerekir. Su tüketimimize çok dikkat etmemiz lazım ne az ne fazla gerektiği kadar. Mümkün olduğunca az tuz tüketmek, bu böbrek hastalığına has değil. Hipertansiyon ve bütün kronik hastalıklar için önemli bir nokta; tuz tüketimi ve ilaçların doktora sormadan kullanımı. Örneğin; ağrı kesicilerin kontrolsüz ve gereğinden fazla tüketimi. Hepsi böbrek sağlığını tehdit eden faktörler" şeklinde konuştu. "Hiçbir zaman umutlarını kaybetmesinler" ‘Rahatsızlığımı 2021 yılında öğrendim’ diyen 38 yaşındaki Mehmet Şah Çelik, "Başka bir hastanede tedavi görüyordum. 2023 yılında Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’ne geldim. 2024 yılı 25 Temmuz’da nakil, eşimden gerçekleştirildi. Bir böbreğini bağışladı, sağ olsun. O zaman da 4 aylık bir bebeğimiz vardı. Çocuklarımızı memlekete bırakıp naklimizi olduk. İnsan kelimeyle anlatamıyor, minnettarım. En zoru nakil zannediyorduk, en basitiymiş, önemli olan; nakilden sonrasıydı. Hiçbir zaman umutlarını kaybetmesinler, biz söz var ya gün doğmadan neler doğar, sürekli umutlu olsunlar" dedi. "Nakil gerçekleştiği zaman 4 aylık bebeğim vardı" 4’üncü çocuklarını kucağına aldıktan sonra eşine böbreğini veren Zozan Çelik, "Eşim psikolojik olarak zaten iyi durumda değildi, eşime destek olmam gerektiğini biliyordum. Nakil gerçekleştiği zaman 4 aylık bebeğim vardı, bu süreçte ilaçlardan dolayı bebeğimi emziremedim ama bebeğim bize umut olmuştu. Hamilelik sürecinde alıp eşime verelim, o kadar istiyordum. Sessiz kalmayalım, duyarlı olalım çünkü verdiğimiz her organ birilerine hayat olabiliyor. Hastalığını ilk öğrendiğimiz zaman böbrek olduğunu bilmeden önce eşime sarılmıştım eğer ki kalp bile olsa vermeye hazırdım. Kalbim bile olsa veririm, bir insan kalbi olmadığı zaman yaşayamaz, o derece aramızda sevgi ve saygı vardı. Böbrek olduğunu öğrendiğim zaman zaten 2 tane, bir tane ile de hayat sürebilirim dedim" şeklinde konuştu. "Nakil oldum sanki yeniden doğdum" "Yaklaşık 2,5 yıl diyaliz gördüm, bir sabah telefonum çaldı’ diyerek sözlerine başlayan 2024 yılında naklin gerçekleştiğini söyleyen 60 yaşındaki Olgun Erol, "Dediler ki ‘Nakil olacaksınız’. Nakil öncesini hiç anlatamam. Diyalizden çıkıp eve gittiğim zaman kendimi hatırlamıyordum. Şimdi çok iyiyim, nakil oldum sanki yeniden doğdum. Herkesin bağış yapmasını isterim. Diyalize girdiğim zamanki fotoğraflarıma bakıyorum şimdi ki fotoğrafa bakıyorum; muazzam iyiyim ama böreği aldıktan sonra bakmak lazım. İyileştim dersen o böbrek 2 gün sonra vücuttan kendini atar. Doktorum bana ne söylediyse o şekilde devam ediyorum" ifadelerini kullandı.