EKONOMİ - 10 Mayıs 2023 Çarşamba 10:56

Isparta’da domates ve karanfil fideleri toprakla buluştu

A
A
A
Isparta’da domates ve karanfil fideleri toprakla buluştu

Isparta’nın merkeze bağlı Deregümü köyündeki seralarda domates fidesi dikim işlemleri başladı.

Isparta’nın merkeze bağlı Deregümü köyündeki seralarda domates fidesi dikim işlemleri başladı. Yaklaşık bin dönüm arazide üretilen domateslerden 15 bin ton rekolte beklenirken, 2 bin dönüm arazide gerçekleştirilen karanfil üretiminde 2 yüz milyon dal karanfil bekleniyor.


Isparta’nın merkeze bağlı Deregümü köyündeki seralarda domates fidesi dikim işlemleri başladı. Köydeki seralarda Mart ayında kesme çiçekle başlayan üretim, serada domates ve karanfil üretimiyle devam ediyor. Yaklaşık bin dönüm arazide üretilen domateslerden 15 bin ton rekolte beklenirken, 2 bin dönüm arazide gerçekleştirilen karanfil üretiminde 2 yüz milyon dal karanfil bekleniyor.


Dikimin yüzde 80 oranında gerçekleştiğini dile getiren üretici ve Deregümü köyü muhtarı Ali Toprakçı, “Yüzde 20 oranında dikimlerimizi Mayıs içerisinde gerçekleştirip, hasadı beklemeye başlayacağız. Bin dönüm arazide üreteceğimiz domateslere aşılı olarak 1 milyon fide, aşısız olarak düşünürsek de 2 milyon fideyi toprakla buluşturduk. Bu yıl bin dönüm arazide yaklaşık 15 bin ton civarında domates üretimi elde etmeyi hedefliyoruz. Bunu da daha önce de bilindiği üzere yüzde 30’unu ihracatta, yüzde 70’lik bir kısmını da Ankara, İstanbul, İzmir, Konya gibi büyükşehirlerimize göndereceğiz” dedi.


Karanfil ve domates ihracatları yaparak ülkenin milli ekonomisine büyük bir katkı sağladıklarını belirten Toprakçı, “Domatesimizin üretimi fideyle buluştuktan sonra ipler atılıyor. Yaz üretimi olduğu için arılı domates yani döllenmesi için arı kullanıyoruz. Arıyı kullandığımız için de gittiği yerlerde bu çok güzel rağbet görüyor. Ankara, İstanbul gibi illerimizde özellikle Isparta domatesi diyorlar ve bize bu yönde talepte bulunuyorlar. Biz de onun gönül rahatlığı içinde oluyoruz" dedi.



Yüzde 99’u Avrupa ülkelerine gönderiliyor


Deregümü köyünde Nisan ayı itibarıyla başlayan domates ekiminin yanı sıra karanfil fideleri de toprakla buluşuyor. Köyde bu yıl yaklaşık 2 bin dönüm arazide yapılan karanfil üretiminde yaklaşık 2 yüz milyon dal karanfil beklendiğini vurgulayan Ali Toprakçı, “Bu karanfil üretiminin iç piyasası zaten yok. Yüzde 99’unu Avrupa ülkelerine göndermekteyiz. Avrupa ülkelerine gittiği için yüzde 100 kısmı da ihracat oluyor ve bu ihracattan dolayı milli ekonomimize müthiş bir şekilde gelir oluyor. Ülke ekonomisine katkı sağladığımız için çok mutluyuz” diye konuştu. Köyde yapılan üretimden dolayı kadınlara istihdam sağlandığını vurgulayan Toprakçı, “Çevre illerden gelen, doğu illerimizden gelen kadın işçilerimize burada istihdam sağlanıyor. Kadınlar hem ülke ekonomisine hem de köyümüzün üretimine müthiş şekilde bir katkı sağlıyorlar. Domates ve karanfil üretimimiz hiçbir zaman Allah’ın izniyle Deregümü köyünde bitmeyecektir. Şartlar zor olmasına rağmen hiçbir zaman üretmekten vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.